Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Bunu okudun 0%

omer seyfettin 210515Ülkemizde Türkçe öğretiminde, çoğunlukla eğitim - öğretim materyali olarak metinler kullanılmaktadır. İlköğretim 1.-8. sınıflar için kullanılan metinlerse çocuk edebiyatının seçkin ürünlerinden derlenmektedir. Çocuk edebiyatı ürünleri, 2-14 yaş çocuklarının hayali duygu ve düşüncelerine yönelik sözlü ve yazılı tüm eserleri içine alır; ayrıca bu eserler dilin sistematik yapısının ve estetik algının önemli ölçüde sunulduğu metinlerdir. Bu özelliğinden dolayı anadili öğretiminin yapıldığı Türkçe derslerinde, çocuk edebiyatı ürünleri temel materyal olma özelliğine sahiptir. Öğrenciler bu metinler aracılığıyla anadillerini zevkle okur, yazar, dinler ve konuşur hâle gelirler. Günümüzde teknoloji alanında yaşanan hızlı değişim ve gelişim beraberinde çocuk edebiyatı ürünlerinin, teknolojik ortamlardan faydalanarak öğrencinin dil ediniminde kullanılmasını getirmiştir.

Çocuk edebiyatı denilince akla ilk gelen isimlerden biri olan Ömer Seyfettin, özellikle öyküleriyle bu alana çok büyük katkılar sağlamıştır. Bu açıdan bakıldığında Ömer Seyfettin öykülerinin hem çocuk için hem de çocuğa göre yazılmış olmasının önemli bir etken olduğu söylenebilir. Çocuğa göre yazılmış olması demek, onun dilinin saf Türkçe olması ve öykülerinin konu olarak çocuk algısına yakın olması anlamına gelir. Çocuk söz konusu olunca metinde bulunan ve birebir söylenmeyen örtülü ifadelerden söz etmek kaçınılmazdır. Bu anlamda Ömer Seyfettin öykülerinin barındırdığı örtük yapıların tespit edilmesi elzemdir.

Örtük yapıları anlamak için metnin bünyesinde barındırdığı yüzeysel ve derin yapının bilinmesi gereklidir. Nitekim örtük yapılar, metnin çoğu zaman derin yapısında olup bazen de yüzeysel yapısında görülen öğeleridir. Yüzeysel yapı için "somut yapı", derin yapı için de "soyut yapı" kavramlarını kullanılır. Okurun zihninde uyanan çağrışım ve göndermelerin, yatay ve dikey birleşmesinden (kombinezonundan) yüzey yapı meydana gelir. Metnin yüzey yapısındaki herhangi bir cümle, yatay ve dikey olarak ortak özelliklerin kesiştiği noktada oluşturulur. Yani, görünen cümle ile görünmeyen ancak bilinen anlamlar arasında bir ilişki kurulur. Bu ilişki sonucunda, görünmeyen kavram ve ifadelerin anlamını da içeren ve metinde görebileceğimiz bir cümleye ulaşılır. İşte bu cümle, yüzey yapıda yer alan cümledir. Bu cümlenin anlamlandırılması için, görünmeyen kavram ve ifadelere (derin yapıya) ihtiyaç vardır. Derin yapı, metnin anlamlandırılmasında, o metinde bulunmayan kavram, terim, ifade ve cümlelerin kullanılmasını zorunlu kılar. Cümle ötesi (bir anlamda metin ötesi) bir alanı işaret eden derin yapı, "söylenen"den, "söylenmek istenenin çıkarılması" sürecini de kapsar. Metindeki bazı ipuçları yoluyla söylenmek istenene ulaşan dikkatli okur, daha önceden sahip olduğu art alan bilgisiyle metnin her unsurunun işlevini bulur. Yüzey yapıdaki her kavram, terim, ifade ve cümleden yola çıkarak, derin yapıya nüfuz eder. Bu arada pek çok bağlantı yakalar. Metin, çağrışım ve göndermeler yoluyla bu işlemi yapmasını sağlayan bir araçtır yalnızca (Sağlık, 2002).

Bir anlatıyı anlamak, yalnızca bir öykünün çözülüşünü izlemek değil, aynı zamanda bu anlatıda katların bulunduğunu görmek, anlatı çizgisindeki "yatay" eklemlenişleri, örtük dikey bir eksene yansıtmaktır. Bir anlatıyı okumak (dinlemek) bir sözcükten öbürüne geçmek değil, bir düzeyden öbürüne geçmektir. Yazınsal metinler alıcıya bir şeyi esinleme, onda bir şeyi çağrıştırma gücüne sahiptir. Ancak yazınsal metinlerde bildirinin tüm yanları çok açık ve kesin bir biçimde ortaya konmaz. Aktarılan bildirinin belirli kısımlarının okuyucu tarafından doldurulması gereklidir. Bu doldurma bir yanıyla okuyucunun daha önceden getirdiği bilgi birikimi, ansiklopedik bilgi, diğer okumalarla kazandığı deneyimlerle olacaktır. Bunlara kısaca çıkarım ve sezdirim olarak deyinmekte fayda vardır:

Çıkarım, önermelerden hareket ederek bir sonuca varmaya denir. Çıkarım, en başta bir akıl yürütme işidir. Metin içinde açık olarak belirtilen bir bilgiden ya da okurun kültürel ve ansiklopedik olarak bildiği varsayılan bir bilgiden yola çıkarak, söylenmemiş yeni bir bilgiyi çıkarma işidir. Yazar, okuyucusunun sahip olduğunu varsaydığı bilgiler için ayrıntıya girmez. Bu bilgiler, gerektiğinde kullanılmak üzere okuyucunun belleğinde bulunan bilgilerdir (İşsever, 1995: 23-25).

Çıkarımlar yaş, kültür düzeyi, cinsiyet, eğitim, ruhsal durum gibi bireysel yanlarla ilgili olabileceği gibi, toplumsal yönlerle de ilgilidir. Çıkarımda bulunabilmek için verici ile alıcının dil ya da bağlama yönelik olarak aynı ya da benzer tutumları sergilemesi, eşit ya da eşite yakın bir bilgi birikimine sahip olması gerekir (Günay, 2003: 71-72).

Sezdirim, yazar tarafından yapılan bir dil kullanma becerisidir. Vericinin metinde açık olarak belirtmediği, ama dolaylı olarak çıkarılmasını istediği bilgileri kapsar. Sezdirim kavramı, kısaca belirtilecek olursa, dil kullanıcılarının gerçekte söyledikleri şeylerden daha fazlasını anlatabilmeleriyle ilgilidir. Yani, bir konuşma sezdirimi (conversational implicature), dilsel ifadelerin uzlaşımsal anlamlarından daha fazlasının anlatılabilmesini sağlamaktadır.

Sezdirim, bir bağlam ya da sözceleme durumunda verilen bilgilerden çıkarım yoluyla ulaşılabilecek bir bilgiyi belirtir. Sezdirimler, tümcenin var olan yapısı içinde anlamsal ya da mantıksal akıl yürütme ile kazanılacak ek bilgileri içerir. Anlatı açısından her şeyi yüzeysel yapıda belirtmemek için yazar çoğunlukla bazı şeyleri sezdirir. Bir durumu, olayı doğrudan değil de dolaylı yollardan söyleyen yazar, sözcükleri tutumlu kullanmış olabilir (Günay; 2003: 70).

Örtük yapılar içerisinde gösterilen sezdirim ve çıkarım kullanımları bazı noktalarda oldukça benzer özellikler göstermektedir. Gerçekte bunların hepsi, bir bütün biçiminde birlikte işleyen bir mekanizma olarak algılanmalıdır. Çünkü bu kavramların hepsi hem kullanım hem de anlam olarak bir konuşucunun gerçekte ifade ettiği şeyden daha fazlasını anlatmasını sağlamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda yeri geldikçe değineceğimiz bu kavramları, bu şekilde birbiriyle yakından ilişkili kavramlar olarak kabul etmeliyiz.

Hangi türde olursa olsun bir yazar eserini oluştururken dilsel yapılardan sonuna kadar yaralanmayı ister. Oluşturulan her tümce, tümceleri oluşturan her sözcük, metinde kullanılan anlamının dışında da anlamlar ifade eder. Her yazarın az sözle çok şey anlatma isteği vardır. İşte bu durumun gerçekleştirilmesi örtük yapılar sayesinde gerçekleşir. Eserdeki derin yapıyı keşfeden okuyucu, örtük yapının sırrına ermiş demektir. Çünkü edebiyatta metin tam olarak tamamlanmaz, yazar bilerek veya bilmeyerek metinde boşluklar bırakır, okuyucunun bu boşlukları tamamlaması gerekir. Bu yolla okuyucu okurken, pasif konumdan çıkar, aktif olur.

Araştırmanın Amacı

Bu çalışmada Ömer Seyfettin öykülerinin barındırdığı örtük yapıların tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Ömer Seyfettin öykülerinde yer alan örtük yapıların ortaya çıkarılması, çocukların öyküleri okurken ilgili ifadelerin ardında yer alan örtük anlamları görebilmesini sağlamak açısından alanyazına katkı sağlayacaktır.

Çalışmada Ömer Seyfettin öykülerinden seçilen ve özellikle tarihsel süreçte Türkçe ders kitaplarında yer almış olmasına dikkat edilen üç öykü ele alınmıştır.

Araştırmanın Yöntemi

Araştırma verileri, nitel araştırma veri toplama yöntemlerinden, doküman incelemesi tekniği kullanılarak toplanmıştır. Doküman incelemesi, araştırılması hedeflenen olgu ya da olgular hakkında bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsamaktadır (Yıldırım ve Şimşek, 2005: 187).

Bulgular ve Yorum

Bu bölümde Ömer Seyfettin’e ait öykülerden Kaşağı, Forsa ve Pembe İncili Kaftan’ın barındırdığı örtük yapılara yönelik değerlendirmeler sonucunda ulaşılan bulgulara yer verilmiştir.

Kaşağı

Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. ... Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. (Çıkarım)

Annem, İstanbul'a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan'la artık Dadaruh'un yanından hiç ayrılmıyorduk. (Çıkarım)

‘Dadaruh, tımarı ben yapacağım.’ derdim.

Yapamazsın.

Niçin?

Daha küçüksün de ondan... (Çıkarım)

Ben bir gün yalnız başıma kaldım. (Yanında genelde birileri vardır.) (Sezdirim)

Annemin bir hafta önce İstanbul'dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. (İstanbul’dan hediye gelmiştir.) (Sezdirim)

Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. (Çıkarım)

Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar, öteye beriye bakardı. .Babam çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü. (O sabah da ahıra gitmiştir.) (Sezdirim)

Dadaruh.babamın seyisi, yaşlı bir adamdı.Hasan evde hizmetçimiz Pervin'le kalmıştı.Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh'u ağlarken gördük. (Zengin bir aile.) (Çıkarım)

Gölgeli yoldan eve doğru koştum. (Ağaçlı bir yoldur, ağaçlar gölge yapmıştır.) (Sezdirim)

Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı.(Çıkarım)

Hasan evde hapsedilmişti. .Hasan'a ahır hâlâ yasaktı. (Ceza uzun sürmüştür.) (Çıkarım)

Kasabaya at gönderildi. Doktor geldi. (Ulaşım için at kullanılmaktadır.) (Sezdirim)

Geceleri yatakta atların ne yaptıklarını tayların büyüyüp büyümediğini bana sorardı. (Hasan atları ve ahırı çok özlemiştir.) (Sezdirim)

Doktor geldi. "Kuşpalazı" dedi. Çiftlikteki köylü kadınlar eve üşüştüler. Birtakım tekir kuşlar getiriyorlar, kesip kardeşimin boynuna sarıyorlardı. (Doktor olmasına rağmen halk hekimliği uygulamaları yapılmaktadır.) (Çıkarım)

hastalandığından beri Pervin'in yanında yatıyordum. (Daha önce başka bir yerde yatmaktadır.) (Çıkarım)

Ben Hasan'ın yanına gideceğim, dedim. .Babama bir şey söyleyeceğim. (Baba Hasan’ın yanındadır.) (Çıkarım)

Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. ..Zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. (Hasan’ın öleceği içine doğmuştur.) (Sezdirim)

Forsa

Akdeniz'in, kahramanlık yuvası sonsuz ufuklarına bakan küçük tepe, minimini bir çiçek ormanı gibiydi. (Akdeniz çok sayıda savaşa sahne olmuştur.) (Sezdirim)

Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki harabe vadiye kadar iniyordu. (Akdeniz mimarisinde çok önemli bir yere sahip olan beyaz taşlar ifade edilmiştir.) (Sezdirim)

Bağın ortasındaki yıkık kulübenin kapısız girişinden bir ihtiyar çıktı. Saçı sakalı bembeyazdı. Kamburunu düzeltmek istiyormuş gibi gerindi. Elleri, ayakları titriyordu. (İhtiyarlık belirtileri tarif edilmiştir.) (Çıkarım)

Sırtında yırtık bir çuval vardı. Çıplak ayakları topraktan yoğrulmuş gibiydi. Zayıf kolları kirli tunç rengindeydi. (Uzun yıllardır bu yerde yaşam sürmektedir.) (Çıkarım)

Hep güneşin doğduğu yanı sol ilerisine alır, gözlerini kıbleye çevirir, beş vakit namazı gizli işaretle yerine getirirdi.(Kıbleyi tespit etmek için güneşin yönünü kullanmaktadır.)(Gizli işaretle namaz kılması, namaz kılmasına izin verilmediğini gösterir.) (Sezdirim)

Padişah bile onu, saraya çağırtmıştı. Serüvenlerini dinlemişti. (Padişahın dikkatini çeken yetenekli bir denizcidir.) (Çıkarım)

Çünkü o, Hızır Aleyhisselâm'ın gittiği diyarları dolaşmıştı. (Hızır sıradan insanların gidip kolaylıkla gezemeyeceği yerlere kolayca gidebilecek, olağanüstü bir özelliğe sahiptir.) (Sezdirim)

Öyle denizlere gitmişti ki, üzerinde dağlardan, adalardan büyük buz parçaları yüzüyordu. ...Altı ay gündüz, altı ay gece olurdu. (Kutup bölgeleri.) (Çıkarım)

Karısını, işte bu, yılı bir büyük günle bir büyük geceden oluşan başka dünyadan almıştı.(Denizcinin eşi Türk değildir, kutup bölgelerine yakın ülkelerden birindendir.) (Çıkarım)

Ama işte, eskiden beri gördüğü rüyaları yine görmeye başlamıştı. Kırk yıllık bir rüya... Türklerin, Türk gemilerinin gelişi... (Özlemle kurtulmayı beklemiştir.) (Çıkarım)

Kırk yıldır dövüşü özledim. (40 yıldır hiçbir savaşa katılmamıştır.) (Sezdirim)

Pembe İncili Kaftan

‘Yürekli bir adam gerekli, paşalar...’ dedi. Biz onun sırmalara, altınlara, elmaslara boğarak gönderdiği elçisine padişahımızın elini öptürmedik, ancak dizini öpmesine izin verdik. Kuşkusuz o da karşılıkta bulunmaya kalkacak. (İran şahı padişaha zengin, heybetli bir elçi göndermiştir.) (Sezdirim)

O halde bizden elçi gidecek adamın çok yürekli olması gerek! Öyle bir adam ki, ölümden korkmasın. Devletinin şanına dokunacak hareketlere karşı koysun. Ölüm korkusuyla, uğrayacağı hakaretlere boyun eğmesin...(Bizden gidecek elçinin zenginlik yanında korkusuz olması, devletin yenilmezliğini temsil edecektir.) (Çıkarım)

Şehzadeliğini ata binmekten, cirit oynamaktan, silah kullanmaktan çok, kitapla geçiren bilge Bayezid'in yaradılışı son derece uysaldı. Yalnız şiiri, bilgeliği, tasavvufu sever; savaştan, mücadeleden nefret ederdi. (Osmanlı padişahı Beyazid’in kişilik özellikleri.) (Çıkarım)

Geçtiği yerlerde dikili ağaç bırakmayan, babasıyla büyükbabası Cüneyd'in öcünü aldığı için delice bir gurura kapılan bu kudurmuş şah, akla gelmedik canavarlıklarla sağına soluna saldırıyordu. Kendine sığınanları bile, çağırdığı şölende, yemekmiş gibi kaynattırdığı büyük kazanlara atıp söğüş yapan, yendiği Özbek padişahının kafatasıyla şarap içen bir acımasız şah, dünyada gerçekten eşi görülmemiş bir kıyıcıydı. (Şah İsmail’in kişilik özellikleri.) (Çıkarım)

Biraz zengindir. Vaktini okumakla geçirir. Tanımazsınız efendim. Hiç büyüklerle ahbaplık etmez. Büyük mevkiler istemez. ... Dünyaya minneti yoktur. Şahla dilenci, gözünde birdir. palabıyıklı, iri, levent, şen bir adam girdi. İnce siyah kaşlarının altında iri gözleri parlıyordu. Böyle göğsü ileride, kabarık, başı yukarı kalkık bir adamı ömründe ilk defa görüyordu (Muhsin Çelebi’nin kişilik özellikleri.) (Çıkarım)

Muhsin Çelebi her türlü aşağılanmayı sindirerek yüksek mevki tepelerine iki büklüm tırmanan maskara, tutkulu insanlardan, kendine saygı duymayan kölelerden, güçsüzler gibi yerlerde sürünen pis kölelerden tiksinirdi. ... ‘Çünkü ben boyun eğmem, el etek öpmem.’ dedi. ... Bu kadar korkusuz bir adam, devletine, ulusuna yapılacak hakareti de çekemez, ölümden korkarak, göreceği hakaretlere eyvallah diyemezdi. (Muhsin Çelebi burada Osmanlı Devleti’ni temsil eder, eğilmeyen, el öpmeyen, kendisine saygı duyulan. Bu nedenle İran Şahına elçi olarak gönderilmesi düşünülür.) (Sezdirim)

Mademki bu bir fedakârlıktır, ücretle olmaz. Karşılıksız olur. Devlete karşı ücretle yapılacak bir fedakârlık, ne olursa olsun, gerçekte kişisel bir kazançtan başka bir şey değildir. Ben maaş, makam, ücret filan istemem... Karşılık beklemeden bu hizmeti görürüm. Koşulum budur! (Muhsin Çelebi bu görevi para için değil devletine hizmet için kabul eder.) (Sezdirim)

Kumaşı Hint'ten, harcı Venedik'ten gelme, "Pembe İncili Kaftan"ı alacağım. Üzeri ender bulunur pembe incelerle işlemeli bu kaftanın ününü İstanbul'da duymayan yoktu. (Kaftanın ülkeyi temsil etmesi için ayırt edici özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle de pembe incili kaftan tercih edilmiştir.) (Sezdirim)

Geri kalan borçlarımı ödeyemezsem, varsın babamın yadigâr bıraktığı mandıram devlete feda olsun... Devletten hep alınmaz ya... Biraz da verilir! (Görevi para için kabul etmediğini desteklemek için bu girişimde bulunmuştur.) (Sezdirim)

Sadrazam, Muhsin Çelebi'yi yemeğe alıkoymak istedi. Başaramadı, giderek onu ta sofaya kadar uğurladı. (Sadrazam herkesi uğurlamaz, değer verdiklerini uğurlar.) (Sezdirim)

Muhsin Çelebi, geniş somaki kemerli açık kapıdan rahat adımlarla girdi. Yürüdü. Başı her zamanki gibi yukarda, göğsü her zamanki gibi ilerideydi. (Muhsin Çelebi'nin başının dik olması aslında ülkesinin baş eğmezliğini temsil etmektedir.) (Sezdirim)

Muhsin Çelebi, tahtın önünden çekilince şöyle bir çevresine baktı. Oturacak bir şey yoktu. Gülümsedi. İçinden, "Beni zorla ayakta, saygı duruşunda tutmak istiyorlar galiba..." dedi. Bir an düşündü. Bu harekete nasıl karşılık vermeliydi? Hemen sırtından Pembe İncili kaftanını çıkardı.(Muhsin Çelebi Şahın önünde eğilip bükülmemiş, Osmanlı Devleti’ne yakışır bir oturak olarak kaftanını kullanmıştır.) (Sezdirim)

Savaşçılardan biri koştu. Tahtın önünde serili kaftanı topladı. .Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz, şilteniz yok... Hem bir Türk, yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz... (Türk milletinin ve Osmanlı Devleti’nin Şahın önünde yüceltilmesi için çiftliği, mandırası ve evini rehine vererek aldığı kaftanı hiç tereddüt etmeden bırakmıştır.) (Sezdirim)

Meraklı İstanbul'da hiç kimse, ünlü "Pembe İncili Kaftan"ın "Nasıl, nerede, niçin" bırakıldığını öğrenemedi.

( Muhsin Çelebi Ülkesi için yaptığı şeyi sürekli anlatıp bunun üzerinden prim yapmayı istemez.) (Sezdirim)

Sonuç ve Tartışma

Ömer Seyfettin öyküleri, örtük yapıların yoğunlukla kullanıldığı önemli eserlerdir. Özellikle derin yapıda sezdirim yoluyla anlatımın çoğunlukla kullanıldığını söylemek mümkündür. Türkçe eğitiminde temaların birçoğu için ders kitabında yer almasa da yardımcı metin olarak kullanılabilecek bu öykülerde, öğrenciler için önemli kazanımlar oluşturacak değerlerin de aktarımı söz konusu olacaktır. Bu nedenle özellikle ilköğretimde Türkçe dersleri kapsamında bu tür metinlerin sıklıkla kullanımı uygun olacaktır. Aynı zamanda bu metinlerle öğrencilerin bir yazıda bulunan örtülü anlatımları ayırdebilmesini sağlamak mümkün olacaktır.

Türkçe derslerinde materyal olarak kullanılacak metinlerin, edebiyatımızın seçkin örnekleri olmasının yanında, dilimizin özelliklerini de yansıtıcı özgün eserler olması gerekmektedir. Ömer Seyfettin öyküleri hem kültür aktarımı hem Türk dilinin detaylarını barındırması nedeniyle Türkçe ders kitaplarında mutlaka olması gereken önemli eserlerdendir. Bu çalışma kapsamında elde ettiğimiz sonuçlar da bu yargıyı destekler niteliktedir. Çünkü bir dilin kendine özgü anlatımı, edebi eserlerindeki derin yapıda yani örtülü anlatımlarında saklıdır ve incelenen öyküler, Türkçenin örtülü anlatımını en başarı şekilde sergileyen çok önemli örneklerdir.

İlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu’nda okuma becerisi kazanımları içinde yer alan, “Okuduklarındaki örtülü anlamları bulur. Metindeki ipuçlarından hareketle metne yönelik tahminlerde bulunur. Metindeki söz sanatlarının anlatıma olan katkısını fark eder.” Biçimindeki ifadeler de Türkçe derslerinde kullanılan metinlerin örtük yapılarına dikkat edildiğini göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında derste kullanılacak metinlerin, örtük yapıları barındırma açısında iyi bir düzeye sahip olması gerektiği ve Ömer Seyfettin öykülerinin bu açıdan son derece uygun ders materyalleri olduğu söylenebilir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Ayata Şenöz, Canan (2005) Dilbilim, Metindilbilim ve Türkçe. İstanbul: Multılıngual.

Ciravoğlu, Öner (1998) Çocuk Edebiyatı. İstanbul: Esin Yayınları.

ErdenAysu (2002) Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri. İstanbul: Gendaş Kültür.

Güleryüz, Hasan (2006) Yaratıcı Çocuk Edebiyatı. Ankara: Pegama Yayınları.

GünayDoğan (2003) Metin Bilgisi. İstanbul: Multılıngual.

Gürel, Zeki, Temizyürek, Fahri, Şahbaz, N.Kemal (2007) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Öncü Kitap.

HengirmenMehmet (1999) Dilbilgisi ve Dilbilim Terimleri Sözlüğü. Ankara: Engin Yayınevi.

IşseverSelçuk (1995) Türkçe Metinlerdeki Bağlantı Öğelerinin Metinbilim ve Kullanımbilim Açısından İşlevleri. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, Ankara.

KıranZeynel (2001) Dilbilime Giriş, Dilbilgisinden Dilbilime,.Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Oğuzkan, Ferhan (2005) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Anı Yayınları.

Sarı, Nuri (2011) Ömer Seyfettin Seçme Hikâyeler. İstanbul: Şule Yayınları.

Sever, Sedat (2007) Çocuk ve Edebiyat. Ankara: Kök Yayınları.

SağlıkŞaban (2002) "Mescid-i Aksa" Şiiri Örneğinde Bir Şiirin Dilbilim Terimleriyle Çözümlenmesi". Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II, 2.

Şimşek, Tacettin (2002) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Rengârenk Yayınları.

Türkçe Sözlük (2009) Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Yalçın, Alemdar ve Aytaş, Gıyasettin (2004) Çocuk Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları.

Comments powered by CComment

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...