Çarşamba 19 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

drakulaistanbulda1997 yılında Giovanni Scognamillo tarafından gözden geçirilerek yayına hazırlanan Drakula İstanbul’da, okurla ilk buluşmasını 1930’lu yılların başında yaşar. Bu ilk baskıda eserin adı Kazıklı Voyvoda’dır. Eseri yayına hazırlayan Scognamillo, yeni baskıda Drakula İstanbul’da adını tercih etmesinin nedenini ‘bir kaynağı belirtmek’ ve ‘romanın özelliğini vurgulamak’ olarak belirler.(1)Roman, Bram Stoker’ın ünlü gotik çalışması Dracula’nın uyarlamasıdır. Ali Rıza Seyfi tarafından kaleme alınan çalışmada; mekân Transilvanya’dan İstanbul’a taşınmış, karakterler ve olaylar Türk kültürüne uygun olarak yeniden kurgulanmıştır. Scognamillo’ya göre bu özellik eseri dikkate değer kılmaktadır. Aşağıdaki bölüm, yazarın yayına hazırladığı çalışma ile ilgili görüşlerini belirtmesi bakımından önemlidir. Scognamillo’ya göre:

Uyarlama yöntemi burada çeviriyi, özeti ve uyarlamayı aşan boyutlar taşımaktadır. Bram Stroker’ın tarihsel bir kişilikten (Vlad Drakul’dan) yola çıkarak yarattığı Vampir Kont ve simgelediği tüm şeytani kötülükler, Gotik ve melodramatik bir çerçeve içinde, Batı’ya özgün bir iyilik-kötülük mücadelesinin imgesidir, bilimle (Van Helsing) hurafenin, inançla inançsızlığın ezeli savaşıdır(...) Kont’u en çok korkutan, iten, durdurabilen şey ise haçtır yani inançtır. Seyfi uyarlamasında, doğal olarak haç yerine Kuran-ı Kerim’i kullanıyor ve bunu yapmakla, uyarlamanın ve mahallileşmenin ötesinde, çatışmaya başka bir boyut ve çözüm de ekliyor.”(2)

Scogmamillo’nun işaret ettiği gibi, Drakula İstanbul’da’nın başarısı Batı kültürüne ait kodlamaları Türk kültürüne ustalıkla adapte etmesinden kaynaklanmaktadır.

Tezimizin Birinci Bölüm’ünde ele aldığımız gibi, Batı kültüründe vampirleri ürküten önemli silahlardan biri Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’dir. Müslümanların kullanımına uygun düşmeyen bu silahın yerine Drakula İstanbul’da romanda Kur’an- ı Kerim kullanılmıştır. Romanda Kur’an-ı Kerim’in ve buna bağlı olarak İslam inancının vampir saldırılarını önleme noktasında tek başına yeterli olduğu pek çok örnek vardır.

Bazı bölümlerde ise herhangi bir ayırıma gidilmeyerek iki dini inancın sembolleri bir arada verilmiştir. Bir örnek teşkil etmesi açısından tezimize dahil ettiğimiz aşağıdaki alıntıya geçmeden hemen önce belirtilmelidir ki orijinal Dracula romanında böyle bir anlayış söz konusu değildir.

Sözlerimi dikkatle dinleyen ihtiyar kadın, önlüğü ile yaşlı gözlerini sildi. Sonra birdenbire bir şey hatırlamış gibi boynundan çıkardığı küçük bir haçı bana uzattı.

Ben bu durum karşısında şaşırıp kalmıştım. Durumum gerçekten nazik idi. Kadın, bana acaba haçı öpmemi mi teklif ediyordu, yahut onu, ileride görülebilecek kötülüklere karşı bir siper olmak üzere bana mı veriyordu?

Doğrusu hatta saf, iyi kalpli bu kadıncağızı memnun etmek için bile, bu tahta parçasını öpmeğe yüreğimi razı edemezdim. Bu durum bir Müslüman için güç ve gülünç olduktan başka aydın bir insan için de hoş olmazdı.

(...)

Haçın boynuma geçtiği anda aklıma bir şey geldi: Kadının “annenizin hatırası için” sözü de bende çoktanberi uyuyan bir duyguyu uyandırmaya yardım etmişti... Annem çok dindar, çok inançlı bir kadındı: çocukluğumda birkaç defa bayılmışım; çok sinirliymişim. Anneciğimin beni “Baba Cafer”e, “Aynî Ali Hazretleri”ne “Merkez Efendi”ye her cuma dolaştırdığını hatırlıyorum. Ta o zamandan kalma, el yazısıyla ve şaşılacak ustalıkla yazılmış bir “Enâm-ı Şerif” annemin eliyle sağlam ve zarif korumasının içinde boynuma takılmıştı.

(...)

Kadın, haçı boynuma o etkileyici ve candan sözleriyle taktığı zaman işte bu küçük gümüş muhafaza içindeki Enam hatırıma gelmişti. Elimi boynumdaki yün atkının altına sokarak fanilam ile gömleğim arasından ancak büyücek bir muska şekli gösteren Enam muhafazasını çıkardım, tatlı bir tavırla kadına dedim ki:

-Madam, merak etmeyin, bakınız boynumdaki bizim dinin kitabı, Yüce Tanrının sözü de var... Bu da beni korur.

İhtiyar kadın cevap verdi:

-Çok iyi, çok iyi; fakat haç da zarar vermez... O da dursun. Sonra beklenmedik bir ağırbaşlılık saygı ve inanç ile etti. Hep bir, hep bir! Allah bir, her şey, herkes bir...(3)

Dracula romanında aynı bölüm şu şekilde geçer:

O zaman kalktı ve gözlerini sildi, boynunda bir haç çıkararak bana uzattı. Ne yapacağımı bilemedim, çünkü İngiliz kilisesine bağlı biri olarak, bu tür şeyleri putperestlik olarak görmem öğretilmişti ama bu kadar iyi niyetli, böyle bir ruh halindeki yaşlı bir hanımı reddetmek bana çok sevimsiz geliyordu. Sanırım yüzümdeki kararsızlığı gördü; çünkü, ‘Annenizin hatırı için’ diyerek haçı boynuma taktı ve odadan çıktı.(4)

Görüldüğü gibi, Bram Stoker Hıristiyanlık ve İslam dini arasında herhangi bir birlikten söz etmemiştir. Aynı inanç sisteminin içindeki bir bölünmeye dikkatini yönelten Stoker, bu noktada Ali Rıza Seyfi kadar ‘cesur’ davranmamış, Jonathan Harker’ın haçı boynuna takmayı kabul etmesiyle yetinerek aynı din sistemi içerisinde bile olsa yaşanan ayrılığı ‘hepsi bir’ diyerek ifadelendirmemiştir.

Kültürel farklılık yüzünden Ali Rıza Seyfi’nin değişik anlayışla yaklaştığı kodlamalardan biri de vampir figürüdür. Dracula romanında, tekelci sermayeyi sembolize eden vampirin etki gücünü çoğaltmasından ve yarı-iblisler çemberi yaratmasından korkulmaktadır:

“Sonra durup Kont’a baktım. Şişmiş yüzünde beni deliye döndüren alaycı bir gülümseme vardı. Londra’ya nakledilmesine yardım edeceğim varlık buydu, belki gelecek yüzyıllar boyunca, milyonların içinde, kan arzusunu tatmin edecek, savunmasızları sarmalayacak yeni, gittikçe büyüyen bir yarı-iblisler çemberi yaratacaktı. Bu düşünce beni deliye döndürdü.”(5)

1939 tarihli Drakula İstanbul’da romanında böyle bir korkunun işlenmesi anlamsızdır. Ali Rıza Seyfi, vatan bütünlüğünü korumak için yapılan savaşın ve bu uğurda dökülen kanların toplum belleğinden silinmediği bir zaman diliminde kaleme aldığı çalışmasında toplum psikolojisini dikkate almış ve aşağıdaki alıntıda da görüleceği gibi vatan topraklarına yabancıların sahip olması, vampirin Türk kanı emmesi gibi toplumsal korkuları yansıtmıştır.

Ben böyle düşünülmesi bile korkunç bir canavarın İstanbul’a, sevgili vatanıma girmesine alet oluyordum!.. Orada bu melun, belki asırlarca önce  yaşamış lanetli Kazıklı Voyvoda gibi, doya doya Türk kanı içecek, etrafına bir lanet ve felaket muhiti yaratacaktı.(6)

Buna bağlı olarak romandaki kahramanların amacı “Türk kanına doymamış bir canavarın bugün İstanbul’da yine Türk kanı içmesini engelleyip orduların, devletlerin mahvedemediğini yok etmektir.(7)Drakula’nın şatosuna giden ve onun bir vampir olduğunu öğrenen Azmi Bey, yıllar önce bir Türk sipahisi olarak doğmadığına lanetler yağdırır. Drakula’nın kalbine kazık saplayan Turan Bey ise Türk milletinin öcünü aldığını söyler.

Drakula’nın İstanbul’da mülk edinme arzusu da simgesel bir nitelik taşımaktadır. Vampir haritasında Bakırköy, Sarıyer, Şişli gibi yabancı uyruklu vatandaşlarımızın ikamet etmek için daha çok tercih ettiği bölgeleri işaretlemiş, böylece saldırılarını güçlendirmeyi hedeflemiştir. Ancak, satın aldığı binanın Eyüp semtinde yer alması ve eski bir subaydan kalmış olması bile Drakula’nın amacına ulaşamayacağına işarettir. Romanda Drakula’nın mülk edinme arzusu şu sözlerle aktarılmıştır:

“Kont Drakula’ya İstanbul’da aldığımız konak kendisi tarafından belirtilen özelliklere uygun bir semtte, yine onun istediği tarzda bir konaktı. Kont Drakula gerçekten Türklük kokan bir semtte, etrafı sakin, büyük bahçeli bir bina istemiş, paradan hiç çekinilmemesini yazmıştı. O galiba, meşhur Fransız yazarı ve eski İstanbul hayranı Piyer Loti gibi şehrimizin eski yaşantı ve şiir ile dolu, tarihi olaylarla bilinen bir yerinde oturmak istiyordu. Aldığımız konak Eyüp semtinin dış bölgesinde eski bir subaydan kalmış bina, halkın deyimiyle neredeyse yıkılmak üzereydi. Büyük bahçesinin uzak köşesinde ahır, selamlık gibi birtakım binalar, bir de üstü ve etrafı kapalı bir aile mezarlığı vardı.

Kont bu açıklamadan çok memnun olmuştu. Kont Drakula bir ara bir iş bahanesiyle kütüphaneden çıktı, ben önümdeki büyük İstanbul haritasına bakarken bunun üzerinde bazı semtlere konulmuş daire şeklinde işaretler gördüm; kurşun kalem ile çizilmiş olan bu dairelerden biri tam Eyüp’ün üzerinde, bizim aldığımız konağın bölgesini işaret eder bir yerde idi. Bundan başka Bakırköy, Sarıyer, Şişli üzerinde de böyle başka daire biçimindeki işaretler vardı. Acaba bu adam oralarda da mı yer almak istemiş yahut almıştı?(8)

Drakula İstanbul’da toplumumuzdaki sosyo-kültürel yapı gözetilerek değiştirilen kodlamalarıyla gotik dehşeti Türk topraklarına taşımaktadır.

V. Özge YÜCESOY



Ali Rıza Seyfi, Drakula İstanbul’da, İstanbul, Kamer Yayınları, 1997, s.5.
2  a.e., s.6.
3 a.e., s.16-18.
4  Bram Stoker, Dracula, Çev. Niran Elçi, İstanbul, İthaki Yayınları, 2003, s.9-10.
5  Stoker, a.g.e., s.60.
6  Seyfi, a.g.e., s.70
7  a.e., s.169
8 a.e., s.44.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile