Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

 q muharremdayancMehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif, her şeyden önce içinde yaşadığı dönemi doğru anlaması; hayatın ve edebiyatın her alanında yazılı veya sözlü olarak sürekli bir çaba içinde olması; ömrü boyunca sergilediği örnek tavır ve orijinal düşünceleri ile her zaman dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır.

                 Akif, öncelikle bir şairdir, fakat bu ana kimliğinin yanı sıra onun veterinerlik, devlet adamlığı, bilim insanlığı, Teşkilat-ı Mahsusa adına görev yapmak gibi resmî yönleri de vardır. Bu durum, Akif’in, halkla iç içe olmasına hiçbir zaman engel olmamış ve o, her hâlükârda sivil kişiliği ile öne çıkmıştır.

zamanyonetimiZamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz.

İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli kullanılabilmesi için, öncelikle ‘zaman yönetimi’nin öğrenilmesi gerekiyor.

Başarılı bir zaman yönetiminin gerçekleşmesi için kişi, zihin olarak hazır olmalıdır. Kişinin zihin olarak hazır olma seviyesini ‘Kendine güvenme, çaba, başarma isteği, mücadele azmi, gerekli bilgilere sahip olma, uygulamada sürekliliğe inanma’ gibi unsurlar belirler.

İnsanların kişilik yapıları, alışkanlıkları, zaman yönetimine yaklaşımlarını değiştirebilir ve kişiler bilinçli ya da bilinçsiz zaman yönetimine engel olabilirler.

Zaman yönetimine engel olan kişisel sebepler şöyle sıralanabilir: Organize olamama, erteleme, sürüncemede bırakma, kendim yapacağım tutkusu, zaman tahminlerinde yanılma, hayır diyememe, mekân düzensizliği, ziyaretçiler, telefonlar, bilgisayar vb.

cahitoztelliHalk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık.

1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım.

Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri Şairleri arasına almamızda “isabet edilmediğini”de yazıyor ve aynı günkü postadan (Köroğlu ve Dadaloğlu) ile (Zileli Şairler) kitaplarını da almış bulunuyordum.

Daha sonra, o zamanlar Kayseri’de çıkardığımız “Filiz dergisinin Eylûl/1965 tarihli sayısında (Halk Hikâyelerinde Kahramanların Tanımı) başlıklı yazısını yayınlamıştık.

Böylece gıyaben başlayan dostluğumuz, 1970’de şahsen tanışmamızdan sonra daha da artmış ve vefatına kadar engin bir sevgi ve saygı hâlesi içinde devam etmişti.

ramazan davulcusu“… Ne babaannem, ne de ondan sonraki kuşaktan amcalarım, yengelerim, babam, annem, bir gün bile oruç tutmazlardı ama Ramazanlarda iftar saati, oruç tutanların iştahıyla beklenirdi. Akşamın erken bastırdığı kış günlerinde babaannem misafirleriyle poker ya da bezik oynarken, iftar bir çeşit fırında ekmek ve çay saatine dönüşür, kâğıt oynarken sürekli bir şeyler atıştıran bu yaşlı ve neşeli kadınlar iftar saati yaklaşırken tıkınmayı bırakır, oyun masasının yanına, dindar bir zenginin konağında görüleceği cinsten, çeşit çeşit reçelli, peynirli, zeytinli, börekli, sucuklu bir iftar masası özenle kurulur, radyoda iftar saatinin yaklaşmakta olduğunu sezdiren ney çalarken babaannemle misafirleri, sanki sabahtan beri açmışlar gibi sabırsızlıkla “Daha ne kadar var?” diye sorarlar, top atıldıktan sonra da, aşçı mutfakta bir şeyler yesin diye bekledikten sonra kendileri de hırsla yemeğe başlarlardı. Bugün bile, ne zaman radyodan ney sesi işitsem ağzım sulanır.” (Orhan Pamuk, Resimli İstanbul Hatıralar ve Şehir, YKY, İst. 2015, s. 292.)

Orhan Pamuk’un sözlerini okuyunca aklımdan geçen ilk cümle, “Demek ki herkesin Ramazanlı bir hikâyesi, Ramazanlı bir geçmişi varmış, ama bu geçmişi içine doğulan aile ve sosyal çevre belirlermiş.” şeklinde oldu. Yukarıdaki insan kalabalığı içinde sadece aşçının oruç tuttuğu anlaşılıyor.

araba3
Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar meclisine götürmüştü. Bir arkadaşı Niyazî Mısrî’nin



"Kırık bin pâre[1] eden şîşe-i kalb[2]i celâlindir

Yine her pâresinde görünen rûy-i cemal[3]indir

 

Nicesi baksın etrafa ya Ahkaf yâhut Kaf[4]’a

Şu Anka kim anın gönlü nazargah-ı hayâlin[5]dir

 

Bulunmaz lâmekanîdir bilinmez bînişâni[6]dir

Hemîn ancak sana kuldur senin ehl-ü iyalin[7]dir

 

Dağıldı "mim" "sad" "ra[8]" bozuldu nisbet-i suğra[9]

Benim bu nisbetim ne mahındır ne salin[10]dir"


kirmizilar.com 

Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu. “Kalkacak” diyordu arkadaşlarına “Yeşil Bursa’da İzmir’de kurtulacak”. 1 Temmuz 1920’de Edremit, 2 Temmuz'da Gönen, Kirmastı, Mudanya, 6 Temmuz'da İzmit, 8 Temmuz'da Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kürsüsüne siyah örtü konulmuş ve İmparatorluğumuzun ilk Başşehri olan Bursa'mızın kurtulmasına kadar bu siyah örtünün kaldırılmaması gözyaşları içinde kararlaşmıştı. Bursa mebusu Muhittin Baha Bey kürsüden Namık Kemal'in:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini./Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini(anne) mısralarını okuyunca”,

Mustafa Kemal Paşa yerinden kalkmış, kelimelerle ifâdesi imkânsız heyecan içinde: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,/Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.” sözünü vermiştir[1].

Yunanlı subaylar Orhan Gazi ile evlenen Nilüfer Hatunun (Horofiro) türbesini “sen Türkle evlendin” diye teklemişler ve tahrip etmişlerdi. Yunanistan Başvekili Venizelos’un oğlu teğmen Sofokles Osman Gazi’nin türbesinde“Kalk koca Türk! Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak kurduğun devlet parça parça oldu. Kalk! Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım!” demiş ve ayağını sandukaya koyarak fotoğraf çektirmişti.

kirmizilar.com

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini biliyordu. Fransız yazarları tanıtıyor ve eserlerini okutuyordu. O gün romantizm akımından bahsedecekti: “Çocuklar” dedi. “Bilindiği gibi”, “Romantizm, XIX. yüzyılın başından ortalarına kadar olan yarım asırlık dönemde hemen hemen bütün Avrupa'da hâkim olan sanat/edebiyat akımıdır. Romantizmin düşünce temeline baktığımızda ise, karşımıza Diderot, Montesquieu, Voltaire, J.J. Rousseau gibi XVIII. yüzyıl Aydınlanma Çağı filozofları çıkar[1]”Bu akımın sanat/edebiyattaki ilke ve nitelikleri özetle şunlardır”[2]:

Hürriyet: Büyük ölçüde ihtilâl ortamının sanat/edebiyat alanındaki yansıması olan romantizm akımının ilk niteliği ve

ankaralıarabaciMustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu.


Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş hayli yüklü paraya güzel bir at almıştı. Akşama vakit geciktirmeden götürmek isteyecekti. Fakat her taraftan isyan ve savaş haberleri geliyor, meclis toplantı üstüne toplantı yapıyordu. Atı yaveri ile hediye olarak kabul etmesini söyleyerek Ankaralı Arabacı İsmail’e gönderdi. Kendisi de en kısa zamanda uğrayacaktı.

Arabacı zorla da olsa Paşa’nın hediyesi olan atı kabul etmişti. Bunda ananın da etkisi olmuştu. “Bak darılır Paşamız” demişti. “Onu kırmaya hakkımız var mı? Üstelik ihtiyacımız da var”. Bir Gün Mustafa Kemâl çıka geldi. Her seferinde olduğu gibi Arabacı İsmail’i ve anayı görmek onu dinlendiriyordu.

ankaralıarabaciO zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi; çünkü bu okullar öğrencilerine sadece askeri konularda değil; tarih, ekonomi, felsefe gibi konularda da eğitim veriyorlardı. Askeri rüştiyede okutulan Mantık, Hesap, Usul-i Defteri, Hendese, Coğrafya, Tarih-i İslâm, Kavaid-i Osmaniye, Fransızca, İmla-yı Türki, Hattı Fransevi, Resim gibi dersler, öğrencilerin farklı alanlarda çağdaş bilgilerle donanmasını sağlıyordu. Mustafa Kemal, askeri rüştiyenin çağdaş dokusundan çok çabuk etkilendi. Onun Matematiği çok sevmesi ve dersteki ilgisi sonucu oluşan başarısı; yıllar sonra bir geometri kitabı yazacak kadar ileri düzeylere varacaktı. Artık pozitif bilimlerle tanışmış, bilimin büyüsünden etkilenmeye başlamıştı[1]. Fransızca Öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey Mustafa Kemal’den Fransızcasını ilerletmesini istiyordu. O günlerde Osmanlı coğrafyasında geçerli yabancı dil daha doğrusu eğitim kurumlarında öncelikli dil Fransızca idi. Yüzbaşı Nakiyüddin Bey de Askerî Rüştiyede Mustafa Kemâl’e “geleceğe ilişkin ilk fikirleri” veren hocalarındandı.[2]

ankaralıarabaciMustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen Paşalar ve genç subaylar Mustafa Kemal’in anlattıkları ile daha da yanmıştı. İsmet Paşa gömleğinden gevşettiği düğmelere yenisini eklemişti. Mustafa Kemal’in anlattıklarına bir tek Fevzi Paşa hayret etmemişti. Çünkü oda Yeniçeriliğin kaldırılmasını tetkik etmiş araştırmıştı. Bildikleri Mustafa Kemal’in özetlediği tarihin bu acı sayfasından farklı değildi.  Ankara’da onları dostları karşıladı. İki Serdengeçti Giresunlu muhafız eski demiryolu şirketi olan direksiyon binasının önünde bekliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa zaman zaman burayı çalışma yeri hem de ev olarak da kullanıyordu[1]. Bugün burada kalmayı düşündü. Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve diğer yol arkadaşları ile tek tek sarılarak ayrıldılar. Eskişehir yolculuğunun büyük ağırlığı üstünde idi. Direksiyon binasında üstünü değiştirdi. Ilık su ile yıkandı ve abdest tazeledi. İki rekat namaz kıldı ve Rabbine dua etti. Seccadeyi topladı sedire biraz uzandı dinlendikten sonra kalktı. 

Cengiz DAĞCI

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin...

SEVİNÇ ÇOKUM

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. O, seksen yıllık ömrü...

Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek

"Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye’de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu...

VARAKA GELDİ ŞEHRE

Saliha MALHUN

-Taha Süren için- Henüz O’nsuz ya sokaklar, yetim bakışlı çocuklar toz-toprak içinde, O’nun nuruna gülümsemekte. Varaka’nın serin sofasında birkaç hurma ve...

ŞEKİLLER-2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

(Şekil 12 ) Şekil Mimari parçaOsman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim Divarcı ve ark. (Editörler), cilt 2, a. g. e., s. s.140.(Şekil 13) Abdulkadir Geylani...

“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN SES

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden Oktay Rifat devrinin tanınmış sanatçılarından birine “Yeni Sanatı...

MEHMED ÂKİF'E DAİR- 2: MİLLÎ MÜCAD

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.Giriş:             1.1.Millî Mücadele’nin Ana Karakteri      Millî Mücadele, Türk milletinin “varlık-yokluk mücadelesi”dir. Kazandığımız halde yıllarca eziyetini çektik; kaybetseydik her şey...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

ÜSKÜP’TEN OHRİ’YE MAKEDONYA GEZİ

Ağustos başında ailece kısa süreliğine Makedonya’ya gezmeye gittik. 5-6 gün boyunca Üsküp ve Ohri’de konaklayıp epey gözlem yapma fırsatı yakaladığımızı...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE NAMU

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve böylece genel kabulde olumlu olan bir kavram olumsuz, olumsuz görülen ise...

GECEYE KASİDE

Seni görmeseydik yıldızlar hakkında fikrimiz olabilir miydi? Yıldızlar ki tarhlarının papatyalarıdır, ay ki bahçende yüzen sihirli bir nûr havuzudur,...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMANINA

GİRİŞ Tanzimat'ın ilânından sonra, Türk toplumunda siyasî olduğu kadar, toplumsal değişmelerin olduğunu da görmekteyiz. Batı medeniyetine gösterilen büyük...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

"Ankara’nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Düşman bizi esir etmiş Şu feleğin işine bak" Mustafa Kemal puslu bir Ankara günü gözlerini hafif kısmış...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Mehmet Çınarlı(d. 1925 - ö. 19 Ağustos 1999), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Türk yazar, şair, denemeci, eleştirmen. Hisarcılar akımının kurucusu.1925...
Ahmet Kutsi Tecer, Türk edebiyat tarihi içerisinde şairliğinin yanında, tiyatro yazarlığı ile de ön plana çıkmış bir yazarımızdır. Tiyatro eserlerinde...
AZMİ GÜLEÇ

AZMİ GÜLEÇ

09.03.2019
Türk sanat hayatına: Fetih Yıldızı, Kapısız Sokaklar, Zamanların Ötesi, Ağustos Güneşi-Malazgirt Destanı ve Azmî’den Rübaîler gibi güçlü eserler kazandıran şair...
Ali Alper ÇETİN Saka Türklerinin Kadın hakanı Tomris Han, biraz sonra atlarını ölüme sürecek olan savaşçılarının önünde durdu ve yürekleri titreten...
Her gün gibi, her zamanki gibi geldi geçti yine kadınlar günü. Yıllardır da hep gelip geçiyor aynı şekilde zaten. Zaten...
Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan adlı eserinde akıl-zekâ-vahiy konusunu işlerken şöyle der: “İnsan zihni, oluşu parçalayarak ve tasnif ederek gözlemektedir.”[1]...
İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani, elbette duymuşsunuzdur. Günlerce başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları...
Ne güzel demiş şair, “Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar”. Seher, Bartın’dan yola çıkan seyyah, gece Batum’da akşamlar mı...
Son yüzyıl edebiyyatımız onunla var; fakat hayât ve düşüncemizde, tedrîsimizde o olmadığı için varlıkla bağımız ne var ne yok hükmünde.
Rahmetli Rasim Köroğlu sık sık şöyle derdi; ‘’Bir küçük salon kiralayacağım, dernekteki arkadaşları, eşlerini, dostlarını arkadaşlarını çağıracağım.
2.3.TürkiyeUluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda sakin Kıbrıs’a özlemi artmıştır da. Fakat o, şairane duygularla...
… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü niçin kesiyoruz? Sözümüzü esirgememekle nereye varacağımızı sanıyoruz? Sözü neden...
“Birdenbire bul aşkıBu tuhfe bulanındır.”Şeyh Gâlib Dede Mî’mârî ve Mûsikî. Biri mekânın, diğeri zamânın rûhu. Schelling “Taşlarda Akan” mûsikiyi ilk ne...
Kitap, cemiyetler hayatının eski problemini ülkemize tatbik eden, yaşadığı dönemi gözlemleyen, çareler gösteren bir eserdir. İşte bazı alıntılar:"Bugün herkes biliyor...
Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?" isimli şiiriyle tanınan Orhan Şaik Gökyay'ı...