Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)

The Hilly Path Ville dAvray by Alfred Sisley 1879Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor. 

Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında sevdalılar “bu yokuşu birlikte çıkamayacaksak, sevdaya hiç yeltenmeyelim” derlermiş. İnsan düşünmeden edemiyor. Kaç kişi çıktı,  kaçı yarıladı ya da baştan vazgeçti?

(Okuma süresi: 5 - 10 dakika)

basatin tepegozu oldurmesiMeğer Hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş.

Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor, sallana sallana yürüyüşü adam gibi, at basarak kan sömürüyor. Aruz der: Hanım, ürktüğümüz zaman düşen benim oğlancığımdır belki dedi.

Beyler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldırıp oğlanı tuttular. Aruz oğlanı alıp evine getirdi. Şenlik yaptılar, yeme içme oldu.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

kadin hazinİçimdeki yenilmesi,engellenmesi imkansız öfke halimle alakam yokmuş gibi.... Vakur, gururlu olgun bir hanım duruşuyla sanki kızgın, kırgın değilmiş,dayanabiliyormuş, canım acımıyormuş, gibi, etkilenmemiş, defalarca ölmemiş gibi dimdik ayakta duruyorum.  

Karşımda ki yeni yetme sayılan, yirmili yaşların heyecanıyla yerinde duramayan, hırslı, küstah kıza baktım.sabırla, sahiplenişini kendine verilmiş değerle bir tavuskuşu edasıyla kabarışını seyrettim.Terbiyesizce sarfettiği o basit kurulmuş cümleleri dinledim.

(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

hurriyet yalniz kadinHürriyet, havalı Hürriyet. Yürüdüğü zaman yeri göğü titreten, belediye reisinin karısı Hürriyet.

Deniz kenarındaki muhteşem köyümüzün  belediyelik olduğu zamanlardı. Çok göç verdik. Kıymete bineceğini bilselerdi kimse göçmezdi. Sonraları muhtarlık oldu. İlçeye bağlandık. Haritadan da silinmeyiz umarım.

Hüseyin Bey, yıllar önce ayrılmış köyden. “Okumaya gitti.” demişlerdi. Nerede okudu, hangi bölümü bitirdi? Mesleği ne? Kimse hiçbir zaman bilemedi. O da anlattı da anlattı. Kim bilir kimin hikayesini kime sattı. 

(Okuma süresi: 1 dakika)

Uyumak demek; önce pijamalarını giyersin, dişini fırçalarsın, itina ile yatağın örtüsünü açarsın ve uyku eylemine bürünmeye başlarsın.

Ama benimki uyumak değil SIZMAK.

(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

alli turna rukiye ozdemir“Allı turnam bizim ele varırsan

Şeker söyle kaymak söyle bal söyle

Gülüm gülüm kırıldı kolum

Tutmuyor elim turnalar hey”

                                Anonim

Şu hayattaki en büyük aşıklar ne Aslı ile Kerem, ne Ferhat ile Şirin, ne sen ne de ben. Bizim iğde ağacı ile dalına konan Allı Turna…

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

ankara enkara“Sağlığında köyden su kenarında bir tarla, bir ev, iki de inek istemişti. Tarlayı aldım, evi de yaptım, dama iki inek bağlayamadım. İşte ona ömrü vefa etmedi.”

Liseyi kasabada okumuştum. Sabah servisle gidip, akşam servisle geliyordum. Derslerim iyiydi. Okula kitap defter götürmezdim halbuki. 

Liseyi bitirdiğimde bir annem kalmıştı. Ankara’da üniversiteyi kazandım. İkna ettim, yerinden yurdundan ayırdım onu. Ankara’ya götürdüm. O da sırf ben okuyayım diye sattı her şeyini. Evini, tarlasını, hayvanlarını… İçi gitmişti biliyorum. Ama o hiç gık bile demedi. Babamdan kalan emekli maaşını da aldık gittik. 

Elimizdeki parayla uygun bir ev aldık. Bize yetecek, giderini karşılayabileceğimiz kadar. Annem de alıştı gibi yada bana öyle hissettirdi. Ama yalan yok o alışmasaydı yada alıştım gibi göstermeseydi vicdan azabından okuyamazdım. 

Mezun olmaya yakın bir kızı sevmeye başladım. O da beni seviyormuş sonradan öğrendim. Bizden baya bir uzakta oturuyordu. Babamın emekli maaşını bir aya öyle bölüyordum ki hariçten gazel okuyacak hiçbir şey kalmıyordu. Dahası annemden daha fazla bir şey isteyemezdim. Zaten varını yoğunu bana yatırmıştı. Ama gönül bu kim çare bulmuş ki ben bulayım. Akşam ezanından sonra yürüme çıkardım evden. Dolaptaki tek ve en güzel beyaz gömleğimi giyerdim. Yürürdüm. Şimdi ne kadar hatırlamıyorum. Evlerinin tam karşısında bir elektrik direği vardı. Dibinde beklerdim saatlerce. Pencereye çıkar da görürüm diye. Ankara’nın soğuğu, isi içime işlerdi. Arada bir gazete kağıdına sardığım bira arkadaşım olurdu. Gözkapaklarım teslim olana kadar beklerdim. Beyaz gömleğim isten simsiyah olurdu. Annem hiç soru sormadan yıkardı. Soramazdı. Hoş, sorsa ne cevap verirdim bilmiyorum. 

O da arada komşularla otururdu. Bana söyleyemediklerini onlara anlatırdı. Bir keresinde komşularına anlatırken duydum. Köyden ev almak istiyordu. Su kenarında tarla. Dama da iki inek bağlamak… Bu  yaştan sonra tarlayı, ineği ne yapacak dedim içimden biraz da dalga geçerek. İçindeki yangını fark edememişim. 

Mevsimler geçti. İsli havalar güneşli günlere döndü. İş güç sahibi oldum. Penceresi önünde it gibi titreye titreye beklediğim kızla evlendim. Annemle oturmak istemedi. Annem zaten köyüne hasretken üzerine bir de benim ve torunlarının hasreti eklendi. Her ne kadar sürekli ziyaret etmeye çalışsam da uğruma her şeyi terk eden kadını sonuçta ben de terk etmiştim. Ne yaptıysam aklımdan bir türlü evi, tarlayı, iki ineği çıkaramıyordum ama. Sürekli rüyalarıma giriyor. Uykumdan kan ter içinde uyandırıyordu. Sonra uyumak ne mümkün. Bu rüyaları biraz kulak arkası yaptım. Taki annemi rüyamda ağlarken görene kadar. Hafta sonuydu, arabaya atladığım gibi köye gittim. Epey değişmiş buralar. Taşı o eski taş değil, toprağı o eski toprak değil. Yine de memleket işte. Rüzgarı değişik artık üşütür cinsten. Deresinin bile yönü değişmiş. Yıllar sonra bıraktığım ayak izini bulacak değildim ya. O daracık sokaklardan çıkarken ayak izimi aradım aslında. Aitlik hissini. Pencerelerden sarkan sardunyalar bile değişmiş. Altı üstü sardunyaydı aslında nasıl bu kadar değişebilirdi ki. Arkadaki dağın eteğindeki çamların arasından ufacık su gelirdi. O su bütün evlerin arasından geçer, köyü tavaf eder dereye ulaşırdı. Can atan sevgili gibi. Yıllar onlara da iyi gelmemiş. Artık akmıyor. Çeşme yapmışlar. Elini kolunu bağlamışlar. 

Öğlen olmuştu. Muhtarı buldum. Tanıttım kendimi. Biraz zor hatırladı. Neyse önemi yok. Ona su kenarında tarla almak istediğimi söyledim. Tam annemin istediği gibi bir tarla bulduk. İçinde evi de vardı damı da. 

Gece döndüm Ankara’ya. Geç olmuştu. Direk eve gittim. O saatte annemi heyecanlandırmak istemedim. Sabah erkenden kapısına dayandım. Komşular açtı kapıyı. İyi değil dediler. Neredesin sen? Ayakkabıları bile çıkarmadan koştum içeri. Bitkin haldeydi. “Seni görmeden gitseydim, gözüm açık kalırdı” dedi. Hayır dedim. Şimdi olmaz. Köyünü evini görmeden olmaz. 

Gözyaşımın kirpiğimin kenarında durduğunu o an fark ettim. Kucakladığım gibi arabaya bindik. Köye varana kadar ağladık birlikte. Tarlaya geldik. “Allah’ım” dedi “sana şükürler olsun”. Arabadan indirdim. Öylece toprağa oturmak istedi. Oturttum. Kaç saat bilmiyorum. Hava karardı. “Hadi artık uyu istersen” dedim. “Uyursam, bu toprağa bir daha basamam diye korkuyorum.” Dedi. “Korkma artık buradayız” dedim. Hem birkaç güne inekler de gelecek dedim. Dudağının kenarına ufacık bir gülümseme koydu. 

Sabah ezanıyla uyandım. Annemin yanına gittim. Son sözleri “ su kenarında tarlamı, evimi aldın ya, Allah senden razı olun” dedi. Daha dur dedim, inekler de gelecek…

                                                                                  Rukiye ÖZDEMİR

(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

baba ocagiDışarıda ince ince kar yağıyor. Kar, yağmur gibi olmuyor. Temizlendiğini hissediyor insan. Her ne kadar ayaza çekse de.

Sobanın yandığı odadayız. Burası aslında dedem ve babaannemin odası. Onların odasında oturuyoruz. Zira oturmasak büyük saygısızlık olur. Onların odasında yemek yiyoruz, misafir ağırlıyoruz. İşte hep bunlar saygıdan. 

Camın önündeki mindere oturuyorum hep. Birbirine sıkışmış evlerin arasından, o küçücük yerden gökyüzünü izlemekten büyük haz duyuyorum. Bu sıkışıklıkta kendine yer bulmuş bir ağaç. Birkaç gün önce yalandan çıkmış güneşe aldanıp tomurcuklanmış. 

(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)

Almanya sennfeld“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki duruşunu, tavrını, politikasını, öngörüsünü özetler. İki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Aç kalmak mı istersiniz, babasız kalmak mı?” herhâlde hepimizin ilk tercihi hiç düşünmeden “aç kalmak” olur. Bütün acımasızlığıyla savaşı göz önüne getirdiğimizde, bir ülkeyi böyle bir felâketten koruyanlara medyûn-u şükrân olmaktan daha doğal bir yaklaşım düşünülemez.

(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)

teketek"...Türkler az söyler, çok yapar."

Maktûl İbrahim Paşa

Bosna Beyi ile Semendire Beyi'nin askerleri işte kaç haftadır "Yayçe"'yi sarmışlar, kumandanlarının gelmesini bekliyorlardı. Dinmez yağmurların, çılgın fırtınaların döve döve yosunlattığı tekir duvarlı büyük kale, kuvvetine emindi. Ne kapısında, ne bedenlerinde kimse görünmüyordu. Burçlarında sallanan bayraklar olmasa, bomboş bir kaya yığını sanılacaktı.

İki ot atımı ötede kurulu beyaz çadırların önünde, yere serili siyah kebelere oturmuş genç voyvodalar ihtiyar bir zâbitin anlattıklarını dinliyorlardı. Hava, tıpkı bir yaz sabahı kadar güzeldi. Etrafta devriye takımları uzun mızraklarıyla cirit oynar gibi koşuşuyorlar, aydınlıktan huylanan atlar şaha kalkarak, deli gibi dörtnala ileri atılıyorlardı. Sanki bütün ordugâhta, dört gündür güneşi göstermeyen ıslak sisin hapsettiği birikmiş bir neşe canlanmıştı. Kırçıl pos bıyıklarını, burnunun ucuna bakarak iki eliyle büken ihtiyar zâbit:

(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)

Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı.

Sigarayı içerken Hâmid’den ve mesela bir Davalaciro diskuru veya Ankara’nın ünlü eleştirmecisinden, kendi diliyle yazılmış bir söyleşi okuyayım dedim; ama baktım ki heyecanım bütün anlayışsızlığımı seferber etmiş ve ben en açık alay unsurlarını bile atlayıp geçiyorum, hatta kabalaşacağım; bıraktım.

Bu heyecan, şiddetle ihtiyacım olan uykuyu gocundurabilir, onu nasıl defetmeli?