Cumartesi 16 Kasım 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
  • madrittemetafizikask1980 sonrası dönemde Farah Yurdözü’nün Madrit’te Metafizik Aşk, ve Yaşam Bir Korku Filmidir; Elif Karakaş’ın Lanetli Genler ve Ve Sonra Bir Gün ve Sadık Yemli’nin Muska adlı çalışmaları Türk edebiyatında gotik roman örnekleri olarak incelenmiştir. Bu romanların belirlenmesinde kategori başlıkları esas alınmıştır.

    Farah Yurdözü

    İstanbul Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan Farah Yurdözü, yayın hayatına çeşitli gazete ve dergilerde ilgi alanı olan spiritüalizm ve parapsikoloji konularında yazılar yayımlayarak başlamıştır. Madrit’te Metafizik Aşk, yazarın ilk romanıdır.

dehsetgecesi5 Şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir (Azrak) 1935 yılında Saint Joseph Lisesi’ni bitirmiştir. Yazı hayatına dönemin edebiyat dergilerinde şiir ve öykü çalışmalarını yayımlayarak başlayan Nadir, sayıları kırka yaklaşan ve çoğunluğu senaryolaştırılarak filme çekilen dramatik aşk romanları yazmış ve bu özelliğiyle bir dönem Türk okurunun çok sevdiği ve eserlerini ilgiyle takip ettiği popüler bir yazar olmuştur. Öyle ki, kaleme aldığı romanlar tefrika edildiği gazetelerin tirajlarını arttırmıştır. HıçkırıkSamanyoluSeven Ne Yapmaz en bilinen eserlerindendir. Toplumsal meselelere değinmeyip sadece aşk romanları yazan ve bu yönüyle eleştirilen Nadir’i geniş kitlelere okuma alışkanlığı kazandırdığı ve okurun edebiyatla tanışmasında bir ilk basamak görevi gördüğü için dikkate değer bulanlar da olmuştur.

drakulaistanbulda1997 yılında Giovanni Scognamillo tarafından gözden geçirilerek yayına hazırlanan Drakula İstanbul’da, okurla ilk buluşmasını 1930’lu yılların başında yaşar. Bu ilk baskıda eserin adı Kazıklı Voyvoda’dır. Eseri yayına hazırlayan Scognamillo, yeni baskıda Drakula İstanbul’da adını tercih etmesinin nedenini ‘bir kaynağı belirtmek’ ve ‘romanın özelliğini vurgulamak’ olarak belirler.(1)Roman, Bram Stoker’ın ünlü gotik çalışması Dracula’nın uyarlamasıdır. Ali Rıza Seyfi tarafından kaleme alınan çalışmada; mekân Transilvanya’dan İstanbul’a taşınmış, karakterler ve olaylar Türk kültürüne uygun olarak yeniden kurgulanmıştır. Scognamillo’ya göre bu özellik eseri dikkate değer kılmaktadır. Aşağıdaki bölüm, yazarın yayına hazırladığı çalışma ile ilgili görüşlerini belirtmesi bakımından önemlidir. Scognamillo’ya göre:

huseyin rahmi gurpinar mezarindan kalkmayan sehitRoman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olarak tanımlayan Şevki Bey’in eski dostlarından Kadri Bey’le karşılaşması ile başlar. Ayaküstü yaptıkları sohbette Kadri Bey, şehir hayatından sıkıldığını ve yorulan ruhunu, bedenini dinlendirmek istediğini söyleyen arkadaşını Kartal ile

Soğanlık arasındaki evine davet eder. Daveti kabul eden Şevki Bey, kendisine özel bir oda ayrılmış bu evde şehir karmaşasından uzak günler geçirmeye başlar. Kırlarda yalnız başına gezinti yapmak için dışarı çıktığı bir akşam kulağına piyano nağmeleri çalınır. Müziğin nereden geldiğini merak eden Şevki Bey, sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladığında kâgir bir köşk görür. Büyük bir zevkle köşkten gelen müziği dinleyen ve havanın kararmasına aldırış etmeyen Şevki Bey, piyano sesinin kesilmesinin ardından aniden başlayan tekbirsiz ezan sesiyle irkilir.

huseyinrahmigurpinar cadiGarâ’ib Faturası serisinin ikinci kitabı Cadı, tıpkı serinin ilk örneği Gulyabani gibi, doğaüstü unsurlardan kaynaklandığı varsayılan birtakım korkutucu olayları açıklığa kavuşturur.
Romanın konusu kısaca şöyledir:
Genç bir dul olan Fikriye Hanım eşinin ölümünden sonra çocuğu ile birlikte dayısı Hasan Efendi’nin evine sığınır. Evine yerleşen bu misafirden hoşnut olmayan yenge Emine Hanım, Fikriye Hanım’ı başından uzaklaştırmak ister. Bu sebeple görücü gelen Naşit Nefi Bey’in evlenme teklifini kabul etmesi için ısrarcı davranır. Ancak, Naşit Nefi Bey’le ilgili ortalıkta dolaşan bir söylenti vardır. Konuşulanlara bakılırsa Naşit Nefi Bey’in vefat eden ilk eşi Binnaz Hanım, cenazesinin üzerinden kedi atlaması suretiyle cadı olmuştur ve kocasının yeni evlendiği eşlerini boğmak için geceleri mezarından çıkarak evini ziyarete gelmektedir. Kulaklarına gelen bu söylenti Fikriye Hanım ve yengesi Emine Hanım’ın işin aslını öğrenmek için Naşit Nefi Bey’in eski eşlerinden Şükriye Hanım ile görüşmeye gitmelerine neden olur.

gulyabaniGulyabani, romancıya yaşlı bir hanım okuyucusu tarafından cinlerle, perilerle ilgili giz dolu şaşırtıcı serüvenler anlatması ricasıyla gönderilmiş bir mektup ile başlar. Yazar bu mektuba o güne değin ne dev, ne gulyabani, ne çarşambakarısı gördüğünü, böyle şeylerle karşılaştığını ileri sürenlereyse, yalan söylemeyecek kimseler de olsalar, inanmadığını söyleyerek cevap verir ve ekler:

teknik ve ciddi bilim adamlarının tenkitlerini ve azarlamalarını çekmeksizin sizi manevi alemin kendimce olan sırlarında dolaştırdıktan sonra gene madde dünyasına döneceğiz. Roman, bir gariplik toplamı olmakla birlikte yirminci medeniyet yüzyılının zihinler için seçtiği akla uygun sınırlar içinde son bulacak. (...) Bazı sayfalarda eğer çarpıntınızın şiddetinden tandır mangalını devirmez, ya da bozayı üstünüze dökmezseniz her türlü paylamanıza razıyım.”1

OmerSEYFETTİNEski Yunanca olan arketip sözcüğü Türkçe’de ilk imge, ilk örnek gibi anlamlara gelir. Arketipler, insanlığın ortak mirasıdır. Sanat eserlerinde arketiplerin yer alması, sanatçının ve eserin evrensele ulaşmasında katkı sağlar. Farklı kültürlerden ve milletlerden insanların ortak paydasını teşkil eden arketipler, sanatçı ve muhatapları için ortak dil olma özelliği taşır. Arketip olarak tanımlanan ortak semboller ve figürler kolektif bilinçdışı aracılığıyla sanat eserlerinde canlanmaktadır. Arketipler, edebiyat bilimciler tarafından mitoloji, psikoloji, antrolopoloji, dinler tarihi gibi farklı disiplinlerden elde edilen bilgilerden hareketle edebî eserlerde arketipsel eleştiri metodu aracılığıyla tespit edilebilmektedir. Bu metot, yirminci yüzyıl itibariyle, modern psikolojinin temsilcilerinden olan Carl G. Jung’un kolektif bilinçdışını kavramını ortaya koyması sonucu ortaya çıkmıştır. Edebî metinlerin tahlilinde kullanılan arketipsel eleştiri metodu, eserden hareketle eseri tahlil etme amacı taşır.
kiralik konakİnsanlık tarihiyle var olan “gündelik hayat”, tekrar eden işlerin, alışkanlıkların oluşturduğu rutin ve sıradan bir düzendir. Sosyal bilimlerin dolaylı olarak işlediği kavram; moda, üslupsuzluk, bireysellik,yabancılaşma, kentleşme, sıradanlık, süreklilikle ilişkilidir. Bir anlamda “modernliğin arka yüzü” olarak da ele alınabilecek olan “gündelik hayat”, toplumsal alandaki büyük dönüşümlerin bireysel alana yansımalarını tespit etmek için önemlidir. “Gündelik hayat” her alanında olduğu gibi edebiyatta da tesirini göstermektedir. Edebiyatta “gündelik hayat”, modern hayatla birlikte bireyin doğadan, tarihten, üsluptan uzaklaşmasınınsonuçlarını yansıtması ve “gündelik hayat”ın maskesini düşürmesi açısından önemlidir.

Yakup Kadri’nin Kiralık Konak (1920) isimli eserinde, 20. yüzyılın başındaki toplumsal değişim, bir konak ve bu konakta yaşayan üç neslin hayatlarından yola çıkılarak anlatılmaktadır. Bu bağlamda romanda“gündelik hayat” ve “gündelik hayat”a uyum sağlamaya çalışan insanların çabası ve başarısızlıkları ele alınmaktadır.
sahvesultanÇalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi mücadeleler ile bu siyasi olayların Osmanlı-İran ilişkileri üzerine yansımasını ele almaktadır.
Romanda, yazarın edebi yorumu tarihi konunun önüne geçmiş ve bu durum romanı sıkıcı bir tarih kitabı olmaktan kurtarmıştır. Romanda yazarın edebi yorumunu güçlendiren unsurların başında; destan, halk hikâyesi ve mesnevilerde karşımıza çıkan halk bilimi unsurlarını eserin muhtelif yerlerine başarılı şekilde yayılması gelmektedir. Romanı okuyan kişi, tarihi bir eseri okumaktan ziyade halk edebiyatı nazım şekli olan destan veya halk hikâyesi okuduğunu hissetmektedir. Eserde; kahramanın kıvrak zekâsının ürünü olarak kılık değiştirme, yorumlarıyla gelecekten haber veren rüya, geleceğin tayini anlamına gelen fal, başarıları eğlencelerle taçlandıran toy gibi halk bilimi unsurlarından faydalanılması eserin kurgusunu güçlendirmiştir.
Romanda, halk bilimi unsurlarından farklı şekillerde yararlanılmıştır. Bu unsurlar, bugün bir Oğuz Kağan destanını, Dede Korkut destanlarını; Kirman Şah, Âşık Garip hikâyesini okuyanların görebilecekleri unsurlardır.
devletanaosmancikGiriş

Devlet Ana, Kemal Tahir’in ilk basımı 1967 yılında, Osmancık ise Tarık Buğra’nın ilk basımı 1982’de yapılmış olan ve Anadolu’da Söğüt ve Domaniç arasında yaylak-kışlak yaşayış düzeninde bir uç beyliği olan Kayılar’ın devletleşme sürecinin başlangıcını hikâye edinen romanlardır. Her iki roman da çok farklı yönlerden irdelenecek zengin katmanlara sahip olmakla birlikte, bu yazıda altı yüz yıl sürecek bir imparatorluğun adı ile anılacağı kurucu lider olan Ertuğrul oğlu Osman Gazi’nin adı geçen romanlardaki tasvirleri psikolojik yönden tahlil edilecektir. Romanların tarihî gerçekler üzerine bina edilen kurguları göz önüne alındığında, iki Osman Bey tasvirinin de romanı kaleme alan yazarların zihinlerindeki kahramanları yansıttığı, dolayısıyla irdelenecek psikolojik portrelerin esasında büyük oranda onları oluşturan yazarların eğilim ve özelliklerini taşıdığını göz önünde bulundurmakta elbette yarar vardır.
AHMETHİLMİGUCLUKüçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu.
Hocanın o zaman "Hakimiyet" gazetesinde başyazı yazdığını biliyordum. 8 Kasım 1951 günü idi. Doğruca Ahmet Hilmi Beyin Başöğretmenlik yaptığı Bozatlı İlkokuluna gidip, Hocaya arzumu bildirdiğim zaman:
- Hakimiyete "Musahhih" alınacağı söyleniyordu, diyerek, gazetenin o zamanki sahibi merhum Şaban Sarıyıldız'a bir kart yazıp, bana iş vermesini rica etmişti.