Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

SUNUCU DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE SİTEMİZDE YER YER AKSAMALAR YAŞANMIŞTIR.. Şu anitibari ile sitemizi kararlı çalışmaktadır.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

vardım kiBayburt'ta bir söz varmış, "Zihni'yi bile güldürür." diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir. Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun hiç gülmediği ancak ciddiyetinde de kiri değil, vakarın hakim olduğunu kaynaklar ittifakla söyler. Bir defa kendisi hicivle iştigal eder ve ekseriya gülmeyi değil güldürmeyi ön plan da tutarmış.

İkincisi, nüktenin ve mizahın okkalısını iyi tanıdığı içi öyle ulu orta her lakırdıya iltifat etmezmiş. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi ise talihinin onu güldürecek kadar yaver gitmemiş olmasıdır. Velhasıl kader ona gülmeyince; o da gülmeyi terk etmiş ve âdeta hayatla alay edercesine -başına belalar açması pahasına- mizahı kalıba dökmüş, kafiyeye oturtmuş olmalıdır ki bize de "Zihni'yi b güldürür." meseli kalmış olsun.

Zihnî, Batılılaşma serüvenimizin başlarında, taşralı memur tipini temsil eder. Hayatı, oradan oraya savrulmakla geçer. Yaşadığı dönem zor yıllara gebedir. Memleketin mahzun hali, Sergüzeştname adlı manzum hayat hikayesinde de adım adım takip edilebilir. XVIII asrı kapayan yıllardan birinde (1797) Bayburt'ta doğmuş ve yaklaşık altmış iki yıl ömür sürerek 1859'da vefat etmiştir. Adı Mehmet Emin iken manzumelerinde Zihnî mahlasını kullandığı için biz onu Emin Bayburtlu Zihnî diye tanırız. Divan edebiyatı tarzında yazdığı manzumelerini bir Divan'da topladığı halde asıl şöhretini divanının hariç hece vezniyle yazdığı koşmalarına, destanlarına, hicivlerine borçludur. Delikanlılık çağlarında geldiği İstanbul'da on yıl kalmış ve ve Rus işgali başlayınca (1828) memleketi olan Bayburt'a dönerek harabe­ye dönmüş kasabaya borcunu ödemeye çalışmıştır. Vatanın doğu­sundaki hemen her köyde, kasabada aynı elîm manzaraların görülegeldiği o günlerde Bayburt'un hazin manzarasını tasvir eden "Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş" diye başlayan koşması hâlâ dillerde­dir.

Zihnî'nin İstanbul'dan ayrılışı ile sırada Mekke, Mısır, Akka, Ho­pa, Karaağaç, Of, Erzincan ve nihayet Trabzon vardır. İlginçtir, son görev yeri olan Ünye'de ölümün soğuk yüzünü hissedince yine Bay­burt'a dönmeye karar vererek yola çıkmış ancak çok gidemeden Ulaşa Köyü'ne yakın bir handa vefat etmiştir. Mezarı orada iken 1936 yılında bu yolculuğu hemşehrilerince tamamlanmış ve kemik­leri Bayburt'a taşınmıştır.

Zihnî Efendi Bayburt'ta ve Akka'da iki defa evlenmiş, Akka'daki Arap eşinden boşanabilmek için 1853 yılında İstanbul'da bir hayli meşakkate katlanmış ve mehrini tediye eylemişken kadın onu bir de meşihate şikayet ederek olmayacak iftiralar atmıştır. Verilen Karaku­şî karar gereği yeniden borca girerek mehir ödemiş ve bu bahsi Ser-güzeştname'sinde,

Dağ başında soyulur herkes âh

Biz İstanbul'da soyulduk eyvah

(...)

Ola kırk keseye Allah bakî

Bir edepsiz Arabın ıtlakı

diye başlayan beyitler ile pek güzel hicvetmiştir. Bu yıla dair bir de hikâye anlatılır:

Zihnî, ya bu mesele yüzünden, yahut hicivleri bahane edilerek sık sık uğradığı azil ve ardından nasıplarla ilgili olarak Babıalî'deki bir daireye gitmiş. Sultan II. Mahmud'un kıyafet inkılabı gereği memurîn artık Avrupaî kılık kıyafet giymekte, pek çoğunun sırtında İs­tanbulinler bulunmaktadır. Zihni Efendi ise hâlâ eski taşra kıyafetleri içindedir. Memurlar bizimkini Cer mollalarından biri sanıp biraz alay etmek istemişler:

- Hoca Efendi! Sen akıllı ve bilgili bir zata benziyorsun. Hele söyle bakalım ben kaç yaşındayım?

Sorunun ne maksada mebnî olduğunu hemen kavrayan Zihnî, oradakilerin amiri durumundaki altmışlık adama şöyle cevap vermiş:

-Zât-ı âlîleri, 30-35 civarında gösteriyorsunuz.

Bu sefer diğer memurlar da saf bir mollaya rastladıklarını veh­mederek sormaya başlamışlar. Zihnî her birini münasip şekilde 15-20 yaş gençleştirerek gönüllerini hoş etmiş.

-Efendi, benim yaşım ne kadar vardır dersiniz?

-25-30, ya var ya yoksunuz.

-Ya ben?

Böylece dairede ne kadar insan varsa yaşı söylendikten sonra amir olan yaşlı zat tekrar sözü almış:

-Efendi, ne güzel tahminlerde bulundunuz. Hemen herkesi tam isabetle bildiniz. Sizde bu kabiliyet doğuştan mıdır yoksa nasıl iktisab ettiniz?

Sözün burasında Zihni beklediği anın geldiğini görüp cevabı ya­pıştırır:

-Hiç düşünmedim ama rahmetli pederim baytar idi. Bakar bak­maz hangi hayvanın kaç yaşında olduğunu bilirdi. Galiba bana da ondan geçmiş olmalı.

Bize göre Batılılaşma dönemi tarihimizin taşra ciheti yazılırken, özellikle Sultan II. Mahmud ve Sultan Abdülaziz devri için, Zihnî'nin terceme-i hâline ve manzumelerine mutlaka müracaat edilmelidir. Böyle bir çalışma, araştırmacıya zengin malzeme verebilecektir.

İskender Pala, Kırklar Meclisi 28

Comments powered by CComment

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech