Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)
kalemin burcundanŞair Figen Özer, İstanbul Yazarlar Birliği Salonunda Şiirseverlerle Buluştu: 
"Kalemin Ucundan Gönül Burcuna"
Dr. Özlem Güngör Haberi:
Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde 21 Ağustos 2021 Cumartesi günü şiir ve tasavvuf rüzgârı esti. Hattat-Şair-Ressam Figen Özer’in Akıl Fikir Yayınları’ndan çıkan eserine ilgi hayli yoğundu.
Televizyon yapımcısı ve yazar Uğur Canbolat’ın yönetiminde gerçekleştirilen programda Şair Figen Özer, Kalemin Ucundan Gönül Burcuna isimli şiir kitabı vesilesiyle okurlarıyla buluştu. Adeta sohbet havasında geçen programda şair Özer, katılımcıların sorularını içtenlikle cevapladı. 
Covid tedbirlerine uygun olarak gerçekleştirilen toplantıda, Özer’in konuşması ve soru-cevap faslından sonra diğer edebiyatçı dostları da kitap ve şiirler hakkında değerlendirmede bulundular. Şiirlerin seçim aşamasında yer alan Edebiyatçı-Yazar Menekşe Özkaya Tutum, kitabın editörlüğünü yapan Dr. Özlem Güngör, Şair Hüseyin Rahşani Arslan ve Emekli Milli Eğitim Müdürlerinden Eğitimci-Şair Metin Özer söz aldılar ve kitapla ilgili görüşlerini belirttiler. Toplantı, şairin kitaplarını imzalamasıyla sona erdi.
Buyrun sohbete...
 
✔
 
-Şiir sizin neyiniz olur?
 
~Şiir benim gönlümün mührüdür. Kelimelerin ahenkle bana eşlik ettiği bütünümden bir yanımdır. Gönlümden geçenlerin, düşüncelerimin, yaşantımın kelimelere bürünmüş şeklidir. Bunun yanı sıra kendimi ifade şeklim ve konuşma dilimdir. Aslında kalem, kağıda büründü kitap diye göründü. Tabi bu da Hakk’ın lütfu ve keremiyle gerçekleşti. Biz, bize bizde nasıl şahitsek dizelerimiz de öyle ki kalemimizin ucundan gönlümüzün burcuna şiir olup mühürlendi.
 
-Şiir olmasaydı hayatınızda nasıl bir boşluk olurdu?
 
~Boşluk olur muydu bilemem. Malumunuz insan fıtratı boşluk kabul etmez. Şiirlerimde sıkça değindiğim ilmek ilmek dokuyup ve nakış nakış işlediğim; renklerin ahengiyle de aslında şiir hayatımda hep vardı. Bir yerden sonra akış bizi şiirle tamamen buluşturdu.
 
-Şiir sizin zuhurat yani doğuş mu?
 
~Elbette, tamamıyla böyle diyebilirim. Çünkü kelimeler bir anda akıyor. Aslında şiir yazmıyorum, şiir söylüyorum. Yazacak kimse olmadığı için yazma işi de bana düştü diyebiliriz. Üzerinde düşünerek yazdığım hemen hemen hiç şiir yoktur. Hatta düzenleme yaparken kelimelerin yerini değiştirmek bile bana zúl oluyor.  
 
-Şiir sizi ilk ne zaman buldu?
 
~ Bu çok bir güzel ifade "Şiir sizi ilk ne zaman buldu?" Gerçekten şiir mi beni buldu bilemiyorum. Süreç içinde ben kendimi şiirin içinde buldum desek daha doğru olur zannımca.
 
-Şiirlerinizin belirli bir doğum zamanı var mı?
 
~Apansız diyebiliriz. Bunun yanı sıra genellikle en sıkışık zamanlarda, yolda, tam uyku hâlinde yahut birinin bir ihtiyacı olduğu durumlarda gelir. Bana göre  şairlerin  yalnızlığa çekilmesi, dünyanın sesini kısmak istemeleri de böyle durumları sıkça yaşamasından dolayı oluyor. Bence şiir, en çok yalnızlığı seviyor.
 
-Bir şiir kağıtla buluştuğunda yani bittiğinde ne hissedersiniz?
 
~Şiir bitmeyen bir yolculuktur. Şiir gerek söylerken gerek yazarken gerekse yazdıktan sonra hep devam eder. Gerçek mânâda yazılmış şiirlerin yazımı, tüm zaman dilimlerinde okuyucusuyla süregelmektedir. Çünkü  şiir yazınca bitmiyor, aksine okudukça başlıyor ve artarak devam ediyor. Mânâ zaten  idrakten idrâke farklı olduğu için şiir bitmez ve nitekim bitmiyor.
 
-En benimsediğiniz ya da en beğendiğiniz şiiriniz hangisidir?
 
~Hiç birini diğerinden ayırmam bu mümkün değildir. Lakin, her biri kendi içinde müstesnadır. Çünkü yazı bu sürecin görünen kısmıdır. Ama bunun bende oluşturduğu hisler daha derûnidir. Bu sebeple ki şiirlerimin hepsinin yeri ayrıdır. 
Ancak şiirlerimin tamamında yer alan duygu selini yansıtan veya kitabın serüveni anlatan şiiriniz hangisi derseniz; kitabın arka kapağında yer alan:
“Bilemedim ki” adlı şiir, diyebilirim.
Kalem çâresiz, yetmiyor kelâm  Anlatacak ne çok şey var
Dilimin ucunda, kalemin ucundan Gönül burcuna...
 
-Farklı sanat alanlarıyla uğraşmak şiirinizi nasıl besliyor?
 
~Sanat iç içedir, bir bütündür. Bazen kalem ile mürekkep; bazen fırça, boya bazen de iğne, iplik şiirsel geliyor bana. Hepsi duyguların buluşması değil mi? Tüm sanat dalları, bir nevi sanatçının kendini okuması ve bunu sanatıyla dışa vurması değil midir? Bu açıdan sanat, bazen resim çizdirir bazen de şiir yazdırır.  Zaman zaman yazdığımız hattın sözleri şiir olur veyahut bunun tam aksi bir şiire, bir resim ya da hat nasip olur. Yani benim dünyamda resim-şiir-hat üçgeni birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları desek daha doğru  bir ifade olur...
 
-En çok hangi temalarda yazıyorsunuz?
 
~Bence şiirler hakikate bir ışık olmalıdır. Tema her ne olursa olsun, orada hakikatin ve muhabbetullahın kokusu alınmalıdır. Bu yüzden özellikle seçtiğim bir tema yok. Bir kelime, bir hadise kendiliğinden kalemle şekilleniyor ve dizelere dökülüyor.
 
-Beslenme kaynaklarınız neler?
 
~Beslendiğim kaynaklar öncelikle Kur'an ve sünnet zaviyesinde hakikat arayışı içeren okuduğumuz kitaplardır. Tabii tasavvuf büyüklerinin bir cümlesi hatta öyle ki bazen bir kelimesi bile şiirlerimizde bize ilham oluyor. Her şey bir bakış, bir duyuş değil mi? Herhangi bir zamanda ya da mekanda dinlediğim bir melodi, gördüğüm bir fotoğraf ya da yaşadığım güncel bir hadise de şiirlerime konu olabiliyor.
 
 -Kitap nasıl ortaya çıktı?
 
~Kitabın ortaya çıkış serüveni beklenilmedik bir anda oldu aslında. Çünkü ben ilk yazmaya başladığımda kaleme aldıklarımı bir kitap altında toplama düşüncesi ile yazmadım. Bunu hiç düşünmedim de. Ancak yıllar içinde gönlümden düşenler kalem ve kağıtla buluştu. Yazdıklarım hayli birikti. Sonra bir gün, dost meclisinde muhabbet esnasında bunları toparlayıp bir eser meydana getirmemin gerekliliği üzerinde durulunca ben de bir durup düşündüm. Nitekim sonrasında “söz uçar, yazı kalır” düşüncesinden de yola çıkarak yazdıklarımı bir kitap altında toplamaya karar kıldım. Netice olarak da satırlarım okuyucusuyla buluştu.
 
✔
 
Metin Özer : Hattat, şair ve ressam olan Figen Özer,
sanatsal üretimin genel yasalarıyla birlikte güzelliğin kuramsal bilimi bedîiyat olarak açıklanan estetiğe yaslanarak şiirler yazmakta, resimler çizmekte bunu yaparken de hem gönlümüze hem de renklere dokunmaktadır.
Özer, şiirlerinde yetiştiği muhit itibarı ile de içinde bulunduğu tasavvufî birikimini temel alıp Allah'ı ve kainatı vahdet-i vücûd anlayışı ile açıklamaktadır. Onun şiirlerinde Hz. Muhammed ve ehl-i beyt sevgisi de zirvede yer almaktadır.
Eserinde derûnî manaları yansıtan şair, zengin semboller ve ritimli sözlerle; düş gücüne, hayallare ve imgelere dayanarak tasavvufî daireden ayrılmadan şiirlerini yazmıştır. Şairin ilk kitabını kutluyor, mensur ve manzum daha nice eserler vücûda getirmesi için kendisine kolaylıklar ve başarılar diliyoruz.
 
✔
 
Hüseyin Rahşani Arslan: Hakikat ki gönülde zuhur eder , orası ki Ehl-i Beytin divanıdır. Oranın hükmü aşk ile yazılır. Kimi şairdir,  kimi ozan,  kimi ise dervişân. 
Derviş gönüllü Figen Özer'in gönül kelamında ehl-i beyt sevgisinin derinliğini görmek mümkündür. O, kelamı ruh-ı halvetiyesinde ehl-i beytin aşkı ile nakşeder. Onun dizelerinde, cümle varlığa Muhammedî bakışı görebiliriz. Onun şiirlerinde, varlığın birliği üzerine Yûnus Emre gibi "Yaradılanı hoş gör yaradandan ötürü” kalbî söyleşini hissedebiliriz. Kelamını tasavvuf erkanı ile harmanlayan şair, şiirlerini muhabbet ile okuyan gönüllere dokunmaktadır.
Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)

halide edipTürk edebiyatına en iyi romanlarını vermiş olan Halide Edip, şimdi de yurt dışından mecmualarımıza ara sıra yazdığı fıkralar ve yaptığı yeni neşriyatla yeni Türkiye'nin en güzel fikir ve sanat örneklerini de vermekte devam ediyor. Her şeyden evvel bir sanat ve fikir mecmuası olan Yücel, onun yeni sanat cereyanlarımız ve telâkkilerimiz hakkındaki düşüncelerini öğrenmeyi istiyordu. Arkadaşımız Vedat Günyol, kendisi ile Paris'te bir konuşma yapmıştır. Birçok noktalarında bizim görüşlerimizi hakkıyla tebarüz ettiren ve tecrübeli bir sanatkârın yeni nesle en candan tavsiyelerini ihtiva eden bu cevaplar, bir vakitler memleket münevverleri arasında açtığımız anketin biraz geç kalmış çok kıymetli bir karşılığı olarak da telâkki olunabilir.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

fatma kirdar2Konya’nın Seydişehir ilçesinde ressam olarak tanınan Fatma Kırdar’ın ünü gün geçtikçe yaşadığı şehrin dışına taşarak Ülke geneline yayılmış.

Genç yaşta eşini kaybeden Fatma Kırdar eşinden kalan maaş, aile geçimine yetmeyince ekonomik zorluk çekmeye başladı.

Hobi olarak başladığı Ressamlıktan para kazanmaya başlayan Kırdar, bu işten kazandığı parayla kızını ve oğlunu okuttu…Kızının Manisa’da sınıf öğretmeni, oğlunun Antalya'da Turizimci olmasını sağladı.

Konya Seydişehir'de yaşayan Fatma Kırdar’ın evi adeta bir resim galerisi ve müze gibi ziyaretçi akınına uğruyor. Türkiye’nin her bölgesinden gelen ziyaretçiler Fatma Kırdar’ın evine uğrayıp bir birinden güzel tablolalarını yerinde inceleme imkanı buluyorlar.

Çevresinde Mevlana aşığı olarak bilinen ressam, ‘Hz.Mevlana Dünya'ya hoş görüyü aşılayan bir insandır’ diyerek o görüşü kendine düstur edinmiş ve ona olan sevgisinden Hz.Mevlana’nın Konya’da bulunan Kabrini tuvaline taşımıştır.
Biz de kendisini evinde ziyaret ederek onunla kısa bir söyleşi yapma imkanı bulduk. Kendisi bizlere oldukça misafirperver davrandı….

G.G: Merhaba, öncelikle bizleri kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.Siz özellikle Konya’da olmak üzere Ülkemizde tanınan bir kişiliksiniz ama biz yine de sizin ağzınızdan Fatma Kırdar’ı tanıyabilir miyiz?

fatma kirdar3F.K: Merhaba, ben de sizlere teşekkür ediyorum bu nazik ziyaretiniz için. 1952 yılında Seydişehir’in Kımluca köyünde doğdum.16 yaşımda evlendim ve 2 çocuk annesiyim. Tahsilim ilkokul. İlçemizde otururken karşı komşularım öğretmendi. Onlardan kitap okuma alışkanlığı edindim. 6-7 yıl çeşitli kitaplar okudum. Daha sonra o binaya resim öğretmeni taşındı. Bir televizyon programında yağlı boya dersi izledim. Resim öğretmenine yağlı boya sanatını öğretmesini istedim. Öğretmen bana güldü ve zor olduğunu söyledi. Bunun üzerine daha çok hırslandım. Evde çocuklarımın kuru boya kalemlerini alarak karşımda duran kayısı çiçekli resmi çizdim. Akşam resim öğretmenine gösterdiğimde, "Bu resmi sen çizmedin." şeklinde konuştu.

Bir gün evde komşularımla otururken Ressam Gönül Duranoğlu'nun ilçemizde sergi açtığını öğrendim. Yanına gittim. Ressam Duranoğlu bana baktı ayağımda şalvar, yerel kıyafetli bir hanımım. Benden dokümanlarımı istedi. Gösterdikten sonra kendi kullandığı resim malzemelerini bana bıraktı. Bu da bana ayrı bir heves verdi. Bir hafta sonra bana ünlü ressamların bir çok dokümanını getirdi. Bunlar üzerinde çalışmamı söyledi. Rahmetli eşimin de bana çok büyük katkısı oldu.

G.G: Kıymetli Hocamız Fatma Kırdar, siz zoru başararak bu günlere gelmişsiniz, gençlere tavsiyeleriniz nedir ?

F.K: Bence gençlerden önce ailelerini ele almak lazım. ailelere bu anlamda çok sorumluluk düşüyor. Aileler çok aşırı korumacı davranıyorlar,çocuklara sorumluluğun az yüklendiğini düşünüyorum, sürekli internet ortamında çocuklar ve kendileri adeta dış dünya ile irtibatı kesmiş durumdalar.

Bence gençlerin bir hobisi olmalı, sanatın, sporun her hangi bir dalı ile uğraşmaya teşvik edilmeliler. Ben bu yaşta hala kitap, okuyorum gençlerimizin de kitap okumaya teşvik edilmesi lazım.

G.G: "Fatma Hanım resim çizerken ne hissediyorsunuz ?" diye sorduk. ( Gülümseyerek cevap verdi.)

F.K: Çizdiğim mekanların içerisinde yaşıyorum, sokaklarında geziyorum,ailelerimizim, büyüklerimizin bizlere anlattığı hikayeleri yaşıyorum. Resimlerim ve hal böyle olunca daha kalıtsal eserler ortaya çıkıyor ve daha verimli şeyler oluyor.

fatma kirdar1 G.G: Dokunuşlarınızın hepsinde ve her fırça darbenizde bir hikaye var o zaman…!!!

F.K: Evet tabii ki mesela şu an çalıştığım resimde Konya’nın olmazsa olmazı atlı tramvayı çiziyorum ve o günün dolmuşunu bu güne taşımış oluyorum.
Ayrıca ben resim çizmeye 30 yaşında başladım, önceleri gördüğüm her şeyi çizerken zamanla tarzım oturdu ve şimdilerde konakları çiziyorum.

G.G: En çok kimlerden destek aldınız çevrenizde ve kaç sergi açtınız ?

F.K: Yaptığım resimlerin beğeni toplaması üzerine birçok yerel yönetici ve eğitim kurumları bana çok büyük destek verdi. 150’nin üzerinde yağlı boya tablo yaptım. Yaptığım tablolardan İzmir, Manisa, Antalya ve Konya’da 16 kişisel resim sergisi açtım. Son sergimi de geçen yıl Konya Selçuk Üniversitesi’nde açtım. O resim sergisini de dönemin Rektörü Mustafa Şahin’in talebi üzerine öğrencilere örnek olsun diye açtım.”

G.G: Fatma Hocam Türkiye’de sanata ve sanatçıya ne kadar değer veriliyor ?

fatma kirdar5F.K: Türkiye’de sanata değer verilmiyor. Sergilerimde sattığım tablolarda malzeme fiyatımı bile teklif etmeyenler oluyordu. Sanatçı maddi ve manevi bir yoksunluk yaşamayacak ki daha çok üretebilsin. Artık daha önceden yaptığım tablolarımı satmayı düşünmüyorum. Sadece özel bir talep gelirse resmeder ve satarım….diyerek sözlerini noktaladı.

Konya Seydişehir’de başlayan bir hayat ve onca zorluğa rağmen hayata tutunma mücadelesi ve bunu kendisine has yeteneği ile geliştirdiği Ressamlığını tüm Türkiye’ye ispat eden başarılı bir kadın.

Kendisi bizlere kadınların da her dalda olduğu gibi bu dalda da çok başarılı şeylere imza atabileceğini gösterdi.
Kendisine teşekkür ederek o muhteşem evinden ayrıldık.

Röportaj: Ayşe Gökçen Güven

fatma kirdar4

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 11 - 22 dakika)

bayram bilge tokel ile ilgili görsel sonucu

Konuşan: Selçuk KARAKILIÇ

Öncelikle, morfolojik özellikleri incelendiğinde türkünün yüzyıllar öncesinden toplayıp getirdiği anlam yekûnunu nasıl bir felsefî birikim ile açıklayabiliriz?

‘Türkü’nün, genel kabul gören bir görüşle “Türk’e has, Türk’e göre” anlamındaki ‘türk(î)’den türetilmiş bir kelime olduğundan hareketle iki önemli tespitte bulunabiliriz. Birincisi bizim kendimizi, kendi müziğimizi ifade için böyle bir kelime kullanmamızın çok yanlış ve gereksiz olacağı ortada. Böyle olunca ‘türkî’nin bizim dışımızdakiler yani Türk olmayanlar tarafından kullanılma ihtiyacı duyulan bir ifade olduğunu düşünüyorum. İkincisi, bu tabirin yüzde yüz bize has ve bize ait bir durumu, bir kültürü, bir birikimi ifade ettiği gerçeği. Kelimenin bugünkü kullanım şekliyle ilk Ali Şir Nevâi’de (15.yy) karşımıza çıktığını dikkate alırsak zaman ve mekan boyutuyla büyük ve derin bir birikimi tevarüs ettiğini kolaylıkla tahmin edebiliriz. Bu “anlam yekûnunu” layıkiyle anlamak ve anlamlandırmak için, bütün bir düşünce, dil, edebiyat, musiki ve sanat geleneğimizin dayandığı fikrî ve felsefî arka plandan, tarihsel, toplumsal maceramızdan da az çok haberdar olmak gerekir.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)

Ali Nihad Tarlan TürkologlarlaMerhabalar Sevgili hocam. Öncelikle Ali Nihat Tarlan hoca için hazırladığımız bu özel sayıda, bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz. Hocam, sizin nazarınızda o dönemler, Ali Nihat hocanın görünümü nasıldı?

O zamanlar hocanın yaşlarında başka hocalar da vardı. Bunlar fötr şapkalıydı, kruvaze ceketli idiler. Biz bunları koridorlarda görünce edeben kenara çekilirdik. İstanbul Üniversitesi'nin kütüphanesini gördüyseniz, orada kapılar iki kanatlıydı, biz hocalara kapıları açardık, hocalar da bize şapkalarını çıkarır selam verirdi. Bir keresinde Ali Nihat hocayı cadde kapısından girerken gördüm, hocanın taba renkli bir yeleği vardı, sürekli şıktı. Ben de bu yelekten yaptırmıştım, yakın zamana kadar kullandım. Çok şıktı Ali Nihat Bey. Böyle orta boylu nahif bir kişilikti hoca. Uzun boylu değildi fakat ufak tefek de değildi.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)

abdullah harmanci(Öykücü Abdullah Harmancı ile Söyleşi: )

Sorular: Ahmet Melih Karauğuz

Hocam Yalova'dayız... Gençlere hitap ediyoruz. Edebiyatçı gençlere... Onlara neler söyleyeceksiniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Burada bulunan genç yazar arkadaşlar, mesafe almış, yayın yapmış, dergi veya kitap çıkarmış arkadaşlar. Hepsi bir hayli yol almış edebiyat alanında. Diyeceğim şu. Biz gençlerle çok dersler yaptık. Ama yaratıcı yazarlık kapsamında. İşe yeni başlamışlardı. Buradaki arkadaşlar için farklı şeyler söylemem lazım.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 15 - 30 dakika)

cemal safi mülakatŞEKER ŞEYMA: Hocam öncelikle mülakat yapma teklifimi kabul edip bana kıymetli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

CEMAL SAFİ: Rica ederim.

ŞEKER ŞEYMA: Sorularıma geçmeden önce kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

CEMAL SAFİ: 1938 Samsun doğumluyum. Terazi burcundanım.15 Ekim’de dünyaya gelmişim. Merhumlar Mehmet Safi ve Ayşe Hanım’ın oğluyum. Doğar doğmaz annemi kaybetmişim. Yetim büyüdüm. İçimde bir gariplik vardır hep zaten. Annesizlik çok zordur.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)

cengiz aytmatovHangimiz okumadı, Öğretmen Duyşen’i, Cemile’yi, Kopar Zincirlerini Gülsarı’yı, Toprak Ana’yı, Beyaz Gemi’yi, Selvi Boylum Al Yazmalım’ı, Gün Uzar Yüzyıl Olur’u… Cengiz Aytmatov (1928- 10 haziran 2008 ) öleli 12 yıl olmuş.

“Gözlerimi kapayabilir, kulaklarımı tıkayabilir, ama düşünmeden edemezdim.”, der büyük yazar Toprak Ana’da.

Cüssesi kadar yüreği de kocaman Cengiz Aytmatov’un İstanbul günlerini, henüz dün gibi anımsıyorum, onu tanımış olmaktan bahtiyarım, anısına derin saygıyla, babam, Bekir Yıldız’ın Cengiz Aytmatov ile yaptığı söyleşiyi paylaşmak istedim, yıl 1975…

Yorum yaz (0 Yorumlar)
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Filizlenmeye başlarken bir ‘toplumsal durum’, vücut kazandıktan sonra da bir ‘insanlık durumu’ olan uygarlık, tesadüfi bir yapılanma değildir ve bağlantısız unsurların bir araya...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Ahlak ve hukuk, insan-insan ilişkisinden doğar. Sağlıklı her ilişki biçimi bir değeri gerçekleştirmeye yöneliktir. İnsanın, bütün anlamlı eylemleri de değerlerden kaynaklanır.
Kâinatın yaratılışında, âdeta sonsuz, sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler vardır Bu amaçların başında, hiç şüphesiz...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
“Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun,...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech