Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
oğuz kağanOğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur tarafından yazıldığı anlaşılan Uygurca  Oğuz Kağan destanıdır. Uygurca yazılmış olan bu eser W.Bang ve G.R. Arat tarafından 1936 yılında Türkçeye çevrilmiştir. Uygurca eserin tam olarak ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Pelliot yaptığı araştırmalar sonucu vardığı kanaatle eserin 1300 yıllarına doğru Turfan‘da kaleme alındığını ve bu metnin XV. yüzyılda bir Kırgız bölgesinde hemen hemen hiç değiştirilmeden yeniden düzenlendiği sonucuna varmaktadır. (Pelliot, 1995: 103).

İlk bölümü eksik olan bu eser bugün Paris Milli kütüphanesinde bulunmaktadır.  Diğer kaynak ise XIV. yüzyılın başlarında İlhanlı sarayında yaşamış Reşideddin’in yazıya geçirdiği eserdir. XV. yüzyılda yaşamış Yazıcıoğlu ve XVII. yüzyılda yaşamış Ebu-l Gazi Bahadır Han, Reşideddin’in rivayetlerini Batı ve Doğu Türkçesine çevirmişlerdir.

Faruk Sümer, Reşideddin’in bu rivayetleri doğrudan doğruya sözlü kaynaklardan aldığını söylediği halde Zeki Velidi Togan, Reşideddin’in yazılı kaynaklardan faydalandığını söyler. . (Kaplan, 2006: 110-111). Kaplan’a göre; Reşideddin, Uygurca Oğuz Kağan destanından istifade etmemiştir. Zira ikisi arasında büyük farklar vardır.

Uygurca Oğuz Kağan Destanını, Reşideddin ve Ebu-l Gazi’nin eserleriyle mukayese eden Pelliot ise ikisi arasındaki temel farklara işaret eder; Uygurca metinde ne İslam dinine, ne de Budizm, Nasturilik, Manicilik gibi başka bir dine ait bir unsur bulunmadığını, destanın eski Türk dinine ve Türk niteliklerine daha uygun olduğunu bu nedenle daha eski olduğunu belirtir.

Ayrıca Türklerin ve Moğolların kökeniyle ilgili en eski metinlerde birinci derecede önemi olan “boz kurt” öyküsü de aynı şekilde bir eskilik kanıtıdır, ama ne Reşideddin, ne de Ebulgazi, Oğuz’la ilgili olarak bundan bahsetmemektedir.  (Pelliot, 1995: 95).

Gömeç de; Oğuznameler değerlendirilirken İslam öncesi unsurları bünyesinde barındıran Uygur Türkçesiyle yazılmış nüshanın esas alınması gerektiği kanaatindedir.

( Gömeç, 2004: 121)

Oğuz Kağan destanının dini hayata dair öğeler barındırması, Oğuz Kağan’ın misyonuyla ilgili farklı düşüncelerinde ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu konuyla ilgili görüşünü belirten Gömeç: “Tarihte, Oguz adıyla gelen bir peygamber ve onun dinini yaymak için üyesi olduğu milletle beraber yapmış olduğu mücadele, belki de zamanla bir kahramanlık destanına da dönmüş olabilir!

Nasıl ki, Hz. Muhammed'in İslamiyet’i yayarken yapmış olduğu savaşlar ve başından geçen hadiseler kahramanlık hikâyeleri şeklinde süslenerek aktarılıyor ise, Oguz için de aynı şeyleri neden düşünmeyelim?” (Gömeç, 2004: 116) görüşündedir.

 

NUH ALEYHİSSELAM’IN YERYÜZÜNÜ ÜÇ OĞLU

             ARASINDA BÖLÜŞTÜRMESİ

 

“Rivayete göre Nuh Alehisselam tufandan sonra, gemisi Cudi dağına çıktık ta üç yüz elli sene daha yaşamıştır. Nuh peygamber yeryüzünü, üç oğlu arasında bölüştürür.

Oğlu Sam’a yeryüzünün orta, ve üst kısmını tahsis etmişti ki; .Beyt-ül Makdis, Nil, Fırat,Dicle, Seyhan, Ceyhan ve feysun (Belh)  Irmklarını bu beş ırmağın suladığı yerleri içine alır.

Nuh Aleyhisselam; Oğlu Ham’a Nil’in batısına ve arka tarafına düşen yerleri tahsis etmişti.

Nuh Aleyhisselam oğlu Yafes’e de; Feysun (Belh) ile onun arka tarafına düşen yerleri tahsis etmiştir.

Yafes mağrib ile meşrık  (Doğu ile Batı )arasında konaklamıştı.

Yafes’in oğullarından Sakalib ve İsban’ın yurtları Rumlardan önce Erzurum idi.

Türklerden Hazerlerden ve daha başkalarından gelen ve Arab olmayan bütün insanlar Yafes’in çocuklarındandır.

Yafes’in çocuklarından olan Türklerden kimi şehir ve kale halkı idi. Kimisi de dağlarda kırlarda göçebe olarak keçe çadırlar altında yaşarlar. Avcılıktan başka iş yapmazlardı.  

Türklerin en büyük kralları Hakan olup kendisinin altından tahtı, altından tacı,  altından kemeri vardı.   

Kendisi ipek elbise giyerdi.

Ham Deniz sahiline gidip yerleşmişti. Küş, Kenan, Kut; Hint ve Sint topraklarına gidip yerleşti. Oraların halkı Kut’un çocuklarından üremiştir.

Sudan, Nube, Karan, Zegave, Habeş, Kıpt, ve berberi cinsleri de Ham’ın Küş Ve Kenan adındaki oğullarından türemişlerdir.

Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Sam, Arz-ı Haram’a ve çevresine yerleşmiş, Yemen’, oradan Hadramevt’e, oradan Amman’a, oradan Âlic ve Yebrin’e, Vebar, Devv ve Dehna’ya kadar uzanmıştır.”

Nuh Peygamber A.S. yeryüzünü oğulları arasında bölüştürdüğü zaman büyük oğlu Yafes  zürriyatına Türkistan iklimini yer ve yurt verdi ki, anda çoğalıp andan çıkıp kalan iklimlere dahi padişah olup, gaza ve cihat kılalar. Yafes Türklerin deyişine göre Olcay Han diye lakap alır. O göçebe olarak yaşıyordu.”

 

Peygamberler Tarihi Mustafa Asım Köksal

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/46

 

Ord. Prof.Dr. A .ZEKİ VELİDÎ TOGAN OĞUZ DESTANI

           Reşidetin Oğuznâmesi, Tercüme ve tahlili

OĞUZLARIN VE TÜRKLERİN TARİHİ

Reşîdeddin Fazlullah Câmi’üt-Tevârih, Cilt ll

  Enderun Kitabevi 2. Baskı İstanbul 1982

Destanı şiir haline getirmek için istfade ettiğim ana kaynak Bu kitaptır.

 

 Oğuz Han’ın doğumunu ve çocukluğunu Ebulgazi Bahadır Han’ın Türkmen ve Türk Şeceresi biraz daha başka türlü anlatıyor. Bu başlangıç metinleri, her iki kitapta da aynıdır.

 

.

 

  OĞUZ HAN’IN DOĞUŞU

 

Nuh Aleyhi selam bu yeryüzünü,

Böldü üç oğluna dağ ve düzünü.

 

Büyük oğlu Yafes’e doğu illeri,

Türkistan’ı layık gördü yurt yeri.

 

Yafes,  Olcay Han adını aldı,

Geçimini göçebelikte buldu.

 

Yaylak ve kışlağı Türkistan idi,

Yazları İpanç şehri yakınındaki.

 

Ortak ile Kürtak, yaylağı idi,

Karakuum ve Borsuk kışlağı idi.

 

Burda iki şehir meşhur-u namdı,

Biri Talas, biri Karı Sayram’dı.  

 

Sayram’ın kırk büyük kapısı vardı,

Olcay Han’ın payitahtı bu yerdi

 

Olcay’ın bir erkek evladı doğdu,

Oğlunun adını Dip Yavgu koydu.

 

Olcay Han ölünce O Hakan oldu,

Çok dirayetli bir hükümran oldu

 

Dip Yavgu, bir padişah-ı namdardı,  

Onun da şöhretli dört oğlu vardı.

 

Kara Han, Or Han,  Kür Han, Küz Han’ dı,

Dördü de çok yiğit ve kahramandı.

 

Vakt-i ecel gelip, Dip Yavgu öldü,

Yerine Kara Han padişah oldu.

 

Onun da bir oğlu dünyaya geldi,

Bu yavrucuk dünyalara bedeldi.

 

Hayran idi herkes güzelliğine,

Bu çocuk melek mi, peri miydi ne?

 

Üç gün üç gece ana sütü emmedi,

Anası kimseye bir şey demedi.

 

Onun hayatından endişeliydi,

Gece gündüz hep gam elbiseliydi.

 

Bir gece rüyada oğlunu gördü,

Duydu ki, şöyle bir söz söylüyordu.

 

 “Sütünü emmemi istersen eğer,

Biricik Tanrı’yı iman ediver.

 

Üzerinde olan hakkını farz bil,

Her bir dileğini Tanrı’ya arz kıl.”

 

Anası üç gece bu hali gördü,

Tanrı’ya inanma kararı verdi.

 

Herkesten gizlice iman eyledi,

Elini kaldırıp Tanrı’ya dedi.

 

“Ey Tanrım, sütümü tatlı kıl benim,

Karnı doysun bu küçücük bebemin.”

 

Der demez emmeye başladı çocuk,

Çok sevindi bu hususa anacık.  

 

Babası dedi ki; “Bu nasıl iştir,

Bundan güzeli hiç gelmemiştir.”

 

Bir sene içinde dilleniverdi,

Herkes bu çocuğa hayret ederdi.

 

“Bir otağda doğduğum gerçektir,

Adımın da Oğuz olması gerektir.”

          

Deyip de sözünü söylediği an,

Bu sözünü herkes duydu o zaman.

 

 

OĞUZ- HAN’IN GENÇLİĞİ

 

Kara- Han ve kavmi hep kâfir idi,

Oğuz’un inandığı Tanrı Bir idi.

 

Anası ve Oğuz imanlarını,

Herkesten sakladı bu yanlarını.

 

Hep Tanrı’nın birliğini güderdi,

Daima Tanrı’ya şükür ederdi.

 

Akranları arasında farklıydı,

Yiğit idi, korkusuzdu görklüyü.

 

Mahir idi liderlikte, erlikte,

Eşi yoktu ırkına önderlikte.

 

Kargı kullanırdı, kılıç çalardı,

Her türlü işlerde hüneri vardı.

 

Ok atmada eşi, emsali yoktu,

İlmi, feraseti herkesten çoktu.

 

Oğuz’un özünde olgunluk vardı,

Her hali asalet, dahi vakardı.

 

Oğuz avlanmayı pek çok severdi,

Sık sık avlanmaya dağa giderdi.

 

Zaman aktı devran döndü hâsılı,

Geldi Oğuz- Han’ın gençlik fasılı.

 

 

  OĞUZ- HAN’IN EVLİLİĞİ

 

Büyüyüp evlenme çağına geldi,

Babası, Küz-Han’ın kızını aldı.

 

Oğuz Han gerdekten önce konuştu,

Tek Tanrı’ya inanmayı şart koştu.

 

“Eğer tek Tanrı’ya iman edersen,

Teklifime evet kabuldür dersen,

 

Sana yaklaşırım, beyin olurum,

Aksi halde senden uzak dururum.”

 

Kız teklife hiç iltifat etmedi,

Oğuz’un fikrince fikir gütmedi.

 

Oğuz ona yaklaşmaktan sakındı,

Babası bu hali sezip yakındı.

 

Bu sefer Kür Han’ın kızını aldı,

Oğuz ona da teklifini şart kıldı.

 

O da kabul etmeyip, reddeyledi,

“Bu hususta ısrar eyleme dedi.

 

“Zorlarsan babana varıp söylerim,

Dinine uymamı istedi derim.”

 

“Baban dahi seni öldürür.” Dedi.

Oğuz’u bu sözle tehdit eyledi,

 

Oğuz onunla da ilgilenmedi,

Kara Han’a dahi bir şey denmedi.

 

Kara Han’ın buna aklı ermedi,

Oğluna da bu hususu sormadı.

 

Oğuz Han’ın çeksin diye nazını,

Or Han’dan istedi bu kez kızını.

 

Or Han razı oldu, kızını verdi

Kara Han’a çok kolaylık gösterdi.

 

Bir gün Oğuz avdan geri dönerken,

Gördü kızı su boyunda gezerken.

 

Kız su kenarında seyranda idi,

Varıp maksadını ona söyledi.

 

“Eğer bana uyar kabul edersen,

Senin dinin benim dinimdir dersen.

 

Zevceliğe ancak öyle alırım,

Uymaz isen senden uzak kalırım.”

 

Kız dedi ki; “Be senin bir parçanım,

Feda olsun senin için bu canım.

 

Ne istersen,  emredersen yaparım,

Her şartına hem hazırım hem varım.”

 

Oğuz- Han bu kızı eve getirdi

Onunla evlenip gerdeğe girdi.

 

Diğer gelinlere hiç bakmaz idi,

Bu gelini yalnız bırakmaz idi.

 

Öteki gelinler buna kızardı,

Bu geline karşı kinleri vardı.

 

İçlerini haset ateşi sardı

İçin için fırsat kolluyorlardı,

 

Bir gün Oğuz bütün dostları ile

Yakınları, nökerleri hep bile.

 

Avlanmak üzere niyet ettiler,

Atlanıp, sahraya ava gittiler,

 

 

Oğuz’un Babasına, Amcalarına HısımVe Akrabalarına Karşı Savaşı

 

Kara- Han’ın içinde şüpheler vardı,

Şüphelerine hep cevap arardı.

 

İlk iki gelini daha güzeldi,

Niçin Oğuz bu geline yöneldi?

 

Kara Han bir büyük toy tertip etti,

Her üç gelinine de kâse tuttu.

 

Bu hususu gelinlerine sordu,

İki gelin bir fırsat kolluyordu.

 

Dediler ki;” Oğuz bize konuştu

Tek Tanrı’ya iman için şart koştu.

 

Şartlarını reddeyledik, bu yüzden,

Uzak durdu bu sebeple o bizden.

 

Bu gelin Oğuz’un emrine uydu,

O yüzdendir onu sevdi ve saydı.

 

Karı- koca yeni bir din tuttular,

Dinimizi kulak ardı ettiler.”

 

Kara Han da küçük geline sordu,

Gelin korktu, sözü inkâra sardı.

 

Kara Han öfkeyle ve kinle doldu,

Ve kendi kendine bir karar aldı.

 

Kardeşleri ve akrabalarını,

Toplayıp açıkladı kararını.

 

“Oğlum Oğuz mesut ve bahtlı idi,

Hanlığa layıktı, istidatlı idi.

 

Şimdi öğrendim ki başka din seçmiş,

Bizim dinimizden artık vaz geçmiş.

 

Mabutlarımızı küçümser imiş,       

Tanrı birdir, eşi yoktur der imiş.    

 

Bu rezalete nasıl çare buluruz,

Bu işin hakkından nasıl geliriz?”

 

Meşveret ederek karar aldılar,

Onu öldürmeyi çare buldular.

 

Küçük gelin bütün bunları duydu,

Komşu bir kadını haberci koydu.

 

Kadın yola çıkıp Oğuz’a erdi,

Bu durumu tastamam haber verdi.

 

 

Oğuz bize, “yalnız bir Tanrı vardır”, dedi. Bizi de ona inandırmak ve o yola götürmek istedi.

Biz de bunu kabul etmedik. Onun isteğini üçüncü gelin kabul etti ve bunun için de oğlunuz

onu çok seviyor.” Bunun üzerine Kara-Han beylerinin hepsini topladı ve Oğuz’un durumunu konuştu. Beylerin toplantısında, Oğuz daha avda iken tutulup öldürülmesi karar altına alındı.

Kara-Han, hemen etrafa adamlar saldı. Kendisinin ava gideceğini ve bunun için de askerlerinin hepsinin kendi etrafında toplanmasını emretti.

Bunu duyan Oğuz, hemen yurduna bir haberci gönderir ve kendisini sevenlere haber verir.

Onlar da Oğuz’un sözlerini yurda şöyle iletirler.

“Babam asker topluyormuş ve üzerime gelip beni öldürecekmiş. Beni sevenler bana gelsinler, onu sevenler de ona gitsinler!" Halkın çoğu Kara-Han’ın etrafında toplanmışlardı.

Azı ise Oğuz Han'ın yanına geldiler. Oğuz'un etrafında toplananlar arasında, amcalarının bir çok oğulları da vardı.

 Oğuz-Han, babası Kara-Han'ı bu harpte öldürdükten sonra milletini Müslüman olmağa davet etti. Müslüman olanları sağ bıraktı, Müslüman olmayanların ise hepsini öldürüp çocuklarını da yanma esir olarak aldı, önceleri, Kara-Han'a tabi olan pek çok kabile vardı.

Ayrıca birçok milletler de vardı ki, kendi ayrı hakanlarına bağlı olarak yaşıyorlardı.

Bütün bu hakanlıklar, küçük kabilelerin bir araya gelmesi yolu ile meydana gelmişlerdi.

Oğuz-Han hakan olunca, Müslüman olan milletler Oğuz-Han’a bağlandılar.

Müslüman olmayanlar ise, kaçarak başka hakanların buyruğu altına girdiler.

 

İki taraf av yerinde buluştu,

Akrabalar birbiriyle vuruştu.

 

Oğuz bu savaşta muzaffer oldu,

Babası, Kür Han ve Küz Han öldü.

 

Oğuz yetmiş beş sene akrabaları ile

Devamlı savaşarak varabildi menzile.

 

Kara-Kum’dan öte, kendisine bağladı,

Hepsinin üzerine hâkimiyet sağladı.

Toplanarak Oğuz’un huzuruna geldiler,

Savaşmamak üzere meşveret eylediler.

 

“Biz senin aslındanız ve senin soyundanız,

Aynı kökten türeyen dalından, boyundanız.

 

Aynı kutlu ağacın, kutlu yemişleriyiz,

Niçin bize düşmansın, ne eyledik sana biz.

.

Oğuz dedi; “Eğer sizler, Bir Tanrı’ya inanır

Birliğini kabul eder, yalnız onu mabut tanır,

 

İseniz size saygı duyar sizi severiz,

Size oturmak için Türkistan’ı veririz.”

 

Onlar kabul etmeyip inat yoluna girdi,

Oğuz Han da onları Kara-Kurum’a sürdü.

 

Onlar ister istemez, bunu kabul ettiler,

Tuğla Irmağı boyu vadilere gittiler.

 

Fakirlik ve yoksulluk içinde yaşadılar,

Kuraklıktan her zaman dertli ve gamlıydılar.

 

Oğuz onlara “Muval” diye bir isim verdi,

Türkmenler onlara hep”Moğol” derlerdi. 

 

Her zaman kaygılı gönlü kırık oldular,

Bu minval üzerine hep orada kaldılar.

 

Köpek derisi giyip, köpek eti yediler,

Bir daha Türkistan’a dönüp gelmediler.

 

Oğuz bu savaşlardan sonra inip atından,

Bir ev kurulmasını buyurdu altından.

 

Orda, taraftarları, dostlarıyla toy kurdu.

Dostu olan bir kavme Uygur” adını verdi.

 

Diğer bir kavim ise kağnıyı icat etti,

Harp ganimetlerini üzerine yükletti.

 

Kolaylıkla taşıyıp, evlerine götürdüler,

Bunları gören Oğuz onlara da Kanglı der,

 

Talas,  Sayram beyleri Oğuz’a başkaldırdı,

Oğuz, üzerlerine şiddet ile saldırdı.

 

Talas ve Sayram’dan başlayıp savaşmaya,

Maveraünnehr, den öte yürüdü Buhara’ya,

 

Harezm’e kadar hep idaresine aldı,

Bütün o diyarları kendine tabi kıldı.

 

Tüm düşmanları ile barışı yeniledi,

Yurduna, uruğuna esenlikler diledi

 

 

 

 

 

Oğuz’un Cihangirlik Seferine Çıkması

 

Ben ki Oğuz Kağan’ım; cihangirliktir kastım,

Bilesiniz yatağa, dahi uykuya küstüm.

 

Yerle gök arasında dur durak olmaz artık,

Sadağa ok sürende cenk ırak olmaz artık.

 

Acunda ki yağılar titresin naramızdan,

Korkaklar varsa eğer, tez çıksın aramızdan.

 

Gayrı atlar yıldırımca koşmalı,

Karlı dağlar, ovaları aşmalı,

Alp yiğitler, nara atıp coşmalı,

Tanrı bizden yardımını kesmesin.

 

Şu acunun ufukları dar bize,

Ne eylesin sular bize nâr bize,

Bundan geri zafer gerek yâr bize,

Anayurda sam rüzgârı esmesin.

 

Kös vurula, yay gerile, ok uça,

Varsın olsun derya geniş dağ uca,

Keskin kılıç yerleşmeli avuca,

Zafer kuşu Oğuzlara küsmesin.

 

Oğuz hiçbir ülkeye önce haber vermeden,

Tarafından onlara elçiler göndermeden,

 

Onları uyarmadan saldırılar yapmazdı,

Ani baskınlar gibi hilelere sapmazdı,

 

Oğuz, yakınlarıyla her nizaı giderdi,

Hindistan ülkesine elçileri gönderdi.

 

“Buyruğuma uysunlar, İl olup, baş eğsinler,

  Hükmümü kabul edip, bize vergi versinler.”

 

Gelemez zannettiler onların ülkesine,

Hiç değer vermediler Oğuz Han’ın sesine.

 

Hindistan büyükleri kaba cevap verdiler,

Onun elçilerini geriye gönderdiler.

 

Elçiler geri döndü,  durumu bildirdiler,

Hint ve Sind halkları isyanı sürdürdüler.

 

Bilmezlerdi kudretli Oğuz Han’ın öcünü,

Bilmezlerdi kahraman Oğuzların gücünü.

 

Bunun üstüne Oğuz yürüdü Hindistan’a,

Kuşkusu yoktu elbet zafer dermekten yana.

 

Önce Uludağ’a varıp, verdi bir müddet mola

Doğu taraflarından başladılar işgale,

 

Oradan ilerleyip İkariyye’ye vardı,

Burda büyük ırmaklar, her yan yalçın dağlardı.

 

Nehri geçmek imkânsız denecek kadar zordu.

Neler yapması gerek düşünüp akıl yordu.

 

Kelek şeklinde kayık, sal yapmayı emretti.

Oğuz’un düşüncesi bu nehirden geçmekti.

 

Sallara binip nehri bütün askerler geçti

İkariyye şehrini Oğuz böyle fethetti

 

Hindistan’ın doğusunda bir büyük ülke vardı

Yağma Han bu ülkede güçlü bir hükümdardı

 

Oğuz’a dost, il olmak niyetini bildirdi,

Rızasıyla Oğuz’un emri altına girdi

 

Mal ve vergi ödemeyi kabul eti ilk önce,         

Fakat Oğuz, onun ülkesinden dönünce,

 

Anlaşmayı bozarak Oğuz’a isyan etti,

Oğuz geri dönerek ülkeyi talan etti.

 

Düşmanını kahretti dostlarını güldürdü

Dik başlılık eden o hükümdarı öldürdü.

 

Ülkesini zapt edip kendisine bağladı,

Böylelikle orada asayişi sağladı.

 

Oradan yola çıkıp, yoluna devam etti

Ulaştığı her yeri zapt ede ede gitti

 

Bütün Çin’i, Maçin’i ve Nenkiyas’ı aldı,   

Ulaştığı her yeri kendine tabi kıldı.

 

Pek çok ganimet alıp Türkistan’a geri döndü

Ortak ve Ala-Tak denen bir mıntıkaya indi.

 

Almalık yakınında iki yüksek dağ vardı,

Bunlar da Turgunlu dağ ve Turganlı dağlardı.

 

Oğuz ordusu ile gelip orada durdu,

O yörede on dört gün mola verip oturdu.

Bu yörede İnal Han adlı padişah vardı,

Oğuz ile savaşmak için asker toplardı

 

Sonunda Oğuz Han’la savaşa karar verdi,

Oğuz Han’ın üstüne askerlerin sürdü,

 

Kıyasıya bir savaş oldu yaman ki yaman,

Kılıç, kalkan sesinden çınlıyordu asuman.

 

İki ordu sekiz gün savaştı gündüz, gece,

Hala belli değildi ne olacak netice?

 

İki taraf askeri çok zayiat verdiler,

Oğuz’un askerleri başka yol denediler.

 

Develeri, katırları birbirine bağladılar,

Çadırlardan, yüklerden barikat sağladılar.

 

Ardından yağmur gibi ok saldılar düşmana.

İnal’ın ordusunu getirdiler âmâna.

 

Oğuz Han, İnal Han’ı arattırıp, buldurdu

Yakalatıp halkının huzurunda öldürdü,

 

Ülkesini tamamen kendi mülküne kattı

 Ortak ile Kürtak’a doğru hareket etti.

 

Ordusunu muzaffer olarak mutlu kıldı,

Burda biraz eğlenip, kalma kararı aldı.

 

Dinlenip atları semirtmekti maksadı,

Kuzey ülkelerini fethetmekti muradı

 

Beylerini toplayıp bir meşveret eyledi,

Onlara maksadını açık, açık söyledi.

 

Hint meselelerini halledilmeliydi önce,

Amuy nehrinin Pencab’ından geçince,

 

Ordu ile Garcistan tarafına yöneldi,

Gur hükümdarının hudutlarına geldi.

 

Gur, Garcistan yönüne elçileri gönderdi,

Vergi vermeyi kabul etmelerini bildirdi.

 

Gur Hükümdarı derhal Oğuz’u haber saldı,

Her yıl vergi vermeyi kendisine borç bildi.

 

Oğuz’a gelip dedi. “Çevremde düşman çoktur,

Hepsinin bize karşı iyi niyeti yoktur.”

 Yüz seçme süvariyi Gur’la elçi gönderdi,

Bu elçilerine de şöyle bir emir verdi.

 

“Eğer il olup bize tabi olursalar tamam,

Etmezlerse onlarla savaşınız. O zaman.” .

 

Bu buyruk üzerine Garcistan’ı ,ta Gazne,

Zâbil, Kâbil’ le kadar zapt edip il yaptılar.   

 

Bütün o ülkeleri vergiye bağladılar.

Oğuz’un devletine çok gelir sağladılar.

 

Muzaffer halde dönüp Oğuz’a katıldılar,

Huzurunda hürmetle arz-ı ahval kıldılar.

 

Bundan sonra Oğuz Han kuzey ülkelerine

Doğru yola çıkarak yürüdü seferine

 

Önce Gurk ve Başkurt yönüne yöneldiler,

Ulu Bagur adında bir kaleye geldiler.

 

Bu kalenin hâkimi Kara-şit Yağı idi,

Oğuz onu yenerek kaleyi feth eyledi.

 

Bütün o yöreleri kendine tabi kıldı,

İl eyledi ve kendi emri altına aldı.

 

Oğuz herkese sevgi ve şefkat gösterirdi,

Yaşlılar bile ona “Oğuz Aka” derlerdi.

 

Gurk ve Başkurt üstüne sefer etmeden önce,

Halkına niyetini açıladı yaşlı, gence

 

Doksan bin ev Oğuz’un etrafında toplandı

Bunlar “ On tokuz Oğuz “ lakabıyla adlandı.

 

” Yolda her kim kalırsa cezalanacak bilsin,

Geç kalmasın hiç kimse baştan tedbiri alsın.”

 

Aralarında birçok yaşlı insanlar vardı,

Vücutları dermansız hayli ihtiyarlardı.

 

Bazısı yürümekten bile aciz idiler,

Onlar bu hallerini Oğuz’a bildirdiler.

 

 “O halde yaşlılar burada kalsın” Dedi

Burada selametle otursunlar diledi.

 

Burası Almalık’ın yakınında bir yerdi,

Bu yerin adına da Ak Kaya derler idi.

İhtiyarlar içinde güngörmüş, dirayetli,

Her meşakkati çekmiş,  akıllı metanetli,

 

Yuşı Hoca adında bilge bir âdem vardı,

Onun da Kara- Sülük adında oğlu vardı.

 

Baba oğluna dedi ki;

 “Siz bilinmeyen bir yola çıkıyorsunuz,

Aranızda bilgili yaşlı kimseler de yok

Zor durumda kalırsanız ne yaparsınız,

 İyisi mi beni de yanınıza alınız,

Bir gün işinize yararım.”

 

Oğul dedi” Ey baba, Oğuz’un buyruğuna,

Nasıl karşı gelirim, hiç imkân var mı buna?”

 

Gizlice bir sandığın içine sakladılar,

Develerden birinin üstüne yüklediler.

 

Gurk ve Başgurt ülkesi hududuna vardılar,

Onlar zorba, kibirli ve çok hilekârdılar.

 

Oğuz, Kara-Şit denen padişahı tutturdu,

Vergi vermelerini ona kabul ettirdi.

 

Ordan yola çıkarak yürüdüler bir zaman,

Önlerine susuz bir sahra çıktı pek yaman.

 

Bir damla gülyağına bir damla su alınmaz,

Öyle bir ortamdı ki görmeden inanılmaz.

 

Kara sülük babasına bu durumu söyledi,

Yuşı Hoca;  oğluna şöyle bir çare dedi.

 

“Birkaç ineğin başını bir araya bağlayın,

Susayıncaya dek koşmasını sağlayın.

 

Bundan sonra onları salıp öyle bırakın,

Tırnakları ile kazdıkları yere bakın.”

 

Kara-sülük bunları deneyince inandı,

O yerden bol su çıktı, insanlar suya kandı.

 

Oğuz bunu görünce beğendi, mutlu oldu,

Kara Sülük’e pek çok bağışlarda bulundu.

 

Onu bütün ulusun Yurtçı’sı tayin etti,

Ordusuyla birlikte yola düzülüp gitti.

 

 

Oradan Atil nehri yönüne yöneldiler,

Ok kıran, Kök bulut, adlı yere geldiler.

 

Bura halkı Oğuz’un geldiğini duyunca,

Durumun önemini anlayabildi anca.

 

Mağlup olduk diyerek, bir de korku saçtılar.

Nice hayvan ve eşyayı, bırakarak kaçtılar.

 

Askerler bir nehrin kenarına geldiler,

Suyun berraklığında hayret üzre kaldılar

 

Altın, gümüş eşyalar, ibrik leğenler vardı,

Ve dahi yanlarında büyük kazanlar vardı.

 

Çıkarmak için hemen berrak suya girdiler

İçinde hiçbir şeyin olmadığın gördüler.

 

Kara Sülük bu hususu babasına iletti,

Yuşı Hoca oğluna şöyle bir sual etti.

 

“Acaba suyun kenarında yok mu yüksekçe bir yer?”

 Kar-Sülük; “Suyun yanında kocaman bir ağaç var.”

        

 “O halde suda görülenler ağaca gizlenmiş,

Eşyanın akisleri onlar olmalı.” Dedi.

Kara- Sülük ağacı dikkatle inceledi.

                                                                                                              

Orda gizlenmiş altın, gümüş eşyayı gördü.

Çıkararak Oğuz’un huzuruna götürdü.      

 

Oğuz, Kara- Sülük’e ihsanlarda bulundu,

Bu arada Oğuz, da şöyle bir karar aldı.

 

“ Biz cihanı fethetmek, için çıktık bu yola,

Her tarafa gideceğiz. Seferimiz hayrola.

 

Lakin yurdumuz olan, ata yurdu Türkistan

Çok gerilerde kaldı, Talas, Sayram, asıl vatan.                          

 

Eğer düşmanlar, bizim yokluğumuzda gelir,

Buraları alırlarsa, bu bir bahtsızlık olur.

 

Olmaz kâr ümidiyle sermayeyi harcamak,

Düşmanlar için şöhret vesilesi olacak,”

 

Esas vatanlarını korumaktı onun derdi,

Oğur kavimlerine bu vazifeyi verdi.

Oğur kavimleri Talas,  Almalık’a döndüler,

Anayurdu korumak için orda kaldılar.

    Oğuz’un Kıl Barak İle Savaşı

 

Kıl Barak dünyanın karanlık ülkesiydi

Erkekleri çirkin yüzlü, dahi kara renkliydi.

 

Köpek gibi idiler ve korkunç yüzlüydüler,

Kadınları temiz yüzlü ve ahu gözlüydüler.

 

Oğuz Han Kıl-Barak’ın sınırına gelince,

Dokuz, atlı askeri elçi gönderdi önce.

 

“Pek çok şehir ve ülke bize itaat kıldı,                 ,

Vergi vermeye razı, il olup, tabi oldu.

 

Sizler de vergi verip il olmazsanız eğer,

Aksi halde savaşmaya hazır olunuz.” der

 

Elçiler, Oğuz Han’ın emrini ilettiler.

Onlar da, elçilere şu cevabı verdiler.

 

“Siz dokuz kişi eğer bizden iki kişiyi

Savaşır yenerseniz biz de vergi vermeyi,

 

Kabul ederiz ancak şayet yenilirseniz,,

Buradan dönüp geri gidebileceksiniz.”

 

Elçiler bu dövüşü kabul eylemediler,

İki sizden iki bizden dövüşelim dediler.

 

Kıl-Baraklıların âdeti şöyle idi,

Dövüş olacağı zaman,

İki havuzdan birini kara,

Birin ak tutkalla doldururlardı.

Dövüşten önce ak tutkal havuzuna,

Çıplak olarak girerler,

Bu tutkal onların kıllarına yapışırdı.

O havuzdan çıkınca beyaz kumda yuvarlanırlar,

Oradan Kara tutkal havuzuna girerlerdi.

Ve kara kum üstünde yuvarlanırlardı.

Bu madde üç defa vücutlarında yapışır,

Kuruduktan sonra da, hiçbir silah tesir etmezdi.

Kıl-Baraklılardan dövüşe giren,

Bu iki kişi böyle yaptılar.

Oğuz’un iki elçisi ile dövüşe başladılar.

 

Silahlar gövdelerine hiçbir tesir etmedi

Güçleri onların güçlerine yetmedi.

 

Neticede onların elinde can verdiler.

Yedi elçi dönerek durumu bildirdiler.

 

 Oğuz bunu duyunca hiç aldırış etmedi.

İçinde büyüdükçe büyüdü hep nefreti.

 

Kıl-Baraklılar ile hemen savaşa girdi,

Ne yazık bu savaşı yenilerek bitirdi.

 

 

Oğuz’un ordusundan çok asker öldürüldü,

Bir kısmının etrafa dağıldığı görüldü.

 

Bunlarla savaşmanın zorluğunu gördüler,

Dönüp büyük bir ırmak kıyısında durdular.

 

Askerinin bir kısmı kayık, sala binerek,

Bir kısmı da nehirden geçti naçar yüzerek.

 

Kıl-baraklılar köpekler gibi çıplak idiler,

Yaya olduklarından nehri geçemediler.

 

Oğuz, iki su arasında bir mıntıkaya indi,

Askerini toplamak için bir yer edindi.

 

Oğuz’un, bir adamı tesadüfen orada,

Kıl- Baraklıların arasında kalmıştı,

Kadınlar onu gizleyip saklamıştı.

Yanına toplanarak, onunla avundular,

İt-Barak’ın karısına hediye diye sundular.

 

O hanım dahi ona yakınlık göstererek,

Oğuz’un tarafına candan meyil ederek,

 

Gizlice Oğuz Han’a elçisini gönderdi.

Bu savaşı kazansın diye bir yol önerdi.

 

 “Düşmanlarını yenmek istiyorsanız eğer,

 Şöyle bir yolu tutup denemenize değer.

 “Demirden dikenli çiviler yaptırınız,

Askerlerinizden her biri bu demir dikenlerden,

Bir miktarını terkiye bağlasınlar.

Savaşta bunları düşman üzerine serpsinler.

Kendi atlarınızın ayaklarına, bu dikenli,

Demir parçalarından bir zarar gelmemesi için,

Uygun nallar taktırınız.

Sonra da düşmanların burunları ile

Vücutlarının kenarları çıplak ve tutkalsız

Olduğundan, oralarına ok yağdırınız.”

 

Oğuz, bu haberi alınca memnun oldu, sevindi,

Bu yolla haklarında çok bilgiler edindi.

 

İt-Barak’ın yurduna pek çok elçi gönderdi.

Gönderdiği elçiler hep güzel kimselerdi.

 

Kadınların çok yardım ettiği bu elçiler,

Gerekli malzemeyi Oğuz’a gönderdiler.

 

Kadınlar erkekleri çok beğenip sevdiler,

Oğuz Han’ın yanına hep beraber geldiler.

 

Kıl-Barak’ın ülkesi bu yol ile alındı,

Oğuz’un ülkesine tabi ülke kılındı.

 

Oğuz, burda on yedi yıl kalıp dinlendi.

Ordu düzene konup, silahlar yenilendi.

 

Bu zaman içinde çocuklar ve bebekler,

Büyüdüler ergenlik çağına yetiştiler,

 

Oğuz’un bir hatundan dört oğlu olmuş idi,

Onlar da büyüdüler, oldular Türk yiğidi.

 

Oğuz’un askerinden biri harpte ölmüştü,

Bu yüzden de karısı hamileyken kalmıştı,

 

Kadının doğumuna az bir zaman kalınca,

Kadın içi oyulmuş bir ağacı bulunca,

 

Ağacın kovuğunda çocuğunu doğurdu,

Askerler bu durumu Oğuz Han’a duyurdu.

 

Oğuz Han o çocuğa” Kıpçak” adı verdiler,

Kıpçak kavimleri bu çocuktan türediler.

 

Ülkeyi baştanbaşa idaresine aldı,

Onları yasalarla, kendine tabi kıldı.

 

 

Oğuz’un Karanlık Ülkesine Seferi

        Ve O Yerin Durumu

 

Oğuz, Kara-Hulun sınırına varınca,

Karanlığın böylesi dehşetini görüce,

 

Orada ilerlemek artık mümkün olmadı,

Bu duruma hiç kimse bir çıkar yol bulmadı.

 

Kara -Sülük babasının huzuruna vararak,

Bulundukları bu zor durumu aktararak,

Ne yapmak gerektiğini sordu.

 

-Yuşı- Hoca dedi ki:

“ Dört tane taylı kısrak,

dokuz tane sıpalı eşek seçip, alınız

Adamları bunların üstüne bindiriniz.

 Bu hayvanların yavrularını,

Karanlık ülkesine girilen, yere bağlayınız.

Askerler karanlığın içine girsinler;

İstedikleri yere gidip,

Sonra geri dönecekleri zaman,

O kısraklarla eşekler,

Yavrularının sevgisi ve kokusu ile

O adamları geri getirir,

Yolda hiç hata yapmazlar.”

 

Kara- Sülük Oğuz’a gidip bunu söyledi,

O da uygun bularak bunu kabul eyledi.

Üç atlı, dokuz eşekli askerler o karanlık,

Ülkesine girdiler tereddütsüz bir anlık.

                                                                    

Üç gün üç gece böyle yola devam ettiler,

Bir ara sağdan soldan bazı sesler işittiler.

 

“Bu karanlıkta, yolda bir şey bulup alanlar,

 Ve buldukları halde bir nesne almayanlar,

 

Dışarı çıktıklarında pişman olurlar.”

Askerler anlamadı bu sözlerde ne sır var.

 

Gidenlerden bazısı hiçbir nesne almadı,

Bazıları aldı ama iç huzuru bulmadı.

 

Kısrakların yardımıyla karanlıktan çıktılar

Aydınlıkta aldıkları nedir diye baktılar

 

Aldıkları mücevher ve kıymetli taşlardı.

Alanlar, almayanlar hep nadim olmuşlardı.

 

OğuzHan, Kıl-barak’la Atil arasına geldi,

Ordan Issız bir sahra ülkesine yöneldi,

 

Onlarla savaştı ve hükümdarı öldürdü.

Böylece askerinin yüzlerini güldürdü.

 

O ülkeyi alarak tertip, düzen sağladı,

Vergiler tayin edip, bir karara bağladı.

Beylerini toplayıp yeni karalar aldı,

Düzen sağlamak için üç yıl burada kaldı.

 

Ordan Hazar Derbend’i üzerine azm etti,

Derbend sınırlarına yakın bir yere yetti.

 

Bu ara Yuşı- Hoca,

Oğlu Kara- Sülük’e şöyle dedi;

 

“ Ordumuz bir defa yenildi ve bozuldu,

Bu haber dosta da düşmana da duyuldu.   

Onun için buradan yüz kadar atlıyı,

Yurdumuza geri gönderelim.

Onlar bizim sağlığımızı, fetih ve zaferimizi,

Evimize ve ilimize iletsinler.

 

Uruğ ve askerlerimiz sevinip memnun olsun.

Düşmanlar hakir, rezil ve itibarsız kalsın.

 

Elimize geçen bütün zahire ve hazineleri,

Oraya götürsünler ünümüz tutsun gökleri. ”

 

Kara-Sülük bu teklifi Oğuz’a Han’a arz kıldı,

Oğuz dahi bu teklifi gayet yerinde buldu,

 

Kara- Sülük’e yine bağışlarda bulundu.

Kendi elbisesini giydirip ona sundu.

 

Yüz Kanglı arabayı buna görevlendirdi,

Hazine ve zahireleri onlar ile gönderdi

 

Oğuz’un zamanında altın uçlu ok, yay vardı.

Kendinin işareti diye onlara verdi.

 

Kanglılar gittikleri ülke ve vilayete,

Onları gösterince halk gelirdi gayrete.

 

Kendilerine yiyecek, içecek verirlerdi,

Hizmetlerini görüp saygı gösterirlerdi.

 

Başlarında Barmakluk Çoşun Billig var idi,

Oğuz’un Uruk’unu koruyacaklar idi.

 

Hazine ve malları onlara emanetti,

Kendi dönene kadar, kollasınlar emretti.

 

Oğuz yedi gün daha bu civarlarda kaldı,

Oradan göç ederek Derbend’e revan oldu..

 

Derbend halkı hırsız, soyguncu insanlardı,

Yol kesip, insanları soymak huyları vardı.

 

Nasıl bir yol buldularsa buldular

Oğuz’un askerinin atlarını çaldılar,

                                      

Buna duruma bir çare bulmak gerekli idi,

Oğuz, Kara- Sülük’ü çağırıp şöyle dedi,

 

“Bu hısızlar mülkünün ahalisi çok gaddar,

Bir yanında deniz var, bir yanda yüksek dağlar.”

 

Kara- Sülük bu durumu babasına sordu

Babası bu hususta acaba ne diyordu?

 

Babası Yuşı Hoca oğluna dedi ki;

 

“Bu derbent ülkesinin bütün bahçelerini,

Bağlarını, ekili, dikili her yerini,

 

Tarumar eyleyerek yağmalayın tastamam,

Budur size teklifim dinlerseniz vesselam.

 

Bütün harekât bu şehrin çevresine yönelmeli.

Ta ki vilayet halkı aciz kalıp itaate gelmeli.”

 

Kara-sülük bu hususu Oğuz’a aynen söyledi.

O da onun dediğini beğenip kabul eyledi.

 

Ve vilayetlerini her taraftan kuşattı,

Tarla bahçe ne varsa hepsini yağmalattı.

 

Derbend halkı çaresiz usanıp, bunaldılar,

Pişmanlık içersinde aç, perişan kaldılar.

 

Toplanıp birbirleriyle danışıp, konuştular,

Kıl-Barak’ın başına geleni duymuştular.

 

Sekiz kuşatmadan usanıp hep beraber,

Toplanıp Oğuz Han’ın huzuruna geldiler.

 

Dokuz kır at ve pek çok hediyeler getirip

İl oldular Oğuz’a pişmanlıklar gösterip.

 

Oğuz onlara şöyle bir söz ile buyurdu;

“Biz buraya geleli bu kadar zaman oldu,

 

Niçin gelmediniz de, ancak şimdi geldiniz,

Dik başlılık etmekle isyana yöneldiniz?”

 

-Onlar cevap olarak dediler ki; Af eyle,

Bizden ne dilerseniz bize açıkça söyle.

 

Aramızda divaneler, akıllılar da vardır,

Divanelere uyduk bizim için bu ardır.

 

Kötü yaptığımızı biliyorduk ve lakin

Bulamadık doğruyu düşünüp sakin sakin.

 

Şimdi akıllı zatlar bize öğüt verdiler,

Ne yapacağımızı bizlere önerdiler.

 

Size İtaat etmek elzemdir onu bildik,

Kulluğuna yüz sürüp, vergi vermeye geldik.”

 

-Oğuz şöyle buyurdu:

 

“Mademki suçunuzu idrak edip geldiniz,

 Dostluğa, barışa, illiğe yöneldiniz

 

Ben de günahınızı bağışladım bilesiz,

İki atım çalındı onları tez bulasız.

 

Bunlardan biri Irak- kula Arıklı az kıllıdır,

Diğerinin adı ise süt aktır beyaz kıllıdır.

 

Bu at rahvan olup pek çok güzeldir,

Anlayın ki bu iki at benim için özeldir.

 

Gerçi ben suçunuzdan vazgeçmiştim ama.

Tarif ettiğim iki at getirilmezse bana

 

Sizlerden hiç birinizi sağ bırakmam biliniz.

Haydi, gidip atları tezden bulup geliniz.”

 

Çalınmış atların hepsini de buldular,

Tarif edilen atları bulmakta aciz kaldılar.

 

Oğuz’un gönlü bu iki ata çok bağlıydı,

Bulunması için de, çok fazla ısrarlıydı.

 

Bunun üstüne ondan biraz zaman istediler,

Ülkenin dört yanına adamlar gönderdiler,

 

Oğuz Han bir ay daha orada eğleşip kaldı.

Onlar da Oğuz’un o iki atını buldu.

 

O atları Oğuz’un huzuruna getirdiler.

Oğuz kendi atlarını görünce sevindi,

 

Onlara uz davranıp gönüllerini aldı.

Hem Oğuz mutlu oldu hem onlar mutlu oldu

 

Halkın korunması ve vergi toplanması için,

Vergi miktarlarının hesaplanması için,

 

O ülkeye bir şahne görevlisi bıraktı.

Şirvan ve Şamahı’ya yönelip yola çıktı.

 

 

 

 Oğuz’un ŞirvanVe Şamahı’ya

         Elçiler Göndermesi

 

“Buraya geldiğimizi her halde işittiniz,

Niçin geldiğimizi elbet tahmin ettiniz.

 

Geçtiğimiz yerlerde zapt edilmedik diyar,

Boyun eğmeyen ülke, il olmayan hükümdar,

 

Emrimize uymayan bir sultan bırakmadık.

İtaat etmeyenin gözyaşına bakmadık.

 

Biz ne emretmiş isek yerine getirdiler.

Kim serkeşlik etmişse mülkünü yitirdiler.

 

Eğer şimdi siz, kendi isteğinizle bize

İl olmak dilerseniz teklifin budur size,

 

Niyetiniz ne ise bana cevap veriniz,

Kararınız müspet mi, menfi mi gösteriniz.

 

Şayet menfi olursa savaşa hazır olun,

Elçilerin ardından geliriz bunu bilin.”

 

Bu teklifi onlara götürünce elçiler

Saygılı davrandılar ve dostluk gösterdiler.

 

Oğuz Han’a il olma kararını verdiler,

Hediye için dokuz beyaz at gönderdiler.

 

Oğuz’la görüşüp, dostluk sözü verdiler,

Kulluk şartlarını tam olarak gösterdiler.

 

Oğuz-Han, Şamahı’da durup on dört gün kaldı.

Ve Saberan halkının vergilerini aldı

 

Şamahı’lılar vergi ödenmeyi geciktirdi,

Anlaşmadan vazgeçip isyan yoluna girdi.

 

Bunu üzerine Oğuz askere emir verdi,

Bütün askerler kucak kucak odun getirdi

 

Odunları yığdılar şehrin kapılarına,

Ateşleyip verdiler şehri yangın narına

 

Kapılar, surlar korkunç alevler ile yandı.

Şamahı fethedilip tamamen yağmalandı.

 

Kadın ve çocuklarını alarak götürdüler.

Onlar yaptıklarının cezasını gördüler.

 

Şehrin tüm büyükleri toplanarak geldiler,

Oğuz’un huzuruna, ondan af dilediler.

 

Vergilerini vermek üzere söz verdiler.

Pişmanlıklarını her haliyle gösterdiler.

 

Oğuz acıyıp,  kadın ve çocuklarını verdi.

Vergilerini aldı ve bir şahne görevlendirdi.

 Oğuz’un Arran ve Mugan Tarafına hareketi

 

 Oğuz Şirvan’dan kalkıp, Harran, Mugan’a geldi

Mevsim yaz, hava sıcak, yaylalara yöneldi.

 

Kış gelince ineriz diye burda kaldılar,

Bütün vilayetleri fethe karar aldılar.

 

Yaz aylarında ise bütün vilayetleri

 Sebelan, Aladağ, Ağdıböri, ye kadar,

 Azerbaycan’da dâhil feth ettiler her yeri.

 

Ucan Sahralarında atlarını besledi,

Bir gün halkı toplayıp onlara şöyle dedi.

 

Herkes birer kucak toprak alıp getirsin.

Tamam diyene kadar görevini yetirsin.

 

Önce kendi bir etek toprak alıp getirdi,

Burada bir büyük tepe yapıp bitirdi

 

Bu tepenin adına “Azerbaynan” dediler.

Azerbaycan ilini bu adla ünlediler.

 

O yaz boyunca Oğuz, Aladağ’da oturdu,

Yeni fetihler için yeni planlar kurdu.

 

Oradan Bağdat, Gürcistan, Diyarbekir,

Rakka taraflarına elçiler saldı bir bir.

 

Bütün o ülkelere önceden haber verdi,

“Geleceğim “ diyerek elçileri gönderdi.

 

Kışın Arran ve Mugan taraflarına geldi,

Kür ve Aras ırmakları arasında eğlendi.

 

Kışı orada kurduğu karargâhında durdu,

O ülkeler halkına maksadını duyurdu.

 

Diyarbekir, Rakka ve Bağdat hükümdarları,

Anlamak istemdiler Oğuz’daki vakarı                                   

 

“Oğuz hele bir gelsin bakalım ne ederiz

 “Biz savaşa hazırız, dilerse harp eyleriz.

 

İtaat etmeyenlerin yurtlarını yağmalattı.

İlkbahar olunca gönderdiği elçiler döndüler.

 

Oğuz- Han Gürcülere elçisini gönderdi,

Ülkelerine geleceğini haber verdi.

 

“Hemen üzerinize geleceğim biliniz,

Hepiniz hem uyanık hem haberli olunuz, ”

 

Sonra Oğuz habersiz saldırdı demeyiniz.

Muharebe yerini siz tayin eyleyiniz.

 

 Vakit tamam olup da yenibahar gelince

Gürcistan’a yürüdü sözünün gereğince

 

Gürcistan hududunun yakınlarına geldi,

Gürcüleri savaşa hazır bir halde buldu.

 

 Oğuz derhal saf tutup Gürcülere saldırdı,

Amansız hamlelerle Gürcüleri yıldırdı,

 

Yine dayanamayıp, mağlup olup kaçtılar.

Bu yenilgiden sonra inattan vaz geçtiler

 

Toplanıp Oğuz Han’ın huzuruna geldiler,

Her şartını kabul edip muti bir İl oldular

 

Oğuz bir ay on beş gün Gürcistan’da kaldı.

Oradan Aladağ’a gitmek üzre yol aldı.

 

O arada Gürcüler isyan edip azdılar,

Vaatlerinden cayıp anlaşmayı bozdular.

 

Vergi memurlarını başlarından savdılar,

Dik başlılık ederek yurtlarından kovdular.

 

  Oğuz, oğullarını çağırıp şöyle dedi.

 

“Ben bu kavmi denedim, gayet iyi anladım,

Ne mal olduklarını gördüm ve nişanladım.

 

Onlar ki; bir hamleden fazla dayanamazlar,

Tekrar üzerlerine gitmeme ne gerek var.”

 

İki oğluna, yüzer asker verip gönderdi,

Hadlerini bildirin diyerek emir verdi.

 

 Oğuz’un oğulları onlarla savaştılar,

Gürcüler, yenilerek savaştan sıvıştılar.

 

Yurtlarını tamamen işgal, yağma ettiler,

Babalarına bunu böylece ilettiler.

 

Oğuz oğullarına tekrar elçi gönderdi,

Ülkeyi baştanbaşa talan emrini verdi. 

 

Haber onlara gelince yağmayı arttırdılar,

Gürcülerin serkeşlik damarını kırdılar.

 

Gürcistan ülkesini vergiye bağladılar,

Şahneler tayın edip düzeni sağladılar.

 

Çok mal, vergi toplayıp Aladağ’a döndüler,

Babalarına bütün arz-ı hali sundular.

 

Oğuz, oğullarını takdirlerle kutladı,

 

“ Benim sağlığımda siz güzel işler yatınız,

Ne emrimden çıktınız ne yolumdan saptınız,

 

Ben sizlerden memnunum, savaştan yılmadınız,

Allah sizi korusun hiç mahcup kılmadınız

 

Ben öldükten sonrada böyle devam ediniz,

Oğuzları daima muzaffer eyleyiniz.”

 

Sonra kışlalardaki askere emreyledi,

“Tüm askerler kışlada hazır olsunlar. Dedi

 

Şahne: vergi toplama memuru

 

 

Oğuz’un Kürdistan Yolu İle Diyarbekir

             Ve Şam’a Hareketi

 

 

Oğuz, askerlerini toparlayıp derledi

Kürdistan tarafına yönelip ilerledi. 

 

Üç sene dağlardaki asileri izledi,

Bu ara tamamını dağlardan temizledi.

 

Oradan Diyarbekir taraflarına geldi.

 Erbil, Musul ve Bağdat illerine yöneldi.

 

Bu illerin beyleri zararsız yol buldular,

Oğuz’un huzuruna gelerek il oldular.

 

Bütün kışı Dicle’nin kıyısında kışladı,

Bahar olunca hemen Şam’a sefer başladı.

 

Altı oğlunu öncü kılıp önden sevk etti,

Kendisi de onların arkalarından gitti.

 

Rakka’ya yaklaşınca, şehrin bütün beyleri, 

Karşılamak üzere gelmişlerdi her biri.

 

Çocuklar da beyleri Oğuz’a gönderdiler,

Onlar da Oğuz’un huzuruna vardılar.

 

Oğuz iyi davranıp gönüllerini aldı,

Şahneler tayin edip şehirlerine saldı.

 

Oğuz, Şam ülkesinin neresine vardıysa,

Her nerede eğlenip biraz mola verdiyse,

 

O şehrin ahalisi gelip tazim kıldılar,

Kendi istekleriyle gönüllü il oldular.

 

Türklerin Batak Şehir dedikleri Antakya,

Üç yüz altı kapılı o şehir inat bu ya

 

Oğuzlarla savaşa azm-i karar kıldılar,

Bir sene savaştılar şehri öyle aldılar.

 

Oğuz şehre girerek altından bir taht kurdu,

Bir fatih haşmetiyle üzerine oturdu.

 

Yanındaki doksan bin askeriyle beraber,

Çocuk ve eşleriyle bu şehre yerleştiler.

 

Dimeşk’e ve Mısır’a elçileri gönderdi,

Her elçinin yanına yüz askerini verdi,

 

Her alaydan yüz asker ayırıp, görevlendirdi,

Altı oğluyla bile Tekür- Han’a gönderdi

 

Oğuz’un oğulları, yaklaştıkları zaman,

Güçlerini anlamak niyetiyle Tekür- Han

 

Tekür’ün elçileri oğullara geldiler,

Onlar, Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz. İdiler

         

“Öncü diye gönderdi babamız Oğuz bizi

Bize il olmak için davet eyledi sizi.

 

Eğer il olursanız ülkenize girmeyiz,

Halka ve mülkünüze asla zarar vermeyiz.

 

Savaşmak isterseniz savaşırız.” Dediler

Elçilerle Tekür’e böyle haber gönderdiler,

 

Tekür-Han savaşmaktan yana tavrını koydu

Ertesi gün iki ordu savaşamaya koyuldu.

 

Tekfur’un ordusunu darmadağın ettiler,

İki gün iki gece peşlerinden gittiler

 

Tekfur’un başkentinin önlerine geldiler

Şehrin büyüklerini bir arada buldular.

 

Oğullarla anlaşıp şehre geri gittiler,

Tekfur’u yakalayıp, gelip teslim ettiler.

 

 Şehir halkı onlara dostluk sözü verdiler,

Tekfur’u Antakya’ya Oğuz’a gönderdiler.

 

Karargâh kurup şehrin dışında oturdular,

Eziyetten, yağmadan harpten uzak durdular.

 

Elçiler Tekfur’u Oğuz’un huzuruna,

Getirdikleri zaman,

Oğuz O’na savaşın nasıl cereyan ettiğini sordu.

Tekfur savaşı bütün açıklığı ile anlattı.

Ordusunun yenilgisini, Oğuz’un oğullarının

Onu payitahta kadar takip etmesini,

Şehrin ileri gelenlerinin onu teslim etmesini,

Olduğu gibi anlattı.

Oğuz ona oğullarının ülkeyi,

Yağma edip etmediklerini sordu.

 

“Ben orada iken hiç yağma etmediler,

Şehirden dışarıda sahrada kaldılar.” Dedi.

Oğuz oğullarına şehri yağma etmemelerini,

Sıkı sıkı tembih ettiğinden,

Bunu duyunca çok sevindi.

Ellerini göğsüne koyup,

Yüzünü Tanrı’ya döndürdü,

Çocuklarını sözünden çıkmadıklarına,

Onların kabiliyetleriyle,

Babalarının yerine geçmeye

Muktedir oluşlarına şükretti.

Sonra Tekfur’a şöyle hitap etti;

 

“Her ne kadar sen bana itaat etmeyip,

Karşı geldin, hatta savaştınsa da,

Bütün bunlardan dolayı ben,

Senin suçundan vaz geçtim.

Seni kendi ülkenin başına göndereceğim,

Saltanatını sana vereceğim.

Bundan böyle dosdoğru,

Ve içiniz tertemiz itaat edesiniz,

Her sene bulunduğum yere

Hazine ve mal gönderesiniz.”

 

Tekfur bunu duyunca başını yere koydu;

 

“Bütün ülkeler ve memleketler,

Senin emrinde ve hâkimiyetindedir.

Benim gibi ve benden daha iyi,

Milyonlarcası senin itaatine girmişlerdir.

Senin hükmüne karşı koymak için

Benim gibisinin kudreti ve yeri yoktur.

Her ne emredersen itaat eder,

Boyun eğerim.

Eğer merhamet buyurur, beni bağışlarsanız

Kulluk halkasına girer,

her sene hazinene vergimi gönderirim.

Bu eşikteki kulluk hususunda hiç kusur etmem.”

 

Oğuz, Tekfur’dan Rum ve Frenk ülkelerinin durumunu, ordularını, yaşadıkları yerleri,

Bu ülkelere, asker gönderecek olursa

Nasıl zapt edeceğini sordu.

 

Tekfur şöyle dedi:

 

“ Frenk ülkesini almanın yolu şöyledir.

Onlara hediye ve elçiler gönderiniz.

Büyüklerinin gönüllerini kazanınız.

Onlara Hilat giydirsinler,

Vergi vermelerini söylesinler.

Ben de gizlice onlara bir şeyler yazıp,

Kendi elçimi gönderirim.

Şunu iyice zihinlerine yerleştiririm ki

 

Bu kavimin çok büyük, kuvveti ordusu var,

Güneşin doğduğu yerden bu ülkeye kadar,

 

Her yeri kendi idarelerine almışlardır,

Her savaşı kazanıp muzaffer olmuşlardır.

 

Hiçbir canlı onların kuvvetine karşı koyamaz.

İyisi mi, iş savaşla sonuçlanmadan,

Arada birçok insanın ölmesine ve ülkenin,

Harab olmasına sebep olmadan itaat ediniz.

Vergi miktarını kararlaştırıp,

 Ve bunu her sena gönderiniz.

Onlar bu sözlere uyup,

Vergi vermeyi kabul ederler.

Oralara askerin gitmesine hiç lüzum yoktur.

Ama Rum ülkesinin durumuna gelince,

Onların kışlağı denize yakındır ve pek sıcak olur.

Şöyle davranmalısın;

Onlar kışlığa iner, zamanı gelince

Tekrar yaylağa çıkmak isterler.

Onların yaylağa gelmesinden önce,

Asker gelip onların yaylaklarını işgal etmeli,

Kışlaklarından çıkmaya yol vermemelidir.

Kışlaklarında sıcaktan ve sinekten,

 Oturmak imkânsız olduğundan

Aciz kalıp mecburen illiği kabul ederler.”

 

Oğuz’a uygun geldi ve onu,

Kendisiyle gelmiş olan elçilerle birlikte,

Kendi ülkesine tekrar geri gönderdi.

Yanlarına onu korumak için,

 Atlı Askerler kattı.

Çocuklarına da askerleriyle geri

Gelmelerini emretti.

Oğuz’un çocukları, Tekfur’un verdiği

Pek çok hazine ve mallarla

Babalarının huzuruna geldiler.

Tekfur Tahtına oturup,

Kulluk kemerini beline bağladı.

Tekfur’un memleketi,

Oğuz’un idaresine girdikten sonra,

Oğuz Frenk ve Rum diyarına karşı harekete geçti.

 

 

    Oğuz’un Oğullarını Rum Ve Frenk

            Ülkelerine Göndermesi

 

Oğuz Han, Gün, Yıldız ve Deniz’i

Dokuz bin süvariyle,

Rum tarafına gönderdi.

Diğer üç oğlu Ay, Gök ve Dağ’ı

Diğer dokuz bin süvariyle,

Frenk diyarına gönderdi.

 

Oğuz’u oğulları Antakya’ya indiler

Tekfur ’un ülkesinde karargâh edindiler,

 

Frenk ülkelerine elçiler gönderdiler.  

Oğuz’un şartlarını onlara bildirdiler.

 

Oğuz’un hilatini beylere giydirdiler,

Tekfur onlara daha önce vermişti haber.

 

Elçilere hürmetle, saygıyla davrandılar,

Oğuz’a bağlılıkla,  il olmayı sundular.

 

Topladıkları oldukları vergileri getirdiler,

Oğuz’un oğulları onlara şöyle dediler.

 

“Siz Oğuz’un yanına götürmeniz gerekir,

Getirdiğiniz neyse iletmeniz yeğrektir.

 

 

Vergi tayin etmek ancak O’na aittir.

Biz kardeşler ordu ile birlikte,

Oğuz emredinceye kadar buradayız.

Hele siz gidip babamız Oğuz’u görün,

Getirdiğiniz mal ve hazineyi ona götürün.”

 

Onlar da Oğuz’un huzuruna gittiler,

Vergilerini verip il olmayı vad ettiler.

 

Oğuz onlara dedi;

“Sizin gördüğünüz o azıcık askerleri,

Öncü olarak göndermiştim.

Şimdi ordumun asıl büyük kısmı burada

Gidip onu görün.

Eğer bize karşı koyabileceğinizi düşünüyorsanız

Savaşalım.

Yok, eğer karşı koymaya gücünüz yetmeyecekse,

İtaat yolunu tutmaktan gayrisi yoktur;

Mal ve hazine olarak vergi kararlaştırıp

Her yıl güvenilir kişiler

Ve elçilerle bize gönderin.

Kesinlikle bilmeniz gerekir ki,

Ordum tahmininizden daha büyük.

Siz belki su ve ateşi düşünüyorsunuz,

Geldiğimiz yerlerde bilesiniz ki biz 

Kaç tane büyük ırmak üzerinden geçmişiz.

Sizin derya ve sularınızın,

Askerim nazarında kıymeti yoktur.

Onlar bunları kolaylıkla, atı sal yerine,

Kırbacı kürek yerine kullanarak geçerler.

Ülkelerinizi alt üst ederler.”

 

Onlar bunu işitince Oğuz’a dediler ki;

“Ey Oğuz Aka, emredin ordunuz geri dönsün.

Bize vergi vermemiz için şahne tayin buyurun.”

 

Oğuz onlar şöyle dedi;

“Ne zaman gönüllü olarak,

Vergiyi üzerinize alırsanız,

Tekfur Han’a bırakmış olduğumuz şahne size yeter.

Her sene vergiyi ona götürün; o bana gönderir;

Her iki yılda uruğunuzdan, bir kişi yanıma gelsin.

Ben ona hilat verip size geri gönderirim.”

 

 

Oğuz'un Rum Diyarına Giden               

         Oğullarının savaşları

 

 Oğuz’un üç oğlu da Rum diyarına gittiler,

Oraya varınca üç yerde Rumlarla harp ettiler.

 

Rum askerleri hayli dayanıp, direndiler,

Oğuz’un oğulları onları hep yendiler,

 

Rum büyükleri bu üç yenilgi sonucunda,

 Gördüler felaket var savaşmanın ucunda

 

Bir araya geldiler, şöyle bir yol güttüler,

Oğuz’un oğullarının yanlarına gittiler.

 

“Çıkar yolu anlaşıp, savaşmamakta gördük

Beraber karar verdik ve kulluğa yüz sürdük.

 

Cihangir Oğuz Han’a tabi illeriz olmuşuz,

Sizlerle dost olmanın sefasını bulmuşuz.

 

Sizinle savaşanlar budala insanlardı

Biz dünya görmüş, sıcağını soğuğunu tatmışız

Çıkar yolun olduğunu anladık

Çok insanımız öldü, ülkelerimiz harab oldu

İtaat kemerini bağladık,

Kulluk halkasını takındık.

Kabul edip etmemek size aittir.

Aramızda bundan başka düşünen,

Bundan başka fikir güden,

Hiçbir kimse yoktur. “

 

Oğuz’un oğulları onları dinlediler

Kendi istekleriyle,

Oğuz’un ordusuna,

İl olduklarını anladılar

Onlara şöyle dediler.

 

Babamız bize şöyle buyurdu

“Kim başa eğerse bizden aman bulur,

Onlara saldırmaz,

Kimseyi cezalandırmaz,

 Kimseye zulmetmeyiz

 Babamızın sözünde

 Aykırı iş yapmayız.

Ülkenizin bir yerinde oturur,

Hiçbir canlıya ve ülkenize saldırmayız.

Bu ara büyüklerinizden bir heyet kurun,

Oğuz Han’ın huzuruna gönderin.

O ne emrederse bizim için buyruktur.”

 

Bunu kabul ettiler.

Oğuz’un oğulları onları,

Kendi elçileri ile birlikte,

Babaları Oğuz’ gönderdiler.

Oğuz onları iyi karışladı

Oğullarının durumunu,

Savaşlarını, halka karşı tavırlarını,

Birer birer sual ettiler,

Onlar da gördüklerini Oğuz’a ilettiler

Gönüllerin aldı, yıllık vergilerini

 Karara bağladı.

Bu heyete hilat giydirip yola çıkardı

Bundan sonra Oğuz’un oğulları

Askeri ile dönüp babalarının yanına geldiler.

Oğullarının başarılarından, zaferlerinden

Memnun olan Oğuz bir toy verdi kâse sundu,

Her oğluna birer altın kürsü verdi,

Oğulları ile giden beylere hilat giydirdi.

Bundan sonra oğullarını ve beylerini topladı

 

“Siz çocuklarıma niçin altın kürsü verip,

Size hilat giydirdiğimi biliyor musunuz?

Diye sordu.

Çocuklar ve beyler şöyle cevap verdiler;

“Onu ancak sen bilirsin biz ne bilelim.” Dediler

Oğuz bunu şu şekilde buyurdu;

 

“Altı oğlumu bir defasında emir verdim,

Öncü yapıp Şam tarafına gönderdim.

Onların bütün düzenlerini iyi gördüm.

İkinci defa üç oğlumu Frenk,

Üç oğlumu da Rum tarafına gönderdim.

Yine pek güzel işler gördüler,

Sizin ve onların tuttuğunuz yol iyidir.

Hatta işgal edilen ülkeleri

Yağma etmemek huşusunda yasak ve emirlere,

Tam olarak uyup, gereğini yerine getirdiler.

Benim sözümden hiç dışarı çıkmadılar;

Kendi fikirlerini de bana ilettiler.

İşte bu sebeple onlardan,

Ve sizlerden gönlüm memnundur.

İyice bildim ki, Onlar padişahlığa layıktır;

Sizler de beyliğe layıksınız.

Bundan dolayı onlara altın kürsü,

Size hilat verdim.”

 

Oğuz bu işleri tertip ve düzene koyduktan sonra,

Üç yıl daha Antakya, Rum ve Frenk, işlerine,

Bir nizam ve yön vermek için orada oturdu.

 

OĞUZ’UN BÜTN ORDUSUYLA DİMEŞK’E

                             HAREKETİ

 

Oğuz Rum, Frenk ve Antakya ülkelerinin,

Düzenini sağladıktan sonra Dimeşk’e yöneldi,

Günler geceler yol aldıktan sonra Dimeşk’e geldi.

 

Dimeşkliler savaşmak niyetinde idiler,

Lakin Oğuz onlara istekli görünmedi.

 

Dimeşk çevresine inip üç gün orada kaldı.

Elçiler göndermedi savaşa girişmedi.

Oğulları ona;

“Muharebe hususunda beklemenin sebebi nedir?”

Diye sordular. Oğuz onlara şöyle cevap verdi;

 

“Siz bilmiyor musunuz ki,

Âdem AS bu topraklarda uyumuştur.

Ben bu sebepten hayrette kaldım,

Savaşa başlamakta acele etmedim,

Elçi de göndermek istemiyorum;

Bakalım nereye varacak işler,

Onlar ne yapmak isteyecekler.”

 

Sonunda Dimeşkliler Oğuz’a elçi göndererek

Elçiyle beraber on eşek yükü yay yolladılar.

Elçiler Oğuz’un huzuruna geldiler,

Söyleyeceklerini söylediler.

Oğuz şöyle dedi;

“Sizin büyüklerinizin duraklamasının sebebi nedir?

Aklınıza ne geldi de, buraya geldiğim günden beri,

 

Yanıma ancak bu gün geldiniz?

Eğer savaş ve muharebe etmek niyetinde iseniz,

Her halde Antakya ordusundan daha kuvvetli değilsiniz.

 

Askerimin hepsi daha buraya gelmediklerinden,

Tamamlanmaları için bekliyorum.

Bu sebeple size kimseyi göndermedim.

En iyisi siz gidiniz, büyüklerinize durumu anlatın,

Gelip itaat etsinler.

 Biz Mısır’a gitmekteyiz ve bu sebeple,

Sizinle savaşmayı pek istemiyorum.

Saten sizinle de savaşmayı yersiz buluyorum.

Verginizi yay olarak kararlaştıracağım.

Yaydan başka sizden bir şey beklediğim yok.”

 

Dimeşk elçisi bu sözü işitip Dimeşk’e geri vardı,

Oğuz’dan ne duyduysa büyüklere aktardı.

 

Bu sözler onlara da uygun gelip kabul ettiler.

Yüz eşek yükü yay temin edip,

Bunlara birkaç meşhur arap atı katıp,

Oğuz’un huzuruna gelip takdim ettiler,

İl ve itaatli oldular.

 

 

Oğuz büyüklerinin gönüllerini aldı.

Tatlılıkla muamele edip şöyle dedi;

 

“Ülkenizin yayları son derece iyi olduğundan

Askerimiz için gereklidir.

Getirmiş olduğunuz ne kadar yay varsa

Askerime taksim edin,

Her birine üç yay verin.

Eğer hepsine böyle yetişiyorsa,

Bundan böyle bu sene getirmiş olduğunuz yay yeter.

Şimdilik sizler müsaade edin de Mısır’a gideyim.

Mısır’dan inşallah-ü Teâlâ döndüğümde,

İsteklerinize uygun şekilde,

Sizin verginizi kararlaştıracağım.”

 

Bundan sonra bir ay daha Dimeşk’te kaldı,

Bir ay sonra orduyla Mısır’a doğru yol aldı. 

 

 

 

 OĞUZ’UN MISIR’A HAREKETİ ORAYA

        VARMASI VE İL YAPMASI

 

Oğuz Dimeşk’ten sonra Mısır’ı almak üzere,

Üç günlük yol gittikten sonra varıp bir yere

Karargâhını kurdu,

İki gün orda oturdu.

Her alayın üç defa geceleyin geri dönüp,

Sabah olunca göç ederek,

Asıl kuvvetlere katılmalarını orduya emretti.

Böylece ordunun sayısı olduğundan,

Daha çok kalabalık görünecekti.

Üç oğlunu dokuz bin kişi ile öncü olarak gönderdi.

Bir başka oğlunu yine dokuz bin kişi ile

Onların ardından artçı olarak gönderdi.

Kendisi büyük ordu ile peşlerinden yola çıktı

Kendisinin hareket ettiği gün,

Elçilerini üç koşulu atla Mısır’a yollayıp,

 

“Oğullarımı öncü olarak gönderdim,

Arkalarından geliyorum.” diye haber verdi.

Elçiler yola çıktıktan sora kendisi orada kaldı.

Oğulları ayrılan askerlerle gittiler

Oğuz Dimeşk ve Guta havalisinde,

Kudüs ve Halil vilayetlerinde kışladı

Dimeşkliler de Mısır’a elçi gönderip

Oğuz’un ordusunun çok güçlü olduğunu,

Bu bakımdan savaşmanın iyi olmayacağını bildirdiler.

Bu sözler mısırlıların üzerinde etki yaptı

Oğuz’un oğulları Mısır yakınların varınca,

Mısır’ın bütün ileri gelenleri karşılamaya çıktılar.

Onlara armağanlar ve tansuklar getirdiler,

İl olmayı kabul edip itaat ettiler.

Hazâne vergisi kararlaştırdılar,

Oğuz’un oğulları bir yıl Mısır’da kaldılar.

Askerlerinden, kimsenin hiçbir canlıya yük olmaması,

Onlara ilişmemesi hakkında yasak çıkardılar. 

Ve şu hususu kararlaştırdılar.

 

“Uzak yoldan geldiğimiz için

Vergi toplamaya her defasında buraya gelemeyiz

Üç yılın vergisini toplayıp bize teslim edin.

Bu şekilde her altı yılın vergisini iki defada ödeyin.”

 

Üç yıllık vergiyi Mısırlılardan aldılar

Orduya pek çok mal getirip,

Oğuz’un emriyle döndüler,

Babalarının huzuruna geldiler.

Oğuz bir yıl daha Dimeşk’te kaldı

Bu zaman içinde Dimeşk vergisini kararlaştırdı.

Oğuz Âdem AS mezarının orada olduğunu işitmiş

Mekke ve Medine’ye elçi gönderip,

Oradan bir miktar toprak getirmelerini emretti.

Elçi oraya gidip toprak getirdi

Oğuz bu topraktan bir miktar

Vücuduna sürüp Allah’a şükretti.

 

Oğullarına ve beylerine dedi ki;

 

“Âdem topraktan yaratılmıştı sonunda toprak oldu,

Biz de hepimiz toprak olacağız.

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun

Bunu unutmamalı.

İyilik yapmalı kötülük değil.”

 

 OĞUZ’UN BAĞDAT BASRA VE

   O TARAFLARA GİTMESİ

 



 

Bundan sonra ilkbaharda Baalbek dağlarında,

 Ve serin yerlere giderek yaylayıp vakit geçirdi.

 

“Yaz sıcaklarında Bağdat’a gitmenin gereği yoktur,

Havalar serinledikten sonra Bağdat’a gideriz.” diye söyledi.

Bütün yaz mevsimi boyunca orada oturdu,

Havalar serinleyince Bağdat’a yöneldi,

Bağdat daha önce Oğuz’a il olmuş idi.

Oğuz Diyarbekir’e ulaştığı sırada

Bağdat’ın bütün ileri gelenleri Oğuz’u karşılamak,

Ve hizmetine girmek için oraya gelmişlerdi.

Bunlar Oğuz ile Bağdat’a döndüler,

Oğuz Bağdat’a geldikten sonra,

Bir aydan fazla bir zaman orda oturdu.

Memleketin bütün ileri gelenleri onunla beraberdiler.

Sonra şehri bırakarak,

Havalar ısınıncaya kadar o taraflarda kışlak yaptı.

Havalar ısınınca Kürdistan dağlarına gidip,

Orada yayladı.

 Sonbaharda Basra’ya hareket etti.

Basra halkı da diğer vilayetler gibi boyun eğip,

İl olup itaat ederek vergi verdiler.

Oğuz oradan Huzistan tarafına gitti.

Ve bütün o ülkeleri il yapıp itaat ettirdi.

Hepsi vergi vermeyi kabul ettiler.

Oradan Kür dağları arasından geçip,

İsfahan’a ulaştı.

Oraya varınca İsfahan halkı itaat yoluna girmediler;

Karşı koyup direndiler,

Düşmanlık gösterip savaşa durdular.

Hiçbir şekilde hisardan çıkmadılar.

Oğuz İsfahan önünde on bin

Kişilik bir kuvvet bıraktı,

“İsfahanlılar dışarı çıkıp savaşacak olursa savaşınız”

Diye tembih eyledi.

Belirli zamanlarda on bin kişilik on bin kişilik

Kuvvetine karşılık aynı miktar asker gönderip,

Diğerlerini geri çekiyordu.

Öteki askerleri İsfahan vilayetini yağma ediyorlardı.

Oğuz üç yıl bu ülkede kalıp,

Bütün vilayeti yağma ve talan etti.

Üç yıl sonra bütün asker,

İsfahan kapısı önünde toplandı,

Yedi gün yedi gece İsfahan ordusuyla savaştılar.

Askerin yarısı bir gün savaşır,

Diğer yarısı da öteki gün savaşırdı.

Böylece tam yedi gün geçti, bir faydası olmadı.

 

Kara-sülük babası Yuşi Hoca’nın yanına gitti

“Bunca büyük savaşlar verdik,

Hala İsfahan’ı alamadık.

Bu hususta bir çıkar yol göster,

Ne yapacağımıza dair bir çare düşün?”

 

 

Yuşi Hoca bu vaziyeti oğlundan işitince,

Ona dedi ki;

“Duvarla savaşmak hiçbir fayda vermez.

Bu işin çaresi şudur.

Askerin bir kısmı İsfahan halkının

Görmeyeceği bir yer gizlensinler,

Onlar hiçbir şey yapmasınlar ki,

Onların varlığını kimse anlamasın.

Diğer yarısı İsfahan kapısı önünde savaşa girişsin.

Eğer İsfahanlılar hisardan dışarı çıkmazlarsa

Onların şehir dışındaki bağlarını,

evlerini duvarlarını,

Onlar çıkıncaya kadar yıkıp dümdüz edin.

Bundan sonra şöyle bir yol tutmalı;

Askeriniz yenilmiş gibi geri çekilip kaçsın;

Onlar da arkalarından takip etsinler,

Şehirden hayli uzaklaşınca,

Pusuda gizlenen asker onların arkalarını çevirsin.

Orada İsfahanlılar ezilip mağlup olacaklar

Ve geriye kaçacaklardır.

Kaçmalarına fırsat vermeyin, hepsini öldürün.”

 

Kara-sülük Oğuz’un yanına gitti,

Babasından öğrendiklerini ona arz etti.

 

Bu tedbir Oğuz’a uygun gelip beğendi.

Oğulları kırk bin kişiyle pusuda gizlendi.

 

Elli bin kişiye de Kara-sülük’ün buyruğunda,

Şehir kapısında savaşmalarını,

Etrafı yakıp yıkmalarını emretti.

 Oğuz’la beraber şehir kapısına gelen

Bu eli bin kişi bir yandan savaşıp,

Bir yandan da İsfahanlıların evlerini yıktılar.

İsfahanlılar onların büyük tahribat yapacaklarını,

Sayılarının da hayli azalmış olduğunu görünce

Bu güvenle şehrin kapılarını açıp,

Şehirden dışarı çıktılar.

Kılıç çekip Oğuz’un ordusuyla savaşa kalkıştılar.

Oğuz’un askeri plan gereğince bozuldu kaçmaya başladı.

Yavaş yavaş şehirden hayli uzaklaştılar.

Oğuz’un pusudaki oğulları kırk bin askeriyle

Birden onların ardına düştüler.

Şehir kapısını ve çekilme yolarını tutarak

Şehirden çıkanların bir tanesini bile

Sağ bırakmadılar.

Böylece İsfahan’ı almış oldular.

 

Z’UN OĞULLARINI FARS VE KİRMAN

                 TARAFINA GÖNDERMESİ

 

Oğuz oğullarından dördünün Fars ve Kirman

Taraflarına gönderip,

O ülkeleri zapt etmelerini emretti.

Buyruk gereği oğulları önce Kirman’a gittiler

 

Orada savaştılar İsfahan’ı nasıl almışlarsa,

Kirman’ı da öyle aldılar, çok uğraştılar.

Orada işlerini bitirdikten sonra,

Fars vilayetine geldiler,

Önce Şiraz’ı aldılar.

Bir yıl kadar bu yerlerin alınması,

İşleri ile uğraşıp orada kaldılar.

Her yeri aldıktan sonra,

Babalarına haber saldılar.

Bundan sonra ne yapacaklarını

Ahaliye nasıl davranacaklarını sordular.

 

Oğuz şöyle emretti;

 

“Bu ülke mademki alınmıştır, İl ve itaatlidir;

Onları yağma etmeyin. Vergi kararlaştırıp,

Gelecek üç yılın vergisini alarak dönün.”

 

Haberci dönüp Oğuz’un sözünü onlara ulaştırınca,

Oğuz’un buyruğu gereğince vergi kararlaştırdılar,

Ve üç yıllık vergiyi alıp İsfahan’a,

Babalarının yanına döndüler.

Aynı şekilde sonraki üç yılın vakti gelince,

Kirman ve Fars’a asker gönderip,

Fars ve Kirman’ı zapt ettirdiler,

Vergi kararlaştırdılar, her yere şahneler tayin ettiler.

Oğuz bu zaman zarfında hep İsfahan’da oturdu.

Oğulları döndükten sonra Irak-ı Acem’i,

Almak fikrini taşıyordu.

Oraların durumunu öğrenmek için,

O tarafa elçiler gönderdi.

  OĞUZ’UN IRAK-I ACEM TARAFINA

         ELÇİLER GÖNDERMESİ

 

Oğuz bütün bu ülkeleri aldıktan sonra,

Irak-ı Acem’i de zapt etmek istedi.

Önce iki yüz kişi ayırıp Irak-ı Acem’e gönderdi.

Bunlar oralardan haber toplayacaklar,

Vardıkları yerdeki krallardan sakınacaklar,

Kale ve hisarlara dikkat edeceklerdi.

 

Oğuz “Bunlar içinde alabileceğiniz küçükleri alın,

Ama büyük ve müstahkem yerlere hücum etmeyin,”

Diye emir verdi.

 

Bu iki yüz kişi Irak-ı Acem’e doğru yola çıktılar.

Vardıkları Rey, Kazvin, Hemedan,

Ve diğer şehirler halkı,

Oğuz’un ününü önceden duymuş olduklarından,

Zaten Oğuz’a karşı sevgi duyduklarından,

İtaat kemerini bellerine bağlamak, il olup,

Oğuz’un huzuruna gelerek ülkenin vergisini

Onunla kararlaştırmak hususunda,

Irak-ı Acem halkı aralarında anlaştılar.

Oğuz’u huzuruna vardıklarında, bahar gelmeye başlamıştı

Oğuz kendi ülkelerine karşı harekete geçmeye,

Karar vermiş yola çıkmak üzere idi.

Oğuzun huzuruna vardılar,

Gereken saygı ve duada bulunup,

Durumların arz ettiler.

Oğuz onların gönüllerini aldı,

Vergi ve diğer görevlerini kararlaştırıp geri gönderdi.

Bundan sonra Demavend’e yöneldi,

Orada yaylak yapmak istiyordu.

Yaşlıca bir kadın hamile kalmış,

Yolda bir oğlan çocuğu olmuş

Yiyecek bulmayıp aç kalmıştı.

Süt yapacak bir şey olmadığından

Bebesi de sütsüz kalmıştı.

Bir çakal ağzında bir sülün götürürken gördüler,

Kocası çakala bir sopayla vurdu,

Çakal sülünü ağzından düşürdü.

Adam onu alıp pişirdi.

Sütü gelsin diye kadınına yedirdi.

Birkaç gün sonra orduya yetiştiler,

Adam Oğuz’un huzuruna gelince,

Oğuz “Neredeydin yolda niçin geri kaldın?”

Diye sordu.

Adam karısının yolda doğum yaptığını,

Bu yüzden geciktiğin söyledi.

Oğuz onun bu sözünü beğenmedi,

Onu azarlayıp,

“Kadının doğum yaptı diye,

Yoldan geri kalmak olur mu?

Mademki siz bu yüzden yoldan,

Ve ordudan geri kaldınız,

O halde burada kalın.” .

 Ve ona  “Kal aç “ dedi.

 

Oğuz ona böyle dediğinden,

Onlar orada kalmışlardı.

Zamanla bu isim Khalaç olmuş.

Bu bakımdan Kalaç kavmi,

O şahsın evladı ve torunlarıdır.

Ondan sonra Demavend’e gidip,

Yaz boyunca Demavend’de kaldı.

Sonbahar mevsiminde Mazenderan,

Ve o yöreyi almak için hareket etti.    

 

OĞUZ’UN MAZENDERAN’A GİTMESİ

 

Oğuz Mazennderan, Amul, Sarı Astrabad’ı

Ve diğer şehirleri alıp kendine bağladı.

 

Bazılarıyla savaş, bazılarıyla barış,

Kiminin da gönlünü alarak il yaptı

 

Bazıları da kendi isteyerek il oldular,

Oğuz’a itaatle gelip biat kıldılar.

 

Oğuz kışı orada mola verip oturdu,

O ülkelerde kendi idaresini kurdu.

 

Vergi toplamak için şahneler tayin etti,

Yaz gelince yeniden Demâvend’e göç etti.

 

Ordan Gürgan, Dehistan’a elçiler gönderdi,

Hepsi de muti olup, Oğuz’a biatlerini verdi.

 

Huzuruna gelerek saygılarını sundu,

Üç yıllık vergilerini öğrenip geri döndü.

 

Oradan Horasan’a, Esferâin ve Keran,

Sebzvar halkını da il eyledi o zaman.

 

Yalnız Nişabur halkı baş eğmedi, direndi,

Hisara sığındılar dışarı hiç çıkmadılar.

Oğuz ordusu ile bu ülkede kışladı,

 

Yaz gelince Tus’u, Nişabur’u feth etti,

Yazın orda kalarak ordusunu bekletti.

 

Kış gelince Baverd, Serahs,Merv’e yöneldi

Bütün vilayetleri idaresi altına aldı.

 

Verecekleri üç yıllık vergiye karar kıldı,

Üç yıllık vergiyi de peşin olarak aldı.

 

Yazın Herat’a gelip, orada konakladı,

Herat’ın vergisini kararlaştırıp aldı.

Kuhistan vilayetini tamamen tabi kıldı,

 

Oradan tekrar Herat’a gelip karargâh kurdu,

Sonbahar boyunca hep Herat’da oturdu.

Bir oğlunu oradan dokuz bin asker ile

Basra taraflarına vergi için gönderdi.

Bütün illerden vergi almasını önerdi.

Oğuz’un oğlu babasının buyruğu gereğince,

 Üç yıllık vergilerin üç yıllığını almak üzere,

Elçiler göndererek haber saldı her yere.

Vergiler Irak-ı Acem’de toplanacaktı,

Toplanan vergiler oradan alınacaktı.

Vergileri toplama işi üç sene sürdü 

Bu hazineleri alıp babasına götürdü.

Bu üç sene zarfında karargâhında durdu,

Herat, Serahs,ve Baygız şehirlerinde oturdu.

 

 

 

OĞUZ’UN YURDUNA DÖNMESİ

       VE SON SENELERİ

 

Vergileri toplayan oğlu yanına gelince,

Kürtak ve Ortak’a dönmek üzre karar alınca

Çabuk gidilmesi için Gur ve Garcistan yoluyla,

Hareket edilmesini emretti.

Yolda yüksek bir dağa vardılar,

Bu dağa çok kar yağdığını gördüler.

Bu kar yüzünden iki üç aile,

Oğuz’un ordusundan geri kalmışlardı.

Ordudan kimsenin geri kalmaması,

İçin Oğuz’un kesin emri vardı.

Oğuz bunu öğrenince hoşuna gitmedi

 

“Nasıl olur da yağan bu kadar kardan

İnsan yolundan kalır.”dedi.

Bu birkaç aileye Karlug lakabını verdi.

Bu gün Karluklar denilen toplum,

Onların neslinden gelir.

Bu dağı geçtikten sonra,

 Amuye nehrine varıp geçtiler.

Semarkand’a doğru akan,

Büyük bir ırmak üzerindeki,

İlik vilayetin de geçerek,

Buhara sınırındaki Yalguz Ağaç’a indi.

Birkaç gün kaldıktan sonra oradan,

Esenlikle bütün ordusu ile kendi yurduna döndü.

Ülkesinden çıkıp, Çeşitli memleketler alması,

Tekrar yurduna gelmesi elli yıl sürdü.

Kendi öz yurduna varacağı sırada,

Vaktiyle yoldan geri gönderdiği,

Kanglılar, Uygurlar Oğuz’u karşılamak üzere,

Dokuz günlük yola çıkıp armağanlar sundular.

Oğuz Yurda varması şerefine toy için,

Doksan bin koç, dokuz yüz kısrak kesilmesini emretti.

Çok büyük bir toy yaptı, altın evi kurdurdu.

Bu toy sırasında, kendisiyle birlikte,

Cihangirlik seferine katılan ve onunla birlikte dönen,

Altı oğlu bir gün ava gittiler.

Altın bir yay ile üç altın ok buldular.

Av dönüşü bunları babaların verdiler.

Babaları yayı üçe bölüp üç büyük oğluna,

Üç oku da üç küçük oğluna verdi.

Kendilerine yay verdiği üç oğlunun

Soyundan gelecek kavme “Bozok densin,

Kendilerine ok verdiği üç oğlunun,

Neslinden gelecek kavmin lakabı “Üçok” olsun.

Buyurdu ki, “Bundan sonra oğullarından,

Kim gelirse “temecamişi” kılsınlar.

“Biz hepimiz bir soydanız.”

Orduda da kendi yerini ve rütbesini bilsinler.”

Bunlar da şöyle kararlaştı;

“Yay verdiklerimi yeri daha üstte olsun,

Orduda sağ kolu teşkil etsinler.

Kendilerine ok verdiklerimin yeri daha altta olup,

Orduda sol kolu teşkil etsinler.

Zira yay padişah gibi hükmeder;

Ok ise ona tabi bir elçidir.

Onlara yurdunu da buna benzer bir şekilde,

Ayırıp taksim etti.

Bu toyda herkesin önünde sözünü,

Bu şeklide tamamlayıp buyurdu ki;

 

“Ben öldükten sonra yerim, tahtım ve yurdum,

Eğer Gün o zaman sağ ise onundur.”

 

Kara-Sülük çok güzel işler gördüğünden,

Onu çok övdü.

Ona bu güzel hal çarelerini nerden öğrendiğini sordu.

Kara-Sülük artık durumu gizlemedi,

Olup bitenleri bir bir anlattı.

İhtiyarların bırakılmaları,

Beraber götürülmemeleri hakkındaki yasağı,

Buna rağmen babasını nasıl yanına alıp,

Götürdüğünü izah edip,  söyledi,

Babasının öğrettiği tedbirlerin hepsini,

Oğuz’a arz eyledi.

Ayrıca anasından öğrendiklerini de anlattı.

Oğuz babasını getirmesini emretti.

Kara-Sülük babasını getirdi

Yuşi Hoca Oğuz’u, Oğuz’da Yuşi Hocayı görünce,

Hakkında hadsiz hesapsız bağışlarda bulundu.

Bundan sonra huzur içinde yaşaması için,

Semarkand’ı ona ikta olarak verdi.

Kara-Sülük Ulu Bey yapıldı;

Hilat, kemer, elbiseler ve pek çok mal verildi.

Bütün bu işler o toy anında oldu,

Oğuz bu yerde, kendi öz yurdunda durdu,

Ordusuyla hep beraber hep burada oturdu.

Kıl-Barak yağı olmuş vergi göndermiyordu,

Oğuz Kıpçakları oraya göndererek,

Atil ve Yaman-su kıyılarına kadar varıp

Oturmalarını ve orasını yurt edinmelerini buyurdu,

Indır-Tarığı vergisini onların tağar ulufesi olarak ayırdı.

Bu vergiyi kendileri dilediği gibi kullanıp,

Bundan maaş dahi vereceklerdi.

Kıpçaklar Kıl-Barak, Derbend ve o taraflardaki,

Ülkelerin vergilerini toplayıp hazineye gönderdiler.

Kıpçaklar bu yüzden orada kalıp yurt tuttular.

Oğuz bin yıl ömür sürdükten sonra vefat etti.

 

 

 

.Indır-Trığı: Harman vergisi

 Urug: Sülale azaları demek

Tasuk: nadir şeylerden yapılmış hediye,

Tekfur:Vaspuragan veya Kilikye Ermeni melikleri

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık. 1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SAYILA

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk hikâyelerine de yansımıstır. Böylece hikâyelerde islenen sayılar ve renkler,...

ÖMER SEYFETTİN - DİYET

Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş...

NEYZEN TEVFİK

Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden, alayıştan, mevkiden ve paradan hoşlanmamış; hiçbirşeye sadakada sarılmamış,...

VARLIĞIN EVİ

VARLIĞIN EVİ

19.08.2017
Böyle yazıyordu kütüphanesinin duvarında asılı duran hat tabloda...Fincanından ise zencefilli ve ıhlamur kokusu geliyordu… İşte yine loş kütüphanesinde, binlerce şair, feylesof,...
1. GİRİŞ “Dünya görüşü” ile, belli bir gayeye hizmet için esaslı bir fikir birikimine sahip olan aydın...
Kaç bucaktır kahbe dünyâ çeşm-i yârdan düş de görDostla düşman nerdedir sen îtibardan düş de görMaddenin ardında âlem sanma sohbet...
Cain ve Abel.. yahut Kabil ve Habil... Hristiyan ve Tevrat mitolojilerini resmeden Rönesans san'atçıları inkâr edilemez bir gerçek ki geçmişin hikâyelerini...
Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı.
İŞ

İŞ

22.04.2018
“Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve herkes birisinin bu işi yapacağından emindi. İşi herhangi biri yapabilirdi ama hiç kimse...
Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu. Hocanın o...
Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı tarihçiliğinin çağımızdaki en büyük isimlerinden Halil İnalcık’ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü. Eserin bu ilk cildi,...
Edebiyatımızın ve cemiyetimizin renkli ve hareketli simalarından biri olan Behçet Kemal Çağlar, 14 Ekim 1969 günü İstanbul’da vefat etti. Ben, Behçet...
Hikâye Üzerine Gençlerle Sohbet- Hangi işi yaparsak yapalım, onunla ilgili temel alan bilgilerine sahip olmamız gerekir; fakat bu yeterli değildir; o...
Kamuoyunun daha ziyade kültür ve siyaset felsefesine yönelik çalışmalarıyla tanıdığı Milay Köktürk “Millet ve Milliyetçilik”[1] adlı çalışmasında bir toplumdaki milliyetçilik...
Aytmatov, 1928 yılında Bişkek’e bağlı Şeker Köyü’nde doğdu. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova’dır. Törekul Aytmatov, kendi diline sahip...
Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında...
Türk Edebiyatının en asil ve en zarif kadın şairlerinden biri olan ve sağlığında "Ümmül Muharrirat" ünvanını kazanan, muhterem Halide Nusret...
—Hadi hazırlan da gideli. —Tamam deyip fırladım. Birkaç gün önceden sözleşmiştik. Hazırlanıp Seyfi’yle yola düştük. Bugün akşama şenlik var: Güneydeliktaş’...