Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)
Bunu okudun 0%

abdullah harmanci(Öykücü Abdullah Harmancı ile Söyleşi: )

Sorular: Ahmet Melih Karauğuz

Hocam Yalova'dayız... Gençlere hitap ediyoruz. Edebiyatçı gençlere... Onlara neler söyleyeceksiniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Burada bulunan genç yazar arkadaşlar, mesafe almış, yayın yapmış, dergi veya kitap çıkarmış arkadaşlar. Hepsi bir hayli yol almış edebiyat alanında. Diyeceğim şu. Biz gençlerle çok dersler yaptık. Ama yaratıcı yazarlık kapsamında. İşe yeni başlamışlardı. Buradaki arkadaşlar için farklı şeyler söylemem lazım.

Şimdi efendim, Tarık Buğra’nın son demlerinde, bir doktor şahadet parmaklarını görmüş. Çok şaşırmış. Neden? Tarık Buğra hayatının belki elli senesini her gün daktilo ile yazarak geçirdi. Şahadet parmakları nasırlaşmış, eğilmiş. Kütleşmiş. Gören bir şey oldu sanıyor. Elbette bir şey oldu ama hastalık değil. Kendisine şaşırarak bakan ve meseleyi anlamayan doktoruna zarif bir cevap vermiş Tarık Buğra: “Kavgada oldu.” demiş. Doktor maalesef bunu da anlamamış. Gerçekten kavgada oldu sanıyor arkadaş. Neyse. Ben bu anektodu okuduğum zaman sarsıldım. Şimdi demek istediğim, bilmiyorum anlaşıldı mı? Bugün elli senesini yazı ile geçirmiş bir kalem... acaba bu cümleyi kurar mı? Kurabilir mi? Kavgada oldu, diyebilir mi? Ben bunu anlatınca, muhteşem cevap, dedi bir arkadaş. Ona dedim ki, muhteşem olan cevap değil. Yaşadığı hayat. Hayatını kariyer için harcayan bir kişi sizce bu cümleyi kurabilir mi? Bunu neden anlattım? Bazen, yazmakla okumakla geçen bir günün sonunda, kendimi suçlu hissettiğim için. Kavga mı, kariyer mi? Kariyer derken sekülerleşme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum. Kavga derken kalemi insanın kendi varlığı dışındaki dünyası için kullanmak endişesinden bahsediyorum. Haysiyetli bir iş. Bu cümle angaje edebiyatı aklımıza getirmez. Hemen söyleyelim.

Edebiyat dergilerinin “masum” olmadığını söylüyorsunuz?

Dergiler masum değil. Gazeteler masum değil. Bunu neden söylüyorum? Bize şekil veriyorlar. Bize renk veriyorlar. Yazacağımızı belirliyorlar. Nasıl yazacağımızı da belirliyorlar. Kelime sayısını söylüyorlar. Biz genelde dergi meselesine farklı bakarız. Harçlıklarımızla çıkarttığımız bir şeydir o. Evladımız gibidir. Eyvallah. Ama öyle değil. Zamanla yazı tempomuzu belirler. Zamanla kelimelerimizi belirler. Zamanla nasıl yazacağımızı belirler. Zamanla edebiyat anlayışımıza bile müdahale edildiğini görürüz. Evet biz de dergileri belirleriz. Etkileriz. Ama onlar da bizi belirler. Bunu neden söylüyorum? Şimdi ben de dergilerin temposuna kendini kaptırmış biriyim. Her ayın 15’inde huzursuzlanırım. Elime bir liste alır ve bakarım. Yazı var mıydı, söyleşi var mıydı, bir şeyleri unuttum mu, gibisinden... Ama bu hızlı temponun da yazılarımızın niteliğine olumsuz tesir ettiğini düşünüyorum. Daha yavaş ve daha uzun metinlere ihtiyaç var. Düşünce yazıları anlamında özellikle. Daha yavaş ve olgun üretimlere ihtiyaç var. Bir de neden meselelerimizi dergiler belirliyor? Neden örneğin 657 konusunda düşünmemize sebep oluyor dergiler? Dergilerin dosya konuları düşünce akışımızı belirliyor. Sanki bu durum biraz sorunlu gibi.

Siz dergilerin şekli ve şemaline de mi karşısınız?

Ben sadece bir soru sordum. Dedim ki. Acaba bu şekilde dergi çıkarma fikrini bize kim verdi? Böyle kapaklı, böyle başlıklı, böyle ciddi dergileri neden çıkarıyoruz? Mutlaka bir kaynağı olmalı. Atalarımızdan öyle gördük, dersek, aslında cevap vermiş oluruz. Böyle geldi, böyle gidiyor. O zaman neden gençlerin elinde tuhaf isimli dergiler var, sorusunun da cevabını vermiş oluruz. Belki de gençlere ulaşmanın yollarını aramamız gerekiyor. Asla edebiyat dışı bir şeyden bahsetmiyorum. Ama nitelikli ama zevkli bir şeyler yapmalıyız. Gençlerin okuduğu dergileri tüketim kültürünün bir sonucu diyerek silip atacak mıyız? Bu mu yani? Bu kadar basit mi?

Hocam vaktimiz az... Daldan dala geçeceğiz mecburen... Şimdi bir zor soru daha: Yazarken size klavuzluk eden şey hayat mı, okuduklarınız mı?

Elbette ki ikisinin de payı olur. Ama sadece okuduklarınızdan beslenmeye başladığınızda sentetikleşme de başlar. Sanırım son zamanlarda bu durum gerçekleşti. Ve biz okuduklarımızın bize dokunmadığını fark ettik. Haklıydık. Sebebi ise hayatın, yazan insanların ceplerinden, kirpiklerinden, gömleklerinden sıyrılıp gitmiş olmasıydı. Çok dikkatli olmamız lazım. Zira yazmak ucuzlaşıyor. Basitleşiyor. Sıradanlaşıyor. Kitabileşiyor. Hayattan bir soluk lazım. Ama bugünkü toplumsal örgütlenmeler bizi hayattan uzaklaştırıyor. Yani bütün suç bizde değil. Bu tuzakları iyi görmek lazım.

Edebiyatla yolunuz kesişmeseydi şu anda ne ile meşgul olurdunuz?

Aslında bu soru ürkütücü. Çünkü şimdi benim yirmi dört saatim okuyarak veya yazarak geçiyor. Dostluk ilişkilerim öyle. Telefonumdaki isimler gene yazmak ve okumak temelli. Bakıyorum son on aramada kimler var, diye. Telefonuma. Şair. Öykücü. Yayıncı. Organizatör. Organize için ulaşım için aranmışım vs. Neyse. Hayatımız böyle gidiyor. Gönlümde ressam olma hayali olsaydı, on sekiz yaşımdan itibaren bambaşka bir hayat yaşayacaktım. Bunu düşünmek insanı kederlendiriyor. Kader kader kader. Başka da bir şey yok aslında. Pişman değilim. Çünkü ben kendimi gerçekleştirdim. Bunu edebiyat sayesinde yaptım. Bunu başaramayabilirdim. Tamamen “memuri” bir hayatın içine düşebilirdim. Ama çok şükür başka bir yerdeyim. Bana kalem verildi. Onun hakkını vermekle meşgulüm.

Hocam sosyal medya hesaplarınıza göz attığımızda daha çok günümüz genç edebiyatçılarının eserleri hakkında yorumlar ve paylaşımlar var...

Ben iyi bir kitap okuduğumda... Bunu insanlarla paylaşmak isterim. Herkes bilsin isterim. Bunun acısını çekerim. Zira edebiyat âlemi adil değil. Adaleti sağlamak lazım. Edebiyat ortamlarının hacmi çok büyüdü. Artık kuşatamıyoruz. Çıkan kitapların sayısı belirsiz. Biraz olsun kanamayı durdurmak istiyorum. Salih amel olsun istiyorum. Ama hak etmeyene bunu yapmam.

“Varsın. Var olmak ağrımaktır. Ağrıyacaksın. Ağrını dindirecek dost arayacaksın. Bulamayacaksın. Seni avutacak bir insan. Bir iş. Bir ün. Bir başarı. Bir makam. Bir arkadaş. Bir dost olmayacak. Racon bu. Olmayacak ki bir gün yolun O’na çıkacak. O’ndan başka bir şey arama. Bulamayacaksın.”

Sosyal medyadaki son paylaşımlarınızdan birisi bu.

Her şey bizi Allah’a çeker. Eğer ağırlıklarımızdan kurtulursak uçan bir balon gibi ağır ağır ona doğru yol alırız. Ama kurtulamıyoruz. Hırs. Arzu. Kin. Öfke. Her ne ise. Bunlar bizi ağırlaştırır. Toprağa çeker. Hayvan tarafımızı güçlendirir. Dua. Zikir. İbadet. Sükût. Tefekkür. Bunlar bizi yüceltir. Hiçbir kötülük akmaz. Devam etmez. “Gel”emez. Gelen iyidir. Ama kötülük kötüler tarafından daima yeniden yeniden üretilir. Kötülüğün kaynağı insanın hayvani tarafıdır. Kavga bunun kavgasıdır. Eğer kötülüğü seçerseniz Allah sizi mutlaka bir şekilde engeller. Durdurur. Akış durur. Hayvani tarafınız onu yeniden üretmek ister. Bir de içimizden gelen güzel sesler vardır. Bizi iyiliğe çağıran sesler. Ben burada diyorum ki, yolun Allah yolu değilse zaten tıkanacak. Neden? Racon bu. Allah’ı hatırlaman için. Sen kötülükte ısrar etmezsen illaki yolun Allah’a çıkacak.

“Kafka’nın K’sını bilir, Kaf suresinin Kaf’ını bilmez.” demişsiniz. Genç edebiyatçılara baktığınızda. Onları kendi gençliğinizle kıyasladığınızda. Nasıl görürsünüz?

Sadece bir eleştirim var. Korkunç bir kompleks içindeyiz. Kimse kendi arkadaşına veya kendi çevresine değer vermiyor. Bu çok üzücü. Kendimize değer vermiyoruz. Herkesin gözü “orda.” Bizim “biz” olmamız zaman alacak.

* Sık sık seyahate çıkıyorsunuz. Sizde ne kalıyor. Bunlar yazıya nasıl yansıyor?

Ben çocukluğumdan beri, başka ülkeleri merak ederim. Nelerini merak ederim?Caddelerini. Kaldırımlarını. Pencere önüne koydukları saksıları. Çamaşır iplerinin rengini. Sokakta yürürken nasıl yürüdüklerini. Benim için şehrin neresinde olduğumuzun önemi yok. Ben insanların hallerini de çok merak ederim. Nasıl öfkelenirler? Nasıl gülerler? İşte bu sorularım için yolculuğa çıktım. Modernitenin seyahatlerin gizemini mahvettiğini söylemeliyim. Hoş neyi mahvetmedi? Neyin büyüsü sönmedi ki?

Comments powered by CComment

Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Toplum hayatında vazgeçilmez olan din, aynı zamanda medeniyet kurmakta da etkin bir rol oynar. Din, bazen toplumun geneline hitap eder, bazen de bireysel anlamda dinden güç...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Oxford Üniversitesi’nin XX. yüzyılda en büyük dil felsefesi uzmanlarından (ölm.1960) Prof. J.L.Austin, ‘A Plea for Excuses’ adlı makalesinde bir edimin ‘yanlışlıkla’ (‘by...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...