Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Bunu okudun 0%

roman

roman
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya edebiyatındaki yerini almıştır. Bağımsızlıktan sonra Özbek edebiyatı, totaliter rejim altında sabit bir konu ya da partiye hizmet etmeksizin, dünya edebiyatına çeşitli konularda, özellikle de insan ruhunun ve duygularının kaleme alındığı; şiir, hikâye, roman ve piyes gibi birçok edebiyat türlerinde eserler vermiştir. Sovyetler döneminde ideolojik yapılarla esaslanan romanlar, bağımsızlıktan sonra konu çeşitliliğiyle beraber çok yönlü bir hâl almıştır.

Günümüzde Özbek romanı eski dönemlere göre, gelişme evresini tamamlamakta ve bu ilerleyiş Özbek romancılığının daha derin bir şekilde millîleşmesine sebep olmaktadır. Bağımsızlığın sunduğu özgür düşünce ve çok yönlülüğün yaygınlaşmasıyla; dünyaya yeni bir pencereden bakılmaya başlanmış bu durum. Özbek romancılığı, günümüzde Sovyetler döneminde zulüm altında yaşayan milletin gözyaşlarını, çileli hayatını ve gizli tutulan tarihi olayları konu alarak ürünler vermektedir. Bugün Özbek edebiyatının önemli temsilcileri olarak; Murod Muhammed Dost, Hurşıd Dostmuhammad, Tahir Malik, Toğay Murod, Aman Muhtar, Uluğbek Hamdamov gibi yazarlarımızı gösterebiliriz. Bildirimizde bağımsızlık dönemi Özbek edebiyatı, Özbek romancılık tarihinin şekillenişi ve günümüzdeki durumu hakkında görüşler sunulacaktır.

Yeni Özbek edebiyatının doğuşu, teşekkül etmesi ve ilerlemesi 100 sene içinde üç devirde gerçekleşmiştir: Rus çarlığı dönemi, Sovyetler yönetimi dönemi ve son olarak bağımsızlık dönemi.

Sovyetler yönetimi döneminde edebiyatın her türünde parti ideolojisinin ön planda tutulması zarureti bir anlamda sanatçıların yaratıcılığını engellemişti. Bağımsızlıktan sonra her sahada olduğu gibi Özbek edebiyatında da var olan her türlü yasaklar kaldırıldı ve yazarlar için düşünce özğürlüğü sağlandı. En az bağımsızlıktan sonra yazılan eserler kadar değerli olan ve günümüzde de önemini koruyan XX. yy. başlarına ait romanlar, Özbekistan’da özgürlük havası içinde yeniden değerlendirildi.

Diğer edebî türlerde olduğu gibi romanların da konusu, şekli ve ifade yapısı genişledi. Daha önceleri önemsenmeyen aile yaşamı ve problemleri hakkında pek çok eser yazıldı. Diğer edebî dönemlerde yavaş bir gelişme gösteren polisiye, macera romanları ve fantastik romanlar ise çok popüler oldu. Bu eserlerin sahibleri arasında Hudayberdi Tohtabayev, Nemat Aminov, Tahir Malik, Hociakbar Şayhov gibi halkın ilgisine mazhar olan yazarlarısayabiliriz.

Bağımsızlık Dönemi Özbek Romancılığına Genel Bir Bakış

Romanlarında uzak ve yakın tarihi konu olarak seçip bunları işleyen yazarlar arasında Mu-hammad Ali, Amon Muhtar, Erkin Samandar, Sadulla Siyoyev, Asad Dilmurod gibi yetenekli romancıları ifade edebiliriz. Elbette uzun bir süre sonra bağımsızlığa kavuşmak ve yeni bir döneme ayak uydurmak kolay bir iş değildi. İlk dönemlerde iktisadî ve siyasî dalgalanmalar, dünyaya yeni bir bakış açısıyla bakmak, insanların psikololik değişimleri yazarların kalemleri vasıtasıyla eserlere yansımaya başladı. Bunun en güzel örneklerinden biri Şükür Halmirzayev’in ‘Dinazor’ adlı romanıdır. Bu eser, konusu ve üslubuyla bağımsızlığın ilk yıllarındaki sosyal yaşam tarzını, insanların hayatı ve psikolojisindeki değişimleri bir ayna gibi yansıtarak dönemine ışık tutmaktadır. Bu romanda insan karakteri, onun olaylar karşısındaki doğal davranışları Sovyet dönemindeki romanlardan farklı olarak suçluluk ve taraftarlılığa yer vermeden işlenmiştir. Bu durum, ‘Dinazor’ romanının yeni bir dönemin ürünü olduğunun en güzel kanıtlarından biridir. Yazar bu eserinde gelenekten gelen olumlu ve olumsuz kahraman yaratma özelliğinden vazgeçmiştir. Bu roman bağımsızlık döneminin ilk başarılı romandır. Başka yazarlar tarafından da bunun arkası getirilmiştir.

1997 yılında yazılan Ulugbek Hamdamov’un ‘Denge’ romanında da ‘Dinozor’ romanında olduğu gibi ana karakter hem köy hem de şehir insanıdır. Böylece yazar hem şehir hem de kırsal kesimdeki insanların hayatını, düşünüş tarzlarını gözler önüne serebilme imkânı bulmuştur. Romandaki kişiler ilk arkadaşları ve çevrelerindeki insanları düşünüyor, onlarla her şeylerini paylaşıyorlardı. Fakat yeni dönemle birlikte ülkede varlığını gösteren yeni iktisadî anlayış ve bunun getirdiği çabuk zengin olma hırsı, bencillik, kibir gibi duyguları ortaya çıkarmış, bu duygular tarafından ele geçirilen kahramanların hayatlarında pek çok olumsuzluk baş göstermeye başlamıştır. Bu olumsuzluk aile içinde karı-koca ve kardeşler arasındaki kavgalar olarak ifade edilebilir. Bu kavgaların cemiyet hayatına yansıması, kültür ve gelenek göreneklerde yozlaşmamın arttığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. ‘Denge’ romanının ana kahramanı Yusuf, Özbek romanının geçiş devrini yansıtan tarihî bir kahramandır. En önemlisi de Yusuf’un kendi hayatına dair birçok zorluğun ve problemin başarıyla üstesinden gelmiş olmasıdır. O, hayat mücadelesinde kendini yetiştirmiş, inanç-larıylaher türlü zorluğun hakkından gelerek yozlaşmamış insanın en güzel örneklerinden birini temsil etmiştir. ‘Denge’ romanı çok eleştirilesine karşın okurları nezdindedeğeri teslim edilen bir eserdir ve sadece Özbekistan’da değil, pek çok ülkede ilgiyle karşılanmıştır. Bunun en somut örneklerinden birini ABD’deki Michigan Üniversitesi’nden verebiliriz. Ünversitenin öğretim üyelerinden Raichel Harel, 2007 yılında Merkezî Euro-Asia problemlerine yönelik olarak düzenlenen 8. Uluslararası Kültür Kongresinde; Özbek edebiyatı geçiş dönemi edebî eserleri içerisinde Ulugbek Hamdamov’un ‘Denge’romanının önemine işaret etmiş, özellikle romanın olayları ele alış yöntemi ve pek çok konuyu cesaretle işleyişine vurgu yapmıştır. Bu kongreden sonra ünversitede buna yönelik çok sayıda seminer düzenlenmiştir.

“Dinozor” ve “Denge” gibi başarılı romanlar arasına Hurşid Dostmuhammedov’un “Pazar” romanını da ekleyebiliriz. Çünkü bu eserde bağımsızlıktan sonra iktisadî gelişimini devam ettirmeye çalışan bir milleti ele almakta, büyük bir tarihî değişime maruz kalan Özbek milletinden insanların hayatı, istekleri, duygu ve düşüncelerindeki karmaşayı yansıtmaktadır.

Fakat yukarıda sözünü ettiğimiz iki romandan farklı olarak ‘Pazar’ romanı değişik bir tarzda yazılmıştır. Romanda fantastik ve metaferik unsurlar dikkat çeker roman henüz adıyla bile Pazar ‘Bozor’ ‘or-namus’, ‘zor’, ‘ozor’, işkence gibi göndermelerde bulunur. Bütün romanda böyle işaretler çoktur. Romanda olaylar özellikle pazar ve onun yanında kurulan kütüphanede geçer. Pazar, burada hayatın edebî modelliğini imleyen bir metafordur. Yazarın kendi cümlesiyle söylersek, ‘pazarın kendisi dünyadır’, insanların iç dünyasını gözlemlemenin en uygun yeridir, pazar insanların içini gözler önüne saran ilginç bir yerdir. Burada bütün insanların saflığı, kurnazlığı, aptallığı veya çekingenliği her şey açık veya gizli bir şekilde yansır. En önemlisi de yazarın mekân olarak pazarı günümüzde toplum manavıyatındaki acılı yönleri göstermek için bir vasıta olarak kullanmış olmasıdır. Romanda pazarın esrarengiz canavar tarafından işgal edildiği, pazar ambar (stok)ların da farelerle dolup taştığı anlatılmaktadır. Yazar bu anlatımıyla eğitimin nekadar önemli olduğunu vurgulamakta, eğtimsiz insanları ise zaman geçtikçe başka güçlerin ele alacağını ifade ederek bu hususta okuru uyarmaktadır.

Romanda pazar ile birlikte kütüphane tasviri de vardır. Pazar her zaman kalabalıktır. Herkes pazarda kendi nefsi için uğraşmaktadır. Buna karşın kütüphünede ise kimse yoktur ve burası son derece bakımsız durumdadır. Bu iki mekân karşılaştırmasıyla yazar, sadece maneviyat, okuma ve öğrenme ile hayatın kurtarılabileceğini, iktisadî gelişmenin manevî gelişme ile paralel ilerlemesi hâlinde kayda değer bir sonuç elde edilebileceğini vurgulamak istemiştir.

Yukarıda sözü edilen romanlar, bağımsızlığın ilk yıllarına yanı geçiş dönemine aittir. Şu anda geçiş dönemi bitmiş, son 20 yıldır Özbek edebiyatında yeni bir döneme girilmiştir. Özbek romanında cok başarılı örnekler verilmeye başlanmış ve edebiyatımız çok sesliliğe ulaşmıştır. Özbek romanı dünyanın gelişme sürecine kayıtsız kalmadan, kendine özgü bir yaklaşım oluşturarak ilerlemeye başladı. Özellikle son yıllarda bu ilerleme ivme kazanmıştır. İlk yıllara göre gelişme sürecinin daha ileri safhalarında olan Özbek romanı daha derin bir şekilde millîleşmeye başlamıştır. Özellikle yeni sanatsal düşüncelerin ve çok fikirliliğin edebiyata da kendini göstermesi edebî eserlerin yazımında dünyevî sebebler olduğu kadar millî sebeble-rin de etkili olmasını beraberinde getirmiştir.

Aman Muhtar (1941-2013), Muhammed Ali, Tahir Malik, Murat Muhammed Dost(1949 doğ.), Hurşid Dostmuhammed (1951 doğ.), Tahir Malik (1948 doğ.), Toğay Murat (1948-2003), Uluğbek Hamdamov gibi romancılar Özbek millî romanının gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Adı geçen yazarların romanlarındaki olayların ülkenin sosyal yapısı ve kültürel unsurlarıyla örtüşmesi, roman kişilerinin oluşturulmasında psikolojik ve sosyolojik etkenlerin dikkate alınması, bu dönem romanının daha öncekilerden yapıca ve üslupça farklılığı bu devir edebî eserlerinin belirgin özellikleri olarak sıralanabilir. Romanlar hem şekil hem içerik hem de verilmek istenen mesajın yansıtılması bakımından önceki devirlerden farklıdır. Bu da kendine özgü sanatsal bir edebî üslup oluşturan millî istiklal devri romancılığının tesirinde yeni bir romancılık anlayışının gelişmekte olduğunu göstermektedir.

Aman Muhtar’ın ‘Bin Bir Görünüş’(1994), ‘Ayna Önündeki Adam’ (1996), ‘Fufu’, ‘Kadınlar Salta-natı’(1997), ‘Tepelikteki Harabe’(2000), ‘Meydan’(2001) romanları okurlar tarafından yoğun bir ilgiyle okundu. Modern Batı romanındaki üslup anlayışı ve sanatsal anlatım tekniklerinin Özbek romanını da etkilediği bu romanlar aracılığıyla anlaşılabilir. Muhtar’ın yukarıda sözü edilen tüm romanları modern romancılık anlayışıyla yazılmıştır. Onun romanlarında mecaz ifadeler dikkati çekmekte, soyut bir ifade tarzı, konu çeşitliliği ve üslup anlayışının farklılığı kendini göstermektedir. Mecazî anlatım tekniklerini ve edebî tasvir vasıtalarını kullanım tarzıyla Özbek romancılığında yeni bir eğilimin öncüsü olduğunu söyleyebileceğimiz Aman Muhtar, bu yönüyle edebiyatımızda özel bir yere sahiptir. Yazar özbek halk masalları, kıssaları, destanları ve efsanelerine dayanarak günümüz insanının hayatını göstermekle birlikte, bu insanların hayal dünyasına da yolculuk etmemizi sağlar. Onun romanları vasıtasıyla insanların iç dünyalarını bütünüyle anlamanın ne kadar zor olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

Aman Muhtar, ‘Bin Bir Görünüş’ isimli romanında millî özgürlük hareketinin Özbek toplu-munda meydana getirdiği etkiyi, insan düşüncesi ve psikolojisinde ortaya çıkardığı değişiklikleri göstermiştir. Romanda insan hayatı doğal ve inandırıcı, kendine özgü karışıklıkları ve zorluklarıyla yansıtılmıştır. Yazarın ‘Meydan’ ve ‘Eflâtun’ adlı romanları ise metodu ve gerçekliğin yorumsal çözümlenişi hususunda birbirinden farklı olsa da yoruma getirilen kaynak ve problemin roman muhayyilesiyle yansıtılması yönünden paralelldir. Dünya edebiyatının şaheserlerinden sayılan ‘Gün Olur Asra Bedel’ , “On Küçük Zenci” romanlarında görülen bediî unsurlara “Meydan” romanında da rastlanır.

Aman Muhtar’ın eserlerinde Batı modern romanlarının etkisi neredeyse Özbek edebiyatı ve folklor ananelerinin etkisi kadardır. Bunun doğal olarak sonucu olarak da geleneksel olmayan da yorumsal ifadeler kendini gösterir. Yazarın ‘Ayna Önündeki Adam’ ve ‘Eflâtun’ romanları işledikleri felsefî düşünceler; ‘Bin Bir Görünüş’ ve ‘Tepedeki Harabe’ isimli romanları ise ihtiva ettikleri psikolojik eleştiriler bakımından ayrı bir öneme sahiptir.

Aman Muhtar’ın roman kahramanları bağımsızlık öncesi Özbek edebiyatının gelenekten gelen salt ‘iyi’ ve salt ‘kötü’ kahraman tiplerine uymaz. Onlar mütevazılıkla bencilliği; cesurlukla aciz ve korkaklığı aynı bünyede taşırlar. Böylece ne günahlarıyla ne de sadece sevaplarıyla ön planda olan bu roman kişileri, bütün beşerî yönleriyle yansıtılmaya çalışılan çok yönlü kahramanlardır. Fakat şu da bir gerçektir ki, ‘olumlu’ ve ‘olumsuz’ kavramları zihnimizde derin imajlara sahip olduğundan genellikle bir tercih yapmamız söz konusuysa kahramanın bir olumlu özelliğinin bile fazla olması ‘gayri ihtiyarî’ olarak onu ‘olumlu’ tipler kategorisine sokmamıza neden olur. Bu şekilde o kahramanın yaptığı hataları kabul etmiş ya da bir nevi gözardı etmiş oluruz. Aslında, hiç bir insan ne hiç günah işlememiş gibi ‘ak’ ne de hep günah işlemiş gibi ‘kara’dır. Bunun ikisi de mümkün ve tabiî olmayan şeylerdir. Yazarın eserlerindeki mütevazı, çilekeş ve dervişmeşrep, hayatı ibretler ve hikmetlerle dolu, çalkantılı, buhranlı hadiselerle yoğrulu ana karakterler, Aman Muhtar için manevî bir ayna vazifesi görür. Romandaki diğer bütün kahramanlar işte bu ayna vasıtasıyla okuyucuya yansıtılmaya çalışılır. Eserde dışsal-realist (fizikî-gerçekçi) tahlil ve tasvirler, içsel-sürrealist (enfüsî-manevî) tasvir ve tasavvurlarla örtüşür, yorumlar birbiriyle çelişmez devamlı bağdaşarak yol alır. Aman Muhtar’ın bu romanlarında adaletsizlik ve bencillik esasına dayanan insan onurunu ayaklar altına alarak onda var olan manevî değerleri yok etmeye yönelik bir politika izleyen Sovyet-ler Birligi ve onun bu yaklaşımının yarattığı facialar mecaza başvurularak işlenmiştir.

Toğay Murat’ın ‘Atamdan Kalan Tarlalar’(1986-1992) adlı romanında Çarlık döneminin sonları, Şuralar dönemi, Sosyalist dönem ve bağımsızlığın ilk yıllarındaki Özbek halkının hayatı ele alınmaktadır. Yazarın bu romanı Özbek edebiyatında hem üslup hem de konu açısından önemli bir yere sahiptir. Yazar 1986-1991 yılları arasını işleyen bu tarihî romanında Çarlık ve Şuralar dönemi egemenliği altında geçen yaklaşık 100 yıllık bir döneme yer vermiştir. Bu roman 1993 yılında basılmıştır ve 1994 yılında ünlü Özbek yazar Abdulla Kadirî’nin 100. doğum yılı nedeniyle düzenlenen törende Toğay Murad’a bu eserinden dolayı devlet ödülü verilmiştir. ‘Atamdan Kalan Tarlalar’ sosyal bir romandır. Bu eser, yazarın hayatında bir dönüm noktası olmakla birlikte 90’lı yılların Özbek edebiyatında da büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu romanda Sovyetler Birliğine bağlı olunan dönem, gerçekçi ve ayrıntılı bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu tasvirlerdeki yazarın dil ve üslubu okurları kendine hayran bırakmıştır. Eserin ana karakteri ve köle bir çiftçi olan ‘Dehkankul’ Özbek halkının genelini sembolize eden bir özelliğe sahiptir. Yalan ve dolanla gizlenen, asıl amacı hep baskı ve tecavüz olan Sovyetler Birliği siyaseti ana karakterin yaşadığı zor hayat aracılığıyla yansıtılmaya çalışılmıştır.

Özbek edebiyatına bağımsızlıktan sonra yazılan romanlar açısından bir göz atacak olursak karşımıza zengin bir tablo çıkmaktadır. Yazarlar romanlarında unutturulmaya çalışılan yakın geçmişi ve ünlü aydınları konu olarak alıp, yeni bir bakış açısıyla ve objektif bir yaklaşımla işlemeye başlamışlardır. Sadulla Siyaev (1939); ‘Yesevî’nin Son Seferi” (1993) adlı romanının ikinci cild ‘Hakikat Yolu’ (1997) adıyla yayınlamıştır. Yazar, bu romanda Ahmet Yesevî’nin hayatı ve fikirlerini anlatmaktadır. Muhammed Ali (1942); “Bakî Dünya” (1990) adlı manzum romanında, Dükçü Eşan isyanını anlatmış ve Cizzah olaylarına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Aynı yazarın ‘Serbedarlar’ (1990) isimli romanı ise XVI. yy. tarihini ele almaktadır. Hacı Ekber İslam Şeyh’ın (1945); ‘Bağlı Dünyalar’ romanı Özbek Edebiyatı’ndaki ilk mistik romandır. Tahir Malik (1946) ise ‘Şeytanat’ (I. Cilt 1992, II. Cilt 1995, III. Cilt 1997) isimli roman serisiyle günümüzün en çok okunan Özbek yazarlarındandır.

Bağımsızlıktan sonra edebî sahada boy gösteren yeni nesil, millî duygulara daha çok yer vermiştir. Bu romanlara insanı iç dünyası ve düşünceleri ile anlamak, doğallığıyla kabul etmek gibi bir yaklaşım hâkimdir. Bu romanlarda insan iç dünyası, düşünceleri, insanı anlamak ve doğallığı ile kabul etmek gibi yaklaşım öncüdür. Bağımsızlığı elde ettiğimiz tarihtan günümüze kadar gelinen süreçte edebî sahada roman türünde çok başarılı örnekler verilmiştir. Sadece 2010 yılını göz önünde bulundurduğumuzda bile Muhammed Ali’nin ‘Büyük Saltanat’ üçlemesinin 3. kitabı, Aman Muhtar’ın ‘Kadın Padişah’ ve ‘Aşk Ölümden Güçlü’ isimli eserleri, Ahmet Azam’ın ‘Evlenmeyen Görücüler’, İzzet Sultan’ın ‘Bâki Gezen’, Cumakul Kurbanov’un ‘Sardoba’, Zülfiye Kuralbaykızı’nın ‘Zorluklar Girdabı’, Nurulla Abbashan’ın ‘Şor-kişlak’, Abdukerim Yoldaşev’in ‘Bankacı’ isimli romanı okurlar tarafından sevilerek ve yoğun bir ilgiyle okunmuştur. Bu romanlarda insan dünyasının geniş perspektifle gösterilmeye çalışıldığını görmekteyiz. Özbek halkının kültürüne küreselleşmenin doğal bir sonucu olarak yeni yeni nüfuz eden davranış ve düşünceleri, bu düşüncelerin toplumda yozlaşmalara yol açışını komik olay ve durumlar aracılığıyla yansıtan bu romanlar aynı zamanda yozlaşma yüzünden millî kimliği kaybetme endişesini de bir mesaj olarak okura vermektedir.

Aman Muhtar’ın ‘Aşk Ölümden Güçlü’ adlı romanında iyilik ve kötülük arasındaki savaş mistik unsurlar kullanılarak ve kahramanların hayatı aracılığıyla gerçekçi bir kimliğe bürünerek işlenmiştir. Yazarın üslubunun bir özelliği tasvirlerinde mozaik metodunu kullunmasıdır. Bu açıdan romandaki mistik olaylar, zaman-mekân çatışması, kahramanların yüz yıllar öncesine gidip, gezip sonra modern dünyaya dönmesi gibi kurgusal ve teknik unsurlar okurun ilgisini çekmiştir.

Romanlarcılarımız içerisinde Özbek tarihinin çeşitli dönemlerini ele alan genç yazarları görmek edebiyatımız açısından mutluluk vericidir. Burada dikkati çeken husus tarihî dönemlerdeki olayları işleyen yazarların sadece olayların yaşanışını değil, bu hadiseleri yaratan insanları ve onların iç dünyasını da kaleme almaya çalışmalarıdır. Ünlü yazar Muhammed Ali’nin ‘Büyük Saltanat’ isimli üçlemesinin son kitabı ‘Miranşah Mirza’ bu açıdan kayda değerdir.

Aman Muhtar’ın ‘Kadın Padişah’ adlı romanında Türk milletinin hayatında bir dönüm noktası olan islamiyetin kabul edilmesi, bu süreçte Buhara’da saltanat hükümdarı olan Aynur vasıta-sınyla işlenmiştir. Bu eserde yazar Özbek edebiyatında ilk kez Buharada’ki Türkler ve Farslar arasındaki ilişkileri gerçekçi bir şekilde ele almıştır.

Sonuç

Bağımsızlık dönemi Özbek romanında düşünce özgürlügü, türlü edebî akımlar ve mekteplerin gelişimi önem kazanmıştır. Eserlerde insan ön plandadır. O, bütün yönleriyle: kişiliği, duygu ve düşünceleri, manevî değerleriyle çarpıcı ve çok yönlü bir şekilde ele alınmıştır. Romanlarda insanın doğası, alışkanlıkları, zaafları, kendi dışındaki diğer insanlara ve olaylara bakışı, olayların görünen ve iç yüzünü nasıl değerlendirdiği anlaşılır bir dille kaleme alınmıştır. Aman Muhtar, Hurşid Dostmuhammed, Toğay Murat gibi yazarlar dünyanın en ünlü yazarlarından M. Prust, J. Joys, F. Kafka, R. Akutagava, G. Marques’in izinden getmişler-dir. Fakat yukarıda adı geçen Özbek edebiyatçıları Egzistansiyalizm, absürt edebiyat ve realizm gibi edebî akımlardan etkilenerek değil de kendi edebî geleneklerinde var olan masal, halk destanları gibi türler ve bu türlerdeki üsluptan etkilenerek romanlarının kurgusunu ve kahramanlarını oluşturmuşlardır. Roman kişileri hem olumlu hem de olumsuz özellikleriyle birlikte ele alınmıştır. Özellikle yakın tarihi konu edinip anlatan yazarlar, kahramanlarını oluştururken onların mizacında fedâkarlık ile riyâkarlığı, kibir ile tevazuyu, ıstırap ile saadeti, teslimiyet ile tereddütü, sevgi ile nefreti, fazîlet ile rezâleti, hiddet ile şefkati, uzak ile yakını birlikte ele alıp gerçekçi insan portreleri yaratmışlardır.

Kaynakça

XX y.y Özbek Edebiyatı Tarıhı. (1999). Taşkent.,

Şerafuddinov, O, (2004), Icadı Anlamak Mutluluğu, Taşkent.

Normatov, U, (2000), Umıdlı Tamayıllar, Taşkent,

Normatov, U, (2005), Fikir Işığı, Taşkent,

Curakulov, U , (2006), Sınırsız Cilve, Taşkent, Fen Yayınları.

Kuranov, D, (2007), Edebiyat Bilimine Giriş, Taşkent, Fen yayınları.

Muhtor, A, (2000), Dört Taraf Kıble, Taşkent, Doğu Yayınları.

Normatov, U, (2007), İcat Sihri, Taşkent, Doğu Yayınları.

Pardayeva, Z, (2002), Bediî-Estetik Tefekkürün Gelişimi ve Özbek Romancılığı, Taşkent, Yeni Asır Evladı Yayınları.

Muhtar, A, (1994), Ming Bir Görünüş, Taşkent, DoğuYayınları.

Muhtor, A, (1996), Ayna Önündeki Adam, Taşkent, Edebiyat ve Sanat Yayınları,

Otobayev, A, (1996), ‘Romana Söz’, Taşkent Gençlik Dergisi, 6son.

Otobayev, A, (1999),’Roman Hakkında Söz’, Taşkent Doğu Yıldız Dergisi, 1-son.

Comments powered by CComment

Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Filizlenmeye başlarken bir ‘toplumsal durum’, vücut kazandıktan sonra da bir ‘insanlık durumu’ olan uygarlık, tesadüfi bir yapılanma değildir ve bağlantısız unsurların bir araya...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Ahlak ve hukuk, insan-insan ilişkisinden doğar. Sağlıklı her ilişki biçimi bir değeri gerçekleştirmeye yöneliktir. İnsanın, bütün anlamlı eylemleri de değerlerden kaynaklanır.
Kâinatın yaratılışında, âdeta sonsuz, sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler vardır Bu amaçların başında, hiç şüphesiz...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
“Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun,...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech