CAHİT ÖZTELLİ
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

cahitoztelliHalk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık.

1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne ka-dar-Kayseri Şairleri” isimli kitabımdan sitayişle bahseden bir mektubunu almıştım.

Bu mektubunda, “Dadaloğlu”nu Kayseri Şairleri arasına almamızda “isabet edilmediğini”de yazıyor ve aynı günkü postadan (Köroğlu ve Dadaloğlu) ile (Zileli Şairler) kitaplarını da almış bulunuyordum.

Daha sonra, o zamanlar Kayseri’de çıkardığımız “Filiz dergisinin Eylûl/1965 tarihli sayısında (Halk Hikâyelerinde Kahramanların Tanımı) başlıklı yazısını yayınlamıştık.

Böylece gıyaben başlayan dostluğumuz, 1970’de şahsen tanışmamızdan sonra daha da artmış ve vefatına kadar engin bir sevgi ve saygı hâlesi içinde devam etmişti.

O zaman, Ankara’da Cuma akşamları düzenlenen “Şairler Sohbetı’ne mutlaka katılır, her tören ve toplantıda olduğu gibi >u sohbetlere de bir canlılık ve renk katardı. Bu toplantılarda, halk edebiyatı ile ilgili ilginç konuşmalar yapar, en çok sevdiği, Necip Fazıl’ın “Sayıklama” şiirini ve özellikle:

Söndürün lâmbaları uzaklara gideyim

Nûrdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim

Pırıl pırıl Pırıl pırıl

Sussun, sussun uzakta ölümüme ağlayan

Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan

Şırıl şırıl Şırıl şırıl

Ne olurdu bir kadın, elleri avucumda

Bahsetse yaşamının tadından başucumda

Mırıl mırıl Mırıl mırıl

mısralarını, hem de cep defterinin sayfalarından nefis bir tarzda, sindire sindire okurdu.

Yüzlerce cönk ve el yazması kitaplar bulunan zengin bir özel kitaplığa sahip Öztelli’nin, gerçekten derin bir tarih bilgisi, geniş kültürü vardı.

Kayseri’li iki ozanın destanlarından yararlanarak (Halk Şiirinde Tarihî Kıtlıklar ve Kuraklıklar) konusunda kaleme aldığı ve Hayat-Tarih Mecmuasında yayınlanan bir yazısında şöyle diyordu:

“Tetkiklerimle öğrendim ki, halk türkü ve destanlarının verdiği bilgiler çok zaman tarihlerde yazılı değildir. Bunun sebebi, halk şairlerinin, merkezden uzakta geçen olayların içinde yaşamış olmalarıdır. Bizim eski tarihlerimizde halk yoktur. Yalnız, padişah mihveri etrafında döner her şey. Saray, Yeniçeriler, devlet adamlarının mücadeleleri, resmî seferler. Ama önemli olaylar karşısında halk neler düşünmektedir? Olayları nasıl görüyor, nasıl tasfirlerde bulunuyor? Bunları tarih kitaplarında bulmak mümkün değildir...

Halbuki bütün bunlar, halk şairlerinin şiirlerinde önümüze seriliyor... ”

Halk edebiyatı ve folklorumuz üzerinde büyük bir titizlik ve sabırla durarak, tarihçilerimize yeni ışıklar tutmaya çalışmış, bu gaye ile ilk müdürü olduğu Millî Folklor Enstitüsünü kurmuştur.

Bir şairin yaşadığı devrin tespiti ve özelliklerini bulmak bakımından, onun şiirlerinde geçen bir olay, bir giyim-kuşam şekli, bir deyim, hattâ bir kelime bile Öztelli için yeterliydi.

O’nunla son olarak, Nalan Kuşlu’nun, Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde açtığı Resim ve Had sergisinde görüşmüştük. İyice rahatsızdı... Kolunu omzuma koyarak sergiyi dolaşmış, fakat bir kısım yazılardan meydana gelen şekilleri ve ifade edilmek istenen mânâyı, büyük bir vukufla ve her zamankinden farksız bir zevk ve heyecanla anlatmıştı....

1944 yılında üzerinde beş yıl çalıştığı (Zileli Şairler) kitabını yayınlayan ve halk edebiyatı ile ilgili birçok eseri bulunan Cahit Öztelli de Celâl Sâhir’in;

Başımla gönlümü edemedim eş Biri yüz yaşında biri yirmi beş

dediği gibi, ömrünün son yıllarında bile hep genç kalabilmenin arzusu ve mücadelesi içinde olmuştur.

Öyle zannediyoruz ki, Öztelli’nin hiçbir zaman yirmi beşi geçmek istemeyen rakik gönlü, bu mücadelede, genç yaşında aklaşan başını daima mağlûp etmiştir. 4

Kim Bilir Kaç Günü Kaldı Ömrümüzün...

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile