Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
  1. Şiir 1Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli bir dilin izini takip etmekten kendini alamamış Mungan herkesin anlayabileceği bir üslubun peşinde de değildir.Anlamı çarpıtmadan iletmeyi yeğlemiş Mungan, şiirin müzik disiplinine yakın bir çerçevede yorumlandığı anlayıştan uzak bir tutumu tercih ettiğinden şarkı sözlerini herhangi bir şiir kitabına almamıştır. Bu durumu türler arası ayrışma şeklinde nitelendirmek mümkündür.Özge bir dil yaratmak uğruna kendi çağının sözlüğünü yakalamanın gerekliliğine inanmış olan Mungan’ın aşk-geçmiş zaman çağrışımlı, “Antik Kent” başlıklı şiiri, özgün söz tasarımlarının nitelik çözümlemesi yoluyla duyuş sarmalının aralanması için seçilmiştir. Eserin şiirsel içeriği, seslerden yola çıkılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Ses ve söz varlıkları, ses birimi (malzemesi), anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi tabakalarıyla bağıntılı olarak ele alınmış; ilgili bulgular ses ve söz varlığı tarzında iki ana başlık altında toplanmıştır. Bu bağlamda şiirde kullanılmış yinelemeler üzerinde durulmuş ve metin çözümleme işlevi, anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi katmanları da dikkate alınarak tamamlanmıştır.
Kelimelerin dizelerde tespit edilmiş duygu değerleri ses-anlam ilişkisi çerçevesinde ortaya konmak istenmiş; bunun yanı sıra mekânsal duyarlılığın ses-söz boyutunda irdelenmesi gözetilmiş bir diğer amaç olarak belirlenmiştir. Günümüz şiir dili kullanımına yönelik değerlendirmenin ses ile duygu ve düşünce ilişkisi incelemelerine fayda getireceği düşünülmektedir.
  1. Giriş

    İnsan dili çok sınırlı sayıdaki (40 en çok 50 kadar) seslere dayandığı hâlde bu sesleri değişik düzenlerde sıralayarak milyonlarca sözcük oluşturulabilir. Yine, belli sayıda anlamlı birime (biçimbirim) sahip iken bunlarla, değişik sıralamalarla çok çeşitli anlamların anlatımını sağlayabilir (Aksan, 1995: 15). Mesela “yalnız sen gel” ile “sen yalnız gel” yargıları arasında



    1Bu makale "III. Uluslararası Mardin Kültür ve Medeniyet Kongresi” 20-22 Nisan 2018, İKSAD’da sunulan özet çalışmanın genişletilmiş hâlidir.

    2This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.




    kelimelerin yer değişiminden doğan ve yükleme yakınlık durumları ya da vurgu-ton değerleriyle ilişkili anlamsal bir farklılık olduğu barizdir. Günlük dil, küçük bir yer değişimi sonrası böyle bir başkalaşım gerçekleştiriyorken, ses-söz kaynaklı estetik tasarımlar ve terkipler içeren şiir dilinin yeni yaratıları ortaya çıkaracak iletişim imkânları barındırması tabiidir. Üstelik şiirsel iletişimde çağrışım adı verilen yan anlamlar önemlidir (Aksan, 1995: 24). Yan anlam zenginliği, dilin günlük kullanımdan farklı işlevlerle donatıldığı anlamına gelmektedir. Çünkü günlük dil, daha çok temel anlamların hüküm sürdüğü bir geçerlilik alanına sahiptir. Dolaylı, etkili, güçlü ve kısa anlatımlı bir dil taşıyan (Levin, 1962, Akt. Aksan, 1974: 573) şiir dili ise kişiye özgü duyuşları hedeflemiş, yoğun etkileşimlerin mümkün olduğu iletileri kapsar. Aksan şiir dilinden bahsederken “bu iletişimde en gerekli ögelerin seçilmesi söz konusudur” belirlemesini yapar (1995: 25). Bahsi geçen en gerekli öğelerin tercih aşaması ise öznel yaklaşımlarla oluşan söz dizilimleri ve ses birleşimleri şeklinde biçimlenmektedir. Aslında bireye özgü şiirsel deyişlerde “mesele esasen müşahhas malzeme ile mücerret olan hayali yaşatabilmektir. Çünkü şiir kelimelerin bir araya gelmesinden hâsıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir” (Akdeniz, 2010: 3). Bu büyük kelimenin ritmik tasnifinde sesler aracılığıyla kurulacak ölçü ayarı, duyguların armonik kurulumunu sağlayacaktır. Aristoteles ilki ozan, diğeri ise fizyolog3olan iki kişiden bahsettiği bir eserinde, bu kimseler arasında ortak olan tek şeyin ölçü olduğunu belirtir (1993). Bu kıyaslama ile Aristoteles, şiir dilinin ölçülü söz ile yapıldığını vurgular. Bu bağlamda şiirsel dilin unsurlarından biri olan ölçüye dayalı dizilim önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Şiirsel kullanımlarda ses-söze yönelik estetik kotlama vasfında pek çok dizilim ve anlam donanımları mevcuttur ve bunlardan biri yinelemelerdir. Jakobson’a göre ise şiir, yalın bakışla bir çeşit yinelemedir (1982). Nitekim ses ek, sözcük ya da sözcük öbeği tarzındaki yinelemeler; kafiye gibi unsurlarla gerçekleşmiş ritim, bir şiiri ses yönünden etkili ve güçlü kılan ögeler olarak sıralanır (Aksan, 1999: 191-195). Apaydın (2011) bir çalışmasında “Kafiye Kusurları” (Naci 2004: 82) şeklinde belirlenmiş sinâd, ikvâ, ikfâ ve ita adlı hatalardan bahseder ve bunları modern şiire ait bazı dizelerle örneklendirirken amacı, anlamla kaynaşması öngörülen şiir sesinin fonetik ahenk unsurlarını farklı dikkatlerle açıklanabilir kılmaktır.

    Günümüzde sesin, sözün anlamını vurgulayan bir öge olarak şiirdeki önemini (Dilçin, 1991: 1 ) kabul edenler tarafından, şiirsel düzenlemelerdeki ses ve anlamın karşılıklı ilişkileri dikkate alınarak, çeşitli ses-imge örüntüleri çözümlenmek istenilmekte ve dizelerdeki inceliklere izah getirmek amaçlanmaktadır. Bu çerçevede dizelerdeki anlam tabakalarının analizinde yapısalcı metot göz önünde tutulmakta; metin, birim parçalara ayrılmakta ve parçalar anlam bilimi, söz dizimi gibi açılardan incelenmekte ve anlam birimlerin kapsadığı seslerin fonem özellikleri, anlamı belirleyici konumunda değerlendirilebilmektedir. Sesin anlam belirleyiciliği, şiirde kullanılan ses özellikleriyle yaratılan armoni (aliterasyon/asonans) ve ahenk (kafiye, redif) düzenlemeleriyle örneklendirilmektedir. Anlam vurgusu yanı sıra şiirdeki içeriği biçimlendiren ses ve söz düzenlemelerinin tamamı şiirde verilmek istenilen genel duygu dünyası şeklinde sunulmaktadır (Kortantamer, 1993: 279). Aksan ses ve düşünce için bir kağıdın arka ve ön yüzleri gibi ayrılamaz tezini dile getirirken (1966: 169) Coşkun, şiiri ifade edenin, kelime ve kelime birlikteliklerinin duygu ve düşünce anlamlarıyla, bu birlikteliğinin sesleri ve ezgisi olduğuna işaret eder (2008: 264). O hâlde şiirin içeriğindeki ses ve söz malzemesine dönük çözümleyici yaklaşımlarla bir nebze olsun şiir dilinin gizi aralanabilir.

  2. Yöntem

    Saussure’ün gösterge kavramını dört katmanlı bir yapı şeklinde yorumlayan Danimarkalı dilbilimci Hjelmslev anlayışına göre şiir göstergeleri (şiirin ses-söz varlığı olan kelimeler), anlatım tözü (ses malzemesi); anlatım biçimi (dize sayısı, kafiye düzeni); içerik biçimi (anlam-söz varlığı); içerik tözü (anlam birim açılımı) (1982) açılarından incelenir. Bu yazıda aynı anlayışla aşk-tarih (yaşanmış zaman-antik mekân) motifli “Antik Kent” (Mungan, 1996: 470) başlıklı eserin şiirsellik ve anlam yükü, seslerden hareket edilerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Ses ve söz varlıkları, ses birimi (malzemesi), anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi katmanlarıyla bağıntılı olarak ele alınmış; bu bağlamda şiirde kullanılmış yinelemeler üzerinde durulmuştur. İlgili bulgular ses ve söz varlığı tarzında iki ana başlık altında toplanmış; anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi katmanları da ikincil başlıklar olacak şekilde metin çözümleme aşamaları gerçekleştirilmiştir.

  3. Bulgular

    3.1 Şiir metni

    Dilinde tını güzelliğine, görüntüde imgeye ağırlık veren (Şener, 1993: 26); genel olarak, çağrışımlarla yüklü anlatımcı bir şiir olan (Dara, 1999: 113) Mungan şiiri, kaçırdıklarını okura yakınlaştıran (1994) bir açılım içindedir. Bu açılımın taşıdığı etki gücü, “hayattan kaçtım, sanata sığındım; yazıyı evlat edindim, okurları akraba” (1997: 75) diyen ozanın sahip olduğu zihin sözlüğündeki zengin “kelime hazinesi yanı sıra geliştirdiği ses bilinci” kapasitesiyle (Coşkun, 2008: 264) açıklanabilir. Bu ses bilinci, ses bilgisi temelli söylem çözümleme yaklaşımıyla ve dil biliminin imkân tanıdığı ölçütlerle incelenmiştir. Mekâna dayalı çağrışımlar yine ses-söz ilişkisi benimsenerek açıklanmak istenmiştir.

    Antik Kent mutlu günlerimizdi... deniz tuzu, dövme gül yanık tarçın gibiydik

    rüzgârın saçlarımızı taradığı yamaçlarda ikimizden bir bayrak

    dalgalanırdı birbirine bakan tarihin ve otların arasında




    image

    3Homeros ve Empedocles



    Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân Kullanımı (Murathan Mungan Örneği)

    R. Ş. ŞİŞMAN



    adı yoktu yaşadığımız şeyin bir boşluk bile değildi bu onca boşluğun içinde yontulmamış birkaç harf taşlar kadar tarihe kefil

    günler gibi düşünülmeden akıp giden otların gölgesindeki gece kadar derin

    ay ışığıydı her şeyi sessizce bütünleyen







        1. Ses Varlığı

          bir dönüş biletiyle kırıldı gece kırıldı mevsim

          kalakaldık

          birbirine bakan sunaklarda zehiri giz olan otlar boyverdi

          kırık heykel parçaları dağılmış ten zaman tarihe geri çekildi

          kalıntıları ne kadar ipucuysa bir antik kentin o kadar biliyoruz nedenlerini ve sonuçlarını ayrılınca adını aşk koyduğumuz o şeyin.

          Doğal dilde anlatımın tözü sestir. Şiirde anlatım tözü doğal dil içindeki sesin (ses malzemesi) farklı biçimlenmiş hâlidir (Bayat, 2010). Şöyle ki, aliterasyon ve asonans şeklinde nitelendirilen ses varlığı başka bir deyişle, tekrar eden ses birim nicelik ve nitelikleri, şiirin armonik yapısını belirler. Bu düzenleme ile şiirin ses varlığına dayalı malzemenin bir kısmı açığa kavuşturulmuş olur. Adı geçen şiirde düzenli olmayan ölçü, ses varlığının serbest görünümdeki bir uzantısıdır ve Anlatım Biçimi ve Biçim Çözümleme başlıkları altında incelenmiştir.

          Şiirde ünlü ve ünsüz dağılımını gösteren tablolar (Ses birimi/malzemesi incelemesi):

          Tablo 1. Birinci bölüm ile ilgili ünlü dağılımı




          u üeiii




          i uu öe

          ü




          ı aı iii




          an aaııı aaıı aaa a




          iie i aa




          aaıı




          iie aa




          ii e oaı




          aıa




          ı ou aaıı ı ei




          ou ie eii u




          a ouu iie




          uaı ia a




          a aa aie ei

          üe ii

          üü üe en aı ie






          öeie i ee aa ei




          ıııı

          e ei eie

          üüe e




          Tablo 2. İkinci bölüm ile ilgili ünlü dağılımı

          iöü ieie ııı ee

          ııı ei

          aaaı

          iiie uaaa

          aa

          eii i oan oa oei

          ıı ee aaaı aıı e

          aa aie ei eii

          aııaı e aa iuua i ai ei

          o aa iiou eeeii e aı ouaıı

          aııa aıı ouuuz o ei

          a

          Toplam ünlü miktarı azalan sıra ile

          1. 1, i.58, e.48, ı.44, u.18, o.15, ü.10, ö.3: Dizelerde (148) kalın ve (119) düz-geniş ünlü hâkimiyeti vardır.




    Tablo 3. Birinci bölüm ile ilgili ünsüz dağılımı

    mtl

    dnz

    ynk

    rzgrn

    kmz

    dlgln

    brbr

    trhn

    rsnd

    d ykt

    br

    nc

    yntl

    tşlr

    gnlr

    tlrn

    y

    gnlr

    tz

    trçn

    sçlr

    dn br

    rd

    n

    v tlrn

    yşdğ

    bşlk

    bşlğ

    mmş

    kdr

    gb

    glgs

    şğyd

    mzd

    dvm

    gbyd

    mz

    byrk

    bkn

    mz

    bl

    n

    brkç

    trh

    dşnl

    ndk

    hr şy

    gl

    k

    trdğ

    şyn

    dğld

    çnd

    hrf

    kfl

    mdn

    gc

    sssz

    ymçl

    b

    kp

    kdr

    c

    rd

    gdn

    drn

    btnly

    n




    Tablo 4. İkinci bölüm ile ilgili ünsüz dağılımı

    br dnş bltyl krld gc

    krld mvsm

    klkldk

    brbrn bkn snklrd

    zhr gz ln tlr byvrd

    krk hykl prçlr dğlmş tn

    zmn trh gr çkld

    klntlr n kdr pcys br ntk kntn

    kdr blyrz ndnlrn v snçlrn

    yrlnc dn şk kydğmz şyn

    Toplam ünsüz miktarı azalan sıra ile

    r.48, n.46, l.38, d.36, k.31, b.22, y.20, t.19, m.15, g.14, ş-z.13, s.10, ç.8, ğ.7, h.7, c.6, v.5, p.3, f.2.: r, n, l, y, m, ş, z, s

    (sürekli); k, d, b, t, g, (süreksiz); r, l, n, d, b, y, m, g, z (ötümlü); k, t, ş, s (ötümsüz); r, n, l, y, m (akıcı); k, t (patlayıcı); ş, z, s (sızıcı): Dizelerde sürekli, ötümlü ve akıcı ünsüz hâkimiyeti vardır.




    Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 8(2), 359-367, Temmuz 2018


    image




    Dizelerde toplam 267 ünlü olup düz ünlü daha çok tercih edilmiştir. Ünlülerden 148 tanesi kalın sıradan; 119 tanesi ince sıradandır. Ünsüzlerde ise yoğunluklu olarak (203) sürekli, (252) ötümlü ve (167) akıcı özelliklerde olmak üzere 363 ses kullanılmıştır. Horata ünsüzlerin ağırlıklı olduğu şiirler için dinamik ve akıcı; ünlülerin yoğun olduğu şiirler için ise durağan tabirini kullanmıştır (1998).

    Tablolarda görüldüğü üzere ses birim yinelemeleri açısından, akıcı ve ötümlü ünsüzler, ötümsüzlerden daha fazladır. Bu sesleri, kulağa hoş gelen ezgilerin ses birimlerine dönüşmüş nefes titreşimleri şeklinde düşünmek mümkündür. Melodik olan akıcı ve ötümlü ünsüzler şiirin estetik duygu değerini arttırıcı bir işleve sahiptir (Coşkun, 2008: 257).

    Şiirde kullanılan aşk, tarih, mutlu günler, yaşadığımız gösterilenlerinin dizelerde kazandıkları şiirsel bağlam göz önüne alındığında duygu yüklü türlü dikkatlerin şiirin birinci bölümünde aktarılmak istendiği söylenebilir. Çünkü sert, keskin, süreksiz nitelikte olan seslerden çok ötümlü ve bilhassa sürekli seslerin baskın kullanılması sebebiyle kulağa yumuşak gelen bir ezginin kurgulanmış olması muhtemeldir.

    Ünlü-Ünsüz Seslerin Kullanım Sıklığına Göre Şiire Bakış

    Ünsüzler arasında en çok yinelenen seslerin başında /+lAr gibi biçim birimi sebebiyle 48 /r/ sesi gelmektedir. Bu sesin yanında 46 /n/, 38 /l/, 20 /y/, 15 /m/ gibi akıcı ve 13 /ş/-/z/, 10 /s/ gibi sızıcı seslerin kullanılması (Çer, 2010: 48) duygu yoğunluklarını hissettirme gayreti olarak yorumlamak mümkündür.

    Patlayıcı ünsüz bulunan yanık, yoktu, boşlukkırıldı, kalakaldıkkırıkkalıntı, gibi kelimelerin tasarrufunu geçmiş zamanda kalan ve artık muhtemelen biten bir şeylerin sezdirilmesi şeklinde değerlendirilebilir. Tecrübe edildiği anlaşılan yaşanmışlık, aşktır. Bu kazanım, ayrılık ile nihayetlendiğinde olumlu tasarımlar, olumsuza doğru evrilir. Olumsuzlukların işlenmesi daha ziyade ikinci bölümde yoğunlaşır. Bu bölümde anlatılan sonlanmış ilişki ya da ayrılık durumu olumsuzluk olarak düşünülebilir. Nitekim Adıyaman kızgnlık, öfke gibi nahoş duyguların dile getirilişinde patlayıcı ünsüzlerden yararlanıldığı görüşünün ağırlık kazandığını belirtir (2010: 6). Bununla beraber, (gece) kadar, (bir) boşluk, (dağılmış) ten, kırıldı (mevsim), adı (yoktu) gibi sözcük birlikteliklerinin bu tespiti destekleyen hüzün temalı sembolleri barındırdığı söylenebilir.

    Kullanım sıklığına göre sıraladığımızda geriye kalan diğer seslerle ilgili belirlemeler şöyledir:

    Dizelerin sezdirdiği genel temaya bakıldığında /a/4, /ı/5gibi kalın nitelikteki ünlülerin yoğun kullanımı ile melankolik atmosferin kuvvetle hissettirildiğini belirtmek uygun olur. Yuvarlak ünlülerden çok düz ünlülerin dizelerdeki varlığı, bu gam havasını az da olsa hafifletmiştir denilebilir. Kesif havayı kısmen dağıtan, olumlu hoş çağrışımların kaynağı olarak görülebilecek aşktır. Aşkın eşlik ettiği bir mutlu gün kalıntısı (hatıra), taş kadar değişmez katılıktaki gerçekliğiyle yaşanmışlığın kefilidir.

    …gibiydikkırıldı, çekildi, yaşadığımız, ay ışığıydı, değildi, dalgalanırdı… gibi geçmişi anlatan çekimlerde gördüğümüz /d/6sesi hoşa gitmeyen olumsuzlukların habercisi gibidir. Akıp giden zaman, yaşanılan güzellikleri de yanına katmıştır. Geride, yaşanılanların delili olan kalıntılar ve geçmiş güzelliklere duyulan içten bir özlem kalmıştır.

    (31) /k/ sert ve patlayıcı sesin beraberinde (22) /b/ yumuşak sesinin tercih edilmesi ilgi çekicidir. Tekrar (19) /t/ sert ve ardından (13) /z/ ya da (20) /y/ gibi yumuşak seslerin sıklık açısından yoğunluğu bazen sert bazen de yumuşak bir ezginin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

    Günümüz üslup incelemelerinde ünsüzlerin ön planda tutulduğu anlatımlarda değişken duygu durumu saptanmıştır (Adıyaman, 2010). Ozan ötümlü –ötümsüz, sürekli-süreksiz ya da ince-kalın sesleri bir arada kullanarak değişen zaman gibi kendi duygularındaki evrimi ve belki de kazanımlarının getirdiği farklı hâlleri okura duyurmak istemiştir.

    Adı yoktu yaşadığımız şeyin dizesindeki melankolik dokunuşları derinleştiren şiirde anlatılan ayrılıktır. Ama tenin dağılmasına sebebiyet veren ve kalben de hissedilen ayrılık acısını zamanın kadim döngüsü içine çekme işlevi belki de deneyimlenmiş sevginin hatırasıyla mümkün olacaktır.




    1. Şiirde Ölçü (Anlatım Biçimi):

      1. Biçim Çözümlemesi

        Çağdaş esinlerle yazılı şiir, ses ve biçimde de yenilikçidir. Bu bağlamda dizelerde izi sürülmüş belirli bir ölçü yoktur. Şiirdeki serbest dizilim ve serbest kafiye düzeni göz önünde tutularak anlatım biçimi ve biçim çözümlemesine dönük verilere ulaşılmıştır.

        Greimas (1977: 93), söylemin akışına bağlı olarak bildirimin giderek tükenmesi durumu, doğal dil için geçerlidir der ve bunun şiirsel söylemlerde tersine işlediğini belirtir. Şiirsel bildirimde “yineleme, bir bildirim eksilmesine yol açacak yerde, seçilmiş ve kapanmış içerikleri değerlendirir” diye ekler.

        … günlerimizdi.









        … dalgalanır



        … tarihin ve otların






        image

        471

        544

        636



        Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân Kullanımı (Murathan Mungan Örneği)

        R. Ş. ŞİŞMAN




        … şeyin

        … değildi 









        … derin

        … bütünleyen






        … kırıldı 





        … boyverdi

        … ten

        … çekildi

        … kentin



        … şeyin

        Yazı dilindeki “sözcüklerin düzeni, şiir dilinin ritmik yapısının kesinlikle kabul etmediği belli bir tonlamayı gerektirir.” (Brik, 1995: 129) Dizeler arası akışa bağlı olarak /-DI/ ve /+n/ şeklinde tekrar edilmiş sesler, şiirsel dilin ahenge dayalı anlatım unsurlarından görülebilir ve ritmik katkı sebebiyle şiir dilini günlük dilden ayırıcı bir yön olarak değerlendirilebilir. Çünkü ritmik hareket dizeden önce gelir (Brik, 1995: 126). Dolayısıyla tasarlanmış ritim, şiir diline özgü bir ayrıcalıktır.

        Şiirde -di, -dı, +in, +ın, -(y)en, (t)en şeklinde kullanılan yinelemeler, amaçlı sayılabilecek sıralama ile ozana özgü duyarlılıkları taşıma görevini yerine getirir. Yinelemeler söylemde kullanılmış malzemelere (ses varlığına) bir diğer ifadeyle töze dönüşür.

        Dize sonlarında kafiye benzeri yapılan yinelemeler anlama dönük vurgular ile melodik akış arasında bir eş değerlilik sağlamaktadır. Eserden elde edilen izlenimle yaşanmışlık olgusu, görülen geçmiş zaman biçim birimi tekrarıyla vurgulanırken geride kalmış ama gece gibi derin, taş kadar yokluğa direnen, boş hatta boşluk bile olmayan aşk, bıraktığı kalıntılarla artık tarihin malı olan/eski zamanlara ait, otların sardığı bir “Antik Kent” metaforuyla özdeşleşmiştir, denilebilir. Söz Varlığı İle İlgili İncelemeler

      2. İçerik Biçimi - Anlam Birim Çözümlemeleri

        Özdek ve töz genelde somut ve fiziksel varlıklara uygulanır. Ama mantıksal dil kuramları açısından soyut varlıklara da uygulanır: sese uygulandığı gibi anlama da uygulanır. Çünkü anlam ses gibi biçimlenebilen, kesitlenebilen, birim boyutları ve doğası belirlenebilen ve benzeri bir nesne durumunda kavranıp tespit edilebilendir (Yalçın, 1991: 73). İçerik biçimi ve içerik tözü arasında sıkı bir ilişki vardır. Bundan dolayı adı geçen şiirde, içerik biçimi (anlam-söz varlığı); içerik tözü (anlam birim açılımı) bir arada çözümlenmek istenmiştir. Çözümleme esnasında söz varlığı anlamsal boyutta ele alınmış; kelimelerin kazandıkları yeni kullanım değerlerine ulaşmak amaçlanmıştır.

        Eserdeki, deniz tuzu, dövme gül, yanık tarçın ad ve sıfat takımları mutlu günlerin çağrışımlarını taşımaktadır. “Adı konulmamış bir boşluk, aslında boşluk bile olamayan yontulmamış (işlenmemiş) bir yaşanmışlık ve taş misali yaşanmışlığa kefil olan günler” gibi anlatımlar şiir diline özgü estetik söylemlerdir.

        Yaşanan her ne ise günler gibi düşünülmeden kendi mecrasında akıp giderken birden seven ve sevilen bir başına kalakalmıştır. Güzeli güzel eyleyen gece gibi mevsim gibi bütün oluşudur. Ayrılık kırılma olarak verilmiştir ve kırılma bütünlüğün mahvı anlamında düşünülmüş gibidir. Bu bütünlük ve yok oluş arası gelgitler “Antik Kent” metaforuyla anlatılmak istenmiş; aşk-tarih-ayrılık üçlemesi kurgulanmıştır. Şiirin tözü aşk, tarih, kırılma, kalakalma, (olmuş/yaşanmış- bitmiş) zaman, kalıntı, boy vermiş otlar, kırık heykel parçaları gibi soyut-somut iç içe geçmiş örüntülerden oluşur. Bu unsurların aşk-tarih-ayrılık merkezlerinde birleşimleri günlük dilden ayrı, şiire özgü bir yapılaşma içindedir ve şiir içeriğinin biçimini tasarlar. İçerik tözü, içeriğin dile bağlı gösterimidir ve dil dışı bir gerçeklikten uzaktır (Bayat, 2010). Greimas’a göre içerik tözüne (1983: 27) “anlamlandırılan evren içinde zorunlu olarak yer alan bir sözlüksel anlam yardımıyla yaklaşılabilir”. Bir diğer ifadeyle, şiirdeki aşk-tarih-ayrılık ile kırılma, kalakalma (bir başına), kırık heykel-dağılmış ten, kalıntılar tarzındaki içerik tözü yani dil kaynaklı göstergelerin birleşimi ozanın duyuşuna özgü şiirsel biçimlendirmelerdir ve içeriğin biçimi olarak belirir.

        Şiirin genel bakışla içerik söz varlığı açılımı şu şekildedir.

        Tablo 5. Şiirin genel bakışla içerik söz varlığı açılımı

        Gönderici

        Gönderge Öznesi (Etken-Edilgen)

        İleti (Gönderge)

        Benzetme unsurları ve benzetme yönleri

        Alıcı

        I. bölüm

        Ozan

        İkimiz- ikimizden bir bayrak ay ışığı (etken); yaşadığımız şey, onca boşluğun içinde yontulmamış birkaç harf. (edilgen)

        Saçlarımızın rüzgârda dalgalandığı yamaçlarda ikimizden de bir bayrak (bir/eş olma) dalgalanırdı. Yontulmamış birkaç harf olan aşk taşlar kadar tarihe kefil(dir). Aşk (yaşanılan) günler

        deniz tuzu, dövme gül, yanık tarçın gibi; yaşadığımız şey bir boşluk bile

        olamayacak kadar (hiçti);günler gibi akan; gece kadar derinher şeyi

        Okuyucu






        Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 8(2), 359-367, Temmuz 2018







        gibi düşünülmeden akıp gider. Ay (büyülü gerçeklik) usulca her şeyi sarar, bütünler.

        sessizce bütünleyen ay ışığı.

        II. bölüm

        Ozan

        Biz, (etken); gece, mevsim, kırık heykel parçaları, dağılmış ten,

        zaman (an) (edilgen)

        Bir dönüş biletiyle yaşanılan bütünlük kırıldı. Antik kentin delili her yerinde boy vermiş otlar ya da kırık heykel parçaları şeklindeki kalıntılardır. Ayrılık da

        (kırıklıklarıyla) yaşanılanların aşk olduğunun delillerini kalben yaşatır. Artık tarihe çekilmiş an ya da dağılmış ten gibi ipuçları aşk mülkünün antik kente

        dönüşümünün işaretlerini taşır.

        Aşk (mülkü): Antik kent

        Ayrılık: Kalıntılar

        Dağılmış

        ten: Kırık heykel parçaları

        Zaman (an): Tarih (geçmiş)

        Okuyucu




      3. Dizelerde Kullanılan Fiiller Ve İşlenmiş Duyarlılıklar

        Fiillerde sezilen /r/ sızıcı sesinin kullanım sıklığı ses özelliği kaynaklı akıcılıkla dizilimlerde bir ritim katkısı gerçekleştirmiştir. Bunun yanında sıklığın diğer nedenleri şiirde işlenmiş mutlu günlerde yamaçlarda saçları tarayan rüzgâr, bayrak benzeri dalgalanan uçuşan hislerin anlatılma durumudur. Otlar, doğal, yontulmamış kelimelerinin aynı bağlamda yer alması tesadüfî bir tasarım değildir. Çünkü eserde hayat kadar tabii görülebilecek kazanımlara ait duyuşlar sunulmak istenmektedir.

        Birinci bölümde görülen geçmiş zaman çekiminin hâkim olduğu fiil şekilleri ikinci bölümde yerini edilgen çatılı fiillere bırakır. Geçmiş ve hâlin buluşması edilgen çatı ile yapılırken birinci bölümde hayatın tabii akışı içinde yansıtılan otlar, ikinci bölümde aşkın boş bıraktığı kırık gönlü dolduran ayrılık gibi antik kentin dört bir yanında boy veren harabe motifi olarak kurgulandığı ifade edilebilir.

      4. Şiirde Kullanılan İsimler

        Soyut olanların başında mutluluk, aşk, ayrılık gelir. Geri kalan isimlerin çoğu somuttur: deniz tuzu, gül, tarçın, rüzgâr, yamaç, bayrak, ot, harf, bilet, heykel, kent, ten gibi. Somut isimlerin daha çok tercih edilir olması, hayalden çok hakikatin, var olanın yaşanılmışın işlenmek istenmesindendir.

      5. İsim Tamlamaları Örnekleri

        Dizelerde rastlanılan belli başlı örnekler şu şekildedir:

        (bizim) günlerimiz, deniz tuzu, rüzgârın saçlarımızı taradığı, tarihin ve otların arası, yaşadığımız şeyin adı, boşluğun içi, otların gölgesi, ay ışığı, dönüş bileti, kentin kalıntıları, adını aşk koyduğumuz o şeyin nedenleri ve sonuçları …

      6. Şiirde Önadlarla Yapılan Tamlama Örnekleri

        “dövme gül, yanık tarçın, rüzgârın saçlarımızı taradığı yamaçlar, ikimizden bir bayrak, birbirine bakan bir bayrak, onca boşluk, yontulmamış birkaç harf, tarihe kefil taşlar, düşünülmeden akıp giden günler, zehiri giz olan otlar, derin gece, sessizce bütünleyen ay …

      7. Şiirde Kullanılan Zarflar

        biletiyle (kırıldı), ne kadar (ipucuysa), o kadar (biliyoruz).

      8. Şiirde Kullanılan Takılar

        bile ( dahi, de anlamı kuvvetlendiren takı), ile (“biletiyle” isimlerin sonuna gelerek araç anlamında zarf yapmış olan takıdır),

        gibi (günler gibi) kadar (taşlar kadar).

      9. Şiirde Kullanılan Fiilimsiler

        Şiire isim cümleleri hâkimdir bu sebepten olsa gerek sadece bir tane zarf fiil kullanılmıştır: ayrılınca (biliyoruz). Diğer tüm fiilimsiler sıfat tamlamalarında karşımıza çıkmaktadır:

        taradığı (yamaç), yaşadığımız (şey), yontulmamış (birkaç harf), düşünülmeden akıp giden (günler), bütünleyen (ay), bakan (sunaklar), olan (otlar), dağılmış (ten), koyduğumuz (o şey).

        Dizelerde neşeden çok hüzün duygusunun sezdirilme durumu, fiil cümlesinin az olması ile gerçekleşmiştir denilebilir.

        3.3. Şiirde Mekân Algısı

        Eserde mekân algısına dönük kullanılmış kelimelerin anlam dairesi ya da çağrışım değerlerinden hareketle hâkim duygu hâlini şu şekilde ifade etmek mümkündür:



        Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân Kullanımı (Murathan Mungan Örneği)

        R. Ş. ŞİŞMAN




        Tarihe çekilen an ile okur kendini bir “Antik Kent” harabesinin yıkıntıları arasında buluverir. Ayrılık olgusunun katı gerçekliğini bütün sebep ve sonuçlarıyla kabullenmek, ister istemez geçmiş mutlu günlerin neşeli güzelliklerini kalbe hatırlatır. Hâlden maziye giden ozan bilinci, dağılmış anı harabeleri arasında günün getirdiği gerçeklikle kırılan bütünlüğün mahvına tanık olur. Maziye kayan ve geçmişin görüntülerinde yerini alan an ve sonrasında ayrılığa yenilen aşk ile dağılmış ten anlatılır. Kalp ufkunda mutlu günlerin güzellikleriyle dolu rüzgârlı yamaçlar yoktur artık. Kırık heykel parçaları ile kaplı “Antik Kent”, aşk mülkünün yıkılmış dağınık parçaları üzerinde hüküm sürmektedir. Her şey tüm yaşanmışlıklar, kalıntılar ve boy vermiş (yabanıl) otlar altında, geçmişin karanlığında tarih olacaktır. Tarih barındırdığı kalıntılarla önemlidir. Dün de bugünün hazırlayıcısı olduğundan değerlidir. Ozan deyimiyle kırık kalp, kabulleniş ile sonuçları hazırlayan sebepleri bilmenin eminliği içinde bir başına kalakalmıştır.

        Şiirde mekân, “Antik Kent” metaforuyla kullanılmıştır. Antik olma mülkün mahvı için seçilmiş estetik bir kurguyu akla getirir. Ayrılık kırıklığıyla düşülen harap durum, vücut kentini antik mekâna çevirmiştir. Kırık heykel parçalarıyla dağılmış ten arasında kurulan paralellik ya da zehri giz olan boy vermiş otlar aracılığıyla anıların gizlendiği geçmişin ağlarına geri çekilme yaşanılmış ayrılığın sonuçlarıdır. Sebep ve sonuçların söze dökülmesi somuttan soyuta devşirilmiş özge kavramlar hüviyetindedir: “kırıldı mevsim; kırıldı gece; onca boşluğun içinde” örneklerindeki gibi.




  4. Sonuç

Şiir dili, sadece iletişim için kullanılmış bir araç değildir. Bu dil, günlük kullanımdan aldığı gösterilenleri, özel düzenleme ve yapılandırmalarla yepyeni ses-anlam dizgeleri yaratmakta kullanır ve bilinen deyişler, ozan duyarlılığına hizmet eden düzeneklerle farklı oluşum ve içerik kazanırken ses, harf, hece gibi dil malzemeleri yeni baştan tasarlanır, estetik bir manzumenin birimleri hâline dönüşür. Yazıya konu olan, şiire dair malzemeler ses-söz varlığı biçiminde iki ana başlık altında toplanmış ve ses birimi, anlatım biçimi, içerik biçimi ve içerik-anlam birimi katmanları da ikincil başlıkları oluşturmuştur.Şiir boyunca dizeleri akıcı kılan birim biçimi tarzındaki yinelemeler, duyarlılıklara odaklanmayı etkin kılmıştır. Kelimeler bağlantılı oldukları diğer kelimeler nezdinde bir değer taşımaktadır. Dolayısıyla her gösterge, içinde bulunduğu bağlamla ilintili bir çağrışımı harekete geçirir. Biçim birimi şeklinde oluşturulan kümelenişler, bulunulan bağlam kaynaklı uyarıcıların da tesiriyle şiirdeki duyuşların etki sürekliliğini gerçekleştirirken, ana duygu vurgusunu da pekiştirirler. Dizelerde ağırlıkla sezdirilen ayrılık ana duygusunun etrafındaki mutlu günler, tarih, aşk temaları hâlin gerçekliği ile beraber okurun beğenisine farklı kavram algıları içinde sunulmuştur. Seçili kelimelerle şiirin genel çerçevesi belirlenmiş ve yaratılan atmosfer şiirsel betimlemelerin izin verdiği canlandırmalar ve yaşanılmış gerçekliğin belirlediği yalınlıkla verilmiştir.Şiirdeki kelimelerin vurgulanmış anlamlarıyla, bu kelimelerin oluşumundaki seslerin yansıttığı fonetik değerler arasındaki ilişkinin paralel seviyede olduğu anlaşılmaktadır. Şiirdeki kelimelerin genel anlam dairesiyle ilişkili olarak iki kişi arasındaki yaşanılan kırık ilişki ayrılık olarak belirtilmiştir. Yaşanılmış bu durum sezilen melankolik duyuşların kaynağı olarak işlenmiştir, denilebilir. Bu bitmişlik bir diğer ifadeyle ayrılık ya da bütün iken kırık olma hâli olumsuz duygu olarak değerlendirilebilir. Yine hâkim tema gözönünde tutularsa patlayıcı ünsüzlerin ya da kalın değerdeki ünlülerin kullanım yoğunluğunu, olumsuz duyarlılıkları aktarma niyetine bağlamak mümkündür.Şiirin birinci bölümünde duyulan derin sevgi ile yaşanmış mutlu günlere ilişkin küçük güzellikler sızıcı seslerin kullanılmasıyla verilmiş ve böylece olumlu duyuşların aktarılması sağlanmış gibidir. Şiirin ikinci bölümünde mülkü harabeye çeviren ayrılık, taş kadar değişmez katılıktaki gerçekliğiyle yaşanmışlıkların kefili olarak görülmüştür. Patlayıcı ünsüzlerin sıklık oranı bu itibarla önemlidir. Bu olumsuzluklar âdeta patlayıcı ünsüzlerle okura iletilmek istenmiştir.Eser içeriğinde karmaşık söz oyunlarından çok sade benzetmelere yer verilmiş olması şiirin çağdaş yönünü ortaya çıkarır. Mungan’ın şiirindeki ses-anlam alışverişi, dizelerin duygu-düşünce eksenli yapısını güçlü kılmaktadır. En çok iki-üç dizede tamamlanmış cümleler ise temalardaki öz duyarlılıkları anlamlandırmada okura kolaylık ve çabukluk sağlamaktadır. Geçmiş ile bugün arası gidip gelen duyuşlarla şiirini kurgulayan Mungan, tasarruf ettiği göstergelerin ses ve çağrışım imkânlarını bilen bir ustalığın sahibidir ve bunları duygu-düşünce temelinde bir yapılandırma ile sunabilmektedir. Ses ve anlam ekseninde yapılmış bu incelemede ozanın yaşanılmışı verme ve peşinde olduğu kendini anlatabilme telaşının yönlendirdiği bireysel açılımları çeşitli görünümleriyle açıklanmağa çalışılmış; şiirin kendine has âlemini aralamak için bir küçük veri katkısı sunmak önemsenmiştir.

Rabia Şenay ŞİŞMAN    

Kaynakça

Adıyaman, C. (2010). “Türkçede Ses Ve Anlam İlişkisi Üzerine Bir İnceleme”. III. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu Bildiri Kitabı, 16-18 Aralık, İzmir.

Akdeniz, S. (2010). Asaf Hâlet Çelebi Şiirlerinde Ara Konumda Fantastik. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü. Ankara.

Aksan, D. (1966). “Türk Anlam Bilimine Giriş- Anlam Değişmeleri” (1965). Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten sayfa. 167-184.

. (1974). “Dilbilim Açısından Şiir”. Nisan, C.XXIX, Sayı. 271, s. 558-573, Türk Dili, Dil Ve Edebiyat Dergisi.

. (1995). Şiir Dili Ve Türk Şiir Dili (Dilbilim Açısından Bakış). II. Bas

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri...

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti....

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

ÖMER SEYFETTİN - ANTİSEPTİK

Mini mini, güzel, şeytan Bedia’yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık’la işi pişirmişti....

Son dönemde başarılarıyla en çok dikkatimi çeken kurumlardan biri Yunus Emre Enstitüsü. Bosna’da bir yıl bu enstitü adına görev yapmamın,...
On beş Temmuz şehitlerine ithaf… Önümde İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün 1990 yılı mezuniyet yıllığı duruyor. Yıllığa...
Cengiz Dağcı’nın eserleri ile tanıştığım lise yıllarında (1970'li ) okuduğum ikinci muhteşem romanı “Yurdunu Kaybeden Adam” dı (1). Yurdunu, vatanını...
Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim: Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün...
DENK(LİK)

DENK(LİK)

21.04.2019
Her şey uygun olsun; kıymeti veya niteliği bakımından aynı değerde olan şey(ler)e sahip olalım, çevremiz de böyle olsun; uygun vakit...
Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar...
PAYLAŞMA

PAYLAŞMA

07.01.2018
‘Olma keser gibi hep bana hep bana / Ol testere gibi bir sana bir bana.’ diyen atasözümüzü duymuşsunuzdur. Paylaşma, bundan daha...
Tanzimat’ın İzzet-İ Nefsine Yolculuk-Sezai Ve Musurus Paşa’dan Hareketle Tanzimat döneminin doğum tarihi olarak biri başına diğeri sonuna yerleştirilebilecek en çarpıcı iki...
Son elli yılın, gerçek Türk şâirleri arasında, gönülleri fethederek, dalga dalga bayraklaşan Arif Nihat Asya, uzun yıllar görev yaparak, bir...
Oryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim dalıdır. Bu kavramın TDK Türkçe Sözlük’teki karşılığı Doğu Bilimi...
Önsöz İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve...
Sivas’ta Her Şey Üşüye Üşüye Büyür Saadettin Yıldız, Hasret Damlaları -Mensûreler-, Ötüken Yay., İst. 2017, 116 s. Kelimelerin izini takip...
Yaşar Nabi Nayır’ın bir anketine verdiği cevapta Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle demektedir: “Hiçbir milletin münevveri bizim kadar içtimaî olamaz. Eğer...
Bir şehzadenin, hem de devrin padişahı olan babası tarafından öldürülüşü ve bu hadisenin akabinde bir çok şairin bunu şiirlerinde işlemesi...
Faruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da razıyım kavuşmasam’ şarkısını, ‘Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam/Bekleyenim...