Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
(Okuma süresi: 6 - 12 dakika)
Bunu okudun 0%

tarihi romanlar

tarihi romanlar
Tarihî romanların diline geçmeden problemin temeline ve bu temelin özelliklerine dikkat çekmek istiyoruz. Önce bunu tespit etmek gerekiyor ki, tarihî roman (hikâye, senaryo, şiir) veya tarihin kendisi bilim olarak ne için yazılıyor?

Bütün tarihî eserler (edebî veya bilimsel) bugün ve gelecek için kaleme alınıyor. Tarih, tarih için yazılmaz. Yalnız öyle gözüküyor ki, biz tarihimizi kahramanlık, güzellik, muhteşemlik kaynağı olarak görüyoruz veya görmek istiyoruz. Tarihin övgüsü, terennümü meselesi bir taraftadır. Meselenin başka bir tarafı tarihin eleştirilmesi, tarihe ve tarihî kişilere eleştirel bakıştır. Tarihi eserler bugün için tarihi yorumdan başka bir şey değildir. Bu yorum edebi veya bilimsel olmasına ilişkili olmamakla beraber sübjektiftir. Çünkü tarihe yüz tutmak bir amaca; konseptten, bazen önyargıdan doğar. Bazen de görmek istediklerimizi görmek ve göstermek isteğidir.

Tarih yazımını, tarihçiliği bir tarafa bırakarak edebî eserler üzerine yoğunlaşmak istiyorum. Edebî eser her şeyden önce sanat örneği, sözün mucizesine iddialı metafor örneğidir. İdeoloji, taraf veya edebî eserin felsefî içeriğe, fikir dayanaklarının ikinci plana alınması imkânsızdır. Çünkü tarihî eserleri yazmak isteyen, yıllar boyu o eseri yazmaya hazırlanan yazar, sanat için, estetik değerler için değil, tarihi kurumu, tarihte kalmış ahlaki değerleri veya zenginliği yaşatmak için yaşadığı devleti, içinde olduğu toplumu korumak, ona yeni sinerji katmak, onun derdine, problemlerine çözüm bulmak için yazılır.

Tarihe yüz tutmak güçlü dünya örneklerine, çağdaş dünya değerlerine yüz tutmak kadar önemlidir. Belki onlardan daha da önemlidir. Çünkü tarih yaşanmış canlı örnektir. Ezoterik enerjinin kaynaklarından birincisi uzak ve yakın tarihtir, gerçeğini unutmak olmaz. Bu temel düşüncenin çevresinde onlarca sorunun veya problemin ortaya çıkışı tesadüf sayılmaz.

-Tarih olduğu şekilde ve içerikte mi verilmelidir yahut az ya da çok değiştirilerek mi verilmelidir?

-Tarihi bugünleştirmek veya yarınlaştırmak gerekir mi?

-Tarih bir bahane midir yoksa yazarın amacı mıdır?

-Tarihi romanın poetikası, dili, üslubu, kurgulama sistemi, tarihi mi, yoksa çağdaş-modern mi?

-Çağdaş dünya edebiyatı tarihî roman türünün hangi evresini yaşamaktadır?

Bu soruları cevaplandırmak zordur. Tarihçilerin, edebiyatçıların, dilcilerin, eleştirmenler arasında tüm dünyada son 50 yıldır yüzlerce örneği olan tartışmaları, sempozyum ve kongreler, kitaplar ve makaleler bu soruların cevabını vermeyi başaramasa da önemli bakış açıları inceleme ve araştırma örnekleri de yok sayılmaz. Zengin edebi sürecin doğurduğu bu tartışmaların derinliği ve genişliği dikkat çekmektedir. Biz bu büyük problemin kompleks çözümünün taraftarlarındanız. Filoloji-tarihsel-felsefi yaklaşım medotların (karşılaştırmalı, yapısal, işlevsel) uygulaması önemli olsa da, yeterli sayılmaz. Fenomeni öğrenmekte, araştırmakta metot önemli olsa da amaç değil, araçtır. Amaç tarihi benimsemek, yeni bakışla algılamak, tarihten kopmuş toplumu, özellikle gençliği tarihi değerlere kavuşturmaktadır. Tarihten kopukluk, tarihten habersizlik genel bir kavramdır. Somut olarak kültüründen, dilinden, halkbiliminden kopmuş insan ya da toplum Cengiz Aytmatov’un tabirince mankurtlaşmaya, yani belleğini kaybetmeye mahkûmdur.

Türkiye Türkçesinin, bizce en büyük belası kendi geçmişinden Eski Türkçeden, Eski Oğuz Türkçesinden (Eski Anadolu Türkçesi gibi saçma terimden kaçınıyoruz) ve Osmanlı Türkçe-sinden uzak düşmüş, kelime varlığını yüzlerce defa, deyim zenginliğini binlerce defa kaybe-miştir.2 kuşak önceki sözlüğü okuyup anlayamayan Türk gençliğinin milli zeminde gelişme olanakları oldukça düşüktür. Az kelime ile konuşan toplum derin ve zengin düşünme olanağı oldukça eksiktir. Dede Korkut Kitabı’nı, Fuzuli’yi, Baki’yi, Nafiz’i, Şeyh Galip’i, Tevfik Fikret’i, Yahya Kemal’i, Reşat Nuri Gültekin’i sözlük olmadan anlamayan toplumu tarihi romanı algılama seviyesi ne kadar olabilir?

Safiye Erol’un (“Ülker Fırtınası’’,Ciğer Delen”) Samiha Ayverdi’nin tarihî romanlarını, hikâyelerini anlamak için ismi zikr edilen ve edilmeyen yazarları, abideleri idrak etmek şarttır. Bununla beraber ister Azerbaycan, isterse de Türkiye edebiyatında tarihi dil ile yayılmış eserler oldukça azdır. Hâlbuki tarihî romanın dili tarihin kendisinin göstergesidir. Çağdaş düşünce ile yazılmış tarihi romanlarda tarih kavramı oldukça görecelidir ve içi boş sözcüklerden başka bir şey değildir. Bu bakımdan Rus edebiyatının tecrübesi Türkiye için de örnek sayılabilir. Lev Tolstoy’un Rusya’nın savaşı üzerine yazdığı ‘’Savaş ve Barış’’ adlı romanı 100 yıl öncesini yansıtırsa, A.Tolstoy’un I. Petro üzerine yazdığı roman o zamandan aşağı-yukarı 200 yıl önceki tarihi olayları yansıtıyor. Veya Azerbaycanlı yazar Y.V. Çemenzeminli’nin ‘’Kızlar Pınarları’’ romanı(bu romanda Fransızca, Rusça, Arap ve Farsça bilimsel tarihi kaynakları bile verilmiştir.) ilkel çağ yaşamını inanç, örf ve adetlerini, çok eski merasimleri kapsayan romanıdır. Halkbilimsel veya etnografik diyebileceğimiz ’’Kızlar Pınarları’’ dil-üslup bakımından eski sayılmaz. Yazarın dili eleştirme çabaları kozmetik karakterleridir ve romana sindirilme-miştir. Med devrinin bize ulaşmayan dili üzerine bilgi yok derecesinde puta tapınma veya Şamanizm unsurları yahut ateşe tapınma geleneği sistemli değil, ayrı-ayrı unsurlar, tarihi-etnografik çağrışımlar şeklindedir.

Yazarın ‘’Kan İçinde (asıl adı İki Ateş Arasında) romanı (iki ateş derken Azerbaycan’ı kuzeyden kapsamış Rusya ve Güneyden -Doğudan kapsamış İran (Persian) kast edebiliriz. Bizce bu roman tarihî muhtevası, şekil ve dil özellikleriyle daha fazla tarihidir. XVIII yüzyılda Rusya işgal öncesi Azerbaycan Hanlıklarının durumu, özellikle Karabağ Hanlığının iç ve dış politikası, Rusya yönlü dış işler sorumlusu ünlü şair Molla Venah Vorifi’nin yaşamı, düşünceleri zamanının ağrıları, o zamanki Doğu dünyasının yaşadığı dış kaynaklı sancılar ustalıkla verilmiştir.

Yazar saray hayatında boy gösteren iletişim dili ile halk konuşma dilini ustalıkla yansıtarak XVIII y.y.dil manzarasını, Divan Edebiyatı geleneği ile Halk Edebiyatı geleneğinin bir bütün olarak vererek Azerbaycan edebi dilinin XVIII YY. görüntüsünü, tiplerinin tarihi konuşmalarını, diplomasi dilini incelemeden inceden vermekle yalnız tarihi yeniden yaşatmamış, aynı zamanda da tarihi konulu edebi eserin muhafaza edebilmeyi başarmıştır. Bizce Azerbaycan modern edebiyatının kurucusu Mirza Fethali Ahuntzade bütün çelişkileri ile beraber birçok yeniliklerin temelini atmıştır. Bunların içinde onun ‘’Aldanmış Revarib’’(Aldanmış Yıldızlar) eseri oldukça önemlidir. Eserin tam tarihi eser olmaktan yanı sıra daha fazla tarihi-mitoloji kurmaya dayanmaktadır. Eski Doğu tarihinin göreceli tarihi içinde cereyan eden olaylar örgüsü çağdaş dünya edebiyatının mitolojik roman geleneğinin insan gibi tarihin de ayrı noktaları vardır. Bu noktalara dokunmakla millet kendine döner, kendi varlığını, bu varlığı tehlikeye sokan her şeye direniş için toparlanış, savunma mekanizması harekete geçmiş olur.

Tarihi geri döndürmek imkânsızdır. Dilin tarihini günümüze iade etmek zordur. Fakat tarihi gerçeği, tarihi tarih yapan değerleri yaşatmak, dilin tarihine dönüş yapmakla onu yanlış yoldan çevirmek, onu kısırlaşmadan, kurumadan, yabancılaşmadan korumak mümkündür.

Tarihî roman yazmak yalnız edebi düzlemi değiştirmek değil, yaşanan ve yaşanacak zaman için olanaklar bulmak, bu olanak kodlarını çağdaş yaşam, düşünce kodları ile birleştirmektir. Bizce çağdaş Türkiye Türkçesinin bu türlü olanaklara, Dede Korkut, Yunus, Karacaoğlan, Nesimi, Fuzuli, Nabi, Şeyh Galip koduna yakın zamanların Reşat Nuri Gültekin’ine, Yahya Kemal’ine, Tevfik Fikret’ine, Orhan Veli’sine, Tanpınar’ına, Peyami Safa’sına, Fazıl Kısakürek’ine, Nazım Hikmet’ine büyük bir şekilde ihtiyaç vardır. Tarihi roman büyük dil deneyimlerine, zenginliğine kaçınılmaz dönüş demektir.

Eski Sovyet mekânında tarihi M. Auezov, C. Aytmatov romanlarının en güzel örneklerini O. Çiladze, T. Pulatov ve R. Muhammedov vb. yazdıkları romanlar sırasına Azerbaycan yazarı I. Şıhlı’nın ‘’Deli ‘’romanını da ilave edebiliriz. Bu eserler Sovyet devrinde Sovyet İdeolojisine itiraz olarak yazılmış önemli eserlerdir.

Milli benlik bilincinin tarihin belleğindeki büyük değerlerinin edebiyata getirilmesi milli zeminde yeni neslin yetişmesi için, gelecek özgürlük harekâtı için temel olmuştur. Bu romanların dilinin Rusça, Gürcüce, Kazak Türkçesinde, Tatar Türkçesinde olmasından adil olmayarak onların hepsinde milli-etnik tarih, anayurt kokusu, gelenek-göreneklere, örf-adetlere saygı ve sevgi, ana dil nostaljisi, milli dayanakları temsil eden karakterler yaratılmıştır. Mesela I. Şıhlı’nın ‘’Deli Kür’’ romanı buram buram milli tarih kokar. Cahandar Ağa karakteri ‘’Böyle evladı olan millet bağımlı olamaz, sömürücü halk gibi yaşayamaz’’ diyor.

Deli Kür’ün dili egzotik efekt doğurmuyor. Bu dil özü itibariyle ’’Köroğlu Destanı’’nın diliyle beraber, masal kahramanlarının psikolojik derinliği ile seçilen çağdaş dünya tarihi roman di-lindedir. Türk tarihinin en önemli devrinin en önemli kahramanlarının çağdaş dünya edebiyatı seviyesinde olabilmesini üzgünlükle ifade etmeliyiz. Devletler, İmparatorluklar kurmuş, gönüller fethetmiş büyük söz ustaları, sanatkârlar, âlimler üzerine onlara layık tarihi romanların yazılması bizim millet olarak insanlık karşısında borcumuzdur. Bu misyonu ümmet olarak da yapamamışız. Hz. Muhammet, ehl-i beyt ashabı İmamlarımız laiklik üzerine onlarca eserlerin Türkçe, Arapça, Farsça yazılmaması büyük bir sanat boşluğunun işareti sayılabilir. Biz bütün bunları yeri gelmişken söylemeyi kendimize borç biliriz. Ve bunu yazarken de sema elçisinin, edebiyat kitabını insanlığa getirilen romanlara-filana ihtiyaç olmadığını iyi biliriz. Fakat biz sanat dünyası-edebiyat adamı olduğumuz için bu boşluğun T. Vulf, U. Folk-ner, Y. Kavabata, U. Eko, G. Marxues, Borhe seviyesinde doldurulmasını o büyük şahsiyetler için değil, edebiyat âlemi için boşluk olarak söylemeye mecburuz. Şunu da bilmeliyiz ki

Anadolu’da Azerbaycan’da, Türkistan’da damonoetnik, mono kültür alanı değildir. Ona göre de tarihi tarih gibi görmek, tanımak, öğrenmek istiyorsak içi içe yaşayan kültürlerin, dillerin, barış ve savaş içinde harmanlanan diyalektiğini, ortaklığını bilmek ve onu canlandırma yollarını, usullerini bilmeyi başarmalıyız.

Bizce bir kültürden ve bir dilden bakmak, ona kapılıp kalmak bütünü görememek, onu algı-layamamak demektir. Farklılığın özgünlük olduğunu kabul etmek romancının işini fazlasıyla kolaylaştırır. İpek Yolu boyunca yaşanan her türlü hayat yalnız Türk olmak zenginliğini değil, insan olmak genişliğini ve enginliğini yaşatabildiği için biz çok boyutlu, çok dilli, çok kültürlü bir dünyayı yazmak, yaşatmak misyonu taşımaktadır yazar. Biz tarihi roman üzerinde de dururken bu gerçekten de vazgeçemiyoruz.

Azerbaycan Sovyet Edebiyatının klasiklerinden M. S. Ordubadi’nin ‘’Kılıç ve Kalem’’ ‘’Tumanlı Tebriz’’ romanları tarihi roman örnekleri olarak dikkat çeker. Bu romanlardan’’ Kılıç ve Kalem’’ XII yy. Selçuklular zamanı yaşamış Nizami,Gencevi devrini yansıtmaktadır.

Yazar, tarihi olayların macera kurgulanması ve daha fazla aşk konusunu merkezi olarak işlemiş, Nizami dehasını vurgulamaya çalışmıştır. Dil bakımından romanı zengin ve dolgun saymak olmaz. Çağdaş Azerbaycan edebi dilinde konuşan kahramanların bol bol Arap-Fars kelimelerin kullanılması eserin diline tarihi bir hava getirememiştir.

‘’Tumanlı Tebriz’’XX. yy başında Tebriz Halk Harekâtı’nı Setterhan mücadelesini betimlemektedir.

Bu romanın da tarihi dil mükemmelliğinden bahsetmek zordur. M.S. Ordubali’nin adı geçen eserleri sonradan yazılmış tarihi konulu nesil eserleri için faydalı olduğunu söylebiliriz.

E. Memmudhanlı’nın Babenz devrini konu eden tarihi romanı dil ve poetika bakımından dikkat çekmektedir. Maalesef, roman bitmemiş, yazar o romandan parçalar yayımlamış ve azim adlı senaryo yazmıştır. Bizce bitmemiş olsa da E. Memmudhanlı’nın tarihi eserlerdeki dil arayışları, üslup zenginliği, sanatkârlık bakımından önem taşımaktadır. Onun ayrı ayrı hikâyeleri de dil bakımından değerlendirilmektedir.

Çağdaş Azerbaycan neslinin kurucularından İsa Hüseyinov’un, Nesimi devrini konu alan ‘’Mahşer’’ romanı tarihî roman türünün en önemli örneklerinden sayılabilir. Dil ve üslup bakımından eserin parlak tarihi özelliği yok derecesindedir.

Bizce, XIV. Azerbaycan edebi dilinin imkânları geniş şekilde kullanılabilir. Çünkü XIII-XIV. yüzyıllarında Azerbaycan edebi dili Şirvan ağzının edebi dil temeli olmasıyla belirgindir.

Daha doğal ve tarihi zenginliği ile seçilen tarihi roman yazmak mümkündür. Çağdaş Azerbaycan neslinin önderleri sayılan Anar’ın Y. Sametoğlu’nun, Elçi’nin, F. Kerimzade’nin, tarihi romanları yalnız muhteva felsefe bakımından değil, dil estetiği ve uygun tarihleri ifade edebilme becerisi ile seçilmektedir.

Anar’ın ‘’Dede Korkut’’ eserinin Oru varyantı ve aynı isimle sinemaya yazdığı senaryo tarihi dil zenginliği ile seçilmektedir. ’’Dede Korkut’’un kelime varlığını geniş bir şekilde kullanan, Dede Korkut dilinin poetik, sentaksından ustalıkla istifade eden yazar destanların dil ruhunu yaşatmayı başarmıştır.

Elçi’nin ‘’Malumu ve Meryem’’ eseri folklor dili ile yazılı abidelerimizin dilini özleştirerek mo-dernize etmek bakımından dikkat çekmektedir. Bizce modern çağdaş tarihi roman türünün klasik örneği V. Samotoğlu’nun ‘’Katl Günü’’ romanıdır. F. Kerimzade’nin ‘’Karlı Aşırım’’ romanı Sovyetlerin Azerbaycan’a, Kafkasların geldiği 20’li yılların olayları içinde cereyan etmektedir. Romanın gerek dil zengleri Karapayak ağzı özellikleri yarın tarihimizin çelişki dolu hayatının zengin dil manzarasını Güney Amerika, özellikle Q. Marxues nesrinden, ünlü Rus yazar M. Bulgakov’un ‘’Usta ve Margaret’’ romanının güçlü etkisi olduğunu sanmak doğru olmaz.

Edebiyat sanatın, kültürün bütün türleri gibi edebi tecrübeye dayanmaktadır. Bu etkileşim süreci yazarın kendi benliğini yazdığı eserin orijinalliğini, yeniliğini belirtmemektedir.

Y. Sametoğlu’’Katl Günü’’ romanının üç zamanlı bir dünya yaratabilmiştir.

Uzak tarihi mistik zaman; yarın 20’li 30’lu yıllar ve çağdaş zaman. Bu üç zamanın ana motifleri (savaş, barış, aşk, ihanet) ve ana tipleri (şair, hükümdar...) değişmez. Değişen zaman ve değişen insan değerleri içinde değişmeyen insani ve toplumun değerlerinin edebi-estetik ifadesi bakımından ‘’Katl Günü’’ zamanının önemini ayrıca göstermek gerekiyor.

Romanın üç katmanlı örgüsü içindeki üç dil, üç üslup ustalıkla işlenmiştir ve bizce yazar yüksek değerli sanat eseri yaratabilmiştir. Kullanılan diller asla egzotik sayılmaz. Edebi eserin dili yapmacık kelime seçimine sentaks kullanmak karşıdır. Doğallığı, her şeyi kendi akışı içinde verebilme beceresini romanın dilinin temel özelliği olduğunda eser seve seve okunmaktadır. Tarihin derinden, çok yönlü şekilde öğrenilmesi, araştırılması yazarlar için büyük olanak sağlamaktadır. Fakat şartı, aksiyonu olarak kabul etmek olmaz. Türkiye’de günümüzde seyredilen ve Türkiye dışında meşhur olan tarihsel diziler tarihi bakımdan çok eksikleri olan magazin ürünü olmaktan başka bir şey değildir. Biz bu dizilerdeki olumlu özellikleri(mesela ‘’Fatih’’ dizisi) görmezden gelmek gibi yaklaşımdan çok uzağız. Fakat tarihin canlandırılması, macera havasının tarihi gerçeği ikinci, üçüncü plana geçirilmesi olgularının da söylenmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Osmanlı tarihi dünya ve insanlık tarihinin en önemli parçası olsa da bu gerçeği yansıtan Osmanlı tarihinin edebi yansımasıdır.

.Bizce tarihi romanın diline bakışını muhafazakâr modern veya postmodernizm bakışının örtüşerek yaşatabildiği dil-üslup manzarasıdır. Açık şekilde söylersek tarihi roman dili Türkçe iki ana kaynağa dayanmaktadır: Osmanlı-Azerbaycan veya Oğuz Türk edebi dili ve Çağatay-Uygur edebi diline dayalı Türkistan edebi dili.

Örneğin; Fatih’in, Beyazıt’ın, Sultan Selim’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın, Şah İsmail’in Şems Tebrizî’nin, Nesizeddin Tusi’nin yaşamı, düşünce âlemi, mücadelesi.

Teymur’un, İbn Sinan’ın, İbn Rüşt’ün dünyası Türkistan edebi dilinde sanat hayatı kazansa da, bu seçimin daha adil ve mantıklı olabileceği düşüncesindeyiz. İdil boyu Türklerinin, Sibirya Türklerinin bu iki seçkin sınanmış edebi dilde gerçeklik kazanması da doğaldır.

Türk dünyasından bu iki edebî dil tecrübesinin örtüşmesi birbirini zenginleştirmesi, ortaklaştırması tarihin akışı içinde gerçekleştirilmeli doğal seçim tecrübesine dayanmalıdır. Sanat hayatı kararlara, yönetimlere bağlı değildir. Tek bir büyük yazarın tecrübesi tarihi zaman içinde, tarihi roman dili ve üslubu içinde devrim, değişim ve dönüşüm olabilir. Tartışmasız yetenek deha, her şeyi çözmek gücünde olsa da bu büyük işin bilimsel düzlemde öğrenilmesi, incelenmesi, çok yönlü araştırılması edebî tecrübe için ciddi önem arz etmektedir.

Bilimin açtığı yol sanatın açabileceği yollar için temelidir veya bunun aksi düşüncesini bence tartışmaya gerek yoktur.

Comments powered by CComment

More articles from this author

Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech