Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

images 15 Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler gerek eleştirmenler tarafından şiir tanımlanmaya çalışılmıştır. Zamana ve mekâna göre değişen şiir algısı beraberinde birbirinden farklı tanımları da getirir. Şiirde her yeni dönem, her yeni akım hatta her güçlü şair yeni bir şiir tanımı yapar. Dolayısıyla her farklı şiir tanımı aynı zamanda farklı bir şiir anlayışını da temsil eder.

Bir şair şiirini tanımlarken aynı zamanda poetikasını da açıklıyor demektir ya da tersinden bir okumayla, bir şair poetikasını açıklarken aynı zamanda şiiri de kendine göre tanımlıyor demektir. Bu durum 1950-1970 yılları arasındaki edebiyat ve sanat dergilerindeki şiir üzerine yazılmış yazılarda da görülür. Bu dönemde doğrudan bir şiir tarifine pek rastlanmaz. Hatta şiiri tanımlamanın zorluğu üzerinde durulur. Sabahattin Kudret Aksal, Türk Dili’nde çıkmış olan “Şiir Üstüne” adlı yazısında bu zorluğu şöyle dile getirir:

Bugüne değin şiirin öğelerini tümüyle toplıyan, karşı olduğu öğeleri de barındırmayan yeterli bir tanımını ne kendim yapabildim, ne de böyle bir tanıma bağlandım. […] [Y]azarların çoğu tanım ardına düşmüş, tanım avına çıkmıştır. [B]u konuda tutku ne denli güçlü olursa olsun, çağlar arasında demiyeyim, bir çağın kişileri arasında ortak, kandırıcı kesinlikte bir sonuca ulaşması bakımından bile zor bir çaba bu. Kişiyi rahatlatacak sağlam bir tanımın, bu alanda kapalı bir düşünce düzeninin bulunabileceğini ummadığım gibi, elde edilen ya da elde edilecek tanımların şiirin gizlerini çözebileceğini […] de ummuyorum (Aksal 1963: 482-483).

Aynı yıllarda Ahmet Oktay, “Şiir Üstüne Bir Deneme Taslağı” adlı, Değişim’deki yazısında o güne değin boyutları belirlenmiş bir şiir tanımının yokluğundan yakınır: “Şimdiye kadar şiir bir bütün içinde ele alınmamış, bir nesne’nin türlü görünümler altındaki gerçek varlığını ortaya koyacak laboratuar çalışmasına gidilmemiştir. Yazımın, büyük savlara kalkışmadan yapmak istediği şey bu” (Oktay 1962: 12). Oktay, yazısında yapmak istediğinin başı sonu belli, sınırları çizilmiş bir şiir tanımından, bütüncül yapıda bir şiir estetiğine varmaya çalışmak olduğunu söyler; fakat yazısının ilerleyen bölümlerinde “Şiirin ne olduğunu sormamız gerekiyor. Ama soruyu çok başka bir noktadan ele alarak. Yani onun yaratıcı kaynağı duygu mu, akıl mıdır?” (Oktay 1962: 13) diyerek kendisi de şiirin doğrudan bir tanımını yapamaz. 

Şiiri ortak ve dolaysız bir şekilde tanımlamanın imkânsızlığı, her yeni şiirin beraberinde yeni bir şiir tanımını da getirdiğini doğrular niteliktedir. Her yeni şiir anlayışı dile, şiirin yapısına, kaynağına, amacına yeni bir bakış demek olduğuna göre, şiirin tanımına ancak şairlerin ve şiir eleştirmenlerinin şiire bakışlarından, şiir anlayışlarından ulaşılabilir. Bu da aynı dönemde bile birbirinden farklı şiir tanımları demektir.

1950-1970 yılları arasında dergilerdeki yazılara baktığımızda da doğrudan bir şiir tarifinden çok şiir anlayışları üzerinde durulduğunu görürüz. Şair ya da eleştirmen, dil, şiirin yapı unsurları, kaynakları, amacı vb. üzerinde fikirlerini söyler. Dil meselesi, vezin ve kafiye meselesi, bireycilik-toplumculuk meselesi, gelenek meselesi gibi şiirle ilgili meselelerdeki görüşler, yani şiir anlayışı beraberinde şiir tanımlarını getirir. Buna göre, amacı 1950-1970 yılları arasındaki dönemde, dergilerde şiir üzerine yapılan tartışmaları ve bu şiir tartışmalarının hangi meseleler etrafında yoğunlaştığını belirlemek olan bu çalışmada tartışılan meselelerdeki ortak ve farklı görüşler sunulurken aynı zamanda şiir anlayışları da sunulacaktır. Şiir anlayışlarındaki çeşitlilikler de bizi çeşitli şiir tanımlarına götürecektir. Bu bağlamda, öncelikle şiir ve dil meselesine bakmak gerekir.  

Hande KARAPINAR

Şiir Nedir? Şiirin bir sanat dalı olarak kabul edilişinden bu yana gerek şairler gerek eleştirmenler tarafından şiir tanımlanmaya çalışılmıştır. Zamana ve mekâna göre değişen şiir algısı beraberinde birbirinden farklı tanımları da getirir. Şiirde her yeni dönem, her yeni akım hatta her güçlü şair yeni bir şiir tanımı yapar. Dolayısıyla her farklı şiir tanımı aynı zamanda farklı bir şiir anlayışını da temsil eder. Bir şair şiirini tanımlarken aynı zamanda poetikasını da açıklıyor demektir ya da tersinden bir okumayla, bir şair poetikasını açıklarken aynı zamanda şiiri de kendine göre tanımlıyor demektir. Bu durum 1950-1970 yılları arasındaki edebiyat ve sanat dergilerindeki şiir üzerine yazılmış yazılarda da görülür. Bu dönemde doğrudan bir şiir tarifine pek rastlanmaz. Hatta şiiri tanımlamanın zorluğu üzerinde durulur. Sabahattin Kudret Aksal, Türk Dili’nde çıkmış olan “Şiir Üstüne” adlı yazısında bu zorluğu şöyle dile getirir: Bugüne değin şiirin öğelerini tümüyle toplıyan, karşı olduğu öğeleri de barındırmayan yeterli bir tanımını ne kendim yapabildim, ne de böyle bir tanıma bağlandım. […] [Y]azarların çoğu tanım ardına düşmüş, tanım avına çıkmıştır. [B]u konuda tutku ne denli güçlü olursa olsun, çağlar arasında demiyeyim, bir çağın kişileri arasında ortak, kandırıcı kesinlikte bir sonuca ulaşması bakımından bile zor bir çaba bu. Kişiyi rahatlatacak sağlam bir tanımın, bu alanda kapalı bir düşünce düzeninin bulunabileceğini ummadığım gibi, elde edilen ya da elde edilecek tanımların şiirin gizlerini çözebileceğini […] de ummuyorum (Aksal 1963: 482-483). Aynı yıllarda Ahmet Oktay, “Şiir Üstüne Bir Deneme Taslağı” adlı, Değişim’deki yazısında o güne değin boyutları belirlenmiş bir şiir tanımının yokluğundan yakınır: “Şimdiye kadar şiir bir bütün içinde ele alınmamış, bir nesne’nin türlü görünümler altındaki gerçek varlığını ortaya koyacak laboratuar çalışmasına gidilmemiştir. Yazımın, büyük savlara kalkışmadan yapmak istediği şey bu” (Oktay 1962: 12). Oktay, yazısında yapmak istediğinin başı sonu belli, sınırları çizilmiş bir şiir tanımından, bütüncül yapıda bir şiir estetiğine varmaya çalışmak olduğunu söyler; fakat yazısının ilerleyen bölümlerinde “Şiirin ne olduğunu sormamız gerekiyor. Ama soruyu çok başka bir noktadan ele alarak. Yani onun yaratıcı kaynağı duygu mu, akıl mıdır?” (Oktay 1962: 13) diyerek kendisi de şiirin doğrudan bir tanımını yapamaz. 9 Şiiri ortak ve dolaysız bir şekilde tanımlamanın imkânsızlığı, her yeni şiirin beraberinde yeni bir şiir tanımını da getirdiğini doğrular niteliktedir. Her yeni şiir anlayışı dile, şiirin yapısına, kaynağına, amacına yeni bir bakış demek olduğuna göre, şiirin tanımına ancak şairlerin ve şiir eleştirmenlerinin şiire bakışlarından, şiir anlayışlarından ulaşılabilir. Bu da aynı dönemde bile birbirinden farklı şiir tanımları demektir. 1950-1970 yılları arasında dergilerdeki yazılara baktığımızda da doğrudan bir şiir tarifinden çok şiir anlayışları üzerinde durulduğunu görürüz. Şair ya da eleştirmen, dil, şiirin yapı unsurları, kaynakları, amacı vb. üzerinde fikirlerini söyler. Dil meselesi, vezin ve kafiye meselesi, bireycilik-toplumculuk meselesi, gelenek meselesi gibi şiirle ilgili meselelerdeki görüşler, yani şiir anlayışı beraberinde şiir tanımlarını getirir. Buna göre, amacı 1950-1970 yılları arasındaki dönemde, dergilerde şiir üzerine yapılan tartışmaları ve bu şiir tartışmalarının hangi meseleler etrafında yoğunlaştığını belirlemek olan bu çalışmada tartışılan meselelerdeki ortak ve farklı görüşler sunulurken aynı zamanda şiir anlayışları da sunulacaktır. Şiir anlayışlarındaki çeşitlilikler de bizi çeşitli şiir tanımlarına götürecektir. Bu bağlamda, öncelikle şiir ve dil meselesine bakmak gerekir.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile