Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
aylacerenİşte yine diğer günler gibi sıradan bir gün başlıyor. Ocak ayının soğuğu, ayazı içimizi titretiyor. Çocuklar sırtlarında çantaları gözleri yarı açık okulun yoluna dökülüyorlar. Güneş yüzünü gösterir mi ki bugün? “Hele okula bir varayım sıcak bir bardak çay içeyim.” diye geçiriyorum içimden.
O da diğer öğrenciler gibi giriyor kapıdan. Sırtında çantası, üstünde sarı ve yeşil karışımı kabanı, gözlerinde uyku mahmurluğu. Gülüyor, şımarıyor çoğu zaman. Ama diğer çocuklardan farklı. Sınıfta tek başına oturuyor. Canı sıkılıyor haliyle, sağa sola sataşmayı seviyor. Herkes tahtadaki yazıyı defterine yazarken Hasan bakıyor sadece. Uzun uzun bakıyor. Dalıyor bazen esrarengiz şekiller oluşuyor tahtada, içini bir sıkıntı kaplıyor saç diplerinden iç organlarına kadar sıkıyor kendini. “Neden okuyamadım?” Sorusu göz bebeklerinde bir kıvılcım oluyor.
Arkadaşlarına bakıyor herkes bir şeyler yazmanın ve öğrenmenin telaşında. Dersleri o da dinliyor sorulara cevap vermeye çalışıyor ama hep bir şeyler eksik. O eksiklik,  büyüyor büyüyor kocaman kapkara bir çukur oluşturuyor yüreğinde.
Teneffüslerde arkadaşlarıyla oynamak istiyor kimsenin umurunda olmuyor çoğu zaman. Çok saf ve temiz bir yüreği var Hasan’ın. Bazen arkadaşlarını kızdırıyor arkadaşları okuma yazma bilmediği için Hasan’ı hoş görüyorlar. Şikâyet etmeyi sever çocuklar bundan değişik bir haz alırlar. Hasan’ı çok şikâyet ederler bütün yaramazlıkları yapan o değil ama Hasan yaptı oluyor adı.
Öğrenciler okulun ilk günlerinde yaşadıkları heyecanlara alfabeyi öğrenince yeni heyecanlar eklerler. Emek ve zorlu bir süreçten sonra hedeflerine ulaşırlar. Bu onların öğretmenleri için de mutluluk kaynağıdır. Artık yeni bir kapı ve yeni uzun bir yol açılır önlerinde. Yeni bilgiler öğrenmek, her şeyi okuyabilmek, yazabilmek ve her geçen gün büyümek. Okuyarak yazarak büyümek.
Yirmi dokuz temel harfi öğrenmek bazen de çok zordur. Bazıları zor öğrenir. Özel ilgi özel çaba gerektirir. Hasan beşinci sınıfta. Dikkat eksikliği var onda. Destek eğitimi verilmesi kararlaştırılıyor Hasan’a geç olsa da.
Alfabede sesli harflerden başlıyoruz önce. A, E, O,Ö,U,Ü,I,İ.En çok Ü sesinde takılıyor Hasan.
“Horozun çıkardığı ses mi?” diyor. Başlıyor ötmeye. Öğretmenler odasından kesik kesik bir horoz sesi duyuluyor. Birinci grup seslerle okuyabiliyor bir süre sonra. Hasan’ın dikkatini toplamak o kadar zor ki. Çalışmaya başlamadan önce uykumuzu açmak için horoz sesi çıkartıyor uzun uzun. Zamanla Denizli horozu oluyor bu ötüşler. Kesintisiz ve uzun uzun. Odaya gelenler önce bir şaşırıyor sonra başlıyorlar gülmeye. İki hece, üç hece okuyor, arkasından başlıyor soru yağmuruna.
“Sizce öğretmenim kangal mı yener kurt mu yener dövüş etseler?”Akşam ayıların belgesel filmini izledim…”
Hasan’ı dinliyoruz mecburen. Sonra iki üç hece daha. Günler böyle geçip gidiyor. Hasan zorluyor beni ve diğer iki arkadaşımı.”Ü “sesini iyi öğrendi Hasan. Ü’lü hecelerle ilgili sorun yok. Gelen giden horoz gibi bir öt bakalım diyor. Hasan komik aynı zamanda. Ne yaparsa yapsın kızamıyoruz ona. Ekim ayı da bitiyor işte. İkinci ve üçüncü grup sesleri verdik. Bir adım ileri iki adım geri gidiyoruz Hasanla. Ümidimizi kaybettiğimiz anlarda “Sabır acıdır meyvesi tatlıdır.”atasözü geliyor aklımıza sabırla çalışıyoruz.
Zamanla öğretmenler odasında Hasan okurdu Hasan okumazdı bir konu halini alıyor. Biz “Okuyacak !”diyoruz bazıları gidişata bakıp “Zor okur, ilerleme kaydedemiyorsunuz !”diyorlar.
Bu arada Hasan aslında elinden geleni yapıyor. Geçen gün“Artık okumak istiyorum öğretmenim.”dedi. Ben de
“ Neden?”diye sordum.
“Öncelikle biraz daha büyüyünce askere gideceğim orada okuma yazma bilmediğimi öğrendiklerinde çok utanırım. Ehliyet de almam lazım ileride. İşe girerken de sorarlar bana. En önemlisi de şu babaannemlerin, halamların, annemin dilinden kurtulmak istiyorum. Yeter artık sorup duruyorlar ha bire sıkıştırıyorlar beni.”
Haklı çocuk. Hangi zamanda yaşıyoruz. Bu kez Hasan’ın gözlerinde bir pırıltı vardı. İstiyordu gerçekten istiyordu. Kasım ayı sonlarında Hasan olayı iyice alevlendi. Bir iddia oluştu kendi kendine. Biz “Hasan “15 Ocak” tarihinde okumaya geçecek.” dedik. Hasan’ın durumunu gözlemleyen arkadaşların çok ümidi yoktu. Her şey daha başkalaştı sonraki günlerde. Hasan’ı iyice sıkıştırmaya başladık. Teneffüslerde de almaya başladık Hasan’ı. Her okumanın sonunda çikolatayı kapıyordu Hasan.
Nihayet bütün sesleri tamamladık. Kimi seste ayı taklidi yaptık, kimi seste arı sesi çıkarttık, bazen köpek gibi havladık, bazen kedi gibi miyavladık. 15 Ocak Çarşamba günü Hasan’ın o büyük sınavı vardı. Birinci sınıfların kitabını alarak Hasan’ı imtihan ettiler. Hepimiz biraz telaşlı, biraz meraklı, biraz da korkarak Hasan’ın ağzına bakıyorduk. Hasan çok yavaş da olsa kitaptan iki paragraf okudu. Juri üyeleri oy birliği ile okuduğuna karar verdi.
Öğleden sonra bir tepsi baklava masanın üzerinde afiyetle yenmeyi bekliyordu.

Ayla Coşkun CEREN

Yazar Hakkında

Ayla Coşkun CEREN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile