Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

ankaralıarabaci"Ankara’nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Düşman bizi esir etmiş

Şu feleğin işine bak"

Mustafa Kemal puslu bir Ankara günü gözlerini hafif kısmış alabildiğine  uzaklara bakıyordu. Alçak tepelerin kuzeyden çevrelediği şehir paşaya güven veriyordu. Toprak evler, dar sokaklar, kiremit çatılı camiler ve minareleriyle bir Balkan kasabasını andırıyordu. Hacı Bayram Camii diğerlerinden ayrı bir tepe üzerinde duruyor, arabacıların yoğun olduğu Saman pazarı yokuşuna kurulmuş pazar yavaş yavaş tenhalaşıyordu. Emir Subayına biraz alış veriş yapıp kendisinden ayrılacağını söyledi. Emir subayı “başüstüne komutanım” dedi. Paşa önce Hakimiyet-i Millîye gazetesine uğrayarak yazısını bıraktı. Çalışanlarla biraz sohbet etti. Derme çatma matbaa makineleri İstanbul’dan gizlice develerin sırtında getirilmişti. Bu gazete yıllarca Millî Mücadele’nin sesi olacaktı. Matbaa dizgisinde kullanılan kurşundan harfler düşmana kurşun gibi sözler yazıyor halka adeta kalkan oluyordu.

Asırlardır bu topraklarda yaşayan insanlara yapılabilecek en büyük hakaret Avrupalı devletlerin desteği ile Yunan Ordusu ve Rum palikaryalarca yapılmaktaydı.  Mustafa Kemal yavaş düşünceli adımlarla Arabacı İsmail’in evine doğru yürüyordu. Bu tahammül edilmez bir zilletti. “Ateşten gömleği” giymeyeceklerdi. Menderes vadisini işgal eden Yunan Ordusu ve yerli işbirlikçi Rum çeteleri Türklerin topraklarına el koyuyordu. Yüz binlerce Türk yerlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Eli silah tutan Türklerde Yunan ordusu ile mücadeleye başlamıştı. Böylece işgalcilere karşı direnme güçleniyordu. Bandırmalı Çerkes Ethem Bey, Yörüklerden Demirci Mehmet Efe, Halil Efe, Gökçe Efe, Sarı Efe ve niceleri düşmana büyük zayiat verdiriyorlardı.  Ethem Bey Kafkasyalı bir ailenin çocuğuydu. Balkan savaşlarında ve I. Cihan harbinde gayr-i nizami harp de deneyim kazanmıştı. Kendisini Teşkilat-ı Mahsusa’nın efsane ismi Eşref Sencer Kuşçubaşı yetiştirmişti. 15Mayıs 1919’da İzmir’in işgali ile Kuvay-i seyyare’yi kurmuş mücadeleye başlamıştı. Millî ordu teşkilatlanana kadar düşmana ve isyancılara göz açtırmadı. 20. kolordu komutanı Ali Fuat Paşa ile Gediz muharebelerine katıldı. Gediz’den düşman çıkarıldı.

Bu savaş Türk Milletinin yokluk varlık mücadelesiydi. On iki yıl süren sürekli savaşlardan sonra Mondros Mütarekesi imzalandığı zaman hemen Türk Ordusunun terhisine başlanmıştı. Terhis olanlar, yorgundu. Buna rağmen davanın kutsallığı yine herkesi silah altında topladı. Başlangıçta Mustafa Kemal Paşa’nın elinde düzenli askerlerden meydana gelmiş iki tümen vardı. Sivas ve Uşak halkına çağrıda bulunduğu zaman eli silah tutan herkes onun bayrağı altında toplanmaya koşmuştu. Bu arada, Bandırma-İzmir bölgesindeki kuvvetlerin kumandanı olan Albay Bekir Sami, İstanbul'a başkaldırmış ve on bin askeri ile Mustafa Kemal'e katılmıştı. Mustafa Kemal, artık bütün Kuvay-ı Millîye’nin başkomutanıydı. Mustafa Kemal'in bayrağı altında toplanan askerlerin garip bir görünüşü vardı. Savaştan fakir çıkmış bir ülkenin insanlarıydılar. Üstleri başları dökülüyordu. Fakat en çetin askerin bile dayanması güç olan şartlar içinde, yeni bir savaşın müthiş hayatına severek ve isteyerek koşmuşlardı. Yunan Ordusu 1920 Haziran'ı sonlarında İngiltere, Fransa ve İtalya'dan izin alarak üç cephede başarı ile ilerlemişlerdi. Bir Yunan ordusu, karşılaştığı güçlü direnmeye rağmen Balıkesir'den ilerlemeye başlamış ve Marmara Denizi'ne ulaşmıştı. Bu ilerleme sırasında Bandırma, Bursa, Mudanya, Gemlik ve İzmit ele geçirilmişti. Yunanlılar ayrıca Bandırma-Akhisar-Manisa demiryolunun kontrolünü de sağlamışlardı. İki İngiliz zırhlısının da dahil olduğu bir İngiliz-Yunan karma deniz kuvveti tarafından desteklenen bir başka Yunan ordusu da Tekirdağ ve diğer Marmara limanlarını işgal etmiş, iki hafta içinde Türk direncini kırarak 25 Temmuz'da Edirne'ye girmişti. Edirne'de Yunan işgali altında yaşamak istemeyen on iki bin Türk'ün Bulgaristan'a geçmiş olduğu söylenmekteydi. Hareket üssü İzmir olan üçüncü bir ordu da doğuya doğru ilerlemeye koyulmuş ve 29 Ağustos'ta Uşak'a ulaşarak burayı işgal etmişti. Bu çabuk başarılar, Yunanlıların başını döndürmüştü. Anadolu'daki emperyalist seferlerin başlıca Yunanlı sorumlusu olan Venizelos, I. Cihan Harbi sırasında Yunanistan'ın Müttefiklere yaptığı hizmetlerin mükâfatı olarak başka Türk topraklarını da istemek cesaretini bulmuştu. Yunanlıların bu kısa seferler sırasında elde ettikleri başarıların nedeni, maddî imkânlarının bolluğuydu. Modern savaşlarda orduların can damarları olan ulaştırma bakımından Yunanlılar mükemmel bir durumda bulunuyorlardı. Ellerinde bol miktarda kamyon vardı ve İzmir'den çıkan üç demiryolunu kontrolleri altına almışlardı. Silah bakımından da herhangi bir sıkıntıları yoktu. I. Cihan Harbi’nin son yıllarındaki Makedonya seferinden kalma, İngiliz ve Fransızların verdikleri hiç kullanılmamış silahlarla donanmışlardı. 1918 Mütarekesi'nden sonra da Yunanlılara yeni silahlar verilmişti. Yunanlıların deniz yolları da tamamen açıktı. Buna karşılık, Türkler, ülkenin coğrafya biçiminden ötürü, Anadolu'nun ortasında sıkışmışlar ve bulabildikleri malzeme ile yetinmek zorunda kalmışlardı[1]. Fakat Mustafa Kemal’e en az beş bin subay katılmıştı. I. Cihan Harbi’nden sağ kalan tecrübeli erlerin yüzde sekseni de silah altına girmişti. Köylümüz süpürge tohumundan da olsa ekmeğini yapıyor karnını doyuruyordu. Savaşlara yıllarca alışmış olan Türk Milleti mutlaka bir köşeye azığını ayırırdı. Tohumlar biriktirilir vakti gelince kullanılır diye tedbir alınırdı. O yüzden yemeğine  “Sofra” demişti. Arapçadan yemek anlamına gelen “Maide” kelimesini almamıştı. "Uzun tarihinin mühim bir kısmı seferlerde geçmiş bir millet olarak iki lokma ekmeğe bir yudum suya sofra yani sefer azığı demişti. Onlar da yetmişti.

İkindi ezanı henüz okunmuştu. Eve vardığında anne karşıladı. “Buyur yavrum dede camiye gitti gelir birazdan” “buyur Mustafa’m” dedi ihtiyar nene. Anacığını da çok özlemişti Mustafa. Zübeyde ananın elini öper gibi elini öpmek istedi. Nene adeti üzere elini öptürmedi. O Mustafa Kemal’in elini öpmek istediyse de bu sefer Kemal paşa çevik davrandı. Güzel yazmasından öptü neneyi, “nenem” “sizlerin nasırlı elleridir öpülesi olan” “n'olur be nenem öpüverem şu mübarek ellerini” dediyse de nene vermedi belki de gönül koydu paşaya. Mustafa Kemal bu; bilmez mi gönül almasını “Anam nenem sen benim Zübeyde annemin hasretini unutturuyorsun” bana. Bu söz Ankara bozkırının güneşten toprak gibi çatlamış nur yüzlü anasını eritiverdi bir den bire. “Paşam Mustafa’m” dedi tekrar tekrar. Bağrına bastı sarışın genç paşayı. Alnından öptü yaşlı gözlerle. “Oğul oğul can oğul bütün analar yoluna kurban olmuşuz, önce Cenab-ı Allah’a sonra sana güveniriz. Gavur gelinlerimize, kızlarımıza el uzatır olmuş duyarız”. “Onların yanına yaptıklarını koyma.” “Nenem anam benim! Hiç kimsenin yanına koymayacağız, inan, güven bize!” Nenenin gözyaşları sel olmuş akıyordu. Mustafa da onunla beraber ağlıyor; “Ya Rab mazlumların ahını yerde koydurma bize.” “Zalimlere Kahhar’sın.” dedi. Nene oğul birlikte ne kadar ağlaştılar, bilemediler. Türk Milleti çok yaralıydı. Türk Milletini, káh millet-i sadıka dediği Ermeniler káh asırlarca birlikte yaşadıkları Rumlar arkadan hançerlemişti.

Zübeyde Hanım kızı ile Selanik’te her şeylerini bırakıp İstanbul’a hicret ettiklerinde Mustafa Kemal onları günlerce aramıştı. Mustafa Kemal Paşa bir cami avlusunda tanınmayacak halde onları bulduğunda anasına ve kız kardeşine sarılıp bugünkü gibi ağlamıştı. Arabacı İsmail camiden dönmüş onlara bakıyordu. “Ve, şu âyeti okudu “De ki: Allah'tır her şeyi yaratan, O'dur Vâhid ve Kahhâr olan[2]” (Rad Suresi/ 16.Ayet). Sonra neneye baktı “üzme paşayı nene!” “Kadınımız bu millete haram kundak vermez! Bilmez misin?” “Dokunulursa kendine daha da olmadı kıymıştır canına, ak pak pırıl pırıl canına!” “Bilmez misin?” Nene son zamanlarda arabacıyı hiç böyle öfkeli görmemişti. Kızdırdığına hayıflandı içinden. Alın damarı belirmişti Arabacı İsmail’in. Nadir de olsa sinirlendiğinde arabacı terler boncuk boncuk olurdu şakakları. Mustafa Kemal bile ürkmüştü arabacının bu halinden. “Baba öpeyim” elini dedi, çekine çekine. “Baba kızma neneme” “yaralıdır yürekleri analarımızın.” Sarıldılar doyasıya, doyamasalar da baba oğulcasına. Sakinleştirmek için namazı hatırlattı arabacıya, “Allah kabul etsin babam”. “Âmin oğul, âmin.” Arabacı vakit namazlarını mümkün olduğunca cemaatle kılmaya çalışırdı. Hatta cemaate yetişmek için çoğu kez esnaf onun koştuğunu bile görürdü[3]. Pazardan aldığı birkaç kilo meyveyi Paşa henüz neneye verememişti. Sessizce bahçedeki tahta sedirdeki kilime bıraktı. Arabacı biraz sakinledi, “Hanım bak! Paşa biraz kayıntı getirmiş, yıka da tadına bakalım, açlığımızı da yatıştırır.” Nene “Dede! Süpürge tohumundan çok güzel ekmek yapmıştım. Iscacık Paşam, çok lezzetlidir. Sizin oralarda bilirler mi?” “Bilirler nenem bilirler; bu millet buğday arpa aramaz, bulursa konu komşu bay fakir beraber yer.”  “Getir nenem, yiyelim süpürge tohumu ekmeği, özlemiştim.” Nene bu cevaba çok sevindi, seğirte seğirte bir genç kız gibi koşarak içeri girdi. Arabacının kendisini paylamasını da unutmuştu garip. Dışarıdan arabacının sesi geliyordu “Nokta cümle yazar oldu/ Nokta siyah beyaz doldu/ Muhammed’e sırlı yoldu/Gelin canlar bir olalım” “Ebu Bekir, Âli pirim/ Kalmaz Tamu hem de “deri”m/ Şol dünyada helál yerim/ Gelin canlar bir olalım.” “Yesevî’den gelen ırmak/ Biz canlara yoktur durmak/ Marifettir insan karmak/ Gelin canlar bir olalım.” “Arabacı atın sür gel/ Cümle nokta topla dür gel/ Kemál canda Hayy’la dur gel/ Gelin canlar bir olalım” Biraz önceki üzücü hava dağılmış arabacının, paşanın, nenenin yüzlerindeki tedirgin ifadeler yerini günün hoş bir yorgunluğuna bırakmıştı.

Paşa sessiz adımlarla Arabacının evinden ayrıldı. Çarşı içinden geçerken zeybekler köşe başında yanlarından geçen paşadan habersiz bir türkü tutturmuşlar efkarlarını dağıtıyorlardı:

"Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak!

Kılıcını vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Uyan da bak Gazi Kemal
Başımıza gelen işe.

Ankara'nın dardır yolu
Düşman aldı sağı, solu.
Sen gösterdin paşam bize
Böyle günde doğru yolu".

----------------------------------------

Hilmi ÖZDEN

 

[1] Arnold J. Toynbee, Türkiye-Bir Devletin Doğuşu-, Türkçesi: Kasım Yargıcı, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1971, s. 117-118.

[2] kuli(A)llâhu ḣâliku kulli şey-in vehuve-lvâhidu-lkahhâr(u).

[3] Mahir İz, Yılların İzi, Kitabevi, 7. Baskı, İstanbul, 2015, s. 89-90.

 

Yazar Hakkında

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Cengiz DAĞCI

Cengiz DAĞCI Kırım'ın Gurzuf kasabasında 9 Mart 1919’da dünyaya geldi. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, deprem gibi tabii âfetler yanında Rus emperyalizminin...

SEVİNÇ ÇOKUM

 Sevinç Çokum, 25 Ağustos 1943’ te İstanbul’da doğdu. Beşiktaş Kız Lisesi’ni, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir. O, seksen yıllık ömrü...

Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek

"Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye’de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu...

VARAKA GELDİ ŞEHRE

Saliha MALHUN

-Taha Süren için- Henüz O’nsuz ya sokaklar, yetim bakışlı çocuklar toz-toprak içinde, O’nun nuruna gülümsemekte. Varaka’nın serin sofasında birkaç hurma ve...

ŞEKİLLER-2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

(Şekil 12 ) Şekil Mimari parçaOsman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim Divarcı ve ark. (Editörler), cilt 2, a. g. e., s. s.140.(Şekil 13) Abdulkadir Geylani...

“BİRAZ DAHA BİRAZ DAHA” DİYEN SES

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Cumhuriyet dönemi şiirinin avangard nitelikler taşıyan ilk edebiyat hareketi Garip’e mensup şairlerden Oktay Rifat devrinin tanınmış sanatçılarından birine “Yeni Sanatı...

MEHMED ÂKİF'E DAİR- 2: MİLLÎ MÜCAD

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

1.Giriş:             1.1.Millî Mücadele’nin Ana Karakteri      Millî Mücadele, Türk milletinin “varlık-yokluk mücadelesi”dir. Kazandığımız halde yıllarca eziyetini çektik; kaybetseydik her şey...

RUKİYE ÖZDEMİR İLE SOHBET : “Türk

Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde...

YAZAR- ARAŞTIRMACI SAIT BAŞER: “GÜN

Sakarya Üniversitesi Felsefe Blm. em. öğretim üyesi Sait Başer ile bir araya geldik. Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan yazarımızla dilden...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GEL

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve...

SÜRÜ ADAMI

Bir adam vardır ki, hiçbir düşüncesinde, hiçbir hareketinde "kendi kendisi" olamaz. Ne düşünse, ne yapsa, ne söylese kendini değil, men­sup olduğu sosyeteyi, ırkı,...

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİKLER

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak hesabı da denir). Hece ölçüsüyle yazılan bir şiirde, ilk dizede kaç hece varsa...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

MASALSIZ TOPLUM VE OKULDA DEĞERLER EĞ

Halk kültürüne bağlı sözlü bir anlatım türü olan masallar, çocukların eğitiminde, sosyal hayata katılmalarında önemli bir yere sahiptir. Masal geleneği,...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revânDoğrulukta kulluk...
Hayat öyle güzel ki ... Öyle güzel ki yaşamak. Yaşadığının farkında olarak yaşamanın hazzı bambaşka.Hayatın güzelliği var da yaşanmazı yok...
Bu makalede özellikle medya tarafından oluşturulan popüler kitle kültürünün gençlik açısından ne ifade ettiği ve bu kültürün gençliği nasıl kuşattığı...
Göç Destanı

Göç Destanı

18.01.2017
Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Hulin Dağı yükselirdi olanca ihtişamıyla.Nehirler boyunca bereket fışkırırdı topraktan. Hulin Dağı, yaylaktı sıcak...
Dede Korkut hikâyeleri evreninde Aruz Koca adında bir bey vardır. Aruz Koca’nın iki oğlu vardır. Bu iki oğuldan biri Aruz...
Yazılarınızda Eski Türk Edebiyatı sahasındaki çalışmalarda metot eksikliğine ve teori sahasındaki yetersizliğe vurgu yapıyorsunuz. Bu sahadaki metinlere hangi teori zemininde...
Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde...
16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğan, 13 Aralık 1979’da yine İstanbul’da ölen Behçet Necatigil, radyo oyunu, deneme, eleştiri, sadeleştirme ve çeviri...
Metin SAVAŞ

Metin SAVAŞ

03.07.2017
"Türkiye'de şeytan giderek güçleniyor Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu bile olmadığını söylesem... İstanbul, Ankara ya da İzmir'de değil,...
Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına...
Eski Yunanca olan arketip sözcüğü Türkçe’de ilk imge, ilk örnek gibi anlamlara gelir. Arketipler, insanlığın ortak mirasıdır. Sanat eserlerinde arketiplerin...
Prof.Dr. Saadettin YILDIZ (Geçen sayıdan devam) 4. Mehmet Âkif'te Sitem ve Güven: Büyük adamlara büyüklük vasfını kazandıran en önemli şahsiyet...
Halk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı hatırlarsak, XX. yüzyılın ünlü Halk Şairi “Talibî” Coşkun da,...
İçimdeki kelime ırmağı kuruyunca, hayallerim hayatın gerçeklerine galebe çalar. Konuşmaktan çok susmak, yazmaktan ziyade içimin sesini dinlemek isterim. İçten bir...
Hayatın her anı, bir karar zamanıdır. Her yer, her şey biz karar almaya zorluyor sanki. Türküler bile… Bakın ne diyor...