Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

beklemekFaruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da razıyım kavuşmasam’ şarkısını, ‘Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam/Bekleyenim olsa da razıyım kavuşmasam’ nakaratıyla bizim kuşak Suat Sayın’dan dinledi.

‘Beklemek’ kavramı ‘Bir iş oluncaya, biri gelinceye kadar bir yerde kalmak, durmak. / Süre tanımak, acele etmemek. / Bir şeyi-kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek. / Karşılaşma ihtimali bulunmak. / Aramak, istemek. / Oyalanmak.’ anlamlarıyla dilimizde kullanılır.

‘Beklemek’ ile ilgili dilimizdeki atasözlerimiz şöyledir: ‘Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. / Çarşı iti ev beklemez. / Değirmene gelen nöbet bekler. / Korku dağları bekler (aşırır).’



Aynı konudaki deyimlerimizi de şöyle sıralayabiliriz: ‘ağzına verilmesini beklemek / başında beklemek / hacı bekler gibi beklemek / dört gözle beklemek/ fırsat beklemek / gününü beklemek / kısmet beklemek / medet beklemek / nefesini tutup beklemek / nöbet beklemek / pusuda beklemek / tetik üstünde beklemek / tetikte beklemek (olmak, bulunmak, durmak) / yolunu beklemek …’

Değişik anlamlardaki ‘beklemek’ kavramının ağırlıklı olarak ‘ummak’ anlamı üzerinde duralım biraz şöyle:

Beklemek, beklemeyi bilmek; beklemeyi yaşamak/öğretmek öğretildi bize küçükken. O gün bugün hayattan her yaşta bir şeyler bekleriz. Bu beklediklerimiz, kendimizden, çevremizden, sevdiklerimizden, devletimizden… dir. Bunlarla şekillenir beklentilerimiz. Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu bir kenara, şimdilik, bırakırsak bazı şeyleri beklememek de var serde elbet.

Aşağıdakilere sizin/sizlerin ekleyecekleri daha da çoktur/çok olmalıdır, diye düşünüyorum. Ekleyip ilgililere iletmenizi can-ı gönülden istiyorum. Sıralayalım bakalım benim bekleyip beklemediklerimi:

Anlatabilmek için anlamayı beklemiyoruz.

Arkadaşın değerini anlamak için arkadaşsız kalmayı beklemiyoruz.

Barışmak için ayrılığı beklemiyoruz.

Beterin beteri olduğunu bildiğimizden daha beterini beklemiyoruz.

Çalışmak, çalışmaya başlamak için en iyi işi beklemiyoruz.

Dua’ya inanmak için acıları beklemiyoruz.

Fark etmek için fark edilmeyi beklemiyoruz.

Felakete hazırlık için felaket beklemiyoruz.

Hediyeleşebilmek için hediye almayı beklemiyoruz.

Kurallara uymak için başımıza iş gelmesini beklemiyoruz.

Nasihatlerin değerini kavrayabilmek için ‘ibretlik olmayı’ beklemiyoruz.

Nazik olmak için karşımızdakinden bir gülümseme beklemiyoruz.

Özür dilemek/dileyebilmek için karşı tarafın da acı çekmesini beklemiyoruz.

Seviyoruz; sevdikçe sevgimizin/sevgilerin artacağını biliyoruz. Beklentisiz sevebilmek için denemeyi dahi beklemiyoruz.

Sevmek için sevilmeyi beklemiyoruz.

Yardım edebilmek için yardım almayı, zamanımızın uygun olmasını beklemiyoruz.

Yolda doğru ilerlemek için yoldan sapmayı beklemiyoruz.

Beklediğimizi ve ne için beklediğimizi bilerek bekliyoruz elbette.

Beklemeyi bilen insanın hemen her şeyi elde edebileceğini, her şeyin ayağın ada gelebileceğine inanarak bekliyoruz.

Beklemeyi öğrenmeyi/öğretmeyi bekliyoruz.

Beklenen geleceğine inanıp beklemenin güzelliğini yaşayarak bekliyoruz.

Büyük beklentilerle yaşarsak büyük şeyler olacağına inanıp öylece bekliyoruz.

Dünyanın bizi beklemeden döndüğünü bilerek her şeyin iyi sonuca gitmesini isteyerek bekliyoruz.

Hayatımızı sadece yaşadıklarımızla değil beklentilerimizle de şekillendirmeye çalışarak bekliyoruz.

Kısa vadede zor, dayanılmaz, acı olsa da uzun vadede kazanabilmek umuduyla bekliyoruz.

Önce kendimizden sonra başkasından beklemeyi öğrenip/öğreterek bekliyoruz.

Sabırsız kişinin iki kere bekleyeceğini, tekkeyi bekleyenin çorbayı içeceğini bilerek bekliyoruz.

Hepimizin arzusu Cennet ... Cennet, son derece güzel ve büyük menfaat, kesintiye uğramayacak olan üstün iyilik …

En güzel bekleme, Cennet’i bekleme değil mi?


Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile