Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

huseyin rahmi gurpinar mezarindan kalkmayan sehitRoman, kendini her türden inancı sorgulayan ve tuhaflıklara tapan bir genç olarak tanımlayan Şevki Bey’in eski dostlarından Kadri Bey’le karşılaşması ile başlar. Ayaküstü yaptıkları sohbette Kadri Bey, şehir hayatından sıkıldığını ve yorulan ruhunu, bedenini dinlendirmek istediğini söyleyen arkadaşını Kartal ile

Soğanlık arasındaki evine davet eder. Daveti kabul eden Şevki Bey, kendisine özel bir oda ayrılmış bu evde şehir karmaşasından uzak günler geçirmeye başlar. Kırlarda yalnız başına gezinti yapmak için dışarı çıktığı bir akşam kulağına piyano nağmeleri çalınır. Müziğin nereden geldiğini merak eden Şevki Bey, sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladığında kâgir bir köşk görür. Büyük bir zevkle köşkten gelen müziği dinleyen ve havanın kararmasına aldırış etmeyen Şevki Bey, piyano sesinin kesilmesinin ardından aniden başlayan tekbirsiz ezan sesiyle irkilir.

Kadri Bey’in evine döndüğünde başından geçenleri anlatır ve arkadaşından köşkün “Cinli Ev” diye anıldığını ve uğursuz bir yer olarak kabul edildiğini öğrenir. Söylentilere bakılırsa bir ara Katolik rahiplerine kiraya verilen köşk, ispritizmacı ve kuvvetli bir medyum olan papazın şeytanın ruhunu çağırmasından sonra lanetli bir mekan halini almıştır. Romanda bu bölüm şu şeklide anlatılır:

Sarhoş papazları kolayca azdırarak günaha sokmak için İblis, koşa koşa gelmiş; önce akıllı uslu konuşurlarken bağın şarabından ona da mı içirmişler? İşte nasıl olmuşsa olmuş. Köşkün insan bulunan ve bulunmayan odalarında bir curcunadır başlamış... Çatır çatır yapı temelinden sarsılıyor. Tavanlardan tozlar dökülüyor, kapılar açılıp kapanıyor, camlar kırılıyor, mahzende şarap şişeleri birbirine giriyor. Fazla içmiş birkaç papazın ruhsuz gövdeleri yerlerde yuvarlanıyor. Bir patırtı, bir altüst oluş ki, küçük kıyamet!.. Bu azdırıcı bilgini davet eden papaz, medyumlukta ne denli gücü ve ustalığı varsa şimdi lanetliyi kovmak için harcıyor. Ama ne mümkün... Şeytanlar odalardan sofalara, sofalardan merdivenlere saldırıp geçtikleri yerlerde insan, eşya neye rastlarlarsa devirerek cirit oynuyorlar...

Papazlar, böyle birkaç hafta uğraşıyorlar. Şeytanlardan boşaltmayı başaramadıkları köşkü, en sonunda kendileri bırakmak zorunda kalarak çıkıp gidiyorlar.”

Hem içindekilere hem dışındakilere uğursuzluk getirmeye başlayan bu gotik mekanın yakınından geçenlerin mallarının çalındığı, korkudan dillerinin tutulduğu hatta çarpıldıkları söylentileri dilden dile yayılır.

Bilimsel gerçekleri esas alan Şevki Bey, “ Böyle söylenti çeşidinden olan şeylere inanmakta çok sakınmak gerekir. Ne kadar temelsiz, bozuk, çürük düşünceler varsa, hep böyle söylenti yoluyla halkın kafasında yer tutar. Biz bu yüzyılın çocukları bu çeşit inanışları kuvvetlendirmeye değil; köklerinden söküp atmaya uğraşmalıyız...” diyerek söylenenlere inanmaz ve bir kez daha köşkü ziyaret etmeye karar verir. Bu ziyaretinde görür görmez aşık olduğu Şahika Hanım’la tanışır ve kısa bir süre içinde evlenir. Böylece ailenin bir parçası olan Şevki Bey, ezanın Şahika Hanım’ın anneannesi tarafından Sarıkamış’ta şehit düşen torunu Şevket’i çağırmak için okunduğunu, bu çağrıyı işiten torunun da anneanneyi ziyarete geldiğini

öğrenir. Kendi gözleri ile tanık olduğu bu olay karşısında şaşkına dönen Şevki Bey, pozitif ilimlere bağlı bir genç olarak son derece rahatsızlık duyar ve esrarengiz olayın sırrını çözmeye karar verir.

Bu kararın ardından ziyarete gelen kişinin kimliğini tespit etmek için çalışmalara başlayan Şevki Bey, sonuca ulaşamayacağını düşünmeye başladığı esnada, uzun yıllardır saklanan bir sırrı açıklayan ve yaşanan esrarengiz olayları açığa kavuşturan bir mektup alır. Mektupta açıklandığı üzere şehit subay Şevket Bey’in kendisine ikizi kadar benzeyen arkadaşı Muzaffer Bey, şehit düşen torununun kendini ziyaret ettiğini düşünerek gönlünü avutması ümidi ile muhtelif aralıklarla anneanneyi ziyaret etmektedir.

Mezarından Kalkan Şehit, Şevki Bey’in anneanneyi ziyarete gelen kişinin kim olduğu sorusuna cevap aramaya başlaması ile birlikte macera türüne yaklaşır. Ancak roman, tekinsiz köşk betimlemesi ve bu köşkün etrafında gelişen esrarengiz olaylar nedeniyle gotik roman örneği olarak kabul edilmiş ve tezimize dahil edilmiştir. Aşağıda, Gotik Mekanlar Üzerine başlıklı yazısından yaptığımız alıntıda görüleceği gibi Tanseli Polikar da Mezarından Kalkan Şehit romanını bu özelliği dolayısıyla gotik türe dahil etmiştir.

Hüseyin Rahmi’nin burada yarattığı Gotik atmosferin Batılı benzerlerinden pek aşağı kalır yanı yok. Başrolde yine gizemli bir ev var. Söylentilere göre perili bir köşk. Şimdi İstanbul’un tanınamayacak hale gelen Soğanlık semti yakınlarında, panjurlu, ahşap bir yazlık köşk. Tavuklar, horozlar, sebze bostanları arasında tam bir nostaljik yaşam ve Doğu mimarîsinin eski İstanbul’a özgü mekânlarından biri. Öykünün konusu ve köşkün içinde yaşayanlar da dekoru tam anlamıyla tamamlıyor. Torunu, Osmanlı diyarlarının bitmez tükenmez savaşlarının birinde şehit düşmüş büyükanne, ‘mübarek’ cuma akşamları onun hayaletiyle buluşur köşkün bahçesindeki kameriyede. Ev halkı, biraz erenlere karıştığına inanılan büyükhanımı bu kutsal konuğuyla baş başa bırakmaktadır. Öykü, eve şehidin kız kardeşinin kocası olarak içgüveyi giren kahramanımızın araştırmaları sonucunda mantıklı bir finale kavuşur. Ancak okuyucuyu kâh korkutan, kâh hüzünlendiren üslûp kitabın son sayfalarına kadar devam eder. Hüseyin Rahmi kaç tane Gotik kitap karıştırmıştır bilinmez ama bu roman, Türk edebiyatında bu misyona soyunan yapıt olarak yazın tarihine geçecektir.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile