Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)
Bunu okudun 0%

huzunn‘Nelerimiz kayboldu? Nelerimizi kaybettik? Yitiklerimizden neyi/neleri hep arayıp duruyoruz? Kayıp verdiklerimiz mi çok, kayıplara karışanlarımız mı çok? Ağır kayıplarımız neler?

Kayıplara karışanlarla ilgili neler düşünebiliyoruz? Hafıza kaybı, irade kaybı, şuur kaybı, … yaşayanları görüyor muyuz; görüp de ibret alıyor muyuz? Kayıplardan kazanç sağlayabiliyor muyuz?’

Benzer soruları siz daha da artırabilirsiniz elbette. Millet, toplum, kuruluşlar olarak sürekli kayıplar veriyoruz. Ortak ülkülerimiz azalıyor. Maddi, manevi büyük zarar görüyoruz. Ağır kayba uğruyoruz.

Davranışlarımız bozuluyor. Sevdiklerimiz, sevenlerimiz kayıplara karışıveriyor; yalnız kalıyoruz gittikçe. İnançlarımız sarsılıyor farkına varmadan farkına varamadan.



Prensiplerimiz deforme oluyor. Gördüklerimiz bildiklerimiz nedense görünmez, bilinmez oluveriyor. Kayboluyor ya da kaybediyoruz bunları nedense. Kaybeden hep biz oluyoruz niyeyse, nedense! Kaybedecek fazla bir şeyimiz kalmamış hissine kapılıyoruz çoğu kere. Duygularımız karışıyor, düşüncelerimizin kontrol edemiyoruz. Kaygılanıyoruz, kaygılandıkça da kaygılarımız daha çok artıyor. Yeni fikirlere yabancı kalıyoruz.



Kimse kaybetmeyi sevmiyor ama herkes bir gün kaybediyor. Malımız kaybedebiliriz. İdeallerimizi kaybedebiliriz. Düşünme gücümüzü kaybedebiliriz. Çoluk çocuğumuzu kaybedebiliriz. Kendimize olan güvenimizi kaybedebiliriz. Şan ve şöhretimizi kaybedebiliriz. Servetimizi kaybedebiliriz.

Kaybettikçe sarsılıyoruz. Kendine dönme, kendini bilme, çevreyi bilmedeki tutumlarımız bir türlü rayına oturmuyor.

Sorumluluğunun farkında olmak/olabilmek, sorumlu yaşamak konularına epey yabancılaşmış durumdayız.

Kul hakkına riayet etme alışkanlığımız kaybolmuş. Aklımıza müracaat etme becerisi zaafa uğramış.

Kalbinde olmayanı ağzıyla söyler olduk her niyeyse. Önce kendinden başlama huyumuz değişmiş. Bu konuda bilgilenmeyi dahi istemiyoruz.

Dilimizin özellikleri ve güzellikleri kayboluyor. Anlama, anlatma, anlaşılabilir olmada hepimiz zorlanıyoruz.

Yapmadığımızı söyleme yapamayacağımız söz verme konusunda uzmanlaşıveriyoruz hemen. Helalleşmek/helalleşebilmek bizim konumuz değil sanki. Fehmeyleyip hata ve kusurlardan vazgeçebilmek için ahdetmek, bize vergili değil sanki.

Onurunu kaybedenler çok şey kaybettiğini bilmiyor. Cesaretini kaybeden, kaybedecek bir şeyi olmadığının farkında değil. Ümidini kaybettiğine inananların sayısı artıyor. İnsanımızın kendine olan saygısı ve güveni iyice zedelenmiş durumda. İnsana inancımız, maalesef, kayboldu kayboluyor.

Sıkıntıları zaman kaybetmeden çözmek durumundayız. Sözde değil özde inancı hayata yansıtabilmek durumundayız.

Kaybetmeyi değil kazanmayı arzulamak durumundayız. Başka dertlerle (vatan, millet, insanlık ...) de dertlenmek durumundayız.

Zaaflarımızın farkına varıp düzeltmeyi görev kabul etme azim ve karalılığını gösterebilmeliyiz. İç dünyamıza dönmeli ama dışardan da kopmadan yaşayabilmeliyiz.

Peygamber ahlâkıyla ahlâklanmayı becerebilmeliyiz.

Her şeye rağmen ve her zaman Allah’ın rahmetinden umut kesmemeliyiz. Her şeyin hayırlısını dilemeli; kaybetsek de kazançlarımızı artırmak yolunda gayretimizi artırmaya çalışmalıyız. İnanın bunu hepimiz yapabiliriz. Her şeye rağmen denemek gerekiyor. Denediğimiz zaman kazanabilir ya da kaybedebiliriz ama denemediğinizde kesinlikle kaybederiz.

Hadi, deneyelim bir kere bakalım.


Özcan TÜRKMEN

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Comments powered by CComment

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Okumayı seven herkes dünya edebiyatının büyük klasiklerinin insanlığın ortak hafızasında önemli bir yer edindiğini bilir. Ancak bunun gerçekleşmesi yalnızca yazarın hayal gücüne,...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Bayburt'ta bir söz varmış, "Zihni'yi bile güldürür." diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir. Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun hiç gülmediği...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech