Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
nasreddinhocaFıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden bir taraf mutlaka bulunur. Kimini güldürür fıkralar, neşelendirir; kimini hüzünlendirir, uyarır, eleştirir, düşündürür. Herkes nasibine düşeni alır latifeden/nükteden. Mutluyken okuduğumuz bir fıkra, mutsuzken ayrı bir renk ve şekle bürünür gözümüzde. Anlam dünyası, bakanın ruh haline göre değişir anlayacağınız. Ben, bütün fıkralar içinde en çok Nasrettin Hoca fıkralarını severim. Hoca’nın fıkraları, içinde barındırdığı incelik ve güzelliklerin yanı sıra, bir olguyu daha özünde-mayasında saklı tutar ki o da kimseyi incitmeme-ötekileştirmeme özenidir, empatisidir. İşte bu dikkat Hoca’yı olgun-kâmil insan yapar veya bir başka ifadeyle eşref-i mahlukat. Biraz da bu yüzden Hoca’yı bu milletin dünyaya (evrensele) açılan gülen yüzü, aydınlık penceresi olarak görmüşümdür hep.
Nereden çıktı fıkra bahsi ve dahi Nasrettin Hoca konusu diye merak edenleri fazla bekletmeyelim.
Değişiklik yapmak iyidir. Hele hele bu değişiklik yapma isteği dıştan değil içten gelen doğal-samimi bir duygu kıpırdanışının sonucu olarak ortaya çıktıysa, böyle durumlarda bu istek daha anlamlı hale gelir, çünkü yeni ve farklı ufuklara açılma cesaretini kuşanmaktır bu, şaşırmak ve şaşırtmaktır aynı zamanda. Farklı bir yoldan mı işe gitmek istiyorsunuz, gidin. Farklı bir yemeği mi yemek mi istiyorsunuz, yiyin. Farklı bir kitabı mı okumak istiyorsunuz, okuyun. Hatta farklı bir yazı yazmak mı istiyorsunuz, yazın. Yazın efendim, elinizi tutan mı var? Öyle de yazılır böyle de; öyle de denir böyle de.
Bunlardan sonuncusu yani farklı bir yazı yazmak geldi bugün içimden. Daha önce çok da ilgimi çekmeyen bakir bir konuyu sizinle paylaşmaya karar verdim. Bahsin özünü bir Nasrettin Hoca fıkrası ile bu fıkranın zihnimde, gönlümde ve hayal dünyamda oluşturduğu anlam temrinleri oluşturuyor. Orijinal bir yazı çıkmayacak belki ortaya ama kim bilir belki de  katkılarınızla yazı büyüyecek, olgunlaşacak, geleceğe taşacak.
Yazının ortaya çıkışının temel gerekçesini yazmasam olmaz.
Annemin hayatıma soktuğu, başka dinlerde, kültürlerde çok da karşılığının olduğunu sanmadığım bir kelime-bir kavram var: “İnşallah”. Rahmetli babaannem de, babam da çok kullanırlardı bu kelimeyi. İşin merkezinde elbette önce inanç dünyamızın bize sunduğu bir ana zemin var, fakat hayat bu kavramı dinî anlamının yanı sıra çok farklı mecralara da taşımış, hatta çok ayrı renklerde de parlatmış. Bunun en çarpıcı örneği, bu kavramın, bir Nasrettin Hoca fıkrasına başlık olması-ilham vermesi gerçeği. Her insana, her kelimeye, her kavrama, her olaya bir fıkranın içinde sonsuza kanat çırpmayı nasip etmez kader. Evet, Hoca bu kavrama sihirli elleriyle bir kere daha dokunmuş ve onu bu dokunuşuyla halk nezdinde bir kere daha evrenselleştirmiş. Kendisine anlattığım her hayalimden sonra annemin “İnşallah de oğlum inşallah de!” sesi, ikazı kulaklarımdan hiç gitmez. Bu yüzden bu kelime (bu kavram) bana ne çok şey anlatır, çok şey çağrıştırır bilemezsiniz. Annemin yüzündeki çizgilerin hepsinde “inşallah”ın tevekkülle harmanlanmış ve kadere boyun eğmiş nabzı atar. “İnşallah” önce annemin, sonra benim, göğün maviliğine uçurduğumuz uhrevi birer suskunluktur. Kayıtsız ve şüphesiz birer boyun eğiştir. Ve “inşallah” öyledir.
Şimdi Hoca’dan bir fıkra dinleyip daha sonra bu fıkra üzerinde düşünme zamanı.
Bir fıkra:
Bir akşam Hoca karısına:
-Yarın hava yağmurlu olursa oduna, açık olursa çift sürmeye gideceğim, demiş.
-İnşallah de Efendi, demiş karısı.
Hoca kızmış:
-Niçin inşallah diyeyimYa o olacak, ya öteki
Ertesi gün yağmur yağmış. Hoca da ormana gitmek üzere erkenden evinden çıkmış.
Kısa bir süre sonra yolda bir sipahiye (Osmanlı’da atlı asker) rastlamış. Sipahi sormuş:
-Filân köye nereden gidilir?
-Bilmem, deyip ormanın yolunu tutmuş Hoca.
Sipahi, Hoca’ya kamçısıyla vurarak:
-Çabuk önüme düş! Beni o köye sen götüreceksin!
Hoca istemeye istemeye yolunu değiştirip sipahiyi, pek de yakın olmayan bu köye kadar götürmek zorunda kalmış. Evine de ancak gece yarısı dönebilmiş. Kapıyı çaldığında ve karısı, “Kim o?” diye seslenince:
-Aç hanım aç, demiş, inşallah ben geldim.
Fıkradan çıkarılabilecek dersler:
Önce, tebessüm denen güzellikler ülkesinin kapısını aralar bu fıkra, ama bununla bitmez fıkranın söyledikleri uzun uzun düşündürür de bizi. Bazen Hoca’nın yerine geçeriz hayal dünyamızda bazen karısının. Bazen eli kırbaçlı sipahi olur gücümüzü hissettiririz elinde kırbacı olmayanlara. Bazen haddimize geri döner bazen haddimizi aşarız. Çünkü fıkra bizi anlatır, içinde yaşadığımız dünyayı anlatır, her ne kadar bazı kelimeler bugün eskise de.
O halde buyrun, zihnimizden ve gönlümüzden geçenleri okumaya:
· Bu fıkrada ilk dikkatimizi çeken normal bir Anadolu ailesidir. Erkek söylediğinde diretir, eleştiri kabul etmez; kadın ise onu temkinli olmaya, itidale çağırır.
· Daha sonra fıkrada; “inşallah” kelimesi dikkatimizi çeker. Bu kelime; “Allah isterse, Allah nasip ederse” anlamlarına gelir. Hem dinî hem de sosyal yönü bulunan bu ifade, kültürümüzün en yaygın ve önemli ibarelerinden biridir. Dolayısıyla bu kelime/kavram, medeniyetimizdeki devamlılığı göstermesi bakımından önemlidir.
· Geleceği veya gelecekte olacakları hiç kimse tam olarak bilemez. Biz elimizden gelenleri yaparız, bir şeyleri ister veyaistemeyiz, ama sonucu belirlemek bazen irademizin, gücümüzün dışında olabilir, kalabilir.
· Büyük ve kesin konuşmak bizi zor durumda bırakabilir, mahcup edebilir.
· Elimizdekilerin değerini ancak onları kaybedince anlarız.
· “İnşallah ben geldim.” ifadesinde “biraz tedirginlik, biraz kızgınlık, biraz şaşkınlık, biraz da mahcubiyet” sezilir. Şu an kapıdayım ama hâlâ beklenmeyen ve istenmeyen bir şeyler olabilir demektir bu.
· Bu ifadede, düştüğü durumla eğlenen bir insan tavrı sezilir. Bu da Hoca’nın “komplekssiz, kendi kendisiyle barışık bir insan” olduğunu gösterir.
· Yine bu fıkrada dikkati çeken bir başka nokta halk ile yöneticiler arasındaki mesafedir. Sipahi emreder, Hoca (yani halk) da bu emri yerine getirir veya yerine getirmek zorunda kalır.
Fıkra deyip geçmemek lazım. Bazen küçük bir fıkrada bir milletin genetik özelliklerinin hatırı sayılır bir kısmı saklı olabilir ki Nasrettin Hoca’nın fıkraları genelde böyledir. Bu nedenle Hoca, Türk milletinin gözünde “bir halk filozofu”, “bir halk bilgesi”dir. Hoca’nın sevilmesi ve bugüne ulaşması-taşınması bundandır.
Ben sustum, sıra sizde…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Bilim Adamlarımız Sözlüğü Bilim T

Ali Kuzu PAROLA YAYINLARI Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam...

Arif Nihat Asya

Arif Nihat ASYA Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı...

İNAT ETME GÖKYÜZÜ, BENİM KADAR AĞL

Önsöz İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve buluşmayı fazlasıyla hak...

ERLİK - METİN SAVAŞ

ErlikMetin SavaşÖtüken Neşriyat Edebi çalışmalarını rahat bir ortamda sürdürebilmek amacıyla İstanbul'u terk edip Balıkesir'e yerleşmiş olan bayan bir yazar. Bayan...

SÖZÜMÜZ SÖZ MÜ?

Özcan TÜRKMEN

Sözümüz, sözlerimiz ne kadar etkili oluyor, sözün etkisi ne kadar devam ediyor; sözden etkilenenlerin sayısında azalma mı oluyor vb. sorular epeydir zihnimi meşgul...

TÜRK’ÜN KİTAPLA İMTİHANI

Özcan TÜRKMEN

İhtiyaç listenizde kitap kaçıncı sırada, hiç düşündünüz mü? Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte gençlerde kitap okuma alışkanlığının yerini evlerde...

BURSA’NIN ROMANTİK SULTANI CEM SULTAN

Edebiyat Dunyamız

1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi Şehzade Mustafa ile birlikte yan yana yatan Cem Sultan, şair sultanlar içinde...

MUHABBET

Özcan TÜRKMEN

Muhabbet kuşu gördünüz mü hiç? Hiç muhabbet kuşunuz oldu mu? Muhabbet ettiniz mi hiç muhabbet kuşuyla… Muhabbet beslediklerinizin sayısını hiç düşündünüz mü?...

SERBEST ŞİİRİN YAZIMINA DAİR BÂZI

Şiir kavramı ve şiire dâir tartışmalar-sanırım- hiç bitmeyecektir. Mânâ, biçim ve vezin noktasında, her şâir kendine göre bir fikir beyan etse de şiirin...

Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân K

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli bir...

RIZA TEVFİK

Filozof Rus Tevfik’in ölümüne iki yüzden acımalıyız: Birincisi, halk ş¡irinin her çeşit lezzetini bize tattıran çok kıymetli bir şairimizi kaybettiğimiz için....

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA AD

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki şairin de ana temaları...

BATILILAŞMA MACERAMIZDA TÜRK ROMANINA

GİRİŞ Tanzimat'ın ilânından sonra, Türk toplumunda siyasî olduğu kadar, toplumsal değişmelerin olduğunu da görmekteyiz. Batı medeniyetine gösterilen büyük...

Reşat Nuri Güntekin: İlk Romanımı N

Gizli El benim ilk romanımdır. Mütarekenin ilk yılında Dersaadet ismindebir gündelik gazete çıkarmağa hazırlanan Sedat Simavî arkadaşım benden bir roman...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

"Ankara’nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Düşman bizi esir etmiş Şu feleğin işine bak" Mustafa Kemal puslu bir Ankara günü gözlerini hafif kısmış...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
BURHAN TOPRAK

BURHAN TOPRAK

12.08.2018
“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk Orta Çağının zirvesidir. Onun divanı bizim divana commedia (ilahi...
Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde belirttiği ;...
Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı...
Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese...
"Ankara’nın taşına bak Gözlerimin yaşına bak Düşman bizi esir etmiş Şu feleğin işine bak" Mustafa Kemal puslu bir Ankara günü gözlerini hafif kısmış alabildiğine...
Türk kadınının tarihte “Vatan” için yaptıklarını anlatmak; değil bu sayfalara kütüphanelere sığmaz. Onlar; Türk’ün “hârim-i ismet” ine* el değdirtmemiş...
Bu ülke, 1914 Ağustosu’nda bir mukadderat anına varmış olarak, kaçınamayacağı bir ölüm kalım mücadelesine çağrılmıştı. Türkiye, Avrupa tarihindeki bu en...
Devlet-i ebed-müddet tabiri; sonsuza kadar sürecek devlet demek olup tarih boyunca kurulan "Türk Devleti"ni ifade eder. Bu konuda H. Nihal...
Mavi Türkü

Mavi Türkü

04.06.2017
Bütün yazılarına kendinden bir şey yansımış. "Boynuma kadar terime gömülmeye razıyım. Yeter ki, bir kez doyasıya huzurunda durayım" dedirten aşk...
Kolaylaştırıcı, önleyici, geliştirici olmak yerine çoğu kere hepimiz şikâyetçi oluruz. Durumdan memnun olmayıp yakınır veya başımıza gelen bir dertten dolayı...
Ruhun derinlerinde yeşeren bin bir baharın adıdır gönül. İnsan, Allah’a gönül yoluyla ulaşır. Zira gönül ,Allah inancının bulunduğu yerdir.Bu yüzden gönül arıdır,dururdur,hiçbir...
Şekiller-1

Şekiller-1

02.12.2018
(Şekil 1) M. Ö. V-III. Yy Pazırık'ta V. Kurgan'dan çıkan, duvara aslımak üzere yapılmış. (4,5 x 6,5 m.) Renkli Keçeden...
DİL ÜZERİNE

DİL ÜZERİNE

09.03.2019
Var oluşumuz, sınır bekçimiz durumunda olan din, tarih ve her çeşit kültür san’atımıza bağlıdır. Türklüğün ikbal ve istikbali açısından bu değerlere...
Sabaha karşı Sarı İbik’in sesi ile uyandı herkes. Tarlaya gidilecek, bostan çapalanacak. Toprak içinde ayrık otları temizlenecek. Bugün çok...
Her sanat eseri, tabii ki hakiki sanat eseri, gerçek ile kurmaca arasındaki muğlâk bir zeminde yer almaktadır. Sözü eğip bükmeden,...