Cumartesi 30 Mayıs 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
Bunu okudun 0%

alli turna rukiye ozdemir“Allı turnam bizim ele varırsan

Şeker söyle kaymak söyle bal söyle

Gülüm gülüm kırıldı kolum

Tutmuyor elim turnalar hey”

                                Anonim

Şu hayattaki en büyük aşıklar ne Aslı ile Kerem, ne Ferhat ile Şirin, ne sen ne de ben. Bizim iğde ağacı ile dalına konan Allı Turna…

İğde ağacı o yıl yine en muhteşem çiçeklerini açmış, gelinlik kız gibi salınıyordu. Hafif esen rüzgarda şöyle bir salınsa herkesi sarhoş edecek derecede muhteşem kokular salardı etrafa. Bunun da ne kadar farkında ki salındıkça salınırdı. Adeta kimsenin duymadığı müzikte dans eder ve bunu harika bir şekilde sergilerdi. Dünyanın en iyi dansçısıydı. 

Bir gün bir kuş geldi dalına kondu. Öyle bir kuştu ki sanki masal diyarından çıkmış gelmiş. Sadece bizim iğde için geliyordu. Sadece bizim iğde için yaratılmıştı sanki. Doğanın bir hediyesi gibi. Bulutların içinden çıkıp gelmiş gibi. Hiçbir kuş türüne benzemiyordu. Heybetli bir duruşu vardı. Kanatlarını açtı mı öyle güzel renkler çıkardı ki ortaya, benim diyen ressam görse kıskanırdı. Kanadını açtığında ortaya çıkan onca rengin içinde al rengi pek hoşuna gitmişti iğdenin. “Allı Turna” deyiverdi, turna kuşuna benzememesine rağmen. Benim Allı Turnam hoş geldin dedi. Allı Turna adını sevdi kuş ve bu sevgi dolu karşılama hoşuna gitmişti. Karşılık vermekte hiç tereddüt etmedi. 

Dalına onca kuş gelir konar hiç birine yüz vermez, ilgilenmez, umursamazdı. Kollarını açmazdı bizim iğde. Ama gel gör ki gelsin Allı Turna bak nasıl olurdu. Aşktan, heyecandan ne yapacağını bilemezdi. Dallarını savurur da savurur, tatlı tatlı salınırdı. Kimsenin duymadığı, bilmediği aşk şarkıları söylerdi dünyanın en iyi ses sanatçısı gibi. Gözlerindeki o aşk dolu bakışları görmemek mümkün değildi. Allı Turna da karşılık verir. Bütün dallarına tek tek konar, halini hatrını mutlaka sorardı. En güzel aşk sözcüklerini kulağına fısıldardı iğdenin. Etrafında öyle bir dönerdi ki pembe pembe olurdu bizim iğdenin yanakları. Bi utangaç haller, tavırlar. 

Allı Turna’nın geleceği günler belliydi. Bizim iğdenin heyecanını görmen lazım. O ne işve, o ne cilve öyle. Dünyanın en mükemmel güzellik salonundan çıkmış gibi, saçlar itinayla taranmış, gözlere sürmeler çekilmiş, yanaklarda allıklar, dudakları ateş rengi kırmızı rujla boyanmış. O günlerde kimseye pas vermez bizim iğde. Ne dalına başka kuş kondurur, ne de çevresinde olup bitene tepki verir. Ama hele bi Allı Turna geliversin, geliversin de konuversin dalına gözleri parıl parıl parlar, dudaklarından en güzel aşk nameleri dökülür. Allı Turna’sı boş durur mu? O da en güzel şarkılarını iğdesi için söyler, çevresinde en görkemli dansını eder.

Bir sabah kalktık, baktık ki iğdenin dalını kırmışlar. İki gözü iki çeşme bizim iğde.  O kadar ağladı, o kadar ağladı ki gökyüzü kayıtsız kalamadı. Yağmurlar yağdırdı üstüne. Derdine ortak oldu. Bulutlar sarıldı dört bir yanından yarasına merhem olmak için ama nafile. 

Her bir gözyaşında bir çiçeğini döktü iğde. Göz pınarları kuruyana dek ağladı, göz pınarları kuruyana dek döktü çiçeklerini.  Sonunda ne ağlayacak gücü kaldı ne de dökecek çiçeği. Derdine derman bir Allı Turna’sı vardı o da ağladığında yoktu. Bir umut bekledi haftalarca ama sonunda anladı.

Bizim iğde hancı, Allı Turna’sı yolcu…

                                                   Rukiye ÖZDEMİR

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile