Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Saliha MALHUN

Saliha MALHUN

(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)
202111141014
202111141014
Hiç sizi yaralayanı, öldürmek isteyeni, elinin çamuruna, yüzünün karasına bakmadan affettiğiniz oldu mu?
Hayır mı?
“Sevgiyi senden öğrendim…” diyor şarkılar…
Yalan!
Gerçekte bir sevgi ve aşk varsa o, dünyanın bütün çürümüşlükleri ve benliğin bütün sıvası döküldükten sonra başlayan sevgidir. Bugün insanlar bütün örselenmişliklere rağmen hâlâ sevecek bir kalp taşıyorlar mı? Belki, ama bunun da bir karşılığı yok.
Read more OYSA CEMİYET HAYÂTI DENİLEN BU ÇAĞDAŞ ÇÖLDE KALBİN KALBE SECDESİYDİ AŞK… BİLEMEDİK! Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
ESKİ ÇARŞILARDA AŞK
ESKİ ÇARŞILARDA AŞK
“Kapalıçarşı, kapalı kutu” demiş şair…
Hangi şair söylemişti şimdi bunu hatırlayamadım ama, şehrin kalbi belki de bu kapalı kutunun içinde bir yerlere gömülü.
Mahkûmu olduğum bir zaman dilimi içinde, şimdiki dünyaya bakan gözlerimin eşyânın ardındaki sırrı didikleyerek acı çekmemi kim istiyor ki benden? Üstadım Tanpınar gibi zamanın durduğu ve biriktiği mekânların ürpertici loşluklarında aradığım ne? Zamanın hem içinde hem de dışında yaşamak ve mütemadiyen ıstırap çekmek! Neden?
Read more ESKİ ÇARŞILARDA AŞK Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Şehirler sezer - Saliha Malhun
Şehirler sezer - Saliha Malhun
Takvimden bir sayfa daha koparılarak geçer zaman.
Tarih, düşen yaprak, akan su, solan tendir şehrin aynalarında. Bittiği yerden yeniden başlanır okunmaya.
Kartacalı Hannibal nereden bilebilirdi ki Bitinyalı Prusias’a kurdurduğu bu şehre bir gün gelip sığınacağını?
Taş ve bronz bilezikler…
Athena büstü, Apollon heykeller…
Read more ŞEHİRLER SEZER Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
yahya kemal beyatli 062020
yahya kemal beyatli 062020
Rodrigo, "Endülüs’e Ağıt" isimli bestesiyle oryantalizm ziftine bata çıka yol almaya çalışan münevverlere kaybolduğu dönüş yolunu göstermek için sesten bir yol haritası çizmişti.
O vakitler kütüphanelerin loş odalarında kitaplarla sırdaş büyümüş nesiller için henüz “yazar okulları” açılmamıştı. “Hür tefekkürün kaleleri” olan dergilerin rahlesinde neşv ü nema bulmuşlar için en sahih üstâdlar şehir ve medeniyyetin efkârı ve vicdânı olan pederşahlardı. Şehrin silüeti kadar, fikrin silüeti de onların varlığıyla şekillenmişti. Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Tanpınar ve Yahya Kemal Beyatlı, Hazreti İbrahim’den sonra belki de özündeki aslî cevherin bir çekimi olarak, meçhuller ırmağından çıkıp, kendi okyanusuna akanlardan olmuşlardı.
Read more RODRİGO ARANJUEZ, DÖNÜŞ YOLU; YAHYA KEMAL Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
202110030603a3
202110030603a3
Herakleitos'u çok severim. Kalbi bir semender gibi yandığından belki de. Ermişlerden, erimişlerden olduğu için.
İnsan her şeyini kaybedince nasıl yaşar? Bunu bu dünyada kaybedecek bir şeyleri olmayanlardan öğrenmek gerek. Dünyayı eliyle geri itmişlerden.
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
minare s malhun
minare s malhun
Simya ilmi Maktül Sühreverdi ile birlikte terk etti belki de yeryüzünü. Çünkü öyle olmasa bizler şu parmağını göğe uzatmış gibi duran eşyâya bir anlam verebilirdik.
Kadim dünyanın bütün salikleri yaşadığı her çağda eşyâya isim verirken onlara bir ses yarığının ortasından bakmışlar evvelâ. Köke bakmışlar, kökene bakmışlar.
İnsanın kökeninde var bu haslet. Küçük çocukların oyuncaklarını en küçük parçalarına ayırıp tekrar birleştirmeye çalışmaları hep bu ses yarığından bakmanın süregiden alışkanlığı.
Read more MİNÂRE Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
eski tahtakale
eski tahtakale
Hisar’ın Yerkapısı’ndan açılan yolun başındayım…
Tahtakale’deki baharatçıma doğru yürüyorum. Eğer bir şehrin “ikinci zamanına” açılan bir yerinden geçiyorsanız kendinizi bir anda başka bir boyutta buluverirsiniz. Eski mimariye sinmiş eşyânın hafızası sizi görünmeseler de bu boyuttaki “ahali” ile hemhâl eder. Sanki siz asırlar önce biriymişsiniz gibi o gizli kalpleri derûnunuzda hissedersiniz. Çünkü asırlar geçse de topraktan ve ruhtan gelen genetik kodlarınızdaki her bir molekül sizi bir anda onlaştırır.
Ben de zamanın ruhuma dokunduğu şu anda “esselâmu aleyküm ey ahali” diyerek yürüyorum. Eğer siz “ikinci zamanın” yazarı iseniz kelimeleri siz seçmezsiniz, kelimeler sizi seçer ve siz ona doğru yürürsünüz. Ahali… Ahali… Ahali kelimesi kalbine doğru çekiyor beni… Baharatçıya varmadan çarşının kalbindeki meşhur çorbacı Ali Usta’nın masalarından birine çöküveriyorum. Telefonumdan “ahali” kelimesine tekrar bakıyorum. TDK, yani Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Ahali”; Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk..” olarak geçiyor.
“Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan halk!” Allah Allah… Bir sözlüğe bakıyorum bir de yokuşun başında beni yakalayan zaman rüyasının anaforunda dönüp duran “ahalinin” kalbimdeki derin varlık sızısına. Sanki ben bir şeyim… Sanki ben her şeyim… Eğer bu “ahali” ile aramda sadece bu mekânda bulunmaktan başka hiçbir ortak özelliğim yoksa” ben nasıl olur da bütün bunları hissedebilirim?
İnsanın nasıl rengine ve ırkına bakmadan varoluş sebebini kavraması esas ise kelimelerin de varoluş kökeni vardır. Her ne kadar bu iş etimologların işiyse de bu ontik bilgiye ulaşmak için kelimenin kalbine doğru giden yolu kalbinizle de keşfedebilirsiniz. Dervişlerin kalplerinde düşünerek buldukları sırlar hep bu gündüz düşleridir.
Ali Usta her zamanki düğün çorbamı masama koymakta gecikmiyor. Burası sadece parası olanların değil, gariplerin ve çarşının kedilerinin de “ocağı”. Burada ne yedin, ne içtin diye sorulmaz… Bursa’nın en eski ahalisini derûnunda hissetmek ve tanımak isteyenlerin gündüz düşüne dalmak için varması gereken “menzil” pekâlâ burası olabilir. Tuhaf… Eski kadı sicillerinde bireysel mülk olarak geçiyor bu kelime. “Mahute”, “beyt”, “tarîk-i has” “habiye-i mâi câri” gibi kelimeler Hisar’dan Gökdere’ye kadar sırlanmış mahallelerin eski kayıtlarında görüp düşündüğüm terimlerdi.
Bursa ahalisi ilk olarak Hisar’daki boş alanlara yerleşmişler. Bunu yaparken kimseye şuradan kalk şuraya otur da dememişler. Zenginlerin ayrı mahallesi, fakirlerin ayrı semti yokmuş. Şurada Havlucu Dimitri’nin evi, karşısında bir paşa konağı, biraz ötesinde Berber Nazif ve onun karşısında Şişko yanaklı Tanaş’ın bahçesi varmış… Bu ahali sınıfsız bir toplum.
“Tahte’l-kal’a” yani kale altı da denilen bu yerden Hisar’a doğru yürüyenlerin hafıza defterlerine kaydetmeleri gereken miftahlar (anahtar) vardır. İşbu miftahlar elinde olanların o kapılardan girdiği takdirde eski Bursa’yı, ahalisi ile birlikte ruhunu kavraması zor olmayacaktır. Hisar’daki ilk Osmanlı mahalleleri; Alaeddin, Yer Kapı, Zindan kapı, Yaniçoğlu, Orta Pazar ve Osmancık. Alaeddîn, Osman Gâzi Hân’nın büyük oğlu ve Alaeddin Köyü’nün kurucusu. Yaniçoğlu Veled Orhan Gâzi Hân’ın kumandanı. Kavaklı Câmiî burada… Rumeli fatihi Süleyman Paşa’nın (Orhan Gâzi’nin oğlu) yaptırdığı Helvacıoğlu Mescîdi de burada.
“Aralarında bir arada bulunmaktan başka hiçbir özellik taşımayan insan kümesi” olarak niteleyen Türk Dil Kurumu’nun Kavaklı Câmiîne ismini veren Koca Naib Mahmut Efendi’den başlayarak bir semtin ahalisinin “aralarındaki” varlık zincirini yeniden “keşfetmesi” ve “anlaması” gerekmektedir.
Birinci Murad Hân döneminde Bursa kadılığı yapmış bu zat. İsminin aldığı camiyi yaptıran oğlu Kutup Mehmed Efendi. Bu câmi Bursa’nın ve dahî Osmanlı’nın ilk kalkan duvarlı camisi. Minaresinin özgünlüğü ise hâlâ bir hayret ve takdir vesilesi.
Osmanlı'nın kök bilgisi ilk bu mekânlarda yeşeriyor. Bilim dünyasında övündüğümüz Kadızâde Rûmî bu “aralarında hiçbir bağ ve ortak özellik bulunmayan” ahaliden mi çıkmıştır? O Türkmen Kocası Naib ki Kadızâde Rûmî’nin dedesidir. Kadızâde Rûmî dedesinin ikliminde ve Molla Fenârî Hazretleri’nin de bizzat ders verdiği medreseden yetişmiş bir âlim. Onun tedrîsinden ise bir matematik bilgini Ali Kuşçu doğuyor.
Türk Dil Kurumu’nun mânâsını katlettiği “ahalinin” kökeninde “ bir yerin yerlileri, ehâlisi, ehilleri var… Kelimenin kökünde biraz da “ah” var… Ah… uhul… ahala… konmak… konşuluk etmek… konuşlanmak… Ve yine ah.. Ahlat… Ahlas… İhlas…Bir yerin ihlaslıları, sadıkları…
Ne kadar kazırsanız kazıyın kelimenin kökeninden “bağsızlık” ve “köksüzlük” değil “ihlas”, “tevhid” ve “vahdet” fışkırıyor adeta. Bunu göremeyen hatta inkâr eden Türk Dil Kurumu’na ne demeli bilmem.
Osmanlı’nın saedece şu kadarcık bir yere; Hisar’dan Kalealtı’na oradan Orhan Câmiî ve Bedesten’e kadar uzanan yere kadar bu şehre yansıtmaya başladığı mânâ ve ruha bakanlar şunu görebilirler; Bursa ehli, ehâlisi “taklîdi” ve “tekrarcı” bir kelâmın varisleri değiller. Ontolojisini kaybetmiş Orta çağ Avrupa’sının nazarı gibi arızalı da değildir “nazariyesi. Onun ontolojisinde her ikisini de kapsayan ve eriten bir forma ulaştıran “hâl” vardır. Birbirinde yok olup varlık bulan “ahâlisidir” onun “salikleri” ve “sakinleri.” O yerin, mahalin, mahallenin yerlileri yâni sâkinleri işte bu sükûnet içinde bulmuşlardır huzuru ve saadeti…
O sükûn ehlinin mescîdi vardır, âhı vardır, âhisi vardır. Camisi ve tekkesi vardır. Meczûbu delisi vardır, aşevi, çeşmesi vardır… Her dem merhamet, serinlik ve muhabbet akar o çeşmelerden…
Allah rahmet etsin ve iki cihanda razı olsun bu şehrin eski ahalisinden.
Kadirşinaslıkla efendim.
Saliha MALHUN
Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)

azalmali insan

azalmali insan
Bu ağacı tanıyorum ben…
Belki de hatırlıyorum…
Tıpkı kitâbesiz şehirlerin toprağın katmanlarına sırlanmış hâtıraları gibi hatırlıyorum bu mekânı, bu ağacı ve ağaç altında bir elif misâli duran mürşid-i kâmili…
Sokrates’in Eflâtun taşında, Eflâtun’un mağarasında, Üveys’in gönlündeki o tenhadan hatırlıyorum.
Zîra bilmek sâdece hatırlamaktan ibaret değil miydi?
Şeyh Gâlib’in;
"Gencînede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim"

Read more AZALMALI İNSAN Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
hakikat sanat
hakikat sanat
Hepimiz o kadim ve ilâhi tablonun içinde, hem soru sorulan, hem cevapları bilen ve hem de yeryüzüne indiğimizde kanatlarına hayran olduğumuz meleklerce secde edileniz.
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)
202107180918
202107180918
Gariptir...
Beyşehir Eşrefoğlu Câmi minberi ve mihrâbı Osmanlı'nın en erken gördüğü düşlerden biridir. Şuracıkta duran Kubâd Abâd Sarayı'nın ihtişamına aldırmadan kendi molekülü içinde o sahih düşü tâbire koyularak yeniden bir medeniyet tasavvur etmek için aklının kuyusuna dalmış.
Read more RÜYA İÇİNDE RÜYA Yorum yaz (0 Yorumlar)
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Sezai Karakoç üzerine kuşatıcı bir yorum, Prof.Dr.Walter G..Andrews’ün, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nce çıkarılan Journal of Turkish Literature Dergisi’nin...
İnsanoğlunun geçmişine olan merâkı, yaratılışından bu yana devam etmiş olup bu merâk ve ilgi birçok araştırma sahasının oluşmasına da öncülük etmiştir. Cumhûriyet’in îlânından...
Ahmet Cevdet Paşa’nın ‘kriz’ karşılığında ‘buhran’ kelimesini uydurmasından önce de Osmanlı’da, adına ‘kriz’ denilmeyen birtakım buhranlar yaşanmaktaydı. Sabri Ülgener hocanın...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech