Çarşamba 21 Ağustos 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

 mehmetalikalkan2MEHMET ALİ KALKAN ÖZGEÇMİŞ

 1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Gazi İlk Okulu,Tunalı Orta Okulu ve Motor Sanat Enstitüsünü bitirdi.Üniversiteyi Adana’da okudu. 1980 yılında Adana Mühendislik Bilimleri Fakültesinden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. Halen Eskişehir’de mesleki faaliyetlerine devam etmektedir.

 Geceye Göz Ekledim ve Gök Aradık Tuğlara şiir kitapları yayımlanmıştır.

Türk romancı Emine Işınsu,  sevgili şairimiz için ; ‘’ “Mehmet Ali Kalkan, bugün sayıları bir elin parmakları kadar kalmış gerçek şairlerimizden biridir. O Yesi’de, Rey’de, Viyana ve Yemen’de ve illâ Anadolu’da yaşar, yaşadıklarını bize seslendirir.” diyerek onun değerini ortaya koyuyor. Ardından Yavuz Bülent Bakiler; ‘’ Bu güne kadar, bir takım şiirleri, farklı zamanlarda kırk defa okuduğum çok olmuştur. Ama bir şiir kitabının bütün şiirlerini (hem de eksilmeyen, aksine çoğalan bir zevkle), arka arkaya üç defa okuduğumu bilmelisiniz.Onun şiirlerinde tespit ettiğimiz ikinci çok önemli husus: bizim kültür köklerimize çok bağlı ve sevdalı olmasıdır. Yani, bizim dini inancımız, dünya ve ahiret anlayışımız, tarih şuurumuz, insan sevgimiz, vatanımıza,milletimize yürekten bağlılığımız. Kalkan’ın şiirlerinde çok zarif mısralarla yüreğimizi ısıtıyor.” sözleriyle Mehmet Ali Kalkan’ın şiirini kanatlandırıyor.

    Prof. Dr. Tamilla Abbashanlı Aliyeva ise şairimizin kitabını tahlil ediyor: ‘’Mehmet Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara adlı şiir kitabındaki konular çok olsa da en önemli konu kahramanlığın çiçek açtığı tarihimiz ve soy kökümüzdür. Bir de eserin dil ve üslubu dikkatimizi çekti. Yani eserin poetikası.

Antik dönemde Yunan bilim insanı Aristo’nun, XVII asırda Fransa’da Aristo’nun Poetika eserinin etkisiyle Edebiyat Teorisi ─Poetika adlı eser─ yazan Nikolo Bualo’nun diliyle eserin poetikası bizi hayran etti. Gerçekten şiirlerin poetikası şahane, yani alanın üstünde. Bu poetikayı da zenginleştiren kulakları tırmalamayan, çok kullanılmış tekrar sözler değil, çimende açılan nadide çiçekler gibi sözlerdir. Mehmet Ali Kalkan’ın halkın söz hazinesinden tane tane seçerek söz dağarcığına yığdığı ve şiirlerinin diline dizdiği sözler bizi bizden aldı, esrarengiz bir dünyaya götürdü, kalbimizden: ─Allah’ım, dünyada ne mucizeler yaratmışın─ demekten kendimizi tutamadık. Bazı insanlar var ki, doğada biten çiçeklerin, otların bin bir derde deva olduğunu biliyor ve bunları toplayarak lokman hekim gibi insanlara içirir, onlara hayat veriyorlar. Halkın söz hazinesi de zengin, şifalı çiçek ve otlarla dolu olan çimene benzer. Mehmet Ali Kalkan ve onun gibi güçlü şairler de halkın söz hazinesi olan çimende dolaşır, oradan nadide, kalpleri gönülleri iyileştiren sözler seçerek dolu gönülleri daha da zenginleştirir, boş gönüllere girip oraya huzur, sevgi, barış, merhamet tohumları atıyorlar.’’

RÖPORTAJ;

Bu haftaki sohbetimizi Eskişehirli değerli şairimiz Mehmet Ali Kalkan’la gerçekleştirdik.

Mehmet Ali Bey, meslek olarak bilime dayanan inşaat mühendisliği seçmenize karşılık, duyguya dayanan şairliği bir arada nasıl götürmektesiniz?  Yetiştiğiniz ortam ve yaşadığınız çevre mühendislik ve şairlik kariyerinize ne gibi etki yaptı

     Şiirin birçok tarifini anlayanlar yapmış. Uzun zaman sonra bile tekrar tekrar okumaktan haz aldığımızdır şiir. Belki hayatı anlamak ve anlamlandırmaktır. Güzelliğe nefes almak, yaşadığımızı ispat etmektir.Ruha dokunabilmek; sen olmak,biz olmaktır.

    Bahtiyar Vahapzade : “Şair insan gibi hissetmeli ,şair gibi yazmalıdır.”demiş.

   Şiir; şarkı söyler,resim yapar,heykel yontar,güzellikleri ruhumuza nakşeder,bir hafızadır bazen.Yazmaya çalıştığım şiirlerde kendi değerlerimizi,kültür kodlarımızı kullanmaya çalışıyorum.

     Pastör,  “İlmin vatanı yoktur ama âlimin vatanı vardır.” diyor. Türk Milleti’nin değerleriyle bir şeyler yazmaya çalışıyorum.

 Mesleğim İnşaat Mühendisliği. İnsanın bir maddi tarafı var, onu bir şekilde hallediyoruz.Bir de manevi tarafı var ki bunu ihmal ediyoruz.Bina yapıyoruz ama içindeki insanın sadece karnını doyurursak işimizin biteceğini zannediyoruz.Gönül dünyamızı hiç düşünmüyoruz.Manevi yönümüzün açlığı bizi sıkıntılara sokuyor sonra. Evden işe ,işten eve bir hayat insanı sıkıyor.Edebiyatın muhtelif dalları, müzik bizi rahatlatıyor,hayatımızı güzelleştiriyor.

mehmetalikalkan3  Hayatta her şey zıddı ile var ve hayatın içinde ritim var. Gece-gündüz, sabah-akşam,yaz-kış hep birbirinin tekrarı.Mühendislik bir işi en uygun şartlarda ,en ekonomik,en rasyonel yapan kişidir.Bir usta tecrübesiyle kendi çapında bir bina yapar ama malzemeyi yeteri kadar kullanmak,israf etmemek,hesabını yapmak mühendisin işidir.Tabiatta böyledir,şiirde de böyledir.Bitki yeteri kadar beslenir ve verebileceğini şartlara göre verir.O bitkinin, ağacın tabiatına aykırı hareket ederseniz  o artık hormonludur.İşe yaramaz aksine zarar verir.

    Şiirde de en çok ifadeyi en az kelimelerle yazmak gereklidir. Atalarımız meramlarını tek heceyle anlatabiliyordu. Gel, git,dur ,at,tut…gibi.Yazmayı çalıştığım şiirlerde en kısa hecelerle çok şey ifade etmeye çalıştım.Buna sehl-i mümteni diyorlar.Kolay söylenen ama esasında söylenmesi zor olan…

  Şiir yazmaya nasıl başladınız? Hedefiniz neydi? Bu hedefe ne oranda ulaştınız?    

  Rahmetli babam ilkokul mezunu idi. Ezberinde birçok şiir vardı. İlkokulda muhtelif günlerde okumak için şiirler verirdi.Önce ben, daha çok babamın bana ezberinden söylediği şiirleri okurdum.Yine babam türküleri çok severdi, bize de türkü sevgisini aşıladı.İlkokulu bitirdiğim sene diploma hediyesi olarak bir saz hediye etmişti.Birinci sınıfa gitmeden büyük ve küçük harfler öğrendiğimde de birer tane kuzu almıştı,büyütmem için.Kaplama ve ikinci el bir sazdı.O zamanlar sanki saz çalmak sanki abes gibiydi.Etrafımda saz çalmasını bilen yoktu.Kurs nedir bilmiyoruz zaten.Kurs olsa bile kursa verecek para yok.O küçük sazı alır,akort etmeyi bilmediğimden Yüksel Ağabeye götürürdüm.Yüksel Ağabey, bazı sanatçıların arkasında saz çalardı.Genç yaşta rahmetli oldu.O sazla yavaş yavaş türkülerimizi çalmaya başladım. “Koyun gelir yata yata”,  “Karadır bu bahtım kara” ilk öğrenmeye başladığım türkülerdi.Çok iyi saz çalamadım ama türküleri daha çok sevdim.O yıllarda televizyon yok, bilgisayar yok vs .. Bir radyomuz var . Radyonun yanında kağıt kalemim olurdu.Meselâ, gündüz 12.30 da türküler olurdu,onları yazardım.O defterlere yüzlerce türkü yazmıştım.Tabii türküleri öğrenince yöreleri az çok öğreniyorsun. Karacaoğlan, Seyrani,Yunus Emre,Pir Sultan Abdal,Emrah gibi güzel insanları tanıyorsun.Sözleri tesir ediyor.Türkülerde Türk milletinin bütün değerleri var.Töresi, adetleri,insanların tavırları,özlem,hasret,gurbet,aşk,hüzün,sevinç hepsi iç içe.Beşikteki çocuğa ninni olan türkü,vefat edene ağıt oluyor.Kısaca beşikten mezara türkülerle iç içeyiz.Köyüm Dağküplü. Ben Eskişehir’de doğdum ama her fırsatta köye giderdim. Köyümüz dağların arasında, heybetle bir dağa yaslanmış vaziyette.Çocukluğumda köyde elektrik yoktu.Gaz lambası ışığında gecelenirdik. “Lambada titreyen alev üşüyor” diyen Abdurrahim Karakoç Ağabeyi daha güzel anardık .Gece sıramız gelir  “su sulamaya”giderdik. Dağlar , meyvalar, hayvanlar,tabiat bizim her hücremize sinerdi.Yazmaya çalıştığım şiirlerde bunlardan etkilendiğim bellidir.Biraz dağda çobanlık yaptım.Daha doğrusu Hikmet’le beraber koyun-kuzu güttük.Geceleri çoban ateşinin etrafında sohbet, gökte yıldızlar muhteşemdi.

   Kalbimin üstüne çökünce duman

   Yıllara vedânın efkârı yaman

   Yıldızlara çoban durduğum zaman

   Mehtâbın yüzünde donar gözlerin

mısraları oradan kalmadır. Hemen her şiirde kalıcı olmasını istediğim,daha doğrusu tabiatın doğruluğunun,gerçekliğinin bulunduğu,mısralar yazmaya çalıştım.

   Türkülerle ve halk şiiriyle uğraşmaya başladığım zaman ister istemez bir şeyler yazmak istiyor insan. Yirmili yaşlara kadar şiir yazmayan, karalamayan kimse yoktur herhalde. Bazıları da  o yaştan sonra da devam ettiriyorlar.

  

   Şiirlerinizi nasıl yazarsınız? Nasıl bir mekânda ve hangi kaynaklardan yararlanarak şiir yazarsınız? Şiirlerinizde hareket noktanız nedir? Şiirde ilham, keşif, esinlenme, tevarüd (birbirinden habersiz benzer ifade kullanmak) konularında ne düşünüyorsunuz?

      Şiir yazarken belli bir hedefim yoktu. Ama hep nasıl daha güzel yazarım diye gayretim oldu.Lise yıllarımda özellikle Türk Edebiyatı ve Hisar dergilerini takip etmeye çalışırdım.Biraz da marifet iltifata tabi.İlk şiirim yanlış hatırlamıyorsam 1974 yılında Orta Doğu Gazetesinde çıkmıştı.1975 yılında üniversiteye gittiğim zaman Adana’da kitapçıları gezerdim.Bir kitabın adı Ülkücü Şairler Antolojisi idi.Kitabın arkasında da isimler vardı.Kimler varmış diye bakarken kendi ismimi gördüğüm zaman ne kadar sevinmiş,mutlu olmuştum.Sonra bu kitabı verdiğim bir arkadaş kaybetti.Yıllar sonra olimpiyat şampiyonumuz İsmet Atlı Ağabey telefonda “şimdi bir kitap elime geçti,içinde senin şiirinde var, sana bu kitabı göndereceğim dedi. ”Ömrü vefa etmedi.Allah rahmet eylesin.Köyüm Dağküplü dedim, özellikle tarihi okuduğum kitaplardan öğrendiklerim ile köyümüzdeki yerler,töreler  örtüşüyor. Bahattin Ögel’in Türk Kültürünün Gelişme Çağları adlı seri kitaplarından birinde “büvet” kelimesini gördüm.Büvet ,set demekmiş.Bizim köyde “Büvetçik” denen bir mevki var.Oradaki tarlalar set set.Yine orada “Geriş” diye kelimenin ak toprak olduğunu okudum.Yine köyde evleri sıva yapmak için kullandığımız ak toprak, köyümüzde “Geriş” adlı yerden alınarak .Rahmetli Mehmet arkadaşımın soyadı Geriş’ti meselâ.

  mehmetalikalkan1 Atalarımızın Orta Asya’da kullandığı kelimeler birebir bizde yaşamaktaydı.

   Atalarımız kuzeye “ karasu”, batıya “ak” demişler.Köyümüzün kuzeyindeki çayımızın  adı “Karasu”…

   Atatürk  “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir” derken Akdeniz’i değil,batıyı kastediyordu.Tarihimizi sevmek ,tabiatı sevmek türkülerimizi,Türk milletinin değerlerini sevmek yazmaya çalıştığım şiirlere yansıyor.Şiirde yapmak istediğim değerlerimizi şiirin içine serpiştirmek.Okuyana hatırlatmak.Üzerinde toz birikmişlerimizin üzerini açmaya çalışmak.Esasında günlük hayatımızda bunu yaşıyoruz ama farkında mıyız bilmem. Meselâ bizde at kültürü önemli. Bir yabancı yazar “Türkler atı keşfetmeseydi, Lidyalılar,Frigyalılar gibi tarihi katmanları arasında kalırdı.” diyor.Biz bebeklerimizi  atın yavrusu tay,  ‘’tay tay’’  diye durdurmaya çalışırız ve at taya  götürürüz.Günlük hayatımız hep tarihle bağlantılıdır bizim.

   Günümüz Türk şiirinin durumunu değerlendirir misiniz?

   Günümüzde Türk şiiri biraz mazisinde kopuk gibi geliyor bana.Elbette bizi bilen, bizi yazan çok arkadaşımızda var.Ama rağbet ötekilere. Günümüzde insan bir arayış içinde.Bencilliğimizde çok fazla.Hep almayı düşünüyoruz. “Gelsin de nereden , nasıl gelirse gelsin.” mantığı var bizde. Köyümüzdeki bir teyzeye ilçeden yetkililer geliyor. “Siz altmış beş yaşına gelmişsiniz, size yaşlılık aylığı bağlayacağız.  Teyze fakir, geliri kendine göre ama verdiği cevap şu: “Babam beni nüfusa bir yaş büyük yazdırmış almam, haram olur.”

   Yine bizim köyde bir Ahmet var. Dağda, yolda sahipsiz ağaçları aşılar “kurt, kuş yesin.”diye. Çuval çuval buğday alır, köydeki kuşlara dağıtır, kışın aç kalmasınlar diye.

   Türk milletinin tarlası bunlar işte. Ne zaman bu tarladan mayalanmaya başlarsak, nasiplenirsek biz de, şiirimiz de çok başka yerlerde olacak.

   Geçmişten beslenmeyenin, haz almayanın geleceğinin sağlam olmayacağı inancındayım.

    Nasıl bir mekânda ve hangi kaynaklardan yararlanarak şiir yazarsınız? Şiirlerinizde hareket noktanız nedir? Şiirde ilham, keşif, esinlenme, tevarüd (birbirinden habersiz benzer ifade kullanmak) konularında ne düşünüyorsunuz?

 

   Okuduğum kitaplardan , duyduğum sözlerden , tabiattan, türkülerden etkileniyorum.Güzel bulduğum,şiir yazarken işime yarayacak bilgileri, ifadeleri toplar bir yerde biriktiririm.Kitap okumaya başlarken bir dosya kağıdını dörde katlar içine koyarım.Bazı kitaplardan bir iki cümle ,bazılarından birkaç dosya bilgi alırım.Bazılarından da bir şey alamam. Böyle yüzlerce dosya kağıdım var.İşime yarayanları vakti gelince kullanırım.

   Şiiri yazmak için önce dolmak sonra vakit bulmak ve uğraşmak lazım bence. Bekir Sıtkı Erdoğan Ağabey,  “şiirin yüzde onu ilham,yüzde doksanı emek” demişti. Şiirin mümkünse her mısrası, olamıyorsa bir kıtası,elbette tamamı bir şeyler taşımalı.Bizim kültürümüzden,tarihimizden ,değerlerimizden bir şeyler olmalı. Peyami Safa,  “eğer şiir adını kaybetseydi, mânâ derdik. Şiir mânâdır.” diyor.Benim düşüncemde bu yönde.Elbette insanın yüreğinin bir yerlerine de değmeli. Yavuz Sultan Selim,  “Şiir öyle bir kaptır ki; içine temiz olmayan şeyler atılmaz.” diyor.Yine Şeyh Galip’in şairler için kullandığı ifade şu: “Onlar ki kêlama can verirler.”

   Şiirde esinlenme bilmeden yapılıyorsa mesele yok. Ama maalesef bu tür örneklerle çokça karşılaşıyoruz.Bırakın esinlenmeyi adam bir başka şairin şiirini “benim” diye yayımlayabiliyor.Hatta bir ağabeyimin kitabının tamamını basıp kendi adıyla yayınlamıştı bir vatandaş.Orman ve Ağaç konulu bir şiir yarışmasında birinci olan şiirin daha sonra Arif Nihat Asya’nın olduğu anlaşılmıştı.Televizyonlarda şiir okuyan bir vatandaş Ali Akbaş Ağabey’in şiirin sahiplenip kasete, CD’ye okumuş konu mahkemeye intikal etmiş,bildiğim kadarıyla şiir tarihinde en büyük tazminatı ödemeye mahkum olmuştu.

    Kırmızılar Hareketinin şahsınızla ilgili düzenlediği şiir yarışması hakkında bilgi verir misiniz?

 

   Kırmızılar Hareketi, Türk milletinin yeniden ayakları üzerinde durma, tarihi misyonunu yeniden diriltme, Türk insanının ufkunu açma hareketidir. Bu arkadaşlar,  teveccüh göstermişler şahsım için bir yarışma düzenlemişler. Yarışmaya çok sayıda şiir katıldı. Türkiye’de düzenlenen şiir yarışmalarına katılanın üzerinde şair ve şiir katıldı. İyi bir yarışma olduğu kanaatindeyim.

 Bir şiirinizi bizimle paylaşır mısınız?

HER ŞEY BİR MEKAN İÇİNDE 

Nakış nakış yağan karın,  

Yeri asuman içinde.  

Ötelere gebe yarın,  

Yaşanılan an içinde. 

Damlaydık tufana döndük,  

Çamurduk insana döndük,  

Cihandan cihana döndük,  

Zaman var zaman içinde. 

Ümit atına binerim,  

Güneş elimde fenerim.  

Dünya döner ben dönerim,  

Daim imtihan içinde. 

Kervan yoldadır, izdedir,  

Alıp verenler bizdedir,  

Çok dalga bir denizdedir,  

Nehirler umman içinde. 

Yağmur yağmur sevgiyle dol,  

Hakk'a çıksın gittiğin yol,  

Ateş varsa İbrahim ol,  

Yanacaksan yan içinde. 

Gecelere doğmuş bedir,  

Gün bilene gece nedir?  

Dünya aşka pervanedir,  

Can dolanır can içinde. 

İyiye olmalı niyet,  

Doğan toprağa nihayet,  

Yerler-gökler ayet ayet,  

Kainat insan içinde…

 

 

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile