Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
guvenKorku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, güven(itimat).
Güvenmek; bir şey veya kimsenin kendisinden bekleneni vereceğine veya yapacağına inanmak, ona güven duymak, emin olmak, itimat etmek…
Güven, hayatımızın esası. Bunun yolu da güven kazanmaktan geçiyor elbette. Güven kazandıran iki unsur var hayatta: Güvenilir olmak ve işinin uzmanı olmak. Bu hususun ortaya çıkışı ve algılanışı da aşağıdaki kavramlarla direkt ilgili: Güveni olmak, güvenmek, inanmak; güven kazanmak kendisine inandırmak; güven vermek de güven duygusu uyandırmak, itimat telkin etmek.
Sosyal hayat, güven üzerine kurulmuştur.
Güven, her zaman en büyük takdirnamedir.
Güvenilmek, sevilmekten de büyük iltifattır.
Toplumdaki başarımız, çevremizin bize güvenine göre şekillenir. En büyük başarımız bu güvene layık olmaktan geçer. Bizim tutumuzu sürekli değerlendiren bir ‘güvenoyu’ vardır çevremizde. Güvenoyunu alamayan da biz alan da... Bunun temelinde de değişim ve sürekli gelişim yatar tabiki. Güven için bizdeki değişim ve gelişim yetmez; toplumun gelişim ve değişimi de etkiler hepimizi.
Başta kendimiz olmak üzere çevremize güvenmeli ama sürekli de takip etmeliyiz. Başarı ve de mutluluğun ana yolu burada bence. Kendini kontrol eden, takip eden; çevresi kontrol eden, takip eden başarı yolunda güçlü/hızlı adımlarla yürüyecektir.
Kendimize güven kazanmak ve böyle yaşamak durumundayız. Bunun için başarısızlığa imkân vermeyecek şekilde bir şeye iyi hazırlanmak, başkalarına muhtaç olmamaya çalışmaktır. Ancak böyle olursak başkalarının aleti olmaz, ancak böyle olursak onların oyununa gelmeyiz.
Kendimize güven, aynı zamanda yaptığımız işe de güvendir. Kendinize güvenmeli; nasıl yaşayacağımızı çok iyi tespit etmeliyiz. İlerlemeyebilmek için güvensizliği yok etmek durumundayız. Zira, en büyük engel kendinize güvensizliğimizdir. Kendimize güvendiğimiz sürece büyük işlere girişebiliriz. Hâsılı, kendimize yapabileceğimiz en büyük fenalık, kendine olan güveni kaybetmektir. Genel anlamda da buna ‘Özgüven’, ‘İnsanın kendine güvenme duygusu’ diyoruz.
Kendimize güvendiğimiz sürece başkalarına güvenebiliriz. Güven duymak; güvenmek, inanmaktır. Bir şeye inanmaktan, dayanmaktan, bel bağlamaktan gelen rahat ettirici duygudur güven duymak.
Güvenimiz sarsılabilir, güvenimiz kalmayabilir, güvendiğimiz inandığımız bir kimseye geçen olaylar sebebiyle artık güvenmez, inanmaz olabiliriz. Güvendiğimiz dağlara kar yağabilir. Bu şartlarda dahi kontrollü olmak kaydıyla insanlara güvenmekte fayda var.
Fazla güven, bizi aldatılabilir ama güven duymazsak da hayatımız iyice zorlaşır.
Bir insanı doğru yapmak ona güvenmekten, düzenbaz yapmak da ona güvenmemekten geçer.
Hayatta bizi üzecek birileri hep olacaktır. Yapmamız gereken insanlara güvenmeye devam etmek ama kime iki defa güveneceğini iyi seçmektir.
Her zaman güvensizlik göstermenin her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlış olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
Herkesin güvenini kaybedenin kaybedecek pek bir şeyi kalmamıştır.
Güvensizlik başlayınca dostluk da kaybolacaktır.
Hiçbir şeyin hiçbir şeye yetmediği yerde/zamanda Allah’a güvenmek en âlâsı elbette.
Güven konusunu, Atatürk ile ilgili şu hatıra ne güzel anlatıyor değil mi:
“Resmi bir ziyaret için Türkiye’ye gelen İngiltere Başbakanı W. Churchill Atatürk’le görüşmektedir. Görüşme sırasında Churchill Atatürk’e bir soru sorar:
‘Kurtuluş Savaşını nasıl kazandınız?’
Atatürk, genç yaverinden silahını ister. Silahtan mermileri çıkarır. Dışarıdan bir nöbetçi asker çağırtır, tabancayı uzatır, ‘Kendini vur.’ der.
Asker saniye tereddüt etmez, tabancayı şakağına dayar ve tetiği çeker. Churchill hayretler içerisindedir.
Atatürk, ‘İşte, böyle kazandık.’ der.”

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile