Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  



Benim bunda kararım yok,
Ben bunda gitmeğe geldim.
Bezirgânım metaım çok
Alana satmağa geldim.

 

Ben gelmedim dâvâ için
Benim işim sevi için
Dostum evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.


diyen, gönüller ikliminin güneşi, büyük âşık Yunus Emre’yi tanıyalım…Âşık Yunus için yazılanlar diziye gelmez,  koca bir kütüphaneyi doldurur. Aslında o yüzyılları kucaklar, yüzyıllar onu söyler, seven ve sevilen gönüller, yüzyıllardır onu söyleşir. O, yüzyılların aşk yüklü dertli dolabıdır inleyen…

                      Benim adım dertli dolap
                      Suyum akar yalap yalap
                      Böyle emreylemiş çalap
                      Derdim vardır inlerim.



Suyu alçaktan çekerim,
Dönüp yükseğe dökerim,
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inlerim
.

 

Yunus’un yaşadığı devir, Anadolu’nun içine dönük, umutsuz, bezgin bir dönemdir. Moğol akınları karşısında yenik düşen Anadolu Selçuklu Devleti, Türkmen Boylarının ikide bir ayaklanmasıyla tümden güçsüz olmuş, halktan koparak, kendi derdinde, kendi hayatını sürdürme çabasına düşmüştür. Üst üste gelen kıtlık ve sürekli kuraklıklar, bitkin ve ezik halkın yaşama umudunu kırmış, halk “gerçek mutluluğun ölümden sonra var olacağını, bu geçici dünyada, arı-duru bir gönülle Tanrı’ya yönelmeyi…” telkin eden mutasavvıf şeyhlerin çevresinde küme küme toplanmıştır. Yunus, bu ortamda, bir aşk ve sevgi güneşi olarak Anadolu’da doğmuş, umutsuzlara umut vermiş, Anadolu’nun gönlü ve dili olmuştur.

Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni


Mevlâsını, her yerde, her zaman çağıran Yunus, gençlik yıllarında büyük mutasavvıf Mevlânâ Celâleddin’in sohbet meclislerine katılmış:

Mevlânâ Hüdavendigâr bize nazar kılalı
Onun görklü nazarı gönlümüzün aynasıdır


beytiyle himmet nazarının gönlüne ayna olduğunu söylemiştir. Çeşitli söylentiler, Yunus Emre’nin yaşayışına renk katar. Bir kıtlık günü Hacı Bektaş Velî’nin Dergâhına varmış, buğday istemiş. Ona, buğday yerine “himmet” teklif edilmiş. “ Hayır, demiş buğday isterim”. Çuvallarını buğdayla doldurmuşlar. Köyüne dönerken yarı yolda aklı başına gelmiş. Geri dönerek Hacı Bektaş’tan “Erenler himmeti” dilemiş. “Senin kısmetin Taptuk Emre’dedir”  demişler ve Taptuk Emre’ye ısmarlamışlar. Yunus, tam kırk yıl Taptuk Emre’nin Dergâhı’na odun taşımış. “ Taptuk  Dergâhı’na odunun eğrisi bile gerekmez” diyerek, kırk yıl tek bir  eğri odun getirmemiş. Sonunda, muradına ermiş. Kendisine izin verilmiş:



Dirildik pınar olduk,
İrkildik ırmak olduk,
Artık denize daldık,
Taştık Elhamdülillah


 

Taptuğun tapusunda,
Kul olduk kapısında,
Yunus miskin çiğ idik
Piştik Elhamdülillah


diyerek, diyar diyar dolaşmış, içinde yanan ateşin közüyle şiirler söylemeye başlamış…

Yunus’un gönlünde ilâhî aşk’tan başka’ya yer yoktur artık. Bu aşkın potasında, yanıp yakılmakta, bu yanışın iniltileri Yunus’u şairleştirmede… Artık Yunus yok, ortada aşk var, aşkın terennümleri var. Yunus, bu aşk harmanında savrulan buğday taneleri gibi estikçe aşk, döküldükçe aşk:



Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni



Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni…


 

Yunus, Anadolu’da doğan, yine Anadolu’da batan bir tasavvuf güneşidir. Yaşadığı çağda Türkçe bir kenara itilmiş, hor görülmüşken, Yunus, Türk dilini, bütün incelik ve güzellikleriyle sırtlamış, ayağa kaldırmış, kendinden sonra gelen ozanlara öncülük etmiştir. Yunus’un dili, Anadolu’nun öz dilidir. Anadolu Türklüğünün yüreği Yunus’ta çarpar, bu yürek kükrekliğiyle Yunus’ta dile gelir:



Gönlüm düştü bu sevdaya
Gel gör beni aşk neyledi
Başımı verdim kavgaya
Gel gör beni aşk neyledi


 

Ben ağlarım yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilim ne divâne
Gel gör beni aşk neyledi


 

Onun doyumsuz sevgisinde, insanlığın sesini duyarsınız. Bu seste gerçek inanç, Tanrı sevgisi, insan değeri, var olmanın sevinci var. Tüm kötülüklerden arınmış, duru bir gönülle seslenir insanlığa:

Adımız miskindir bizim,
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız.
Kamu âlem birdir bize…


derken, insanları anlayış ve dayanışmaya, birliğe ve dirliğe davet eder. Onun bu çağrısı “sevgi” ocağınadır.

Seslenir:

Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım.
Sevelim sevilelim,
Dünya kimseye kalmaz.


 

Yunus’u kırk gün söyleşsek, yine bitmez. Bu, Türkmen Türk-İslam düşünürü ünlü şairin, bilinen iki eseri vardır. Biri, Risalet-ül Nusshiyye yahut Öğüt Risalesi adıyla aruz ölçüleri içinde yazılmış, tasavvufî, ahlâkî, dini bir eserdir. Sabır, hoşgörü gibi kavramların güzelliği anlatılırken, cimrilik, kin, nefret gibi duyguların da ne kadar kötü olduğu üzerinde durur. Diğeri ise asıl şiir gücünü yansıtan Divan’dır. Divan adlı eserinde, yazdığı tüm şiirleri derlemiştir.

Yunus’un en önemli özelliği, şiirlerini halk dili ile yazmış olmasıdır. Bu nedenle gerek yaşadığı devirde gerekse günümüzde, şiirleri rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Yaşamının büyük bir kısmını dergâhta geçirmesi ve dervişliğe ulaşmak için harcadığı çabaların da etkisiyle, şiirlerinin çok büyük bir kısmının konusu tasavvuftur. Şiirlerinde Allah’a olan sevgisini dile getirmesidir.

Yunus, 1240 yıllarında doğmuş, 1321 yılında, seksenbir yaşlarında olduğu halde, hayata gözlerini kapamıştır. Eskişehir’de, Karaman’da, Aksaray’da, Kırşehir’de Anadolu’nun daha birçok şehir ve kasabalarında mezarı olduğu söylenirse de onun asıl mezarının seven ve sevilenlerin gönlü olduğu bir gerçektir. Bu mezar Yunus’a daha çok yakışmaktadır.

Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun.


 

Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken hâlimizi
Soranlara selam olsun.


 

Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir âsân veçhile
Yuyanlara selâm olsun


 

Sela verdik kasdımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selâm olsun


 

Derviş Yunus söyler sözü
Yaş dolmuştur iki gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selâm olsun.


Ali Alper ÇETİN
 

Kaynakça

bilgihanem.com
yunusemre.net
Önder Mehmet, Anadolu’yu Aydınlatanlar. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1998 Ankara


 *Türk İslam düşünürü Yunus Emre, 1991 yılı UNESCO tarafından Yunus Emre'nin doğumunun 750. yılı olarak anılmıştır.
** Yunus Emre,  memleketi olarak birçok il ve ilçe tarafından sahiplenildiği için makalede Ankara-Yenimahalle Yunus Emre Anıtı kullanılmıştır.

Yazar Hakkında

Ali_Alper ÇETİN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri...

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti....

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

ÖMER SEYFETTİN - ANTİSEPTİK

Mini mini, güzel, şeytan Bedia’yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık’la işi pişirmişti....

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı...
Cengiz Dağcı 9 Mart 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğ- du; 22 Eylül 2011’de Londra’da vefat etti. Türkiye Türkçesiyle kaleme aldığı...
Mustafa Necati Sepetçioğlu “Kıbrıs” la ilgili yayınladığı eserlere “Sabır Ağacı” ismini verdi. İlk sekiz kitap, müstakil olarak Kıbrıs’ın kadim tarihinden...
Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye açılan bir kapı, bu biraz da nasıl baktığınızla ilgili...
Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini de...
Mehmed Sadık’ın ( 1891-1967) “EY KERKÜK” isimli şiiri “Kerkük’teki Vatan” yaramızın derinliğini ve sancısının büyüklüğünü bizlere anlatmaktadır. “Muhalif asırdan döndük yanan...
Nefer şehîd ordu gazi olacakVatan bugün bizden razı olacak Giriş Yıktılar kal’amızıSürdüler balamızıDaha can boğazdaykenÇektiler salamızı.(Bir Kerkük Türküsünden) Çanakkale içinde vurdular beniÖlmeden mezara...
Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu Altay Cengizer Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN: 978-605-09-2289-9. Tanıtım: Hasip...
1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben...
Ahmet Tufan Şentürk’ü, ta 1950’li yıllarda tanıdığımdan beri, onu hep sanat çevrelerinin nezaket, tevazu ve vefa sembolü olarak gördüm. Samimiyeti...
Cumhuriyet dönemi şiirimizin önemli temsilcilerinden biri olan Arif Nihat Asya, milletimizin büyük sıkıntılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde dünyaya gelmiş,...
Türkiye OECD üyesidir. OECD, kuruluşundan bu yana üye ülkelerin kişi başına gayri safi hâsılalarını bir grafiğe dökmüş. 1970'den, bu kitabı...
VEFA DUYGUSU

VEFA DUYGUSU

25.02.2018
Vefa kelimesi sözlüklerde; sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi, bağlılık ve dostlukta sebat; yetme ve yetişme; güzel ve...
Arif Nihat Asya "Lâle" için diyor ki; "Eskiler lâleyi mukaddes sayarlardı. Gerçekten, izahı zor bir şuur, o zamanın yazılarında 'lâle' kelimesi...
İnsanımızın yüzü, maalesef, hep asık... Caddede sokakta gülen insanların sayısı gittikçe azalıyor. Gülmeyi unuttuk sanki.Bu konuya bağlı sebepleri derinlemesine ararsak/araştırırsak...