Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)
Bunu okudun 0%

oguz kaan destani

oguz kaan destani
Milli Türk Destanlarının eri önemlilerinden ve en ünlülerinden biri olan Oğuz Kağan Destanı, eski kaynaklarda, Oğuznâme adı verilen bir eserde kayıtlı olarak gösterilmektedir. Fakat Oğuznâme’yi bugüne kadar gören olmamıştır.

Oğuz Kağan Destanının bugün bilinen söylenişi iki ayn ve değişik şekilde yazılıdır. Birincisi îslâmiyetten önceki döneme ait söyleniş şeklidir. Bu şeklin yazılısı Uygur Harfle-riyledir. Bu yazılı metin Paris'te, Millî Kütüphanededir.

Oğuz Kağan Destanının ikinci söyleniş şekli, Islamiyet-ten sonraki söyleniş şeklidir. Bu şekil Tarihçi Reşîdüddîn'in Câmi-üt Tevarih adlı eseriyle Ebülgâzi Bahadır Han'ın «Şe-cere-i Terâkime» adlı eserinde kayıdlıdır. Aynca üçüncü bir nüsha daha vardır ve bu nüsha da Islâmi inanışlarına göre tesbit edilmiş olan Oğuz Kağan Destanının bir İslâmî söyleyiş şeklidir; fakat bu nüsha baş ve son taraflarından hayli noksandır.

, Bu destanda, destan kahramanı olarak adı geçen Oğuz Kağan, Miladdan önce ikinci yüz yılda büyük bir Türk İmparatorluğu kurmağı başaran gerçek bir tarihi şahsiyettir. Asıl adı Motun veya Mete olan ve Tümen Yabgu'nun oğlu olarak

bilinen Oğuz Han M.Ö. 209 ile 174 yıllan arasında Kuzeydoğu Asyada kurulmuş olan Türk Devletini, Çin'den Hazar Denizine kadar bütün Kuzey Asya'ya yayılmış ve Çin'i hükmü altona almış bir büyük İmparatorluk hâline getirmiştir.

Bir Hun-Oğuz Destanı olan Oğuz Kağan Destanında, bir devletin bir İmparatorluk hâline gelişindeki o baş döndürücü gelişme, millî bir coğrafyanın millî bir ruh yapılanması içinde işlenişi ve Oğuz Han'ın, kendisine inanmış bir milletle beraber çığ gibi büyüyüşü anlatılmaktadır. Millî Türk Destanlarının bütün süsleri, ruh yapılanması ve özelliklerinin çok güzel bir diziliş içinde işlenip geliştirildiği bu destan Tümen Yabgu oğlu Mete'nin, Oğuz Han adı altında kutsallaştı-nldığı bir destandır.

ÎSLÂMİYETTEN ÖNCEKİ SÖYLENİŞİ:

(Destanın Îslâmiyetten önceki söyleniş şekli için bu kitabın 42 nci sahifesine bakınız)

  • b) ÎSLÂMİYETTEN SONRAKİ SÖYLENİŞİ:

Türklerin İslâm Dinini kabul etmelerinden sonra, daha önceki sahifelerde apa çizgileri kısaca anlatılan Oğuz Kağan Destanı yeni baştan ve bütünüyle İslâm inanışlarına ve süslemeleri üzerine işlenmiştir. Gerek öz ve gerekse konu bakımından, her iki söyleyiş arasında büyük farklar bulunmamaktadır. İslâmî inanışlarına göre yeniden düzenlenen bu ikinci destan, birincisinden sonra geçen zamanın bir kısım olaylarını da işlediği Ve Oğuzun doğumundan öncesine bir başlangıç öldüğü için ilgi çekici bir kimliğe bürünmüştür. Bu söyleyişte yeni bir dine ve bu dinin kültürünün etkisine giren bir milletin, daha önceki yaşayış tarzından, duyuş ve düşünüş sisteminden ayrılamaması, büsbütün kopmak istememesi veya kopamaması açıkça belli olmakta, eski günlerini yeni düşünüş sistemine göre ayarlamak isteyişi görülmektedir. Nitekim, bu söyleyişe milletin, kendini Türk adıyla Haz-reti Nuh'un oğullarından Yâfese bağlayışı, İslâm düşüncesinin kutsal gelişmesinde kendisine bir yer bulma çabasıdır.

Oğuz Kağan Destanının İslâmî söylenişi on üçüncü yüzyılda yazıya geçirilmiştir. Bu yüzyıl tarihçilerinden Moğol Tarihçisi Reşidüddin Câmi üt-Tevarih adlı eserinde fars diliyle; Ebul Gazi Bahadır Han ise, Şecere-i Terâkime adlı eserinde Türkçe olarak destanı kaydetmişdir.

Destan:

Peygamberlerden Hazreti Nuh'un oğlu Yâfes'in Türk adında bir oğlu vardır. Türk Milletinin ilk atası bu ulu kişidir.

Babası Yâfes ölünce Türk, Işık Göl çevresinde yerleşir, ilk çadırı yapar. Türkler ondan, Onun çocuklarından türer.

Fakat Türkler önceleri Hak dinini bilmezler, puta tapmaktadırlar; Hak dininden çıkmış, sapılmışlardır. Kara Han Türklere Hâkan olduğu çağda ise büsbütün azıtmışlar, toptan kâfir olmuşlardır.

Hal böyle iken Kara Hanın bir oğlu olur; aydan da güneşten de güzeldir. Üç gün üç gece ana sütü emmez. Üç gün üç gece anasının düşüne girer. Düşlerinde anasına:

  • - Hak dinine gir; Hak dinine girmezsen ben senin sütünü emmem, der.

Oğul bu, anası oğluna dayanamaz, müslüman olur. Hiç kimseye hiç bir söz söylemez, Müslüman olduğunu sezdirmez.

Kara Han, oğlu bir yaşına basınca, o zamanki Türk göreneği üzere, bütün ülkeye haber salıp şölenler verir. Şölende bir ara:

  • - Oğluna bir ad komam gerek, ne desek? diye sorar.

Beyler ve şölen halkı düşünüp bir ad ararken çocuk dile gelir:

  • - Benim adım Oğuzdur!, diye bağırır. Herkes şaşırır.

Oğuzun kendi kendine verdiği adı herkes kabul eder.

  • - Bundan daha güzeli olmazdı, derler.

Oğuzun falına bakılır, çok uzun ömürlü olacağı, şanlar şerifler kazanacağı anlaşılır. Şölen biter, herkes evine, yurduna, yuvasına dağılacağı sırada çocuk Oğuz:

  • - Allah! diye bağırır.

Duyanların hepsi şaşırır, çocuğun ne dediğini anlayamazlar. Çocuğun konuştuğu dili bilemezler.

Oğuz büyür. Evlenecek çağa geldiğinde babası Kara Han, oğluna, kendi küçük kardeşinin kızı Özhanı almak ister. Oğuz buna razıdır ama, amcasının kızını bir köşeye çekip, eğer Hak dinini kabul ederse kendisiyle evlenebileceğini yoksa evlenmeyeceğini söyler. Oğuz'un amcasının kızı Öz-han bunu kabul etmez. Oğuz da onunla evlenmez, ondan ayn yaşar.

Bir gün ava çıkar. Dönerken bir su kenarında en küçük amcası olan Gürhan'ın kızını görür, kızı sever, kanı kaynar. Onu da bir köşeye çekip Hak dinini kabul etmesini Ulu Tanrıya iman eylemesini ister; dediklerini yaparsa kendisiyle evleneceğini de söyler. Kız:

  • - Senin yolun kötü yol değildir, kabul ediyorum; deyince Oğuz dönüp babasına gelir, en küçük amcası Gürhanın kızıyla evlenmek istediğini anlatır. Büyük bir şölen sonunda evlenirler. Oğuz, karısını pek çok sever.

Ama bir gün Oğuz'un Müslüman olduğu, doğarken Müslüman doğduğu anlaşılır. Oğuz'un avda olduğu bir gün, babası Kara Han, ülkesinin bütün ileri gelenlerini çağırıp meşveret kurar. Durumu anlatır, herkes öfkelenir, kimse bu işi kabul etmez. Sonunda, Oğuz'un ardından adam gönderip o avda iken öldürtmeğe karar verilir. Fakat karısı karan öğrenmiştir. Oğuzu çok seven bir yiğidi haberci salar, Oğuz'a durumu bildirir.

Haberi alan Oğuz, kendisine bağlı kalan, kendisini sevenleri toplar. Babasının üstüne yürür. Savaş olur. Oğuz ye-ner. Bu sırada dereden geldiği bilinmeyen bir ok Kara Hanın

yüreğine saplanır, Onu öldürür. Kara Hanın ölümü üzerine Oğuz, Hân olur. Milletini Hak dinine çağırır, kabul edenler ülkede kalır, kabul etmeyenler ülkeden sürülür. Birliği kurar. Herkesi kendi bayrağının çevresinde toplar. Çürçitlerin üstüne yürür; Tatarları buyruğu altına alır. Çine doğru yürür. Çok kanlı savaşlar olur. Sonunda taşınamayacak kadar ganimet elde edilir. Ordunun içinde Kanglı adında biri çıkıp kağnıyı yapar, ganimeti onunla taşır. Bu yüzden Oğuz onun adını ondan gelen soya verir.

Savaşlar birbirini kovalar; savaşlara ulaşmak için yollar, dağlar, akar sular geçilir. Bu sıralarda ortaya çıkan her zorluğu akıllı bir kişi ortadan kaldırır ve duruma göre ad verilir, bu adlardan yeni soylar başlar.

Sonunda Oğuz Moğollarla savaşıp onlara da Hak dinini kabul ettirir. Daha bir çok ülkeler fethettikten sonra öz yurduna döner. Yaşlı danışmanı irkil Atanın tavsiyesine uyar, zaferlerinden dolayı Tanrıya şükretmek için sayısız hayırlar yapar, ülkeleri şenlendirir, bağışlarda bulunur. 116 yıl hâkanlık yapar. Sonunda Kurultayı toplayıp oğullarına öğütlerde bulunur ve ülkesini altı oğul arasında paylaştırır. Ondan sonra da ruhunu teslim eder.

Comments powered by CComment

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...