Cumartesi 30 Mayıs 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Metin SAVAŞ

Metin SAVAŞ

(Okuma süresi: 5 - 10 dakika)

turklerde kurt totemTotem dediğimiz şey çoğuncası bir hayvandır. Nadiren bir bitkidir ve kimi zaman da yağmur veya ırmak gibi doğa olayıdır. Sigmund Freud totemin bütün sülâleyle özel bir ilişki içinde bulunduğunu söyler. Totem muayyen bir sülâlenin (klanın, boyun) atasıdır ve koruyucusudur. Pek çok muhitte, totem kendi türünün bütün bireylerine atfedilir. Diyelim ki A klanının totemi kaplandır. Fakat herhangi bir kaplan değildir. Doğadaki bütün kaplanlar totem kapsamındadırlar. Her klan kendi totemine tazimde bulunur ve törenlerde totem taklit edilir.

Read more TOTEMLERE BİR BAKIŞ DENEMESİ
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)

erlik disikurtErgenekon Destanı anlatısındaki eli ayağı budanmış son Türk aynı zamanda, tek kalmış olması itibarıyla, ilk atadır. Çünkü yok edilmiş Türk kavmi, mitik anlatı kurgusu çerçevesinde düşünürsek, geriye sağ kalabilen son kişinin soyunun türemesiyle yeniden çoğalıp varoluş kazanabilmiştir. Bektaşilikteki devriye nazariyesiyle ilintili olan bu mitik kurgu son derece bariz bir şekilde sonsuz döngü anlayışının yansımasıdır. “Sufilerin dairesel varlık anlayışında son ontolojik yönden ilk demektir. Çünkü dairesel bir varlık anlayışında sonun başlangıca dönmesi ve onunla bir olması gerekir.”[1]

Read more YENİ DÜNYA DÜZENİNE ALTERNATİF OLARAK TÜRKLÜK EVRENİ
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)

yabancilasmaYabancılaşmanın iki yönü

Yabancılaşma olgusunu bizler çoğu zaman tek yönlü algılarız, tek yönlü düşünürüz ve tek yönlü yargılarız. Kişinin veya toplumun birtakım değerlerden, birtakım kodlardan uzaklaşması olarak yabancılaşma aslında iki yönlüdür. Yabancılaşma dediğimizde birtakım kodlar karşısında kişinin ya da toplumun tanınmaz hale gelmişliğini kastediyor gibiyizdir. Tabii aynı şekilde kişi veya toplum da o birtakım kodları kendisine tanınmaz kılıyordur. Yabancılaşma kavramını Hegel ve Marks üzerinden sorgulayan Umberto Eco “Açık Yapıt” adlı kitabında bu kavramın gerçekte iki boyutlu olduğunu ortaya koyuyor. Yabancılaşmanın ilk boyutu başka bir şey adına kendinden vazgeçme, o başka şeye kendini bırakma, kendisini ona kaptırma ve kendisi dışında bir şeyde başkası olma durumudurO başka şey tabiatıyla dışsal bir güçtür.

Read more YABANCILAŞMA OLGUSUNA YÖNELİK BİRTAKIM DÜŞÜNCELER
(Okuma süresi: 5 - 10 dakika)
turkbirligiCemil Meriç “Bu Ülke”de sağ ve sol kavramlarını o sert tavrıyla yererken şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrittirler diyor. Toplum yapımızla hiçbir ilgisi bulunmadığı gerekçesiyle sağı ve solu yabancı olarak gören Meriç “Hıristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden bize ne?” diyerek kendi gerçeklerimizi kendi kelimelerimizle kavrayıp anlatmamız gerektiğini söylüyor. Meriç’in bakış açısı muhakkak ki doğrudur. Her ne kadar dünyanın gerisinde kalmamak, dünyayla birlikte hareket etmek ve ezilmemek emeliyle oyunu kuralına göre oynamak zarureti vardırsa da, biz Türklerin kendimizi ille sağcı veya ille solcu şeklinde tanımlaması bir kader midir? Yeni bir medeniyet tasavvuru gayretiyle kendi kavramlarımızı da üretmemiz ve hatta mümkün mertebe bu kavramları kendimizin dışındakilere (dünyaya) dayatmamız olmayacak şey değildir. Cahit Tanyol “ferdin algısına toplum şekil verir” demektedir. Türk Birliği çerçevesinde kendimize has bir dünya kurabilmek uğrunda (sağcı ve solcu olmanın cazibesinden vazgeçemesek bile) Türkçe düşünmenin bizlere neler kazandıracağını idrak edebilmeliyiz. Türk Dünyası dediğimizde Sibirya’dan Balkanlara uzanan o geniş coğrafyanın bizlere katacağı psikolojik rahatlık paha biçilemezdir. Üsküp, Manastır, Drama, Filibe, Komrat, Kırımçak, Yalta, Kazan, Ufa, Bakü, Gence, Tebriz, Urmiye, Kerkük, Halep, Yesi, Semerkant, Taşkent, Bişkek, Urumçi, Kaşgar ve daha nice illerimizle o muazzam coğrafyanın sosyolojisinde Fransız Devrimi’nin insanlığa yaydığı sağcılığa ve solculuğa birinci dereceden ihtiyacımız bulunmayacaktır.
Read more TÜRK DÜNYASININ ORTAK KİMLİĞİNİ İNŞA ETMEK - 3
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)
dogaveinsanBu yazımızda doğa ile insan ilişkisine kısaca değineceğiz. İlk önce şunu soralım: Doğa insana zarar verir mi? Tabii ki veriyor. Depremleri, toprak kaymalarını, okyanusun dev dalgalarını, tayfunları, yıldırım çarpmasını, yılan ve akrep gibi zehirli hayvanları akla getirdiğimizde doğanın biz insanlara ölümcül zararlar verdiğini inkâr edemiyoruz. Fakat bütün bunlar doğal zararlardır. Bütün bu zararlar doğa yasaları içinde vuku bulan olgulardır. Bu zararların hiçbiri doğanın dışındaki bir itkiyle vuku bulmuyor. Ama bir de biz insanların eylemleri nedeniyle vuku bulan doğal zararlar vardır. Biz herhangi bir şekilde doğanın kendi yapısını bozduğumuzda karşılaştığımız zararlar vardır. Örneğin, bir yörede ormanları yok ettiğimizde o yörenin doğal yapısı bozulduğu için zarara uğrayabiliyoruz. Doğal dengenin bozulmuşluğu bir felakete yol açabiliyor. Biz bu duruma doğanın intikamı diyoruz. Şu halde doğanın insana zarar vermesinin yanı sıra insan da doğaya zarar vermektedir. Doğanın biz insanlardan intikam almasını meşru görüyoruz, gelgelelim insanların doğaya zarar vermesini insanın doğadan intikam almasına pek yoramıyoruz. Demek ki doğanın intikam alması doğaldır fakat insanın doğaya zarar vermesi ve insanın doğadan intikam almaya yeltenmesi doğal değildir yargısına kolayca varabiliriz.
Read more DOĞA, İNSAN, BİLİM ADAMI, BAKŞI VE VARLIK ALANIMIZ
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)

turkbirligiTuran adıyla ülküleştirdiğimiz (idealize ettiğimiz) Türk Birliği’nin kurulması durumunda Ortak Türk Kimliği’ni inşa etmek en önemli mesaimiz olacaktır. Ortak kimlik olmaksızın Türk Birliği’nin kalıcılığını sağlayamayacağımız açıktır. Türk adı elbette ki başlı başına bir ortak isimlendirmedir. Fakat bu Türk kimliğinin içini yeni zamanlara göre donatıp geleceği de düşünerek doldurmamız gerekiyor. Biz buna zaten var olanı ihya etmek diyoruz. Güncellemek de diyebiliriz. Unutmayalım ki Türk Birliği ülküsü çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Bu coğrafya Balkanlardan Sibirya’ya uzanıyor. Her yazımızda Sibirya’dan Balkanlara ifadesine ısrarla yer vereceğiz. Çünkü bu geniş coğrafya Türklüğün zeminidir. Ve bu zemin bizim mülkümüzdür. Bizim mülkümüzün adı Turan’dır.

Read more TÜRK DÜNYASININ ORTAK KİMLİĞİNİ İNŞA ETMEK - 2
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)

golgeelcinÇağdaş Azerbaycan edebiyatının en güçlü kalemlerinden Elçin Efendiyev’in 2012 tarihinde kaleme aldığı Gölge*adlı öyküsü gölgede kalmışlığınbir görüntüsüdür. Öykümüzün kahramanı Fariz Bey, Doğa Bilimleri Enstitüsü’nde araştırma görevlisidir ve evinin banyosunda yıkanırken fayanslı duvarda dolaşan bir örümcek görür. Böcekleri çok iyi bilen Fariz Bey banyoda gördüğü bu örümceğin şimdiye dek keşfedilmemiş farklı bir örümcek türü olduğunu hemen fark eder. Fariz Bey kendi keşfi olan bu örümceğe “Propellere F.” adını vermiştir. Bilinmeyen bir örümcek türü keşfetmiş olmanın heyecanıyla Doğa Bilimleri Enstitüsü Müdürü Nurullayev’in kapısına dayanır ancak hiçbir ilgi göremez. Göremez çünkü devir Gorbaçov iktidarı devridir, ortalık karışıktır, Sovyetler Birliği dağılma sürecine girmiştir. Böylesi karışık bir ortamda Fariz Bey’in bir örümcekle uğraşmasını anlamsız ve hatta saçmalık olarak gören Enstitü Müdürü Nurullayev olumsuz tavır takınır. Memleket allak bullak iken bir örümceğin ne değeri vardır ki?

Read more ELÇİN’İN GÖLGE ADLI ÖYKÜSÜNÜN TAHLİLİ
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)

turkbirligiTürkçe konuşanların yaşadıkları muhtelif coğrafyaların bütününe Türk Dünyası diyoruz. Türk Dünyası coğrafyasının sınırları kabataslak çizilebiliyor ama ortada henüz kuvveden fiile çekilebilmiş Türk Birliği bulunmadığı için birtakım belirsizlikler de karşımızda duruyor. Türkiye, Azerbaycan ve Türkistan’da Türkçe konuşanlar ezici çoğunluktadır fakat kimi söylemlere göre İran nüfusunun yarısının anadili Türkçedir. Yine kimi iddialara göre Afganistan nüfusunun üçte biri ya da yarısına yakını Türkçe konuşmaktadır. Türk kökenli olup da Türk dilini unutmuş topluluklar da muhtelif ülkelerde yaşamaktadırlar. Türk Dünyası dediğimizde, doğudan batıya, Kuzey ve Güney Sibirya’dan Balkanlara kadar uzanan son derece büyük bir coğrafyayı dillendirmiş oluyoruz; kuzeyden güneye ise Tataristan’dan Kıbrıs adasına kadar uzanıyoruz. Bu geniş coğrafyaya mesela Türkçeyi unutmuş kimi Cezayirliler veya kimi Pakistanlılar dâhil değildir.

Read more TÜRK DÜNYASININ ORTAK KİMLİĞİNİ İNŞA ETMEK
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)

cezeri azizsancarGençlik söz konusu edildiğinde, doğru yanlış bütün düşünceleri ele alırken, gerçekçiliği de göz ardı etmemek gerekiyor. Gerçek şudur ki toplumdaki gençlerin farklı eğilimleri bulunmaktadır. Bir diğer gerçek ise, ne kadar çaba gösterirsek gösterelim, toplumdaki gençliğin bütününü kendi ülkülerimize kazanamayız. Fakat bu yalın gerçeklik bizleri karamsarlığa ve umutsuzluğa sürüklemeyecektir. Aslında herkes gençliği kazanmak ve kurtarmak istiyor. Herkes kendi davasını doğru bildiği için toplumdaki gençlerin her biri kazanılmaya aday görülür ve kurtarılmaya da muhtaç kabul edilirler. Bir başka gerçeklik ise şudur ki, davaya kazanılmış az sayıdaki gençle büyük işler başarmanın mümkün olduğudur. Bundan şunu kastediyoruz; sayıya bakmayacağız, etrafımızda toplayabildiğimiz gençlerin niceliğinden ziyade niteliklerine kenetleneceğiz. Kalabalık olmak tabii ki önemlidir ama başıboş bir kalabalık (bu ifadeyle kuru kalabalığı kastediyorum) dava için yüktür.

Read more CEZERİ’DEN AZİZ SANCAR’A TÜRK GENÇLİĞİNİN UFKU
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)

eskievAhmet Hamdi Tanpınar “Huzur” romanında şöyle der: “İnsanın sevdiği bir ev olunca kendisine mahsus bir hayatı da olur.”[1]Biz insanlar için “ev” bir kâinattır. Her birimizin muayyen ve şahsî evrenidir ev. Evimizdeki yaşayan veya ölmüş bütün kişiler ve bütün eşyalar, hâtıralarla beraber, kendimize özgü evrenin birer unsurları olmanın da ötesine geçerek, varoluşumuzu neredeyse mümkün kılan kodlar gibidir. Ev daima yuvarlaktır. Mitolojideki ebedî döngüye yaslanırcasına yuvarlaktır. Bozkırlı Türk kavimlerinin yurtları da toparlaktır ki Anadolu Türkçesinde bunlara “topak ev” denmektedir. Evin yuvarlaklığının kolektif şuur altımızdaki biçimlenmişliği olarak biz bugün hâlen daha “apartman dairesi” diyoruz. Eski zaman evlerimiz de, sefertası şeklindeki apartman konutlarımız da dört köşe olduğu hâlde daima dairedir. Algımız bu yöndedir. Henri Bosco bir yapıtında ev mefhumunu fevkalâde idealize eder: “Ev, dişi bir kurt gibi üstüme kapandı, kokusunun zaman zaman anaçlıkla kalbime kadar indiğini hissediyordum. O gece, ev hakikaten benim annem oldu.”[2]

Read more DİŞİ KURT OLARAK EV