Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

sefil selimiOrta Asya'dan gelen aşıklık geleneğimizin yolcularından biri de Aşık Sefil Selimi Ağabey.
Şöyle dünyaya bakmış, üzülmüş, şunu söylemiş;


"Gösteriş yapan,
İnsanlardan kaç.
Maddeye tapan,
İnsanlardan kaç."

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)

ayinesi istir feride turanYaşadığı dönemdeki sadakat ve riyakârlıkları, insanın zaaflarını şiiriyle yansıtan Ziya Paşa; “kişi” ile ilgili en temel kriteri “ayna” imajını kullanarak ifade etmiştir:
“Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”.
Kişinin aynası iştir, lafa bakılmaz. Şahsın aklının rütbesi, derecesi; eserinde görünür. Bu durumda lafla peynir gemisi yürütenlerin, on parmağında on kara olanların, her işe hile karıştırmayı iş görmek sayanların aklının rütbesine şairin verdiği not bellidir. Yalnız bu sözleri söyleyen sadece bir şair, bir edebiyatçı değil; aynı zamanda Sultan II. Abdülhamit Han’ın vezir rütbesiyle taltif ettiği bir “paşa”dır. Hem bürokrat hem şair kimliği ile insanların “rütbe-i aklı”nı; ürettikleri “iş”le, “eser”le ölçmesi, kişiye değil işine bakması önemlidir elbette. Ama daha da önemlisi, bu dizelerin; yüksek insani değerlerle kuşanmış bir medeniyetin de aynası oluşudur.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)

gultombakYola çıktım. Yola çıktıktan sonra saate bakmanın anlamı yok dedim, saati çıkarıp attım. 

Yol kenarında bir taş buldum, oturdum üzerine. Buradan at araba da geçmez ama bekleyelim bakalım. Bekliyor insan. Neyi nasıl neden beklediğini bilmeden bekliyor işte. Bu böyle baş olmayacak. Yürüyeyim diyorum hem biraz da zaman geçer. 

Arkama baka baka yürüyorum. Olur da bir vasıta gelirse beni de atar köye. Etraftan bir değnek buluyorum, yarenlik etsin diye. Konuşa konuşa yollanıyoruz.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

olum aglaya aglayaSabah saat 8:30, taziyeleri kabul ediyorum. Annem babaannemin başında. Kendimi gururlu bir iş yapıyormuşcasına dimdik ayakta tutuyorum. “Başın sağolsun” diyorlar. Ne anlama geldiğini algılayamıyorum. Amcamın kızı Kur’an-ı Kerim okuyor. Ne de güzel avazı varmış. Bilmiyordum.

Her gelen yattığı yerde dinlensin diyor. Haklılar da. Bir kadın olarak bu hayatta var olmaya uğraşırken o kadar çok çalışıyoruz ki. Yorulduğumuzun farkına varamıyoruz. Farkına vardığımızda dinlenmek için fırsatımız olmuyor. İşte hayat mücadelesi içinde kaybolup gidiyoruz.

Saat 12:00 , öğle namazına az kaldı. Birazdan cenaze arabası gelir. Ne tuhaf daha bir gün önce elimle çorba içirmiştim oysa ki. İşte geldi, yengem tabuta sarılıp uzun uzun ağlıyor. Anneme hayranım, dimdik ayakta metanetli kadın. “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sordu hoca.  “Helal olsun” dedik ağız birliğiyle. Annemin kızıyım ben ama onun kadar dayanıklı değilim.  Başörtünün altından sicim sicim ağlıyorum.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)

Almanya sennfeld“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki duruşunu, tavrını, politikasını, öngörüsünü özetler. İki seçenek sunsalar ve deseler ki, “Aç kalmak mı istersiniz, babasız kalmak mı?” herhâlde hepimizin ilk tercihi hiç düşünmeden “aç kalmak” olur. Bütün acımasızlığıyla savaşı göz önüne getirdiğimizde, bir ülkeyi böyle bir felâketten koruyanlara medyûn-u şükrân olmaktan daha doğal bir yaklaşım düşünülemez.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 20 - 39 dakika)

 q muharremdayancMehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif, her şeyden önce içinde yaşadığı dönemi doğru anlaması; hayatın ve edebiyatın her alanında yazılı veya sözlü olarak sürekli bir çaba içinde olması; ömrü boyunca sergilediği örnek tavır ve orijinal düşünceleri ile her zaman dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır.

                 Akif, öncelikle bir şairdir, fakat bu ana kimliğinin yanı sıra onun veterinerlik, devlet adamlığı, bilim insanlığı, Teşkilat-ı Mahsusa adına görev yapmak gibi resmî yönleri de vardır. Bu durum, Akif’in, halkla iç içe olmasına hiçbir zaman engel olmamış ve o, her hâlükârda sivil kişiliği ile öne çıkmıştır.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

zamanyonetimiZamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz.

İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli kullanılabilmesi için, öncelikle ‘zaman yönetimi’nin öğrenilmesi gerekiyor.

Başarılı bir zaman yönetiminin gerçekleşmesi için kişi, zihin olarak hazır olmalıdır. Kişinin zihin olarak hazır olma seviyesini ‘Kendine güvenme, çaba, başarma isteği, mücadele azmi, gerekli bilgilere sahip olma, uygulamada sürekliliğe inanma’ gibi unsurlar belirler.

İnsanların kişilik yapıları, alışkanlıkları, zaman yönetimine yaklaşımlarını değiştirebilir ve kişiler bilinçli ya da bilinçsiz zaman yönetimine engel olabilirler.

Zaman yönetimine engel olan kişisel sebepler şöyle sıralanabilir: Organize olamama, erteleme, sürüncemede bırakma, kendim yapacağım tutkusu, zaman tahminlerinde yanılma, hayır diyememe, mekân düzensizliği, ziyaretçiler, telefonlar, bilgisayar vb.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)

cahitoztelliHalk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık.

1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım.

Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri Şairleri arasına almamızda “isabet edilmediğini”de yazıyor ve aynı günkü postadan (Köroğlu ve Dadaloğlu) ile (Zileli Şairler) kitaplarını da almış bulunuyordum.

Daha sonra, o zamanlar Kayseri’de çıkardığımız “Filiz dergisinin Eylûl/1965 tarihli sayısında (Halk Hikâyelerinde Kahramanların Tanımı) başlıklı yazısını yayınlamıştık.

Böylece gıyaben başlayan dostluğumuz, 1970’de şahsen tanışmamızdan sonra daha da artmış ve vefatına kadar engin bir sevgi ve saygı hâlesi içinde devam etmişti.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

ramazan davulcusu“… Ne babaannem, ne de ondan sonraki kuşaktan amcalarım, yengelerim, babam, annem, bir gün bile oruç tutmazlardı ama Ramazanlarda iftar saati, oruç tutanların iştahıyla beklenirdi. Akşamın erken bastırdığı kış günlerinde babaannem misafirleriyle poker ya da bezik oynarken, iftar bir çeşit fırında ekmek ve çay saatine dönüşür, kâğıt oynarken sürekli bir şeyler atıştıran bu yaşlı ve neşeli kadınlar iftar saati yaklaşırken tıkınmayı bırakır, oyun masasının yanına, dindar bir zenginin konağında görüleceği cinsten, çeşit çeşit reçelli, peynirli, zeytinli, börekli, sucuklu bir iftar masası özenle kurulur, radyoda iftar saatinin yaklaşmakta olduğunu sezdiren ney çalarken babaannemle misafirleri, sanki sabahtan beri açmışlar gibi sabırsızlıkla “Daha ne kadar var?” diye sorarlar, top atıldıktan sonra da, aşçı mutfakta bir şeyler yesin diye bekledikten sonra kendileri de hırsla yemeğe başlarlardı. Bugün bile, ne zaman radyodan ney sesi işitsem ağzım sulanır.” (Orhan Pamuk, Resimli İstanbul Hatıralar ve Şehir, YKY, İst. 2015, s. 292.)

Orhan Pamuk’un sözlerini okuyunca aklımdan geçen ilk cümle, “Demek ki herkesin Ramazanlı bir hikâyesi, Ramazanlı bir geçmişi varmış, ama bu geçmişi içine doğulan aile ve sosyal çevre belirlermiş.” şeklinde oldu. Yukarıdaki insan kalabalığı içinde sadece aşçının oruç tuttuğu anlaşılıyor.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 17 - 34 dakika)
araba3
Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar meclisine götürmüştü. Bir arkadaşı Niyazî Mısrî’nin



"Kırık bin pâre[1] eden şîşe-i kalb[2]i celâlindir

Yine her pâresinde görünen rûy-i cemal[3]indir

 

Nicesi baksın etrafa ya Ahkaf yâhut Kaf[4]’a

Şu Anka kim anın gönlü nazargah-ı hayâlin[5]dir

 

Bulunmaz lâmekanîdir bilinmez bînişâni[6]dir

Hemîn ancak sana kuldur senin ehl-ü iyalin[7]dir

 

Dağıldı "mim" "sad" "ra[8]" bozuldu nisbet-i suğra[9]

Benim bu nisbetim ne mahındır ne salin[10]dir"


Yorum yaz (0 Yorumlar)
(Okuma süresi: 26 - 51 dakika)
kirmizilar.com 

Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu. “Kalkacak” diyordu arkadaşlarına “Yeşil Bursa’da İzmir’de kurtulacak”. 1 Temmuz 1920’de Edremit, 2 Temmuz'da Gönen, Kirmastı, Mudanya, 6 Temmuz'da İzmit, 8 Temmuz'da Bursa Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kürsüsüne siyah örtü konulmuş ve İmparatorluğumuzun ilk Başşehri olan Bursa'mızın kurtulmasına kadar bu siyah örtünün kaldırılmaması gözyaşları içinde kararlaşmıştı. Bursa mebusu Muhittin Baha Bey kürsüden Namık Kemal'in:
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini./Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini(anne) mısralarını okuyunca”,

Mustafa Kemal Paşa yerinden kalkmış, kelimelerle ifâdesi imkânsız heyecan içinde: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,/Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini.” sözünü vermiştir[1].

Yunanlı subaylar Orhan Gazi ile evlenen Nilüfer Hatunun (Horofiro) türbesini “sen Türkle evlendin” diye teklemişler ve tahrip etmişlerdi. Yunanistan Başvekili Venizelos’un oğlu teğmen Sofokles Osman Gazi’nin türbesinde“Kalk koca Türk! Senden ırkımın intikamını almaya geldim. Bak kurduğun devlet parça parça oldu. Kalk! Seni bir kere daha öldüreyim de ırkımın intikamını alayım!” demiş ve ayağını sandukaya koyarak fotoğraf çektirmişti.

Yorum yaz (0 Yorumlar)
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Filizlenmeye başlarken bir ‘toplumsal durum’, vücut kazandıktan sonra da bir ‘insanlık durumu’ olan uygarlık, tesadüfi bir yapılanma değildir ve bağlantısız unsurların bir araya...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Ahlak ve hukuk, insan-insan ilişkisinden doğar. Sağlıklı her ilişki biçimi bir değeri gerçekleştirmeye yöneliktir. İnsanın, bütün anlamlı eylemleri de değerlerden kaynaklanır.
Kâinatın yaratılışında, âdeta sonsuz, sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler vardır Bu amaçların başında, hiç şüphesiz...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
“Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun,...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech