Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

recepaydogduAraştırmacı Yazar Dt. Recep Aydoğdu ile bir sohbet gerçekleştirdik.

       Recep Bey,  Osmanlı’nın kuruluş dönemini sadece  tarihsel olarak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım yönlerinden  de araştırarak günümüzle bağlantılar kurmaktasınız.  Ertuğrul Bey döneminden başlayarak konuya bir giriş yapalım.  Ertuğrul Bey zamanındaki  göç yolları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

        Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in babası Ertuğrul Bey döneminde; Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’a  yardım ve Eskişehir yakınlarındaki Karacahisar’ın  (Dorleo Kalesi ve Şehri) fethindeki (M:1229 -1230 yılı) katkılarından ötürü sultan ona Ankara Karacadağ'dan  sonra  Söğüt’ü kışlak ve Ermeni Beli ile Domaniç’i yaylak olarak vermiştir. Ertuğrul Bey bu sırada otuz  bir  yaşındadır.

         Ertuğrul Bey M: 1198-1281 yılları arasında yaşamış ve beylik dönemi barış ve huzur içinde geçmiştir. Bu dönemde Söğüt-Domaniç yaylası arasındaki göç yolu olarak Bozüyük yolu kullanılmıştır. Camiliyayla’ya gelinip buradan Domaniç Yaylalarına ulaşılmıştır. Yerli Rumlarla aralarında hiç  sorun olmamıştır. Karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı komşuluk yapılmıştır.

         Osman Bey, babası altmış yaşında iken doğmuştur (D: M 1258 Ö: M 1326). Ertuğrul Bey ölünce yerine en küçük oğlu olan Osman Bey; M: 1281 yılında, yirmi üç yaşındayken Karakeçili Aşiretinin başına bey olarak seçilmiştir. Diğer ağabeyleri Sarı Batu Bey ve Gündüz Bey, onun destekçisi olmuşlardır.  İlk zamanlar kışlak ve yaylak arası göçlerde Bozüyük yakınlarındaki Kumral Abdalın zaviyesinin bulunduğu Kovalıca ve Karaağaç köyleri civarından, Muratdere ve Erikliden, Dodurga yakınlarından, Camili Yayla üzerinden geçerek Domaniç Yaylalarına ulaşmışlardır.

      Osman Bey döneminde Söğüt, Domaniç ve İnegöl ile ilgili tarihsel olaylar nasıl gelişmiştir?

          Osman Bey ilk yıllar kabına sığmayan, delidolu, atak bir beydir. İlk evliliğini Selçuklu vezirlerinden Ömer Bey’in kızı Mal Hatun ile yapmış ve ertesi yıl  M:1281 oğlu Orhan doğmuştur. Aynı yıl babası Ertuğrul Bey ölmüştür M: 1289 yılında Şeyh Edebali'nin kızı Rabia Bala Hatun ile ikinci kere evlenmiştir.

           Osman Bey babasının sessiz ve barışsever dönemi sonunda atak bir beylik yapmaya başlamıştır. Ekseriyetle kafasının barıştığı Harmankaya Hâkimi (Tekfuru) Köse Mihal'le  arkadaşlık yapar. Bu kişi ile önceleri arkadaş iken sonraları kendine tabi bir bey olmuştur. Köse Mihal sonraları  Müslüman olmuş ve kuruluş döneminde birçok olayı birlikte yaşamışlardır. Abdullah Mihal  adını almış, Orhan Bey’e de yoldaşlık ve hocalık etmiştir. Bursa'nın Bizans’tan teslim alınmasında bu kişi aracılık etmiştir. Ölümü sır olan bu kişinin sırrını Kösemihal ve Harmankaya isimli yazımda ve hazırladığım deneme yazılarından birinde gün yüzüne çıkardığıma inanıyorum.  

              Osman Bey’in beyliği sırasıyla; önce  Çobanoğulları’na,  Germiyan Beyliğine ve sonra Bilecik Tekfurluğuna bağlı olmuştur. Bu beyler ise Anadolu Selçuklu Sultanına bağlıdırlar. Osman Bey ve Orhan Bey zamanında ; Bizans’tan aldığı yıllık 100.000 altın karşılığı, Germiyan Beyi 1. Yakup Bey Osmanlı’ya çok düşmanlık yapmıştır. Bilecik’e bağlı iken Osman Bey; Bilecik Tekfurunun hediyelerle gönlünü hoş tutmuş ve kendisine müdahale etmemesini, kendi tarafını tutmasını sağlamıştır. Yaylaya giderken kıymetli eşyalarını hediyeler vererek emanet bırakmış, dönerken tekrar Bilecik Tekfuruna uğrayarak geri almıştır. Osman Bey bilerek yolunu uzatıp Söğüt’ten Bilecik’e gidip işini bitirdikten sonra eski yol yerine  kısa yoldan  kendine Ermeni Beli (Ahi Beli) yolunu kullanarak; İnegöl Tekfuruna bağlı Kulaca Tekfurunun ekili biçili arazisinden zarar vererek geçtikten sonra, Muzal’dan (Gündüzlü Köyü) başlayan Domaniç Beli denilen yolu kullanarak Oylat üzerinden, Domaniç Yaylalarına gitmeyi tercih etmiştir. Osman Bey’in amacı; Bilecik Tekfurunun desteğine güvenerek, bilerek hır çıkarmak suretiyle, yaylak ve kışlak arasını birbirine doğrudan bağlayarak toprak elde etmektir. Ortada bir bey vardır fakat yeri yurdu dağınıktır. Kışlağı ayrı yerde, yaylağı ayrı yerdedir. Birinden ötekine gidebilmek için birilerinin yardımına ve iznine muhtaçtır. Divitçioğlu’nun tabiriyle bir beyliğin il olabilmesi için; topraklarının göbellerle  sınırı belirlenmiş ve emsalleri ve üst egemen devletler tarafından tanınmış, bir bütün toprak  parçası olması gerekir.  Osman Bey bu amacını gerçekleştirmek üzere Kulaca üzerinden İnegöl Tekfuruna bir hamle yapmıştır.

               Osman Bey yetmiş kişilik bir güçle İnegöl’ü basmaya giderken bundan casusları aracılığı ile haberi olan İnegöl Tekfuru; Ermeni Belinde  Osman Bey ve adamlarını pusuya düşürmüştür. Yanında götürdüğü Sarı Batu ağabeyinin oğlu, on altı yaşındaki Bay Koca burada M:1284 'te şehit olmuştur. Osman Bey buna çok üzülmüş ve yeğenini İnegöl yakınlarındaki Hamzabey Köyünde gömdükten sonra M: 1286 yılı ilkbaharında İnegöl’e bağlı ve dokuz km mesafedeki Kulacahisarı’nı üç yüz kişilik aşiret savaşçısı ile fethetmiştir. Bu olay İnegöl Tekfurunu çok kızdırdığı halde, Bilecik Tekfuru Osman Bey’e ses çıkarmamıştır. Bunun üzerine İnegöl Tekfuru İnegöl'e yirmi üç km mesafede bugünkü Eskikaracakaya'da bulunan Karacahisar (Melangia) tekfurunu, kendisinin de Osman Bey’in tehdidi altında olduğuna inandırarak, onunla ittifak yapmıştır.

   recepaydogdu2 Eskişehir Karacaşehir’in fethi hakkındaki bilgilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

              Olayların yaşandığı tarihten 175-200-250 yıl sonra yazılan tarih kitaplarında yer ve zaman ile ilgili kargaşa mevcuttur. Birçok olay, iki değişik yerde, iki farklı olay olarak yaşandığı halde; Bir yerde ve bir kere yaşanmış olduğu zannedilerek yazılmaktadır. Bu tip tarih yazıcılığı doğal olarak kargaşaya neden olmaktadır. Bu kargaşalardan biri Karacahisar’ın fethi meselesidir. Bizans İmparatoru Miryokefalon Savaşından sonra Anadolu’dan ümidini kesmiş, Sakarya kıyılarını güçlendirerek Türklerden korunacağını zannetmiştir. Eskişehir yakınlarındaki Dorleo M:1229-1230 tarihinde Ertuğrul Beyin yardımıyla fethedilerek Anadolu Selçuklu Devletinin eline geçmiştir. Dorleo iken Karacahisar adı verilen bu yer su kıtlığından ötürü sonradan düze tekrar kurularak Karacaşehir adını almıştır. Bilecik dahi Anadolu Selçuklu’nun hakimiyetini tanımış, Ermeni Beli  Bizans ile sınır kesilmiştir.

            Eskişehir’e 5-6 km mesafedeki eski adı Dorleo olan Karacaşehir; İnegöl’e, bugün Mezit boğazından geçen kestirme yoldan 110 km’den fazla uzaklıktadır. Eskişehir ile İnegöl arasının çok   büyük kısmı Türkmenlerin çok yoğun yaşadığı ve hâkim olduğu bir bölgedir. İnegöl Tekfurunun ittifak yaptığı tekfurluk, kendisine 23 km mesafedeki Melangia ise başka bir Bizans yerleşim yeridir. Bu ad, melanin kelimesinden gelmektedir. Melanin, bene renk veren maddedir. Bilindiği gibi ben kara (siyah) değil, karaca renktedir. Melangia'ya adının Türkçe karşılığı olarak Karacahisar denilmiştir. Buranın Eskişehir yakınlarındaki Karacaşehir olduğunun düşünülmesi, kabul edilip yazılması, yukarıda açıklanan nedenlerle (uzaklık ve Türk bölgesi içinde olması nedeniyle) hayatın doğal akışına göre mümkün değildir.  Orası Selçukluya bağlı ve yoğun Türk bölgesinin içindedir. İnalcık, ekibiyle yaptığı yüzey araştırmalarında Melangia adı verilen, bugün İnegöl’e yakın Eskikaracakaya köyünü Karacahisar kabul etmiştir.

          M:1286 yılında Kulacahisar’ın fethinden iki yıl sonra 1288 yılı yayla dönüşü zamanı, Eylül ayının ilk haftalarında, Karacahisar (Melangia) Tefuru Alexius'un kardeşi Kalanoz komutasındaki yaklaşık 300 kişilik müttefik İnegöl ve Karacahisar Kuvvetleri,  Domaniç Beli’nin en dar iki tepesinin arasındaki çatakta, İkizce denilen yerde ( Bu yer M:1899 yılına kadar Domaniç Belinde olan Tekfur Çatı Karyesinin kurulu olduğu yerdir) Çatakalıç Tepe veya bugün Çatalalıç Tepe denilen yerde pusu kurmuşlardır. Obaların kışlağa dönüşünü komuta eden Osman Bey’in ağabeyi Sarı Batu ile eski Aksu  ve Güneyseyid Köylülerinin obasından yaklaşık kırkar kişilik Kayı Boyuna mensup, Karakeçili Yörük, başlarında yaşlı nökerlerinden Koyun Baba isimli önderleriyle birlikte Domaniç Belinden geçerken, kaçış yeri olmayan bu yerde şehit edilmişlerdir. Bizaslılarla yapılan bir savaşta şehit olduğu bilinen Koyun Baba’nın burada şehit olduğundan zerrece şüphem yoktur. Çünkü Domaniç'te Ertuğrul Bey döneminin yaşlı nökerinin ölebileceği Domaniç Beli (İkizce Savaşı) pususundan başka olay yaşanmamıştır. Çatışma sırasında Sarı Batu’nun karnı yarılarak, bağırsakları yere dökülmek suretiyle şehit edilmiştir.  Domaniç Belinde İkizce Tepe ( Çatakalıç Tepe, bugün  Çatalalıç Tepe) denilen yerde yaşanan olay iddia edildiği gibi başarılı bir savaş değil, pusuya düşürülerek yok edilmektir. Hem çok büyük kayıp verilip hem de başarıdan bahsetmek kanaatimce abestir. Yaşanan bu kötü olayın haberini alan Osman Bey, Aksu Obasının şehitlerini ve ağabeyi Sarı Batu'yu, obalarının kurulu oldukları yerdeki Akmeşhed denilen yere defnettirmiştir. Sarı Batu’nun mezarı Aksu, (bugün Karaköy) yakınlarındadır.  Güneyseyid Obasının şehitlerini; Güneyseyid (Güney) Köyünün üst tarafındaki Mermerler Meşhedine, oba önderi Koyun Baba’yı birkaç yüz metre yukarıdaki Kızıltepe eteklerine gömmüşlerdir. O yıllarda ölen tüm bey sülalesi fertleri (ana, oğul, torunlar) öldüğü yere en yakın yerde gömülmüşlerdir (Haymana, Baykoca, Aydoğdu, Dündar). Osman Bey’in, ağabeyi Sarı Batu’nun öldüğü yerden  yaklaşık yüz kilometre uzakta bir başka yere gömülmesi (Söğüt’e) o zamanki hayatın doğal akışına uygun değildir. İlk defa iç organları çıkarılıp bir başka yere gömülme olayı (1. Murat Ö: M:1389) tam yüz yıl sonradır.

    Osmanlı Beyliğinin devlet olma hüviyetini kazanmasının önemli bir adımı olan tarihsel yorumunuzu öğrenebilir miyiz?

            Kulacahisar ile Karacahisar’ın arasındaki on altı km. genişliğinde ve on km. derinliğindeki küçük toprak parçasının fethedilmesi devletin kurulmasındaki en önemli olaydır. Yaklaşık yüz altmış  km2’lik küçük bir alanın fethi ile iki ayrı ada şeklindeki toprak parçaları (yaylak ve kışlak) birbirine bağlanarak çokgen şeklinde tek bir düzlem halinde İl (ülke) haline gelmiştir. Alanı küçük de olsa yönetilen, sınırları belli ve savunmak için canların verildiği, kutsanan, yekpare bir toprak parçasına İl (Ülke) denilmektedir. Bu, Osmanlı Beyliğinin (devletin) kuruluşu anlamına gelir. Bu olduğunda, kılıçla aldığı bu yer nedeniyle Osman Bey Eskikaracakaya’da (Karacahisar’da) adına hutbe okutmak istese de Dursun Fakih, Osman Bey’i İlhanlı tehlikesinden korumak için buna karşı çıkar. Bunun izinsiz yapılamayacağını bildirir. Çünkü o dönemde en büyük güç olan İlhanlı Hanıdır.  Hakimiyetine karşı gördüğü sultan ve beyleri küçücük bahanelerle boğdurmaktadır. Kanaatimce ilk yazılan kronik olan Yahşi Fakih’in Menakıpnamesi’nde bu konu mevcut olmalıdır. İlin (Ülkenin) tanınması; tabi olunan Anadolu Selçuklu Devletinin de tabi olduğu İlhanlı Devletinin haraç ve Osman Bey’in oğullarından birinin rehin verilmesinden sonra razı edilmesiyle, daha sonra (M:1299 yılında) olduğu kanaatindeyim. İlhanlı’nın razı edilmesi sonrası peş peşe yaşanan olaylar sonucu Bilecik, Yarhisar ve İnegöl bir çırpıda alınıp Yenişehir önlerine gelinmiş ve İznik ile Bursa fethedilecek hedef topraklar olmuştur. Bu dönemde daha sonra Sakarya ötesinde ve İznik civarında fethedilen kaleler ticaret yollarının kontrolü amaçlıdır. Rehin verilen bu beyin soyunun M:1399 yılında Malatya’nın fethinden sonra Yıldırım Bayezit huzuruna çıkarak kendilerini tanıttığı ile ilgili bilimsel makale mevcuttur.  Aşıkpaşazade Tarihinde anlatılan Tuğ, Alem ve Davullu Beyliğin Selçuklu Sultanınca tanınması ritüeli, bu sorun aşıldıktan sonra M:1299 yılında olmalıdır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu bu olayla ilişkilendirilerek hikaye edilmiştir.  Osmanlı Beyliği; Osman Bey zamanından Orhan Bey döneminin bir kısmına kadar tabi olduğu İlhanlı Devletine haraç ödemiştir.  İlhanlı ve Anadolu Selçuklu birlikte yıkılınca, diğer beyliklerle birlikte Osmanlı bağımsız beylik haline dönüşmüştür. Kısaca söylersek Osmanlı Beyliği kuruluşu sırasında başka devlete haraç ödeyen bağımlı bir devletti.

      Yakın bir  zamanda Kütahya-Bursa-Eskişehir odaklı tarihi yollar ve genel anlamda kadim Anadolu medeniyetleri tarafından açılan güzergahların günümüzdeki durumlarıyla ilgili bir basın toplantısı yaptınız. Bilgi ve görüşlerinizi kamuoyuyla paylaştınız. Bu yolların tarihsel durumunun günümüze yansımaları nelerdir?

Domaniç Beli: Domaniç'ten İnegöle giderken, Durabey Köyünden sonra yeni yoldan Domaniç Dağına tırmanmaya başlarsınız. Eskiden Durabey’den dağa doğru Pazar Alanına gelirdiniz (Domaniç Dağının arka yüzünde Saadet Köyü yakınlarında ikinci bir Pazar Alanı daha vardır). Yeni yoldan dağa tırmanırken solda Orman Teşkilatına ait Çatal Alıç Yaylasının olduğu ve Murat Ağa isimli müstecirin çalıştırdığı tesise gelirsiniz. Şu anda orada Orman Teşkilatı bungalov tarzı konaklanabilen yerler yapmaktadır. Buraya Çatal Alıç Yaylası denir. Domaniç Beli buradan geçer.

Çatal Alıç Yaylasından itibaren buranın sağı ve solu yukarı doğru Domaniç Beli denilen tarihi yoldur. Bu yol hem Yörük Göç Yolu hem de Osmanlının iki büyük vilayeti olan Anadolu Vilayeti ve Hüdavendigar Vilayetini (Kütahya ve Bursa) birbirine bağlayan ana yoldur.  Bel, belen; dağ sırtlarında geçit veren yer, dağ geçidi demektir. Çatak; iki tepenin arasındaki geçittir. İki dağın veya tepenin (ikiz tepelerin) birbiriyle çatılması ile oluşmuş dere yatağı veya geçit veren yer demektir.

Osmanlı Döneminde, M:1451 yılından itibaren Kütahya, Anadolu’nun tüm batısını kapsayacak şekilde; Alanya’dan başlayarak Isparta, Afyon, Eskişehir, Ankara, Çankırı, Kastamonu, Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Manisa, Aydın (İzmir), Aydın ve Muğla’nın çevrelediği alanda Anadolu Vilayeti ve Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi idi.

             Bursa, Hüdavendigar Sancağı adıyla yaklaşık dört yüz yıl (400) Kütahya'daki Anadolu Vilayetine bağlı idi. M:1847 yılında yeni bir örgütlenme ile Anadolu Vilayeti kaldırıldı. Başka yeni vilayetler kuruldu ve daha küçük bir alana önce Kütahya, bir yıl sonra Bursa’nın merkez olduğu Hüdavendigar Vilayeti kuruldu.

Ülkemizdeki diğer otoyolların güzergahları en kısa yol olan eski tarihi Roma-Bizans yollarından geçiyor. Örnek vermek gerekirse;

         Yakın zamanda yapımı tamamlanan otoyollardan;

1- İstanbul-Osmangazi Köprüsü-Bursa -İzmir Otoyolu; Bin yıl önceden beri İzmit Körfezinden geçilen en dar yer olan Hersek Burnu’ndan yapıldı. Haçlılar buradan deniz yoluyla geçtikten sonra İznik üzerinden Kudüs’e gittiler. Bu eski güzergâh; yeni yapılan otoyol, köprü, tünel ve viyadüklerle geçilerek İznik ve Orhangazi yakınlarından, önce Bursa’ya sonra İzmir’e ulaştı.

2- Karadeniz Bölgesinde yapılan otoyollar; İran’dan ve Anadolu içlerinden gelen eski ticaret yollarının güzergahından birçok otoyol ve tünellerle geçilerek, kısa yoldan Karadeniz sahillerindeki limanlara ulaşılıyor.

Proje aşamasında olan veya yapımına başlama öncesi veya yapım aşamasındaki otoyollardan;

3- Bursa-Sivrihisar-Ankara Otoyolu; Turanköy, Erdoğanköy (Dinboz), Eski Ermeni Belinden, Pazarcık, Bozüyük, Alpu ve Sivrihisar’dan, Ankara’ya ulaşılacak. 

4- Ankara-İzmir Otoyolu; Afyonkarahisar’a bağlı İhsaniye’den ve Kütahya’ya bağlı Dumlupınar’dan geçerek doğruca İzmir’e gidecek.

5- Antalya-İstanbul Otoyolunun projelendirme aşamasında olduğunu medyadan takip etmekteyiz. Harita üzerinde en kısa yol; Antalya, Şuhut, Afyon üzerinden gelip, İhsaniye ile Dumlupınar arasından geçen Ankara-İzmir yoluyla kesişerek, Kütahya, Yoncalı ve Çukurca’dan  sonra Domaniç Beli Tünelinden (Haymana Tüneli) geçtikten sonra Turanköy-Erdoğanköy (Dinboz ) arasından gelen Bursa-Sivrihisar otoyolu ile kesişerek; İznik Gölünün batısından (Bayırköy- Yenisölöz yakınından), Orhangazi yakınlarında İzmir-İstanbul Otoyoluna bağlanarak Osmangazi Köprüsünden İstanbul’a ulaştırılması en kestirme yoldur. Bu yol halen kullanılan alternatif yollara göre yaklaşık yüz  km’den fazla mesafe ve zaman avantajı sağlar. Buradan geçen Roma, Bizans, Osmanlı Döneminin tarihi yolları tesadüfen kullanılan yollar değil en kestirme ve avantajlı yollardır.

           İlgili kuruluşlara saygıyla teklifim; Antalya-İstanbul Otoyolunun, Domaniç Belinin altından yapılacak Haymana Tünelinden geçmesidir. Yukarıda birçok örnekle açıklandığı gibi tarihi yolların geçtiği güzergâh esas alınarak otoyollar yeni teknoloji ile yapılmaktadır. Adeta tarih tekerrür etmektedir. Dileğimiz ve önerimiz; Domaniç Belinin altından yapılacak Haymana Tüneli ile burada da tarih tekerrür etsin.

Dt. RECEP AYDOĞDUNUN ÖZGEÇMİŞİ

    recepaydogdu31952 yılında Kütahya-Tavşanlı, Derbent köyünde doğdu. İlköğretimini Tunçbilek'te, lise öğrenimini Tavşanlı'da tamamladı.

     1969 yılında başladığı yüksek öğrenimini Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde tamamlayarak 1974 yılında dişhekimi oldu

    1976 yılında Adana'da SSK sağlık tesislerinde başladığı memuriyete 1977 yılından itibaren Bursa'da devam etti. Bursa Kızılay Tıp Merkezi ve Kızılay Kan Merkezi kuruluşunda çalıştı.

      2000 yılından sonra Bursa Kütahyalılar Derneği kuruluş aşamasında Tarih Kültür ve Sanat konulu etkinliklerin tertiplenmesinde koordinatör olarak görev yaptı.

    2003 yılından itibaren doğduğu Derbent Köyü ve yakın çevresinin tarih ve kültürünü kullanarak birçok yazı kaleme aldı. Kösemihalgazi  Tarih Kültür Sanat Spor şenlikleri organize etti. Tavşanlı-Derbent İstiklal Savaşı Şehitliği, Anıt ve Yunanlıların yakarak şehit ettikleri yerleri Müze Ev olarak restore ettirerek ziyarete açtı. Ressam Çağlayan Aydoğdu ile evlidir. Kızı Bennar avukattır. Ayrıca Uludağ Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Fransa ve İngiltere’deki tahkim kurumlarında yönetim kurulu üyesi görevlerini sürdürmektedir. Oğlu Batuhan işletmeci ve yazardır. Gelini Dönem ise antika ve koleksiyon objeleri ile ilgilenmektedir. Torunu Ural Recep, anaokulu öğrencisi ve iyi bir ustadır, dedesine ve babasına yardım eder.

        Recep Aydoğdu’nun yayınları şunlardır;

1-Bursa’ya Komşu Kütahya İli-Tavşanlı İlçesine Bağlı Bir Bölüm Köy ve Beldelerin Tarihi, Sosyal ve İktisadi Yönden İncelenmesi 

2 Tunçbilek - Garp Linyitleri İşletmesinin İktisadi, Sosyal ve Kültürel Hayata Etkileri

3-Osmanlının Kuruluş Dönemine Yolculuk - Kösemihal ve Harmankaya

4- Bursa’ya Komşu Kütahya İli Tavşanlı İlçesine Bağlı Bir Bölüm Köy ve    Beldelerin Tarihi, Sosyal ve İktisadi Yönden Yazılı ve Sözlü Kaynaklardan İncelenmesi (2003 yılı)

5-Tavşanlı-Derbent Köyü (Kütahya) ve Çevresindeki Köylerin Tarih ve Kültür Açısından Önemi (2004 yılı)

6-Düşte Uludağ’ın Ardına Tarihi Yolculuk - Bursa ve Kütahya Tarihinden Kesitler (2004 yılı)

7-İstiklal Savaşında Derbent Köyü  (2004 yılı)

 8- Osmanlının Kuruluş Dönemine Yolculuk (Köse Mihal Ve Harmankaya) (2005 yılı)

9- Domaniç Kırık Köyü (2009 yılı)

10-SSK Yıllarım  (2012 yılı) (anılar)

  Yayınlarını kendine ait web sitesinde (www.recepaydogdu.com) okuyucunun hizmetine sunmaktadır.

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile