Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 8 - 16 dakika)
Bunu okudun 0%

gulsum cengiz

gulsum cengiz
Şair-yazar Gülsüm Cengiz, günümüz edebiyatında, farklı türlerde eserler veren önemli bir yazardır. Daha çok çocuk kitaplarıyla tanınır. Çocuk edebiyatını “Çocuk edebiyatı, yaşamda var olan her şeyin; çocuğun gözüyle ve bakış açısıyla algılanıp çocuğun iç dünyasını yansıtan, düş gücünü, merak duygusunu harekete geçiren ve yazınsal değer taşıyan öykü, masal, şiir, oyun ya da roman biçiminde çocuğa yeniden anlatılmasıdır.” (Cengiz, 2005: 704) diye tanımlayan Cengiz, bu alanda, sayısı doksanı bulan pek çok eser kaleme almıştır.

Onun çocuk kitaplarına bakıldığında ilk çocukluk döneminden ilk gençlik dönemine kadar farklı yaş guruplarına hitap eden ve farklı konulara değinen yapıtlarının olduğu görülmektedir. Yazarın; Küçük Portakalın Sıra Dışı Öyküsü gibi üç-altı yaş gurubu için yazılmış eserlerinin yanı sıra, Yardımcı Kirpiler gibi on dizilik bir set halinde yayımlanan ve 7 yaşa yönelik olarak yazılmış çocuk kitapları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra yazarın, Tomurcuk Kitaplar dizisi gibi 7-10 yaş gurubu için yazılmış öyküleri bulunmakla birlikte Sihirli Ellerin Öyküleri gibi 9-12 yaş arası çocuklara hitap eden dizi seti ile Ayşe’nin Günleri gibi 10-12 yaş ve üstü için yazılmış çocuk romanları da bulunmaktadır. Ayrıca yazarın bu alanla ilgili iki çocuk oyunu vardır.

Gülsüm Cengiz’in çocuk kitaplarına bakıldığında bu kitapların farklı yaş guruplarına hitap etmelerinin yanı sıra hitap ettikleri yaş gurubuna da uygun oldukları görülmektedir. Bu noktada karşımıza çıkan kavram, çocuğa görelik kavramıdır. Hüseyin Yurttaş, çocuğa görelik kavramını şöyle değerlendirmiştir: “Çocuğun düşlem gücüne seslenen, onun rahatça ve tat alarak okuyup anlayabileceği dili ve anlatımı içinde barındıran, ilgi duyabileceği konuları işleyen, onu duygu ve düşünce yönünden besleyen, kurgusu ve olay örgüsü karmaşık olmayıp onun kavrayabileceği bir düzeyde olan, dikkat dağıtıcı ayrıntılardan arıtılmış olandır” (Yurttaş, 1995: 3). Cengiz’in eserleri çocuğa görelik açısından uygun olmaları yönüyle de dikkat çekmektedir. Öyle ki yazarın eserlerinde, yukarıda değinilen Yurttaş’ın çocuğa göre eserlerde bulunması gereken özelliklerin yanı sıra çocukları ayrımcılığa teşvik edecek unsurlar da bulunmamaktadır.

Gülsüm Cengiz, Adana’da katılmış olduğu “Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” isimli söyleşide çocuk edebiyatı ile ilgili eserlerin çocuğa görelik açısından iyi değerlendirilmesi ve bu eserlerin çocukların psikolojilerine uygun olması gerektiğini söylemiştir. Çocuklarımızın iyi birer okur olabilmesi için öncelikle yetişkinlerin iyi okur olması gerektiğini de savunan Cengiz’in bu konu ile ilgili tespitleri şöyledir:

“ Çocuk ve gençlik kitapları; yaşamı kaderci, mistik, akıl ve bilim dışı olaylar yerine bilim ve akılla açıklayan içerikte olmalı. Bu eserlerde din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yer almamalı, barış ve demokrasi kültürü verilebilecek içerikte olmalı. Çocuklar, kitaplardaki karakterleri örnek aldığından, bunların abartılı değil, yaşamın gerçekleriyle örtüşmesi gerekir. Sonuç olarak, dil ve anlatım özelliğiyle kitap, hem çocuk hem de yetişkinler tarafından beğeniyle okunuyorsa o, çocuk edebiyatına girer. Çocuk, hayatı oyunla kavrar. Kendine söyleneni değil gördüğünü yapar. Çocuklarımızın okur olması için öncelikle bizim iyi birer okur olmamız gerekir” (Ceyhan, 2009).

Yazarın çocuk kitaplarına bakıldığında bu yapıtların kendi tespitlerine uygun olarak konularının bilim ve akılla açıklanabilir içerikte olduğu, eserlerde din-dil-ırk ve cinsiyet ayrımının yer almadığı ve eserlerin çocuklara barış ve demokrasi kültürünün verilebilecek mahiyette olduğu görülmektedir. Ayrıca yazarın öykü, roman ve oyunlarında, toplumsal duyarlılık ve hassasiyetlerin göz önünde bulundurulduğu, çocuklarda çevre bilinci ve Türkçeyi doğru kullanma ve koruma bilinci gibi bazı değerlerin aktarılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Yazarın çocuk kitapları, bu hassasiyetleri içinde barındırması açısından da önemlidir. Cengiz’in bazı roman ve öykülerinden ve eserlerinin bazı genel özelliklerinden verilecek örneklerle bu tespitler daha iyi anlaşılacaktır.

Gülsüm Cengiz’in 10-12 yaş ve üstü için yazmış olduğu, ilk olarak 1993 yılında yayımlanan Ayşe’nin Günleri isimli romanı “göç” olgusunun ön plana çıktığı bir romandır. 1997 yılında Almancaya, 201ü yılında Rusça ve Arapçaya çevrilmiş olan bu roman ile yazar, 1997 yılında Almanya Mainz’de bulunan ESELSOHR Dergisi’nden “Falt aus dem rahman” (Sıradışılık Ödülü) ödülünü almıştır. Bu romanda hem iç hem de dış göç olgusu, küçük bir kız ve ailesi etrafında işlenmiştir. Göç ile beraber yaşanmaya başlanan zorluklar ve sıkıntıların anlatıldığı romanda, yaşanan bütün zorluklara karşın baskın olan duygu karamsarlık değil, umut ve yaşama sevincidir.

Romanda Ayşe ve ablası Aynur, geldikleri yörenin ağzı ile konuşmaları ve kıyafetleri dolayısıyla çevrelerindeki diğer çocuklar tarafından sürekli dışlanırlar. Bu dışlanma, onların yaşadıkları sorunlardan sadece biridir. Ayşe ve ailesinin yaşadığı en önemli sıkıntılardan bir diğeri de ekonomik sıkıntılardır. Aslında romanın temel unsuru olan göçün yaşanmasının nedeni de bu sıkıntılardır. Nevin Akkaya ve Hilal Ateş (2011: 33-34), yayımlamış oldukları bir bildiride bu romanda yer alan iç ve dış göç olgusunun işlenişine dikkat çekmişler ve romanda göçle ilgili yer alan sorunları şu başlıklar altında toplamışlardır: “Ekonomik Sorunlar, İletişim Sorunları, Sağlık Sorunları, Barınma Sorunları, Eğitimle İlgili Sorunlar, Dış Göç Sorunu ve Sosyal-Kültürel Sorunlar”. Bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere Ayşe’nin Günleri isimli roman, iç ve dış göç olgusu etrafında pek çok sorunu gerçekçi bir dille dile getiren önemli bir romandır.

Gülsüm Cengiz’in çocuk edebiyatı alanında vermiş olduğu bir diğer önemli eseri Andersen Masalcılar Masalcısı isimli kitabıdır. Bu kitap, Andersen’in bütün yaşam hikâyesini anlatan, biyografi niteliği taşıyan bir eserdir. Eserin bir başka önemli özelliği Andersen’in yaşadığı dönemin özelliklerinin ansiklopedik bilgilerle ve resimlerle anlatılmış olmasıdır. Biyografinin çocuk edebiyatındaki eğitici rolü dikkate alındığında bu kitabın da çocuk kitapları arasında önemli bir yerde durduğu ortaya çıkmaktadır. Biyografinin çocuk edebiyatındaki eğitici rolünün önemi üzerine Alemdar Yalçın ve Gıyasettin Aytaş (2008: 177)’ın yapmış oldukları şu tespit dikkat çekicidir:

“Biyografinin çocuk edebiyatında çok önemli bir eğitici rolü bulunmaktadır. Çocukların genellikle zaman kavramı konusunda tam oluşmamış düşüncelere sahip oldukları bilinmektedir. Bu yüzden kendilerine ait ileriye doğru yaşayışlarını yönlendirmede ciddi sıkıntı çekerler. Biyografilerle çocukların toplum tarafından başarılı kabul edilen kişilerle ilgili olarak edinecekleri bilgiler, kendi hayatlarına yön vermede önemli yarar sağlayacaktır. Özellikle çocukların sorgulama çağına geldikleri kabul edilen temel eğitim dördüncü ve beşinci sınıflardan başlayarak başarıya ulaşmış insanların hayatlarını merak ettiklerini, onlarla duygusal bir özdeşleşmeye girdiklerini görmekteyiz. ”

Yalçın ve Aytaş (2008)’ın tespitlerinden yola çıkarak yapıta bakıldığında; Andersen Masalcılar Masalcısı isimli yapıtta yazarın bu kahramanla ilgili doğru bilgilere yer vermesi, Andersen’in hayatının anlatılmaya başlandığı sayfadan itibaren kitabın sol kısmındaki sayfalarda onun hayatına paralel olarak dönemle ilgili ansiklopedik bilgi ve resimlere yer vermesi önemli bir unsurdur. Bu hikâye, çocukların hayatlarına yön verme noktasında önemseyebilecekleri ve dikkate alabilecekleri ayrıca kendileriyle özdeşleştirebilecekleri biyografik bir kahramanın yer aldığı önemli bir eserdir.

Gülsüm Cengiz’in çocuk kitaplarına bakıldığında dikkat çeken bir başka unsur da bu eserlerin dil özellikleri açısından da çocuğa göre olmalarıdır. Çocuk kitaplarının sadece içerik ya da görsel açıdan değil, dil özellikleri açısından da çocuğa göre olması gerektiği bugün çocuk edebiyatı ile ilgili yazılmış pek çok kitapta dile getirilen bir noktadır. Bu nedenle Sedat Sever, Alemdar Yalçın, Gıyasettin Aytaş, Alev Sınar, İbrahim Kıbrıs, Tacettin Şimşek ve çocuk edebiyatının ne olduğuna dair eser yayımlayan daha pek çok yazar, bu konuda tespitlerde bulunmuşlardır. Bu yazarların görüşlerinden yola çıkarak çocuk kitaplarında bulunması gereken dil özellikleri şu şekilde sınıflandırılabilir:

Çocuk kitaplarında anlatım sade, akıcı, açık olmalı ve bu kitaplarda çocuğun günlük hayatta kullanmadığı kelimelere yer verilmemelidir (Yalçın ve Aytaş, 2008: 17).

Çocuk yayınlarında yazarlar cümle ve paragraflarını kurarken, kelime ve deyimlerini seçerlerken hitap ettikleri küçük okurlarının okuma yeteneklerini, kavrama güçlerini ve kelime dağarcıklarını göz önünde tutmalıdırlar (Sınar, 2007: 84).

Çocuk kitaplarında Türkçenin doğru ve iyi kullanılmasına özen gösterilmelidir (Şimşek, 2005: 30).

Çocuk kitaplarında, konuşma dili ölçüt alınmalı, yapıtın diliyle konuşma dili arasında bir uçurum olmamalıdır (Kıbrıs, 2006: 27).

Gülsüm Cengiz’in çocuk kitapları yukarıda bahsedilen dil özellikleri açısından çocuğa göre olmaları bakımından da önemlidir. Bu eserler, hitap ettikleri yaş gurubunun dil seviyesine uygun olarak yazılmış, eserlerde konuşma dili kullanılmış, ayrıca Türkçenin doğru kullanımına özen gösterilmiştir. Bu noktada, Cengiz’in eserlerinin dil özelliklerinin hitap ettikleri yaş gurubuna göre olduğunu göstermek amacıyla Talat Aytan ve Nail Güney’in yayımlamış oldukları bir bildiriden örnek vermek yerinde olacaktır. Aytan ve Güney, Cengiz’in Tomurcuk Kitaplar ve Tırtıl Kitaplar dizilerini mecazlı ifadeler açısından değerlendirmişler ve şu sonuca varmışlardır:

Gülsüm Cengiz’in yedi yaş gurubuna yönelik Tırtıl Kitaplar dizisinde mecazlı ifadeler, yirmi beş iken 11-12 yaş gurubuna yönelik Tomurcuk Kitaplar dizisinde mecazlı ifadeler iki yüz beşe ulaşmıştır. Yedi yaş gurubundaki çocuklar somut anlam dönemindedir. Sözcükleri gerçek anlamları üzerinde kavramaya çalışırlar. Bu bağlamda Cengiz’in bu dönem çocuklarına hitap eden eserlerinde -Tırtıl Kitaplarda- mecazlı ifadelerin seyrek olması dikkat çekmektedir. 11-12 yaşlarındaki çocuklar soyut düşünebilmekte, sözcüklerin mecaz ve yan anlamlarını kavrayabilmektedir. Cengiz’in bu dönem çocuklarına yönelik olarak yazdığı Tomurcuk Kitaplar dizisinde mecazlı ifadeler iki yüzün üzerine çıkmıştır. Her iki dizide de yer alan mecazlar, metnin bağlamından hareketle anlaşılacak düzeydedir. ” (Aytan ve Güney, 2011: 58).

Yazarın Türkçenin doğru kullanımı ile ilgili duyarlılığı sadece eserlerini yazarken dikkat ettiği bir duyarlılık değil, bazı eserlerinde bizzat verilen bir mesajdır. Kayıp Sözcükler isimli öykü, dilimizde bazı sözcüklerin zamanla kaybolmasının ve dilde yabancılaşma ile ilgili mesajların yer aldığı bir eserdir. Doğan Aksan’ın sözcük ölümü olarak adlandırdığı bu durum, Kayıp Sözcüklerde baştan sona işlenen bir konudur. Aksan’ın bu durum ile ilgili tespitleri şöyledir: “Her dilin söz varlığını oluşturan sözcüklerden büyük bir bölümünün zamanla, dil içi ve dil dışı çeşitli etkenlerle yitirildiği, unutulduğu görülür. (...) Dilde sözcük ölümü adını verdiğimiz bu olayın bizce en başta gelen nedeni, dolayısıyla sözcük ölümünün en sık rastlanan türü, sözcüğün gösterdiği nesnenin, toplumun ve bireyin yaşamında artık yeri kalmaması, tanınmaz olmasıdır. Her toplumda kimi araç ve gereçlerin, giysilerin, sanların, yönetime ilişkin kavramların, geleneklerin unutulması, bunlara bağlı olarak sözcüklerin yitirilmesine yol açmıştır” (Aksan, 1982: 24-25).

Aksan’ın tespitleri ile birebir paralellik gösteren Kayıp Sözcükler isimli öykünün konusu kısaca şöyledir: Öykünün başkahramanları Sevgi, Duygu, Onur ve Umut isimli dört çocuk, altıncı sınıfa gelmelerine rağmen hiç kütüphaneye gitmemişlerdir. Her yönüyle diğer öğretmenlerden farklı olan Türkçe öğretmenleri onları kütüphaneye yönlendirir. Türkçe öğretmenleri, Sevgi, Duygu, Onur ve Umut’a kütüphaneye giderek adlarının anlamlarını bulmalarını ödev olarak vermiştir. Çocuklar bu ödevi yapabilmek için şehrin merkezindeki eski taş binadan oluşan kütüphaneye gelirler. Kütüphane görevlisi onlara uymaları gereken kuralları anlatır. Çocuklar, sözlükleri ellerine aldıklarında bazı sözcüklerin silinmekte olduğunu fark ederler ve sözlüklerin büyülü olduğuna inanırlar. Bu durumu kütüphane görevlisine iletirler.

Kütüphane görevlisi başta onlara inanmasa da daha sonra kendisi de durumu fark eder ve bu durumu müdürüne iletir. Müdür, durumu belediye başkanına ilettiğinde bu durum, bütün şehirde konuşulan bir olay haline gelmiştir. Belediye başkanı olanları öğrendikten sonra suçlunun Türkçe öğretmeni olduğuna karar verir ve onu huzuruna çağırır. Türkçe öğretmeni toplantıya şehirde bulunan değerli bir yazarın katılmasını da ister. Eserdeki yazarın evi, duruşu, Türkçeyi doğru kullanma konusundaki duyarlılığı, belediye binasına giderken gördüğü yabancı kelimelerin yer aldığı tabelalar karşısında duyduğu üzüntü ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Uzun bir süredir evinden çıkmayan yazar, gördüğü manzara karşısında kendini yabancı bir ülkedeymiş gibi hissetmiş ve yalnızlık ile yabancılaşma duygusuna kapılmıştır.

Belediye meclisindeki toplantıda sözlükten sözcüklerin neden silindiği konusu tartışılır ve bu tartışmanın sonunda yazarın teklifi ile bir çözüm yolu bulunur. Yazar, dilimizin yaşaması için güneşin doğduğu taraftaki eski bir uygarlıktan kalan bir bölgeye gidip burada bulunan yüksek dağların başındaki bir mağaradan, binlerce yıl önce yazılmış taştan tabletlerden oluşan büyük bir sözlükten kayıp sözcüklerin bulunması gerektiğini söyler. Bu işi de gönüllü kişiler yapacaktır. Bu yolculuk tehlikeli bir yolculuk olduğu halde Sevgi, Umut, Onur, Duygu, Türkçe öğretmeni ve onların akrabaları bu yolculuğa çıkmaya gönüllü olurlar. Gemi ile yolculuğa çıkılır ve bu yolculuk boyunca yaşanan durumlara paralel olarak sözlükteki bazı kayıp kelimeler yavaş yavaş yerlerini almaya başlarlar. Bu kelimelerden bazıları, “imece, gönüllü, özveri, dayanışma” gibi gurubun o anda bulundukları durumu yansıtan kelimelerdir. Öykünün sonunda, kayıp sözcüklerin sözlükteki yerlerini alabilmeleri için o sözcüklerin yaşamdaki karşılığı olan yaşama biçiminin yeniden yaşanması gerektiği anlaşılır. Sonuç olarak bu öyküden şu mesaj çıkmaktadır ki; sözcükler yaşamımızda var oldukları sürece sözlükteki yerlerini koruyacaklardır ve dilimiz yaşadığı ölçüde biz de var olacağızdır (Cengiz, 2010). Öykünün konusundan anlaşılacağı üzere Cengiz’in bu öyküsü, tam da Aksan’ın bahsettiği sözcük ölümünün nedenlerini ve çözümleri ile dile getiren, çocuklarda dilimizin doğru kullanımı ile ilgili bir bilinç geliştirmeyi amaçlayan önemli bir eserdir.

Cengiz’in çocuk kitaplarının içerik ve dil özellikleriyle çocuğa göre olmalarının yanı sıra görsel açıdan da çocuğa göre oldukları söylenebilir. Çocuk kitaplarının her yönüyle bir bütün olduğu düşünülürse nitelikli bir çocuk yapıtında görsel özelliklerin de çocuğun ilgi ve beğenilerine cevap verebilecek özellikte olması gerekir. Kader ve Ziya Sürmeli (2011: 296), Cengiz’in bazı eserlerini görsel tasarım ilkeleri açsısından incelemişler ve şu sonuca varmışlardır: “Kitaplardaki resimlemeler yalın, anlaşılır ve içerikle uyumludur. Resimlemelerde, grafik tasarım ilkelerine ve hedef kitlenin düzeyine uygun bir görsel dil kullanıldığı görülmüştür. Resimlemelerdeki karakterlerin tüm sayfalarda ve kapaklarda tutarlılık göstermesi, tasarımda devamlılık ve bütünlük ilkeleri açısından önemlidir. (...) Tipografik tasarım açısından incelendiğinde, seçilen yazı karakteri ve büyüklüğünün, hedef kitlenin düzeyine uygun olduğu görülmüştür. Metin bloklama biçimlerinden sola blok uygulamanın tercih edilmesi, yazının okunabilirliği açısından önemlidir.”.

Gülsüm Cengiz’in eserlerine genel olarak bakıldığında bu eserlerin çocuğa göre olmalarının yanı sıra eserlerde çocuklarda çevre duyarlılığı oluşturma gibi bazı değerlerin aktarılmaya çalışıldığı görülür. Çocuk kitaplarının eğitici rolünü her zaman göz önünde bulundurarak eser veren yazarın yapıtlarında, çocuklarda çevreyi koruma bilincini geliştirmek için çevre duyarlılığı ile ilgili mesajlara sıkça yer verilmiştir. Cengiz’in Tomurcuk Kitaplar dizisinde yer alan öykülerinden bazıları isimleriyle bile bu noktada dikkat çekmektedir. Örneğin Doğanın ÖfkesiBaşak’ın Çevre GünlüğüKente Gelen Çam Ağacı, Arıile Papatya gibi. Bu eserlerde yer alan bazı ifadelerden yola çıkılırsa yazarın öykülerini yazarken çevre duyarlılığına verdiği önem daha iyi anlaşılacaktır.

Doğanın Öfkesi isimli öyküde Zeynep, denizin ortasındaki manzara ile kıyıdaki manzarayı şu şekilde karşılaştırır: “Deniz kıyıda mavi değildi. Kirli, koyu bir rengi vardı. Üstünü yağ, mozot birikintileri kaplamıştı. Kıyıdaki mısır koçanları, tahta sandıklar ve sebzeler, mozota bulanmış bir şekilde yüzüp duruyorlardı. Denizden pis bir koku geliyordu” (Cengiz, 2008: 5).

Bir gecelik yılbaşı eğlencesi için çamların kullanılıp bir kenara atılmasının anlatıldığı Kente Gelen Çam Ağacı adlı öyküde ise Ali’nin bahçelerindeki fidanı yaşatma çabası şu şekilde anlatılmıştır: “Ali, her sabah uyanır uyanmaz bahçeye fırlayıp fidanına bakıyordu. Dallarını okşayıp toprağını kabartıyor, gübreliyordu. Onu suladıktan sonra da sevgiyle fısıldıyordu. Yaşayacaksın! Yaşamalısın!..” (Cengiz, 2008: 46).

Başak’ın Çevre Günlüğü’nde ise Başak, okula giderken trafik kurallarına uyar, pet şişe toplama kampanyasına öncülük eder ve çevre konulu yarışmaya katılıp ödül alır. Başak ve ailesi kapalı yerlerde sigara içmenin yanlış olduğunun farkındadırlar ve bu nedenle Başak’ın babası sigara içmek için vapurun dışına çıkar. Sokağa tükürmenin yanlışlığı ise öyküde şu şekilde yer almıştır: “ Adamın tükürüğü kuruyup yerdeki tozlara karışacak. Rüzgârbu tozları havalandırınca da insanların, çocukların ağzına burnuna dolacak" (Cengiz, 2008: 6). Ancak yukarıda da bahsedildiği gibi bu durum, Cengiz’in sadece isimleriyle dikkat çeken eserleriyle kalmamış çocuk edebiyatı alanına giren hemen hemen bütün kitaplarında verilen en önemli mesajlardan biri olmuştur.

Cengiz’in Sihirli Ellerin Öyküleri dizisinde yer alan İpek Giysi isimli öyküde, bir okul gösterisi için ipek giysi giyecek olan küçük bir kızın ipek giysilerin nasıl yapıldığına dair gördüğü bir rüya sonucu artık ipek giysi giymek istememesi anlatılmıştır. Öyle ki ipek giysi yapımı için ipek böcekleri kozalarında boğulmaktadır ve bu nedenle kelebek olamadan ölmektedirler: “Şaşırıp üzülen yalnızca çocuk değildi. Küçük Kelebek Kız da duyduklarından büyük bir üzüntüye kapılmıştı. Yani, binlerce ipek böceği, bir ipekli giysi için mi boğuluyordu?” fi pek Giysi, 2007: 37). Rüyasında bunu öğrenen küçük kız çok etkilenir ve çok sevdiği ipek giysisini artık giymek istemez hatta bunun için yıl boyunca hazırlandığı gösteriye gitmekten bile vazgeçmiştir.

Cengiz’in çocuk kitaplarına bakıp çevre duyarlılığının işlenişi ile ilgili pek çok örnek vermek mümkündür. Bu durum da yazarın eserlerini oluştururken çocuklarda çevre bilinci oluşturmaya verdiği önemi göstermektedir.

Sonuç

Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür ki; Cengiz’in eserlerinin baştan beri söylenen genel özellikleri ve bazı eserlerinin tek tek incelendiğinde ortaya çıkan sonuçlar, her açıdan yazarın çocuk edebiyatımızdaki yeri ve önemini ortaya koymaktadır. Onun yapıtları önemlidir çünkü onun yapıtlarında şiddet unsurları yoktur. Onun eserleri, farklı yaş guruplarına hitap eden, farklı konuların yer aldığı eserlerdir. Yapıtları, eğitici-öğretici, bilimsel olmayan mistik konulardan uzaktır. Ayrıca yazarın yapıtları, dil özellikleri, içerik ve görsel açıdan çocuğa göre, bazı sorunları çocukların anlayabileceği bir dille anlatır ve bundan dolayı çocuklarda toplumsal bilinç uyandırır mahiyettedir. Bu konuda Ayşe’nin Günleri isimli roman güzel bir örnektir. Onun eserleri, tıpkı Andersen Masalcılar Masalcısı isimli yapıtta olduğu gibi çocukların kendileriyle özdeşleşebilecekleri doğru kahramanların yer aldığı eserlerdir. Ayrıca yazarın yapıtları, Türkçeyi doğru kullanma ve yaşatma, çevre bilinci oluşturma gibi kaygılarla yazılmış yapıtlardır. Türkçeyi doğru kullanma ve yaşatma konusunda Kayıp Sözcükler, çevre bilinci oluşturma konusunda ise Doğanın Öfkesi, Başak’ın Çevre Günlüğü Kente Gelen Çam Ağacı gibi birçok eser, örnek verilebilir.

Bu tespitleri çoğaltmak mümkündür. İşte tüm bu ve buna benzer özelliklerden dolayı onun eserleri, anne babaların çocuklarına gönül rahatlığı ile alıp, onları okumaya yönlendirebilecekleri eserlerdir. Öğrendikleri her kahramanla özdeşleşmeyi alışkanlık haline getiren çocuklar için onun kahramanları gerçekçi ve ideal kahramanlardır. Bütün bu sayılan ve bahsedilen özellikleri çocuk öykü-roman ve oyunlarında uygulayabildiği için de Gülsüm Cengiz, çocuk edebiyatımızda önemli bir yerde durmaktadır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Akkaya, N., Ateş H. (2011) “Gülsüm Cengiz’in Ayşe’nin Günleri Adlı Romanında Göç Olgusu”. Çocuk ve Gençlik Yazınında Gülsüm Cengiz Sempozyumu. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.

Aksan, Doğan (1982) Her Yönüyle Dil-3. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayını.

Aytan, T. ve Güney, N. (2011) “Gülsüm Cengiz’in Eserlerinde Çocuk Edebiyatı Kaynakları: Mecazlı Söyleyişler” Çocuk ve Gençlik Yazınında Gülsüm Cengiz Sempozyumu. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.

Cengiz, Gülsüm (2009) Ayşe’nin Günleri. Ankara: Evrensel Basım Yayını.

Cengiz, Gülsüm (2008) Başak’ın Çevre Günlüğü. İstanbul: Say Yayıncılık.

Cengiz, Gülsüm (2005) Demokratik Eğitim Kurultayı. Ankara: Eğitim-Sen Yayınları.

Cengiz, Gülsüm (2008) Doğanın Öfkesi. İstanbul: Say Yayıncılık.

Ceyhan, Duygu (2009) “Çocuk ve Kitapta Ötekileşme”. Evrensel Gazetesi.

[Çevrimiçi] : www.evrensel.net/v2/haber.php?haber_id=43717 adresinden 7 Temmuz 2011 tarihinde indirilmiştir.

Cengiz, Gülsüm (2009) Kayıp Sözcükler. İstanbul: Say Yayınları.

Cengiz Gülsüm (2008) Kente Gelen Çam Ağacı. İstanbul: Say Yayıncılık.

Kıbrıs, İbrahim (2006) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Tekağaç Eylül Yayınları.

Sınar, Alev (2007) Çocuk Edebiyatı. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.

Sürmeli K., Sürmeli Z. (2011) “Gülsüm Cengiz’in ‘Küçük Uğurböceği’, Sanatçı Köstebek’, ‘İki Küçük Kurbağa’ Adlı Kitaplarının Görsel Tasarım İlkeleri Açsısından İncelenmesi”. Çocuk ve Gençlik Yazınında Gülsüm Cengiz Sempozyumu, İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.

Şimşek, Tecettin (2005) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Rengarenk Yayınları.

Yalçın, A., Aytaş, G. (2008) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları.

Yurttaş, Hüseyin (1995) “Çocuk ve Kitap”, Varlık Aylık Edebiyat ve Sanat Dergisi, 3.

Comments powered by CComment

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...