Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Bunu okudun 0%

I. Giriş

daglarca seker yiyen resimler

daglarca seker yiyen resimler
Sanatsal yaratılardan biri de edebiyattır. Çocuk edebiyatı (yazını) ise, erken çocukluk döneminden başlayıp ergenlik dönemini de kapsayan bir yaşam evresinde, çocukların dil gelişimi ve anlama düzeylerine uygun olarak duygu ve düşünce dünyalarını sanatsal niteliği olan dilsel ve görsel iletilerle zenginleştiren, beğeni düzeylerini yükselten ürünlerin genel adıdır (Sever, 2003: 9). Bu genel adlandırma içinde türsel olarak şiir ve şiir-öykü olarak adlandırılabilecek yapıtların çocuğa göreliği kuşkusuz çok önemlidir.

Sever, çocuk edebiyatıyla ilgili şu saptamayı yapar: “Çocuk edebiyatının en temel işlevlerinden biri çocuklara okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırmaktır (Sever, 2003: 11).Çocuklara okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandıracak kitaplar, neye göre ve nasıl seçilmelidir? Çocuk ve edebiyat ilişkisi nasıl anlaşılmalıdır? İncelemede bu soruların yanıtı aranmıştır.

Bir kurum olarak edebiyat eleştirisi, üretilmiş olan edebiyat metinlerini enine boyuna inceler, araştırır, ölçer, onu betimlemeye ve en ince noktasına kadar anlamaya çalışır. Eleştirmen bütün bunlarla da yetinmeyip nesnesi olan metni, yaratılış sürecinin en başından hedef kitlesi olan tüketicisine ulaşıncaya kadar olan her aşmayı mercek altına alıp yeterli-yetersiz, haklı-haksız, ustaca-acemice gibi uçlar arasında yargılar (Dilidüzgün, 2006: 160).

Edebiyat eleştirisi metni anlama sürecidir. Bu süreci İpşiroğlu “gözlem”, “betimleme” ve “çözümleme” olarak adlandırmıştır (İpşiroğlu, 1992: 20). Dağlarca’nın yapıtı incelenirken de eleştirinin bu üç basamağına başvurulmuştur.

Çocuk yazının alımlanmasında yetişkinler için yazılan yazından farklı olarak çocuğa görelik önem kazanır (İpşiroğlu, 2006: 175).

Sever’in Çocuk ve Edebiyat adlı yapıtı (Sever, 2003), çocuk edebiyatı yapıtlarına bilimsel yaklaşımı sağlayan temel bir başvuru kaynağıdır. Adı geçen yapıt, çocuk edebiyatının değişkenlerini ayrıntılarıyla içermektedir. Şeker Yiyen Resimler bu yapıtın ve alanyazından ulaşılabilen kaynaklar ışığında incelenmiştir.

II. Çözümleme

1. Görsel Özellikler ve Resim
a. Biçimsel Özellikler

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şeker Yiyen Resimler adlı yapıtı Cem Yayınları tarafından 1980 yılında yayımlanmıştır. Kitabın boyutları 12,5x19,5 santimetredir. Kitabın soldaki sayfaları metne, sağdaki sayfalarıysa görsellere ayrılmıştır.

Kitap, 28 başlıktan oluşmuştur. Metinler şiir biçeminde yazılmış, serbest ölçü kullanılmıştır. Dizeler içinde ikilemeler, soru ekleri ve redifler kullanılarak ritim sağlanmıştır.

  • b. Resim

Kitap resmi; metni açıklamak ya da bezemek amacıyla kitaplara konan resim, çizim veya baskı olarak tanımlanmaktadır. Çocuk kitaplarının resimlenmesindeyse görsellik kavramı bu tanımın daha da ötesinde bir anlam taşır. Çocuk kitaplarında resim, kavramlar oluşturabilir, metinden bağımsız tek başına da amaçlanan anlam bütünlüğünü sağlayabilir. Resimleme; bezemenin, süslemenin yanında, metnin anlaşılmasını, akılda kalmasını sağlar, yeni bir yorum ekler (Kaya, 2000: 178).

Yaşatıcı ve yaratıcı okuma yöntemiyle yazınsal metinlerden alınacak verim kuşkusuz daha fazladır. Ancak yaşatıcı ve yaratıcı okuma yöntemi, yalnızca yazınsal metinlere değil, sanatsal değer taşıyan resim, fotoğraf ve karikatür gibi ürünlere de uygulanabilir (Çotuksöken, 2009: 34). Bu belirlemeye göre, yapıttaki renkli resim sayısının azlığı ve sayfa tasarımının özensizliği nedeniyle resimlerin metne kattığı görsel yorum anlaşılamamaktadır.

  • 2. Yapıtın İçerik Özellikleri

    a. Konu

    Çocuk edebiyatında konu, çocuğu metnin anlam evrenine çeken, kitapla ilişkisini sağlayan bir değişkendir (Sever, 2003: 110). Şeker Yiyen Resimler adlı kitabın konusu Dal Nine’nin torun sevgisidir.

Konuyu yapılandıran öğelerden olay ve çatışma temelinde yapıta bakıldığında şunlar görülür:

Kişi kişi çatışması: “Evet /Kalabalıkmış Dal Nine / Odasında tek başınayken” (s. 8)

Kişi toplum çatışması“Şimdi yalnız başınadır ya / Çocukları varmış / öldürülmüş kimi / Yaban ülkeler içre / İşçilik yapmış nice yıl / oğla kıza karışmış kimi“ (s. 8)

Çatışmanın çözümü: Dal Nine, çatışmanın çözümünde edilgin değil etkindir. O, içinde bulunduğu durumun nedenlerini bilir. Bu yüzden kimse inanmasa da resimlerin şeker yediğine inanır. Bu, Dal Ninenin kendi gerçekliği ve yine onun çözümüdür.

  • b. Kurgu

Kurmaca dünya, anlatının temelini oluşturur. Bir dünya kurmak kişileri ve nesneleri bu kişilerin özelliklerini yeniden, tümüyle tanımak anlamına gelir. Metinde oluşturulan kurmaca dünya sonludur. Tüm öğeleri metnin içinde olduğu için çözümlenmesi gerçek dünyadan daha kolaydır (Kıran, 2003: 33). Bu saptamalar ışığında yapıta bakıldığında şunlar görülür: Dal Nine’nin çocukları ve torunları Almanya ve Hollanda’da yaşamaktadır. Dal Nine, komşunun kızı Çiğdem’i ortanca torununa benzetmekte ve çok sevmektedir. Torunları aklına geldikçe onların resmini masaya serer ve bakar. Bir gün torunlarının resminin üzerine düşen üç badem şekerinden birinin kaybolduğunu görür ve kaybolan şekerin torunları tarafından yendiğini düşünür. Bu olanaksızdır ama yaşlı kadın inanmayı yeğler.

Çünkü torunlarını çok özlemiştir. Deneme yaparak inancını sınama yoluna gider; yani bu kez resimlerin üzerine beş tane şeker koyar. Tıpkı inandığı gibi şekerlerden biri yine kaybolur. Bu durumu çok sevdiği Çiğdem’e bile söylemez. Sonunda gerçek anlaşılır, şekerleri Çiğdem almıştır ama Dal Nine yine torunlarının resimlerinin şeker yediğine inanmayı sürdürür.

Kitapta yer alan 28 başlık bir öykünün serim, düğüm ve sonuç bölümleri olarak düşünülebileceği gibi bağımsız birer düzyazı ya da şiir olarak da değerlendirilebilir.

  • c. Dil ve Anlatım

Çocuk kitaplarının, çocuğa göre olmasını belirleyen en önemli değişken dili ve anlatımıdır (Sever, 2003: 136). Kitabın tamamında Türkçenin anlatım gücü ve olanakları çocuğun doğasına uygun kurgularla verilmiştir. Örneğin “Sevgi Yakınlıkları” başlıklı metin “Neden olmasın?” sorusuyla başlar ve hemen bir oyun kurar: Balık biçimindedir / Denizde / Kelebek biçimindedir / Gelincikte / Buğday biçimindedir / Toprakta / Bulut biçimindedir / Gökte diye devam eder ve Sevdiklerimizin yakınlığı dizesiyle oyun tamamlanmış olur. “Deniz-balık, kelebek-gelincik, buğday-toprak, bulut-gök” ikilikleri çocuğun anlam evreniyle buluşur, zenginleşir. Ozan, son dizeyi yani sevdiklerimizin yakınlığını açımlar. Çocuklara bu yakınlığı ilişkilendirebilecekleri söz evrenini sunar.

Çocuğun hareketliliğine koşut olarak şiirlerde yer alan dize ve sözcüklerde eylem (doymamış, benziyor, sevinirdi...) ve eylemsilerin (tutarken, görürcesine.), eylemden ada dönüşen sözcüklerinin (baskın, bakış) kullanıldığı görülmektedir.

Kitap eğlenceli, merak duygusu uyandıracak biçimde hazırlanmıştır. Dizeler; yalın, kısa, somut sözcüklerle ve yer yer de soyut kavramları anlatan sözcüklerle oluşturulmuştur.

Kitapta, sözcük türlerinin pek çoğundan yararlanıldığı görülmektedir:

Somut adlar: Nine, kuş, çocuk, oda, havuç, yaka.

Soyut adlar: Yalnızlık, sevinç, sevmek, giz, düş.

Belirteçler: Ortası, gençken, şimdi.

Sıfatlar: Apak, kıpkızıl, mor, sarı, turuncu.

İkilemeler: Dolup taşmak, tek tük, cik cik, ala ala, mut dolusu mut.

Yeni Sözcük: Severlik, sürez, yeğnik, sularınca, eskil.

  • d. Metnin Türü

Metnin türü şiir-öykü olarak adlandırılabilir.

  • e. Eğitsel İlkeler

Eğitimde şiirin yeri elbette vardır ve olmalıdır. Ancak bu yer, söz yerindeyse şiirin kendisi olarak yani bir sanat olarak var olması gereken bir yerdir. Bu bağlamda şiir, çocuğun eğitiminde daha fazla bir işleve sahiptir. Çünkü çocuğun benlik gelişimine daha uygun olanaklar barındırmaktadır (Afacan, 2009: 67).

Dağlarca’nın şiirin olanaklarını çocuk gerçekliğini göz önüne alarak kullandığı söylenebilir. Dizeler arasındaki uyak, ritim ve müzik belirgindir.

  • f. İleti

Sanatçının yapıtıyla iletmek istediği temel düşünce ve duygudur. Şeker YiyenResimler yapıtının ana iletisi “Dal Nine’nin torunlarına duyduğu özlem”dir. Ancak kitapta yer olan bütün metinlerin kendi içinde ayrı bir iletisi vardır.

  • g. İzlek (tema)

İzlek, bir sanat yapıtında işlenen, geliştirilen ve konunun anlamca ortaya koyduğu ana yönelimdir. Torun özlemi bu yapıtın temel izleğidir. Ancak 28 başlıkta verilen yapıtta başlık sayısı kadar da yan izlek vardır. Bunlar şöyle örneklendirilebilir: “Dal Nine”de kahraman tanıtılır. “Kalabalık Biri”nde Dal Nine’nin yalnızlığı ve bunun nedenleri, “Severlik”te Dal Nine’nin ruhsal çözümlemesi, “Çiğdem”de Dal Nine’nin sevincinin nedenleri, “Şeker”de şeker bulundurmasının nedenleri ve şekerlerin özellikleri, çocukların bu şekerleri sevme nedeni ve şeker düşleri (üç başlık da “şeker”) anlatılır.

  • h. Karakter ve Kahraman

Metnin temel kahramanı Dal Nine’dir, yan karakterler ise çocukları, torunları, komşunun çocuğu Çiğdem ve Çiğdem’in annesidir. Metnin başkarakteri Dal Nine, davranış, konuşma ve eylemleriyle geliştirilmiştir.

  • III. Çocuk Gerçekliği

Sever, çocuk gerçekliğiyle ilgili şu soruları gündeme alır: “Çocuklar nelerden hoşlanır, nelere güler? Heyecanları nelerdir? Nelere üzülür? Arkadaşlarıyla ve çevresiyle neleri paylaşmak ister? Neler, nasıl paylaşılırsa sevinç ve mutluluğu artar, onun coşkusuna yenileri eklenir? (...) Çocuk duyarlığının evrensel boyutları nelerdir?” (Sever, 2008: 29)

Sever’in çocuk gerçekliğini irdeleyen soruları, yazınsal metinlerden birkaç örnekle somutlandırılabilir:

Vasconcelos’un Kayığım Rosinha adlı yapıtının kahramanı Ze Oroco, kayığı Rosinha ile konuşur ve dertleşir. Yazarın, Rosinha’ya anlattırdığı öyküden bir bölüm şöyledir:

Bir tohum olan gövdesini sıkıştıran toprağın koksusu boğucuydu. Başlangıçta rüzgâr onu yere fırlattığında biraz kımıldanabiliyordu. (...) Güneşi özlüyordu, kuşların cıvıltısını da (Vasconcelos, 1999: 33).

Exupery’nin Küçük Prens adlı yapıtının kahramanı, çizdiği sandık resmini Küçük Prens’e verir ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:

  • - Nereden geldin sen, küçük dostum? Senin “orası” neresi? Koyunumu nereye götürmek istiyorsun?

Bir süre sessizce düşündü, sonra:

  • - Şu sandığı verdiğin iyi oldu: Geceleri orada yatar (Exupery,1991: 17).

Örnekleri çoğaltmak olasıdır, yukarıdaki alıntılarda da görüldüğü gibi yazarlar, çocuk gerçekliğiyle ilgili soruların yanıtını yapıtlarıyla vermiştir. Çocuk gerçekliği değişkeniyle yapıta bakıldığında, çocuk pekâlâ bir kayıkla konuşabilir, çizilmiş bir sandığın içine kuzusunu saklayabilir ve bir karga yavrusuyla dertleşebilir.

Bütün bu örnekler göz önünde tutularak Şeker Yiyen Resimler yapıtı çocuk gerçekliği açısından incelenebilir. Öncelikle şu sorular sorulabilir ve yanıt aranabilir:

Dal Nine kimdir? Dal Nine, metne göre yalnız biridir.

Dal Nine niçin yalnızdır? Dal Nine yalnızdır çünkü çocuklarının bazısı öldürülmüş, bazısı da yabancı ülkelere çalışmaya gitmiştir. Dal Nine, yapayalnızken niçin kendini kalabalıktaymış gibi duyumsar? Çünkü çocuklarıyla ilgili anıları aklına gelir.

Dal Nine, çocukları görünce neler duyumsar? Çocuklara yaklaşınca torunlarını görmüş gibi olur çünkü o torunlarına doyamamıştır.

Dal Nine’nin kaç torunu vardır? Onun beş torunu vardır; üçü Hollanda’daki kızından, ikisi Almanya’daki oğlundan.

Dal Nine özlemini nasıl dillendirmektedir? Dal Nine, çocukları görünce özellikle de Çiğdem’i görünce özlemini dillendirir.

Ozanın, okura asıl iletmek istediği ne olabilir? Dal Nine’nin kişiliğinde aynı sorunları yaşayan başka bireylerin de var olabileceğini, ayrılık özlemi çekebileceğini sezdirmek olabilir. Dal Nine’nin somut gerçeği, çocuk gerçekliğine ve bir yazınsal metne nasıl dönüşmüştür? Öykü kahramanın adı, sorunları ve çözüm yolu çocuk okurun alımlama gerçeği ile yoğrularak çocuk gerçekliğine ve yazınsal metne dönüşmüştür denilebilir.

Bu sorular ve bunlara verilen yanıtlar okuru Şeker Yiyen Resimler yapıtına götürür ki yapıtın adının bile çocuk gerçekliğine uygun verildiği görülmektedir.

  • IV. Yazınsal Okuma Süreçleri ve Şeker Yiyen Resimler

Dağlarca, okura Dal Nine’nin torunlarından neden uzakta kaldığını, torun özlemini ve bu özlemi gidermek için bulduğu çözümleri anlatır. Metnin anlatısal bir söylemi olduğu söylenebilir. Anlatıyı belirleyen ise Dağlarca’nın başarılı söylemidir. Öykünün ve şiirin olanaklarının bu anlatısal metinde başarıyla kullanıldığı görülmektedir.

Anlatısal metin bir olayı, bir olguyu, bir öyküyü anlatır. Olayın akışını belli bir zaman ve uzama yerleştirir. Olayın evrelerini anlatarak süresini ve sınırlarını saptar (Kıran, 2003: 21-22).

Kıran’a göre her anlatı beş evre içerir. Şeker Yiyen Resimler bu evrelere göre incelendiğinde:

Başlangıç durumu

Dal Ninemizdi bizim / Bakışlarında / Sallanırdı /Bir ince yeşil dal / Dal Ninemizdi bizim / Üzerine belki konduğu /Kuşların /Belki konmadığı (s. 6)

Başlangıç durumunda Dal Nine tanıtılır, kurulu düzeni henüz bozulmamıştır, zamana ve uzama vurgu yapılmıştır. Ancak bu zaman ve uzam belirsizdir, belirgin duruma getirme okurun düş gücüne bırakılmıştır.

Dönüştürücü öğe

Şimdi yalnız başınadır ya /Çocukları varmış / Öldürülmüş kimi / Yaban ülkeler içre / işçilik yapmış nice yıl/ Oğula kıza karışmış kimi (s. 8)

Dizelerde de görüldüğü gibi birdenbire, bir olay, Dal Nine’nin durumunu sarsar, altüst eder. Merak duygusunun bu noktada oluşturulduğu söylenebilir: “Peki sonra ne olmuş? Nasıl olmuş?” soruları akla gelebilir.

Eylemler dizisi

"Hele çiğdemin geldiği günler / Bir sevinirdi ki (s. 12)” “Baskın yapınca bu Pazar / arkadaşlarıyla Çiğdem / Dal Nine doldu taştı çocukla (s. 28) “Dönünce görüverdi: düşmüş / Üç badem şekeri resimlere / Düşsün bakalım dedi gülerek (s. 32), Sevinçle dikildi karşıma / Çiğdem / Gösterdi karnesini: Geçmiş / Öptüm gözlerinden yavrucuğu / Titriyordu yorgun (s. 48)

Dal Nine’nin düzenin bozulmasıyla olayların birbirini izlediği görülür, Dal Nine’nin yaşamında kendi kurguladığı gerçeğin egemen olmaya başladığı söylenebilir.

Dengeleyici / düzenleyici öğe

“Çocuklara seslenince / Yaklaşıyor gibiydi / Çocuklara bakınca / Dokunuyor gibiydi (s. 10),“şeker bulundururdu dolabında / Kızmasın / Çocuk konuklarım derdi” (s. 14)

Dal Nine için yeni durum, yani yalnızlığı ve torun özlemi katlanılamazdır. Bir çözüm bulmak zorundadır. Çözüm çocukları sevmek ve onlara şeker vermek olabilir.

Bitiş durumu

Söyleme / Soluk soluğa / Kapıdaydı annesi Çiğdem’in: - Odanızda / Düşüncelere dalarken siz / Masanın arkasından / Bizimki almış badem şekerlerini / Vermediniz diye yiyememiş / Biriktirmiş kutusunda bir bir / N’olur kızmayın / O anlatıyordu anlatıyordu / Yoo dedi Dal Nine içinden / Kendi kendine gülümsedi, Yoo / Anlamazlardı da / İnanmazlardı da / Ne bilirdi onlar / Resimlerin şeker yediğini (s. 60)

Dal Nine, yalnızlığına ve torun özlemine kendince çözüm bulur, rahatlamıştır artık. Bulduğu çözüm yeni bir durumun da başlangıcıdır artık: Yeni durumda resimlerin şeker yediğini yalnızca kendisi bilmektedir, bir de bu yapıtın okurları. Yine çocuk gerçekliği ve düş gücü söz konusudur.

  • IV. Değerlendirme

Şeker Yiyen Resimlerde Dal Nine karakteriyle çocuklara bir oyun sunulmuştur. Ozan, çocuğun ilgisini önce Dal Nine’ye, Dal Nine’nin özlemine çeker. Ardından ilgi çektiği şey ise şeker, şekerin boyutu ve şekerle kurulacak düşlerdir. Çocuk okur, tam bu düşlerin içindeyken bu kez şekerler kaybolur.

Kim yemiştir badem şekerlerini? Düşün taşın bul bakalım! Çocuk düşünedursun, Dal Nine bu kez torunlarının sayısı kadar badem şekeri koyar resimlerin üstüne. Şaşırtıcı olan başlamıştır artık, ikisi kaybolur şekerlerin. Dal Ninenin mutluluğuna çoktan katılmıştır çocuk okur. Bu sırada büyü bozulmak üzeredir, Çiğdem’in annesi gerçeği söyler ama Dal Nine içinden ona inanmaz. Bu öyküyü okuyanlar da Dal Nine gibi düşünür: Evet, şeker yiyen resimler vardır. Ayrılığın özlemle anıldığı zamanlarda daha çok badem şekerine, daha çok düşe ve daha çok oyuna gereksinim vardır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şeker Yiyen Resimler adlı kitabı, çocuk gerçekliği ve yazınsal okuma süreçleri açısından incelendiğinde öykülerin imgesel yolla anlatıldığı, konunun ana karakterin yaşamından örneklerle zenginleştirdiği, varlık ve nesneler arasındaki ilişkilerin son derece yalın ama aynı zamanda çocuk okurun düş kurmasına elverişli olduğu görülmektedir. Yani; “sanatçı, yapıtının iletisini, çocuğun dünyasında yaratacağı etkiyi ve bu etkinin sonuçlarını önceden sezmiştir” denebilir.

Şeker Yiyen Resimler yapıtının en belirgin özelliklerinden biri de yalınlıktır. Dağlarca, çok az sözcük kullanmış, bunları ustaca dizmiş ve çocuğa iletmek istediği duygu ve düşünceleri bu yalınlık içinde vermiştir. İmgeler çok güçlüdür, örneğin “Dal Ninemizdi bizim / Bakışlarında sallanırdı / Bir İnce Yeşil" dizeleri çocuk okuru dal-yeşil ve yaşlı-genç kavramlarını sezdirebilir. Yine aynı dizelerdeki “i” seslerinin oluşturduğu iç uyaklar (asonans) da metnin ritmini ve müziğini artırmaktadır.

Dağlarca, bir söyleşisinde “Çocuk şiirlerini yazmaktaki amacım birden çok; Ona kendimi duyurmak istiyorum; Onu kendine aracısız göndermek istiyorum; imge eğitimini sağlamak çabasındayım; kendi kişiliğini, bir buğday tohumunun başak olmasındaki güzelliğe eriştirmek istiyorum; Onu bütün yapıtlarımın okuyucusu kılmak istiyorum; Ona anadilimizi sevdirmek istiyorum” der (Özen, 1996: 106-107). Şeker Yiyen Resimlerden yola çıkarak Dağlarca’nın ereğinin gerçekleştiği söylenebilir.

Yaratıcı okuma, hem kavram üretme hem de kavram birleştirme eylemleriyle kurduğu yakın ilişki nedeniyle alıcı bir dilsel beceri olan okumayı, verici bir dilsel beceriye dönüştürür (Uzun, 2009: 112). Dal Ninenin torun özlemi ve yalnızlığı için bulduğu düşsel çözüm ve bunun çocuk okura sunuluşu Uzun’un saptamasıyla örtüşmektedir. Yapıt, okunduktan sonra Dal Nine karakteriyle ete kemiğe bürünen “yalnızlık ve yalnızlığın nedenleri”, “ayrılık ve ayrılığın nedenleri”, “sorunun çözümü ve çözüm yollarını üretme” gibi yapıta özgülenmiş açmazların günlük yaşama da girdiği görülür. Dal Nine’nin sorunu, onun kimliğinde yakınlarından ayrı düşmüş ve özlem çeken herkesin sorunudur artık. Kısacası Dal Nine’nin yalnızlığı ve torun özlemi sıklıkla karşılaşılabilecek bir yaşam durumudur. Ozan, bu sıradan durumu alıp imgesel bir anlatımla ve çocuk gerçekliğine uygun olarak çocuklara sezdirebilmektedir.

Dağlarca’nın kitabında ana izlek ve yan izleklerin dışında göndermeler de vardır. Bu anlamda yetişkinler de göndermeler boyutuyla kitaptan ayrı bir tat alabilir. Örneğin Dal Nine’nin çocuklarının vurulması, bazılarının yurtdışında işçi olması ve ninenin tek başına yaşam savaşımı vermesi derinleştirilmemiştir. Okur, düş gücüyle bunları derinleştirebilir, bunlar üzerinde düşünebilir. Dal Nine karakteri, oldukça etkileyicidir, bu nedenle çocuk okuru okumaya sürükleyici niteliktedir.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Şeker Yiyen Resimler adlı kitabı özenle yazılmış bir yapıttır. Çünkü çocuk gerçekliği unutulmadan kaleme alınmıştır ve yazınsal okuma süreçleriyle çözümlendiğinde anlatı dizgesinin imgesel, düş gücünü uyaran bir mantıkla kurgulandığı görülür. Yapıtın içeriği, çocuğun devingen ve sürekli soru soran, keşfeden, düş kuran, imge geliştiren yapısıyla örtüşmektedir.

KAYNAKÇA

Afacan, Aydın (2009) “Şiir ve Okuma Kültürü”. Çocuk ve Okuma Kültürü (Yay. Haz.: Eğitim-Sen Ankara Şubeleri-Türkiye Yazarlar Sendikası Ankara Temsilciliği). Ankara: Eğitim-Sen Yayınları.

Çotuksöken, Yusuf (2009) “Görsel Ürünlerin (Resim, Fotoğraf, Karikatür vb.) Çocukların Okuma Kültürü Edinmelerindeki işlevi”. Çocuk ve Okuma Kültürü (Yay. Haz.: Eğitim-Sen Ankara Şubeleri-Türkiye Yazarlar Sendikası Ankara Temsilciliği). Ankara: Eğitim-Sen Yayınları.

Dağlarca, Fazıl Hüsnü (1980) Şeker Yiyen Resimler. İstanbul: Cem Yayınevi.

Dilidüzgün, Selahattin (2006) “Çocuk Edebiyatı Eleştirisinin Temelleri ve Türkiye’de Çocuk Edebiyatı Eleştirisi”. 2. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu (Yay. Haz.: Sedat Sever). Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları.

Ipşiroğlu, Zehra (1992) Eleştirinin Eleştirisi. İstanbul: Cem Yayınevi.

Ipşiroğlu, Zehra (2006) “Çocuk Yazını Eleştirisi”. 2. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu (Yay. Haz.: Sedat Sever).

Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları.

Kaya, İsmail (2000) “Çocuk Kitabı Resimlerinde Klişe Yaklaşımlar”. 1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu (Yay. Haz.: Sedat Sever). Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.

Kıran, Ayşe ve Zeynel Kıran (2003) Yazınsal Okuma Süreçleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Özen, Hayati (1996) “Dağlıyor Dağarcığımızı Dağarcığıyla Dağlarca: Söyleşi”. TÖMER Çeviri Dergisi, A.Ü. TÖMER Bursa Şubesi, Yıl: 3, Sayı: 9.

Saint-Exupery, Antoine de (2001) Küçük Prens. (Çev.: Azra Erhat). İstanbul: Sim Yayınları.

Sever, Sedat (2003) Çocuk ve Edebiyat. Ankara: Kök Yayıncılık.

Uzun, Leyla (2009) “Yaratıcı Bir Süreç Olarak Okuma”. Çocuk ve Okuma Kültürü (Yay. Haz.: Eğitim-Sen Ankara Şubeleri-Türkiye Yazarlar Sendikası Ankara Temsilciliği). Ankara: Eğitim-Sen Yayınları.

Vasconcelos, Jose Mauro de (1982) Kayığım Rosinha (Çev.: Aydın Emeç). İstanbul: Can Yayınları.

Comments powered by CComment

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...