Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)

recepaydogduAraştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.

       Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak günümüzle bağlantılar kurmaktasınız.  Ertuğrul Bey döneminden başlayarak konuya bir giriş yapalım.  Ertuğrul Bey zamanındaki  göç yolları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

        Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in babası Ertuğrul Bey döneminde; Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’a  yardım ve Eskişehir yakınlarındaki Karacahisar’ın  (Dorleo Kalesi ve Şehri) fethindeki (M:1229 -1230 yılı) katkılarından ötürü sultan ona Ankara Karacadağ'dan  sonra  Söğüt’ü kışlak ve Ermeni Beli ile Domaniç’i yaylak olarak vermiştir. Ertuğrul Bey bu sırada otuz  bir  yaşındadır.

         Ertuğrul Bey M: 1198-1281 yılları arasında yaşamış ve beylik dönemi barış ve huzur içinde geçmiştir. Bu dönemde Söğüt-Domaniç yaylası arasındaki göç yolu olarak Bozüyük yolu kullanılmıştır. Camiliyayla’ya gelinip buradan Domaniç Yaylalarına ulaşılmıştır. Yerli Rumlarla aralarında hiç  sorun olmamıştır. Karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı komşuluk yapılmıştır.

(Okuma süresi: 8 - 15 dakika)

Prof.Dr. SAADETTİN YILDIZ1-Ne zaman, nerede doğdunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Demirköprü (eski adı: Kızılton) köyünde doğdum. 1947 yazında ( Haziran veya Temmuz) doğmuşum. Doğum tarihim, askere zamanında gidip işime gücüme bakmam için olacak, nüfusa 15.01.1946 diye kaydedilmiş. Çok ihtiyar görünmeyeyim diye, bu bir buçuk yıllık farkı hep hatırlatmak zorunda kalıyorum.


Prof.Dr. SAADETTİN YILDIZ

Çocukluğum, Anadolu köylerinde 50-60 yıl önce nasıl başlıyor idiyse öyle başlamış olmalı. Oralarda çocuklar doğarlar; küçücük vücutları daha ilk dakikadan hastalıklara direnmeye uğraşır, bu direnişi uzatabilenler hayatta kalır, uzatamayanların yeri bellidir. Ben beri tarafta kalanlardanım.

Çok sıkıntı çekmeme, çok ağlamama rağmen, mutlu bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim. Çünkü hayatla kapışmaya çok erken yaşlarda başladım ve içim acıdıkça daha çok direndim. Mücadele, hayatımızı daha fazla “bize ait” kılabiliyor sanki…

(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)

eminetastepe2Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda ulaşabildiniz?

     Beyaz Fırtına’nın konusu “Güzele dair ne varsa.” Buna orantılı olarak iyiyi ve güzeli görünür kılmak. Üstelik bunu ilkokul öğrencisinden tutun, üniversite öğrencisi ve usta yazarlarla yapıyor olmak ayrı bir güzellik. Bu düşünce, gençleri algı kurbanı olmaktan koruyabilme kaygısıyla doğdu. Gördüm ki, hiç ummadığınız gençler yazılarında konuşurken söylemediklerini, kendilerine bile itiraf edemediklerini ifade ediyorlar. Bu ifade edip kişiye psikolojik tedaviden çok daha fazlasını geri dönüşüm olarak veriyor. Kısaca yazarken hem kendilerini keşfediyorlar hayretlerle, hem kendilerindeki güzelliklerle başkalarına keşif oluyorlar. Amacımız buydu ve öyle oldu şükürler olsun.

(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)

figencaliskanDoç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik

      Figen Hanım,  bize bu sohbet imkânını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Bir bilim insanı olmanızın yanında, sosyal ve kültürel projelerle çok yararlı çalışmalar yapmaktasınız. Azim ve gayretiniz gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan dolayıtakdir edilmektedir. Başarılarınızın devamını dilerim.

Sizdeki bilimsel merak, nasıl başladı? Merak duyunuz, yeni şeyler öğrenmek için hangi kıvılcımlarla alevlendi? Bilim insanı olma düşüncesi sizin akıl ve dimağınızda nasıl uyarıldı?

    Asıl bu güzel söyleşi için ben size teşekkür ederim. Haklısınız, her şey merak etme ile başladı. Merak bilimin hocasıdır derler…Merak edilen konuların yanıtlarını bulmanın yolu da  gözlem yapmaktan geçiyordu.

(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)

guldenyalcinGülden Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz?

Çocukluk ve gençlik dönemim SHÇEK yurdunda geçti. Şiir benim için bir mecburiyetti. Şiir, sığınağımdı, huzur bulduğum evimdi.Ben yurdun sağır duvarlarıyla dertleştim, loş koridorlarında çaresizliğimi haykırdım. Bahçedeki ağaç ve böceklerle söyleştim. Şiire sığınmasaydım, çıldırabilirdim. Asilik kuşağını kuşanıp her şeye isyan edebilirdim. Şiir, öfkemi yatıştırdı, nefretimi sevgiye dönüştürdü. Şiirle tattım sevgiyi. İnsan olmanın gereğini şiirle öğrendim.

İnsanın eline kağıdı kalemi aldıran aşktır,  hüzündür, derttir,gurbettir... sevdadır.Kimi zaman buram buram umut kokar dizeler.Bir de bakmışsınız ki diğer bir şiir mazide kaldığını zannettiğiniz yaralarınızı deşeler.

Şiir yazmak kolay değildir aslında. Anlamak bile duygu,gönül ve hatta yürek ister.

(Okuma süresi: 8 - 15 dakika)

abdullahsatogluAslında siz meçhul biri değilsiniz, fakat bu sohbet münasebetiyle, özgeçmişinizi, bir kere de kendi ifadenizle anlatmanızı rica edeceğim:



15 Mayıs 1934’te Kayseri’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri’de yaptıktan sonra, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun oldum.

1951 yılında, Alfabe müellifi merhum Ahmet Hilmi Güçlü Hoca’nın tavassutu ile, muhabir ve musahhih olarak girdiğim “Hâkimiyet” gazetesinde gazeteciliğe başladım. 1954’te, Polatlı Topçu Okulu’nu, sonra da Sarıkamış’ta Yedek Subay olarak vatanî görevimi tamamladım

1956’da, merhum Şaban Sarıyıldız’dan imtiyazını devraldığım günlük siyasî “Hakimiyet” gazetesinin yayınını, 15 yıl süre ile aralıksız ve tam bir tarafsızlıkla yürüttüm.

(Okuma süresi: 8 - 15 dakika)

tamillaaliyevaSizdeki edebiyat ve kültür merakı nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Türk Dili ve Edebiyatı alanını seçmenizin ana sebebi nedir?

Güzel bir soru. Sayın Ahmet Hocam, her şeyi dobro-dobro anlatayım mı? Bu daha doğal olmaz mı? Aslen Karabağlıyım:

Aziziyim, Karabağ

Şeki, Şirvan Karabağ.

Dünya cennete dönse,

Yâddan çıkmaz, Karabağ.

Ana tarafım Dağlık Karabağ’ın gözdesi, payitahtı Şuşa kentindedir, soyu Karabağ vezirinin gidip çıkıyor. Annemin dayıları ünlü yazar, şair, sanatçı olmuşlar.

(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)

canozgur2Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına kadar devam etmiştir.

Kıpçaklar, tarihte Kuman-Kıpçak ortak adı ile anılan toplum, iki önemli Türk Boyu olan Kumanlar ve Kıpçakların bir araya gelerek güç birliği yapmasıyla ortaya çıkmış, 1000 yıllık bir tarih süreci içerisinde Ötüken’den Avrupa’ya göç ederek Kültürleri ve Medeniyeti ile Türk Tarihinde önemli bir yer edinmiştir.

Kuman-Kıpçak toplumu olarak andığımız bu Türk Boy birliği, Arap toplumları tarafından Kumanlar, diğer Türk boyları tarafından "Kıpçaklar", Avrupa ve diğer dünya toplumları tarafından “Kunlar” olarak tanınmaktadır. Bu unvan farklılıklarının sebepleri çok açıktır. Hun kökenli olan ve Hun tarihinde ismi geçmeye başlayan bu toplum kendisini HUN olarak ifade etmekteydi. Batıya göç hareketine katılan tüm Türk toplumlarında olduğu gibi Batı göçüne katılıp İç Asya’dan uzaklaşan toplumların unvanlarında telaffuz değişiklikleri gerçekleşir.