Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
(Okuma süresi: 17 - 34 dakika)
Bunu okudun 0%
mavi gozMüjgârılan dem yok ki ten-i hâkîye
Peykân-ı kâza gibi nüzul eylemeye
Ol çeşm-i kebûda sine gerdik durduk
Gökden ne yağar ki yer kabûl eylemeye
Na’ilî-i Kadîm (Rubai/ 19)
Sevgili ve onun şahsiyetini aksettiren güzellik unsurları klasik Türk şiirinin temel yapısını teşkil etmektedir. Âşığı cezbedici özelliklere sahip bu unsurların en muteber olanlarından biri de gözdür. Gelenek içerisinde rengi, şekli ve fiiliyatı, değişik benzetmelerle beraber kullanılmıştır. Göz, renk itibariyle yaygın olarak siyahtır ve siyahın somut-soyut bütün çağrışımları şiire konu edilmiştir. Bunun dışında elâ kelimesi de göz rengini niteleyen sıfatlar arasındadır. Genel olarak bakıldığında mavi renk hiç kullanılmıyormuş gibi görünse de özellikle gazellerde, göz için bu rengin tercih edildiği beyitler bulunmaktadır. Bu makalede şiirde kullanılan ve tespit edilebilen bütün mavi göz beyitleri bir araya getirildi. Benzetme yönü dikkate alınarak tasnif edildi ve izaha çalışıldı.

Klasik şiir geleneğinde, sevgilinin teveccühü, âşığın veya şairin yegâne maksadıdır. Bu maksadın hâsıl olma ümidi, şiirde, özellikle de gazelde sevgilinin güzellik unsurları vasıtasıyla ifade edilmektedir. Âşık bu unsurları kullanarak bir taraftan sevgiliyi okuyucuya tarif eder bir taraftan da hem sevgiliye hasretini hem de serzenişini dile getirir. Bu münasebetle söz konusu unsurların şiirdeki vazifesi, son derece maharetli bir biçimde, âşığı kendinden geçirerek esir etmektir. Âşık yaşadığı bu esaret sebebiyle ruh halindeki dalgalanmayı muhafaza eder ve bunu güzellik unsurları sayesinde dile getirir. Böylece şiirde maksat hâsıl olmuş olur. Bu minvalde kabiliyet alanı en elverişli olan dolayısıyla en fazla kullanılan güzellik unsurlarından biri de gözdür.

Gözün, insan ilişkileri üzerindeki derin tesiri, büyüleyici özelliği, rengi, şekli ve âşığı maruz bıraktığı haller, şiirde yaygın bir biçimde yer alır.

Şekil itibariyle göz en çok nergise benzetilir. Bu çiçeğin özelliklerini aksettiren sıfatlarla birlikte benzetme unsuru olarak kullanılır. Mest, câdû, şehlâ, mahmûr, hâb, fitne ve bîmâr, bu sıfatların bazılarıdır. Gözün acımasızlığı, bakışların keskinliği veya nazlı oluşu bâz, şahbâz, şahin, laçin, pars, geyik, ahu ve gazal kelimeleriyle ifade edilir. Aynı biçimde badem, nân (ekmek), sâd ve ayın harfleri de şekil bakımından gözün en çok benzetildiği unsurlar arasındadır.

İşlevsellik açısından gözün mahareti ve sahip olduğu tesir gücü daha ziyade şu sıfatlarla ifade edilir: Mest, mestân, mestâne, mest-i bed-hû, mest-i nigâh-ı nâz, humâr, mahmûr, hufte, humâr-âlûd, humâr-ı nâz, pür-humâr, sarhoş, mey, şarâb, şarâb-ı işve, şarâb-âlûde, sâkî, peymâne, ser-girân, kadeh, sahbâ, bı-tâb, nâ-tüvân, hâb, hâb-âlûde, nîm-hûb, hasta, bîmâr, mariz, efsûn, fettân, fitne-âlûd, âl, füsûn-ger, fitne-ger, câdû-yı fettân, musahhar, pür-fiten, fitne-i âhir-zaman, sâhir-pîşe, pür-füsûn, câdû-yı efsûn-ger, efsûn-sâz, sihr-engîz ve fitne-cû, kan içici, hûnî, hûn-hâr, teşne-i hûn, hûn-rîz, pür-hûn-âb, hûn-bâr, hûn-feşân, ciğer kanı, kana gark etme ve hûnâbe-feşân. Ok, tîr, sinân, hançer, neşter, tıg, şemşır ve kılıç da kan dökmek için göze yardımcı olan unsurlardır. Bu gibi fiiliyatından dolayı göze, kasap, cellât ve kâtil de denir: Can alıcı, öldürücü, âşık-kûş, kattâl ve gazâblı olması da onun diğer hususiyetlerini aksettiren sıfatlardır (Çorak, 2002: 8-9).1

KLASİK ŞİİRDE GÖZ RENGİ

Klasik şiirde sevgilinin gözünü tavsif eden renk genellikle siyahtır. Bu renkle ilişkisi bakımından sevda ve kâfir kelimeleri de sık kullanılır. Asıl anlamı “siyahlık” demek olan sevda kelimesi, klasik tıp terminolojisinde diğerleri kan, balgam ve safra olan “ahlât-ı erbaa”dan birinin adıdır. Aşkın artmasıyla sevdanın çoğaldığına inanılır (Şentürk, 1999: 551). Dolayısıyla âşıklık ve çılgınlığı galeyâna getiren bu sıfatı şairler, hem renk hem de aşka düşme anlamında kullanırlar:

Uşşâka mâye-i sevdâ-yı cünûndur

Ol çeşm-i siyeh-mest ile ol zülf-i siyeh-kâr2 Nâbî (G.244-I/2)

Nâbî’ye (ö.l 124/1712) ait olan beyitte siyah göz ve siyah saçın, sevda çılgınlığının ana sebebi olduğu ve bunun da âşıklar tarafından bilinmesinin şaşılacak bir durum olmadığı ifade edilmektedir (Çorak, 2002: 18).

Gözün kâfir olarak nitelendirilmesi âşığın maruz kaldığı cevr ü cefadan dolayıdır. Kelimenin çağrıştırdığı merhametsizlik, zulüm, sitem ve hile gibi hususiyetler göze atfedilerek kullanılmaktadır (Pala, 1990: 273):

Bir uğurdan iki kâfir üstüme kıldı hücûm

Gördüm olmaz ikisine müşterek oldum esîr Behiştî (G. 136/2)

Güzelin göz rengi siyahın yanında elâ olarak da nitelendirilmektedir. Bu renk, şairler tarafından, al (almak fiili), al (renk) ve âl (hile) ifadeleriyle cinas yapılarak beyitlerde yer almaktadır (Tolasa, 2001: 189; Çorak, 2002: 20):

Eşkümi gül-gûn iden bir reng-i rûyun alıdur

Ahmedün gönlin alan ala gözinnn âlidür Ahmet Paşa (G.49/6)

Ahmet Paşaca (0.902/1496-97) ait olan beyit “gözyaşımı gül renginde akıtan al yanaklı güzel, gönlümü de elâ gözünün hilesiyle aldı” anlamındadır.

Elâ rengi veya koyu mavi rengi ifade etmek için şiirde iki kelime daha kullanılır. Asıl anlamı, “elâ göz ya da koyu mavi“ olan şehlâ3 kelimesi bu sıfatlardan biridir. Aslında Divan şiirinde yaygın olarak “tatlı şaşı bakan göz” manasında ele alınmıştır. Fakat renk ifade eden beyitlere de rastlanmaktadır:

Kadı Burhaneddin’e (0.745/1345) ait olan beyitte şehlâ sıfatı ile gözün rengi kastedilmiştir:

Gözüne ah kara dimezem ki şehlâ duymasun

Nâgehîn gamzeyle dil atup vebale düşmesün Kadı Burhâneddîn (G. 168/3)

“Koyu elâ göz” anlamındaki bir diğer kelime de kıymadır. Karamanlı Aynî (ö. 1490’dan sonra) beytinde kıyma gözlü sevgilinin, çok hiddetli bir bakışla sadece bir gönül değil bin gönül alabileceğinden bahsetmektedir:

Âşıkdan iki kıyma gözün iy yüzi hûbum

Bir kerre kıya bakış ile bin dili ala Karamanlı Aynî (G.435/3)

KLASİK ŞİİRDE MAVİ GÖZ

Mavi göz beyitleri sanıldığının aksine sadece klasik şiirin son dönemlerinde görülen bir unsur değildir. 16. yüzyıldan itibaren hemen her yüzyılda az da olsa örneklere tesadüf edilmektedir. Yaygın olarak mavi gözün Farsça terkibi çeşm-i kebûd ifadesi kullanılır. Bunun yanında mînâ-çeşm ve firûze-fâm kullanımları da mevcuttur.

Mavi göz için teşbih unsuru olarak daha ziyade somut kavramlar tercih edilmiştir. Bundan dolayı, genellikle açık, net ve anlaşılır ifadelerle beyitler nazmedilmiştir.

16. yüzyılın en hacimli divânına sahip olan Zâti (0.953/1546) “saadetli bir güne erişmek dilersen, mavi gözlü ve put gibi güzel olan sevgilinin yolundan ayrılma, sözünden çıkma” demektedir:

Gözi firûze-fâm ol bir sanemdür tap deyince var

Temâşâ kıl eğer irmek dilersen rûz-ı pırûze4 Zâtı (G. 1416/3)

Bu yüzyılda göz için mavi rengi kullanan bir diğer şair Emrî’dir (ö.983/1575). Emri, mavi göz ile gökyüzünü, saç ile de minyatürlerde kullanılan kıvrımlı ve zarif bulut resimlerini ilişkilendirerek beytini kurar. “Mavi gözün (üzerine düşmüş olan) zülfü hayal eden herkes gökyüzüne bu bulut gibi nakşı kim çizdi, der”:

Kim yazdı göke bu bulıdı nakşı dir gören

Bu dıde-i kebûdda zülfün hayâlini Emri (G.552/2)

Mavi göz ya sevgilinin görünen özelliklerini tarif etmek için ya da âşığa verdiği derin ıstırabı tanımlamak için kullanılmıştır.

18. yüzyıl şairlerinden Nedim (ö. 1730) zarif ve külfetsiz şiirleriyle mavi gözü, bir murahhasında acımasız ve merhametsiz olarak nitelendirir:

Kebûd çeşmi bî-rahm etdi nigâhm

Âşıkların göğe çıkardı âhm

Sordum gerdeninden zülf-i siyâhm

Bir cevâb vermedi akdan karadan Nedim (Murabba 45/2)

Aynı şekilde Yenişehirli Avnî (Ö.1883) ve Vâlî-i Amedı (ö. 1151/1738-39) de mavi gözün âşık üzerindeki etkilerinden bahseder:

Müjgânma o çeşm-i kebûdun dûçâr olup

Müştâk-i zahm-ı çeng-i peleng-i nigâhıyuz Yenişehirli Avni (G.159/4)

Bir taraftan “O mavi gözün kirpiklerine kapılıp kaplan -gibi kindar- bakışların açtığı derin yaraların müştakıyız.” diyen Avnî bir taraftan da müştak olduğu mavi gözlerin verdiği gamdan kanlı gözyaşı dökmektedir:

Gam-ı çeşm-i kebûd ü hasret-i zülf-i siyâhunla

Sirişk-i al akar Avnı-i zârun rûy-ı zerdinden Yenişehirli Avni (G.298/7)

“Mavi gözün gamıyla ve siyah zülfün hasretiyle inleyen Avni’nin san benzinden kanlı gözyaşı akar.”

Asıl adı Haşan Ağa olan Vâlî-i Amedî, 18. yüzyıl şairlerindendir (Okur, 2006: 8). Haşan Ağa mavi gözü “felek-fâm” terkibiyle tavsif etmiş ve divane gönlünün mavi göz arzusu ile mavi yakut gibi morardığını ifade etmiştir:

Oldı dîvâne gönül ma‘den-i yâkût-ı kebûd

Arzû-yı nigeh-i çeşm-i felek-fâmından5 Vâlî-i Amedî (G.279/6)

Divan şiirindeki sevgili tipinin tanımlandığı beyitlerde mavi göz, sanki şairin zihnindeki güzeli değil dış dünyada var olan somut bir güzeli tarif eder gibidir:

Bâg-ı hüsnün her boyu servine bakmam dil-berin

Zülfü sünbül rûyu gül çeşmi kebûd olmak gerek Mirzazâde Salim (G. 179/4)

Mirzazâde Salim (ö.l 156/1743), dilberin nasıl olması gerektiğini ifade ettikten sonra bu özellikleri haiz güzele seslenerek “Mavi gözünden kâküllerini bertaraf et ki Allah’ın kudretini yalanlayanlar seni bir seyretsin.” manasındaki beytini söyler:

Nezzâre eden seyr ede tâ sun’-ı Hudâ’yı

Kâküllerini ber-taraf-ı çeşm-i kebûd et Mirzazâde Sâlim (G.19/4)

Bu minvaldeki diğer bir beyit de İzzet Ali Paşa’ya (ö.l 147/1734) aittir. “Dem-i humarda iken nilüfer goncası misali açılıp kapanan mavi renkli gözlere (bir) bak.”:

Dem-i humarda çeşm-i kebûd-fârmna bak

Misâl-i gonce-i nilüfer açılur kapanur İzzet Alî Paşa (G.27/6)

Nedîm mavi gözlü Çerkez güzellerini Mağrip, Fas ve Çerkez mülkleriyle ilişkilendirerek anlatmaktadır:

Zülf ü külahı verdi halel Mağrib ü Fese

Çeşm-i kebûdı saldı akın mülk-i Çerkese Nedîm (G. 131/1)

Göz için mavi rengin kullanılması, siyaha ve elâya göre çok daha az olduğu için tespit edilebilen teşbih unsurlarının da sınırlı olduğu görüldü. Sadece “Asûman-Belâ, Sihir-Fitne, Kebûter-Kumru-Tûtî, Lacivert Nakış-Mürekkep, Firûze, Zerk-Ezrak” başlıkları altında toplanabilecek beyitlere tesadüf edildi. Münferit yapılan benzetmeler “Diğer Benzetmeler” başlığı altında toplandı. Son dönem şairlerinde mavi göz ile Göksu’da yapılan “âb âlemleri” arasında ilişki kurularak beyitlerin nazmedildiği görüldü. İlgili beyitler de ayrı bir başlık altında bir araya getirildi.

MAVİ GÖZLE İLGİLİ TEŞBİH UNSURLARI

  • 1. Asûman-Belâ:

Bu başlık altındaki ilk beyit Şeyh Gâlip’e (ö. 1213/1799) aittir. “Çeşm-i kebûdmdan” redifli gazeli mavi göze ilişkin tespit edilebilmiş ilk müstakil gazeldir. Daha sonra Keçecizâde İzzet Molla (Ö.1829) ve Antepli Aynî (ö. 1838) bu gazeli tanzir etmişlerdir.6

Hevâyî olduğundan meşreb-i erbâb-ı dil ekser

Dü dîdem ebr-i deryâ-bârdır çeşm-i kebûdmdan

Nigâh-ı çeşmi âşûb-ı Firengistân-ı hüsn olmuş

Mesîhâlar dahi bîmârdır çeşm-i kebûdmdan

Pür oldu cübbe vü destan şimdi zerk-pûşânm Kimi mest ü kimi hammârdır çeşm-i kebûdmdan

Gül-i nilüfer ü hûrşîd-veş gülzâr-ı hüsnünde Perestiş-dâde-i ruhsârdır çeşm-i kebûdmdan

Kalem deryûze-i ma’nîye kılmış nîl-i engüştün

Meğer Galib medîh-âsârdır çeşm-i kebûdmdan

Şeyh Galip

Gönül mir’ât-ı pür-jengârdur çeşm-i kebûdmdan

Gözümde çerh-i nîlî târdur çeşm-i kebûdmdan

Sipihr engüşter-i firûze olsa dest-i hükmümde

Yine gör kim gözümde hârdur çeşm-i kebûdmdan

Bu sünbül-zâr-ı âlem bir şebistân-ı cünûnumdur

Serümde öyle sevda vardur çeşm-i kebûdmdan

Siyeh-çeşmân-ı hûbân-ı zamane eylemez mi ‘âr

Diyâr-ı fitne sünbül-zârdur çeşm-i kebûdmdan

Felek-meşrebligin ister mi itmek göz göre i’lân

O şûhun kendi de bîzârdur çeşm-i kebûdmdan

‘Acep mi âsmân ser-dâde-i bâlîn hâk olsa

Ser-â-pâ-yı cihân bîmârdur çeşm-i kebûdmdan

Nigâhıdur hemîşe reng-i bî-dâdı viren çerhe

Dimem gerdûna kim gaddârdur çeşm-i kebûdmdan

Virürdi kara sevdâ gerçi ammâ câna kıymazdı

Bana zülf-i siyâhı yârdur çeşm-i kebûdmdan

Nigâh-ı feyz-i Gâlib kıldı ‘İzzet nazmumı rengin

Salâ kim söylemek düşvârdur çeşm-i kebûdmdan Keçecizâde İzzet Molla

Sehâbm dîdesi hûn-bârdır çeşm-i kebûdmdan

O cellâd-ı felek bî-zârdır çeşm-i kebûdmdan

‘Aceb mi ma‘den-i fîrûze olsa bu dil-i pür-hûn

Ki gök yâkût-ı neşter-hârdır çeşm-i kebûdmdan

Harîm-i sine sünbülzârdır çeşm-i kebûdmdan

Belâ-yı âsumân bîzârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/1)

“Sinemin köşesi senin mavi gözün sebebiyle sünbül bahçesi gibi olmuştur. Belâyı âsumân yani felek (bile) senin mavi gözünden bıkmış, usanmıştır.”

Sevgilinin mavi gözü, âşık üzerinde o kadar etkilidir ki onun yüreğinin en derin yeri bile tesir altındadır. Bağrı morarmaktan sümbül bahçesinin rengine bürünmüştür. Yaralan sümbül çiçeği gibi göz göz açılmıştır. Mavi gözün tesiri sadece âşığı etkileyecek derecede değildir. Aynı zamanda feleği bile bîzâr edecek kuvvete sahiptir. Nitekim Antepli Aynî de mavi göz hakkında aynı şeyi düşü nmektedir:

Sehâbm dîdesi hûn-bârdır çeşm-i kebûdmdan

O cellâd-ı felek bîzârdır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G.156/1)

“Bulutun gözü mavi göz sebebiyle kan ağlamaktadır (yağmur yerine kan yağdmr). Felek celladı da (artık) gınâ getirmiştir.”

Klasik şiirde felek, genellikle kendisinden şikâyet edilen bir unsur olarak kullanılır. Fakat beyitte mavi gözün büyüleyiciliği sebebiyle kendisi bîzâr düşmüştür. Bu durumda insanlann üzerinde mavi göz, felekten daha tesirli bulunmaktadır. Kezâ Şeyh Gâlip’e ait bir başka beyitte felek, “çeşm-i kebûd”dan zulüm ve eziyet için destur ister:

Nümâyân devr-i fitne sûy-ı hatt-ı müşg-sûdmdan

Felek bî-dâd içün destûr alır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.294/1)

Kazâ’en oldı dil bir kâfirin şimdi hevâ-dârı Kebûter-veş dem-â-dem zardır çeşm-i kebûdmdan

Yakar berk-i nigâhı asumanda hırmen-i necmi

Sürûşân mazhar-ı azardır çeşm-i kebûdmdan

Hat-ı sebzi tarâvet-yâb ider Göksu çemenzârın

Kenâr-ı bahr sünbül-zardır çeşm-i kebûdmdan

Reg-i ebrû hevâ-yı sûret-i ejderde göstermiş

Bu zûlf-i kâfiri sehhârdır çeşm-i kebûdmdan

Ne reng itse gerekdir ben hevâyî meşrebe ‘Aynî

Kim ezrak-pûş olan nâ-çârdır çeşm-i kebûdmdan

Antepli Aynî

“Fitne devri, sevgilinin misk sürülmüş hattı tarafında görünür. Felek (de) adaletsizlik için mavi gözden izin ister.”

Aslında feleğe bu adaletsizlik hilesini öğreten güzelin bakışıdır. Şair bundan dolayı mavi gözü daha gaddar olarak nitelendirir:

Nigâhıdur hemışe reng-i bî-dâdı viren çerhe

Dimem gerdûna kim gaddârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/7)

Keçecizâde İzzet Molla’ya ait olan beyitte “Gökyüzünün (hastalık sebebiyle) başını koyduğu yastık toprak olsa buna şaşılmaz. Çünkü mavi göz sebebiyle baştan başa bütün cihan hastadır.” denilmektedir:

Acep mi âsmân ser-dâde-i bâlîn hâk olsa

Ser-â-pâ-yı cihân bımârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/6)

Antepli Aynî, mavi göze ait bakış şimşeğinin, yeryüzüne yıldırım düşüp yangın çıkmasından mülhem, gökyüzündeki yıldız harmanını yaktığını ve bu sebeple meleklerin incindiğini söylemektedir:

Yakar berk-i nigâhı âsumânda hırmen-i necmi

Sürûşân mazhar-ı azardır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G. 156/4)

“Bakışın şimşeği (mavi gözün bakması) gökyüzünde yıldız harmanını yakar.

Bundan dolayı melekler incinmiştir.”

Keçecizâde İzzet Molla, mavi göz sebebiyle bîzâr olanlara güzelin kendisini de dâhil ederek bu konuda söylenebilecek son sözü söyler:

Felek-meşrebligin ister mi itmek göz göre ilân

O şûhun kendi de bîzârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/5)

“O güzel felek meşrepli (sözünde durmayan) olduğunu göz göre göre neden ilan etmek istesin. Mavi gözden kendisi de usanmıştır.”

Genellikle beyitlerde belâ, adatletsizlik, büyü, sihir veya câdû ibareleriyle birlikte kullanılan fitne kelimesi, fitne-i âhir-zaman ya da devr-i kamer20 terkibleriyle ilişkilidir. Eski astrolojiye göre dünyaya uzaklıkları bakımından her gezegenin bin yıllık bir devri bulunmaktadır. Mesela en üstte bulunan Zühal yedi bin yıl yaşamıştır. Dünyaya en yakın olan ayın bin yıllık bir ömrü bulunmaktadır. Bu dönem, karışıklıkları ve fitneleri ile kıyamete kadar sürecektir (Şentürk, 1999: 158).

Yenişehirli Avnî, mavi gözün her bakışını gökyüzünden yağan belâlar ile bir tutar:

Her gamze-i dîde-i kebûdun

Ayniyle belâ-yı âsmândur Yenişehirli Avnî (G. 113/4)

Arpaeminizâde Sami (ö. 1146/1734), Muvakkitzâde Pertev (ö. 1222/1807-8) ve Vâlî-i Amedî, güzeli fitne çıkaran bir afet olarak nitelendirip gökten belâların mavi göz sebebiyle yağdığını ifade etmişlerdir:

Çeşm-i kebûdın itdi o âfet fiten-hurûş

Uşşâka âsmânî belâlar mübârekî

Âşıkların dem-â-dem alur dûd-ı âhını

Ol şûha âsmânî belâlar mübârekî Arpaeminizade Sami (KıtalO)

Ol nigâhı âfetün çeşm-i fcebûdı ‘âleme

Zannum oldur bir belâ-yı âsmân olmış gibi Muvakkitzâde Pertev (G.513/2)

Nigâh it hâle ey çesm-i kebûd âfet-i şehrî

Belâ-yı âsmânî hâtır-ı efkâre sensin sen Vâlî-i Amedî (G.274/2)

Mavi göz ve gökyüzü ilişkisi zaman zaman şairin ruh halini ifade etmek için de kullanılmıştır. Şeyhülislâm Esad’m (ö.l 166/1753) güzelin mavi gözüne olan hasreti, gökyüzü ve âşığın âhı ile ifade edilmiştir:

Ahım iderse gökleri ger nîl-gûn n’ola

Zîrâ ki nâlem ol meh-i çeşm-i kebûdedir Şeyhülislam Esad (G.62/3)

“Ahım (âşığın ah dediği zaman yanık yüreğinden yükselen dumanın gri-mavi rengi) gökleri Nil nehri gibi masmavi hale getirse ne olur ki... Zira inleyişim o ay yüzlü güzelin mavi gözüne olan hasretimdendir.”

Keçecizâde İzzet Molla’nm mavi göz sebebiyle gönül aynası paslanmış, bahtı veya dünyası kararmıştır:

Gönül mir’ât-ı pür-jengârdur çeşm-i kebûdmdan

Gözümde çerh-i nîlî târdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/1)

“Mavi göz sebebiyle gönül aynası paslanmıştır ve gözümde Nil gibi mavi olan bahtım veya dünyam kararmıştır.” Gönül aynasının paslanması mavi gözlü sevgilinin zaman zaman âşığa teveccüh etmesi dolayısıyla gönle mavi rengin yansımasıdır.

Gam-ı çeşm-i kebûdun kim nigeh-dâr-i dil olmışdur

Meğer Cibrîldür kim âsmândan nâzil olmışdur Yenişehirli Avni (G. 140/1)

“Mavi gözün gamı, Cebrail misali gökvüzünden inmiş şairin gönül bekçisi olmuştur.” Cebrail’in ilettiği ayet-i kerimelerle Hz. Peygamberi rahatlattığı gibi âşığın gamlı gönlünü de yine mavi gözün kendisi gelip ferahlatacaktır.

  • 2. Sihir-Fitne:

Her bir nigâh u gamzesi sihr-i helâldir

Çeşm-i kebûd-ı yâra füsûn-ger midir disem Fatin (G. 102/4)

“Herbir bakışı sihr-i helâl olan yârin mavi gözüne sihirbâz mı desem.”

Bir edebiyat terimi olan “sihr-i helal” terkibi, “beyitte bir kelime veya kelime grubunun söz içinde hem kendinden önceki hem de sonraki kelimelerle iki ayn cümle oluşturacak şekilde kullanılması (Çoşkun, 2010: 130)” anlamındadır.

Fatin (Ö.1866), sevgilinin mavi gözlerine o kadar kuvvetli bir maharet atfetmektedir ki, bakışlar sihr-i helal sanatı yaparak âşığa imalarda bulunmaktadır. Öte yandan sihir İslâm dinine göre yasaktır.21 Fakat mavi

gözlerin teshir gücü, şair tarafından, sihri helal kılacak derecede büyüleyici ve cazip olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla muhatap maruz kaldığı sihirden endişelenmemekte, zarar göreceğini düşünmemekte bilakis memnuniyet duymaktadır. Bu münasebetle ikinci mısrada, mavi göz kabiliyetli bir sihirbaz olarak nitelendirilmektedir.

Hemân âşık tehı mînâ-yı çeşmin eyler âmâde

Perî-zâd-ı hayâl-i dil-rübâ kabil mi teshire Nedîm (G.4/7)

“Âşık mavi göz için boşu boşuna âmâde olmuştur. Sevgilinin peri gibi güzel hayali acaba sihir yapmaya kabiliyetli midir?” Şair elbette mavi gözün teshir gücünü bilmektedir. Fakat bilmezlikten gelerek aslında sevgilinin teveccühüne kendisi de mazhar olmak istemektedir.

Reg-i ebrû hevâ-yı sûret-i ejderde göstermiş

Bu zülf-i kâfiri sehhârdır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G. 156/6)

Antepli Aynî’ye ait olan beyitte kaşın üzerine düşen ve ejderhaya benzeyen kâfir zülfün büyücü olma sebebi de mavi gözdür.

Maktul devlet adamlarından divan sahibi şair Tayyar Paşa’nm (ö. 1815) mavi gözlü güzeli de simsiyah saçları gözlerine indiği için fitne yası var gibi karalar giyinmiştir (Koksal, 2002: 164):

Kaplamış ta dökülüp çeşm-i kebûdun perçem

Karalar giydi bu gün var gibi yas-ı fitne Tayyar Paşa (Koksal, 2002: 164)

Sünbülzâde Vehbî’ye (Ö.1809) ait olan beyitte, “fena halde sarhoş olup fitne koparan mavi göz (şairin) sabır diyarına akın eden bir âfet-i Çerkestir”:

Süzüp çeşm-i kebûd-ı fîtne-engîz ü siyeh-mestin

Akm saldı diyâr-ı sabrıma bir âfet-i Çerkeş Sünbülzâde Vehbî (G.l 16/2)

Keçecizâde İzzet Molla siyah göz ile mavi göz arasında bir mukayese yapmaktadır. Siyah gözün en mahir olduğu alan fitne diyarıdır ve artık mavi gözün eline geçmiştir. Dolayısıyla zamanın siyah gözlü güzelleri bundan utanç duymalıdır. Fitne diyarı, mavi gözün bakışları sebebiyle, sümbül çiçeğinin renginden mülhem, sümbül bahçesine benzemiştir:

Siyeh-çeşmân-ı hûbân-ı zamâne eylemez mi ‘âr

Diyâr-ı fitne sünbül-zârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/4)

  • 3. Kebûter-Kumru-Tûtî:

Mavi gözün güvercin, kumru ve tûtî ile ilişkisi bu kuşların özellikle boyun kısımlarında bulunan tüylerin mavi rengi andırmasından dolayıdır. Şeyh Gâlib’e ait olan ilk beyit “Mavi göz kendi bakış kanadını cilveledirdiğinde bakış güvercinin haberi (de) göklere yükselmektedir” anlamındadır:

Kebûd çeşmin edip cilveger per-i nigehin

Peyâmı göklere erdi kebûter-i nigehin Şeyh Gâlib (G. 179/2)

Per-i nigehin cilveger olması, sevgilinin mavi gözünün ortaya çıkması veya onun mavi gözünü hareket ettirmesi (gözlerini kırpıştırması) anlamındadır. Bakış güvercininin haberinin göklere yükselmesi mavi gözlerin gökyüzüne bakması biçiminde yorumlanabilir. Güvercin haber getirip götüren postacı bir kuştur. Bu münasebetle âşığın sevgiliden kendisiyle ilgili düşüncelerini öğrenebileceği tek güvenilir kaynak mavi gözlerdir. Yine güvercinin rengi maviye bakar. Bu manada kebût ve kebûter kelimeleri de birbiriyle ilişkilidir.

Mavi gözlü sevgilinin hayali ile güvercin arasındaki ilişkiyi anlatan bir başka beyit de Arpaeminizâde Sami’ye aittir:

Uçar o çeşm-i kebûdun hayâli çeşmümde

Kebûter-i ser-i bâm-i nigâhum olmışdur Arpaeminizade Sami (G.36/4)

“Mavi gözlü sevgilinin hayali, sürekli şairin gözünün önünde uçuşmaktadır. Sanki o bakış kubbesinin baş güvercini olmuştur.”

Bakış kubbesinden maksat göz kapağı olmalıdır. Böylece şair göz kapağını kıpırdattığında yani gözünü her açıp kapattığında, mavi gözlü, güvercin edalı sevgilinin hayaliyle başbaşa kalmaktadır veya gözlerini kapatıp her hayale daldığında sevgiliyi görmektedir.

Teşbih ilişkisinin mavi göz ile güvercin arasında kurulduğu bir diğer beyit de Antepli Aynî’ye aittir. Beyitte, mavi gözlü sevgili, muhtemelen gayr-ı müslim güzeller sebebiyle, “kâfir” olarak nitelendirilmiştir:

Kazâ’en oldı dil bir kâfirin şimdi hevâ-dân

Kebûter-veş dem-â-dem zardır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G. 156/3)

“Gönül bir kâfirle kazara dost olmuştur. Güvercin gibi inlemesi onun mavi gözü sebebiyledir.”

Nedim’in beytinde mavi gözler, sevgilinin tâka benzeyen kaşının altına gelip yuva yapan iki avare kumruya benzetilmektedir:

Değil çeşm-i kebûd ol ebruvânm zır-i tâkma

İki âvâre kurarıdır ki gelmiş âşiyan tutmuş Nedîm (G.53/2)

Muvakkitzâde Muhammed Pertev, mavi gözleri, birbirine yakın renkler olması sebebiyle, söyleşen iki yeşil papağana benzetmektedir:

Söz bir itdükde iki çeşmân-ı gûyâ-yı kebûd

Birbiriyle san iki tûtî-i ahdar söyleşür Muvakkitzâde Pertev (G. 102/2)

“İki konuşkan mavi göz birbiriyle söz birliği ettiğinde sanki iki yeşil papağan söyleşir gibi görünür.”

  • 4. Lacivert Nakış-Mürekkep:

Alır nâm-ı merâm-ı aşkı elbet çehre-i zerdim

Nigîn-i lâciverdî-kârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/4)

“Aşk maksadının namını elbette benim san benzim alır. Çünkü (san benzimin üzerindeki) lacivert renkli mühür mavi göz sebebiyledir.”

Beyitte Şeyh Gâlip, mavi gözün benzini sarartacak kadar, onu aşk derdiyle hasta edecek kadar içine nüfuz ettiğini dile getirmektedir. Bu mavi gözler, lacivert renkli bir mühür gibi san benzin üzerinde iz bırakmıştır. Böylece aşk konusunda âşığın namı tescillenmiş olmaktadır.

Vâlî-i Amedî, güzelin san kaşlannı yanağın altın rengindeki serlevhasına (yazı başlığı) mavi gözlerini de aynı serlevhada kullanılan lacivert renge benzetmektedir:

Zerd ebrûsı ile çesm-i kebûdı o mehin

Lâceverd u zer-i ser-levha-i ruhsâresidir Vâlî-i Amedî (G.46/2)

Hayâl itdün gönül çeşm-i kebûdın ol perî-rûyun

Kenâr-ı nüsha-i ümmîde nakş-i lâciverd itdün Nâbî (G.452-II/4)

“Sevgilinin mavi gözünü hayal ettin gönül. (Böylece) ümit nüshasının kenarına lacivert (bir) nakış kondurdun.”

Nâbî’ye ait olan beyitte mavi göz ümit nüshasının kenarına kondurulan lacivert bir nakışa benzetilmektedir. Yazma eserlerde nüshanın yani kitabın, sayfalarında, yazılı ve yazısız kısımlarını birbirinden ayırmak üzere altınla çekilmiş çizgiler bulunmaktadır. Bu çizgilere cetvel tabir edilir. Cetvelin vasfı olarak laciverdi ve asumânî sıfatlan da kullanılmaktadır (Pala, 1990: 98).

Şair, peri gibi güzel olan sevgilinin yüzüne bakarak ümmîd nüshasının kenarına lacivert bir nakış işlendiğini hayal etmektedir. Burada nüsha yüz, kenarındaki lacivert cetvel de mavi gözlerdir. Nâbî mavi gözlerin kendisiyle ilgilenmesini sağlayabilmek için yüz nüshasından yardım beklemektedir.

Mürekkep ve mavi göz arasında ilişki kuran bir diğer şair de İkinci Mustafa devrinde yaşamış olan Bursalı Hüseyin Çan’dır (ö. 1695/96) :

Zülf-i siyehün la'l-i lebün çeşm-i kebûdun

Evsâfını ta’rif içün üç dürlü mürekkeb Hüseyin Can (Koksal, 2002: 163)

“Siyah saçın, kırmızı dudağın ve mavi gözün, senin güzelliğinin özelliklerini tarif etmek için (kullanılan) üç türlü mürekkeptir.” (Koksal, 2002: 163).

El yazması kitaplar yazılırken çoğunlukla siyah mürekkep kullanılmaktadır. Nüshaların bazılarında başlıklar, vurgulanmak istenen kelimeler veya bölümler, surh denilen kırmızı mürekkeple yazılmaktadır. Kitap süslemeleri veya nakışlan ise mavi mürekkeple yapılmaktadır. Beyitte şair, güzelin vasıflannı bu üç türlü mürekkeple tarif etmektedir. Siyah saçlar siyah mürekkeple, la'l renkli dudaklar kırmızı mürekkeple ve mavi gözler de mavi mürekkeple paralellik kurarak ifade edilmektedir (Koksal, 2002: 163).

  • 5. Firûze:

Firûze, Nişabur’da çıkarılan açık mavi renkli ve kıymetli bir taşın adıdır. Şeyh Gâlip’e ait olan ilk beyitte bu taş, mavi göz sebebiyle kıymetini kaybetmiş tahkir edilmiştir:

O rütbe nâz-perverd-i vatanken şimdi firûze

Beyâbân merg-i istihkârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/2)

“Firûze kendi vatanında naz rütbesindeyken senin mavi gözün sebebiyle hakir görülüp çöle düşmüştür.”

Naz terimi tasavvufta sevgilinin âşığa bulunduğu lütuf ve ihsan olarak tarif edilmektedir (Üstüner, 2007: 145). Âşığın vakıf olduğu üst makamlardan biridir. Bu durumda mavi göz sebebiyle firûze taşının düşürüldüğü durum daha iyi anlaşılacaktır.

Keçecizâde İzzet Molla mavi gözü, gökyüzü ve fîrûze ilişkisi içinde nazmetmeye çalışmaktadır:

Sipihr engüşter-i fîrûze olsa dest-i hükmümde

Yine gör kim gözümde hârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/2)

“Kudret elimde (hükmümüm geçtiği zamanda) gökyüzü firûzeden bir yüzük olsa (senin) mavi gözün sebebiyle benim gözümde itibarsızdır.”

Aceb mi ma‘den-i fîrûze olsa bu dil-i pür-hûn

Ki gök yâkût-ı neşter-hârdır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G. 156/2)

“Kanlı gönlüm fîrûze madeni gibi olsa buna neden şaşılsın ki mavi göz sebebiyle gökyüzü neşter yaralı bir yakuta dönmüştür.”

Antepli Aynî de bir önceki beyitte olduğu gibi mavi gözü, gökyüzü ve firuze kelimelerine teşbih etmektedir.

Daha ziyade tarihçi olarak bilinen Raşid (ö. 1735) beyitte sevgilinin sürmeli mavi gözünü fîrûze taşlı bir yüzüğe benzetmektedir. “Gönül çeken güzelin mavi gözünü sakın sürme bulaşığı zanetteme, o pervazları siyah olan fîrûze bir yüzüktür.” (Koksal, 2002: 165):

Sakın çeşm-i kebûd-ı dil-rübâyı sanma kuhl-âlûd

O bir pirûze hatemdür ki pervâzı sevâd üzre Raşid (Koksal, 2002: 165)

  • 6. Zerk-Ezrak:

Zerk ve ezrak kelimeleri, dervişlerin giydiği mavi cübbe veya hırka manasmdadır. Hırkada mavi rengin tercih edilmesi aslında kiri belli etmemesinden dolayıdır. Fakat siyah gibi yas rengi olması sebebiyle ıstırabı, ışıkla karanlığın birleştiği bir renk olması sebebiyle sevinçle kederi, gök rengi olası sebebiyle yükselişi ve deniz rengi olması sebebiyle de enginliği ifade ettiği düşünülmüştür. Mavi cübbe giyen dervişlere ezrakpûş da tabir edilmektedir (Uludağ, 1998: 373).

Şeyh Galip ve Antepli Aynî’ye ait olan beyitlerde bu kez mavi gözden mavi cübbeli dervişler bîzâr olmuşlardır:

Pür oldu cübbe vü destârı şimdi zerk-pûşânm

Kimi mest ü kimi hammârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/7)

“Mavi cübbeli dervişlerin sarıkları ve cübbeleri (mavi göz sebebiyle) masmavi oldu. (Mavi göz) dervişlerin kimini mest kimini sarhoş etti.”

Ne reng itse gerekdir ben hevâyı meşrebe Aynî

Kim ezrak-pûş olan nâ-çârdır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G. 156/7)

“Mavi göz, (zaten) hevâyî meşreb olan Aynı’ye ne kadar hile yapsa yeridir. (Çünkü) mavi cübbeli dervişler bile (mavi gözden) çaresiz kalmışlardır.”

  • 7. Diğer Benzetmeler:

Lâzikizâde Feyzullah Nâfız’e (ö.?) ait olan ilk beyitte mavi göz ile sürme ve ceylan ilişkisi kurulmuştur:

Mukahhal olmadan ayn-ı gazal-ı mihr-i subh-ârâ

Siyeh tahrir ol çeşm-i kebûda sürmeler çeksin Lâzikizâde (G.530/2)

Ceylanın gözü sabahı süsleyen güneşe benzetilmiştir. Bu göz mukahhal olmadan yani sürmelenmeden mavi göze sürme çekmek gerekmektedir. Güzelin sürmeli siyah gözü sabah güneşi gibi doğmadan mavi göz tedbiren gözlerine sürme çeksin ki siyah gözün ışığı onu rahatsız etmesin. Mavi göz ile siyah gözü mukayese eden şair, siyah gözü tercih ederek beytini nazmetmiştir.

Bu bölümün bundan sonraki kısmı Şeyh Gâlip’e ait olan ve Keçecizâde İzzet Molla tarafından tanzir edilen “çeşm-i kebûdundan” redifli gazelin tasnife dâhil edilememiş beyitlerinden oluşmaktadır. Mümkün olduğu kadar birbiriyle anlamca ilişkili beyitler bir arada îzah edilmeye çalışılmıştır.

Redif “çeşm-i kebûdundan” olduğu için beyitlerde mavi gözün sebep olduğu durumlar sıralanmıştır. Şeyh Gâlip tarafından nazmedilen ilk beyitte bu kez gönül erbabı olanların hevâyî tabiatlarından bahsedilmektedir. Bu münasebetle mavi göz için en çok gözyaşını bu âşıklar dökmektedir:

Hevâyî olduğundan meşreb-i erbâb-ı dil ekser

Dü dîdem ebr-i deryâ-bârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/5)

“Gönül erbabının meşrebi genellikle hevâyî olduğundan mavi göz sebebiyle iki gözüm derya yağdıran buluta benzemiştir.”

Bu kez Şeyh Gâlip’in mavi gözü, güzelleri ve kâfirleriyle anılan Firengistan ülkesini karıştırmış, hastalıkları iyileştirmesiyle maruf Hz. İsa’yı bile hasta etmiştir:

Nigâh-ı çeşmi âşûb-ı Firengistân-ı hüsn olmuş

Mesıhâlar dahi bîmârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/6)

“Gözünün (bir) bakışı güzellik Frengistanını karıştırmış mavi göz yüzünden Mesihalar dahi hasta olmuştur.”

Şeyh Gâlip’in bir diğer beytinde mavi göz, sevgilinin yüzünün güzellik sebebidir. Gül bahçesi gibi olan yüzde nilüfer çiçeğine benzeyen ve güneş gibi parlayan yanağın bu kadar güzel olması mavi göz sebebiyledir:

Gül-i nilüfer ü hûrşîd-veş gülzâr-ı hüsnünde

Perestiş-dâde-i ruhsârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/8)

Bu defa mavi göz renginden dolayı paslı bir levhaya benzetilmektedir. Şeyh Gâlip de yüzdeki güzellik cüzlerini, şirâzebend misâli, kaşların bir arada tuttuğunu söylemektedir. Ayva tüyleri, mavi göz sebebiyle pas rengine bürünmüştür.

Beyit, yazma eser terimleriyle kurulmuştur. Şirâze veya şirâzebend, sayfaların düzgün tutulmasını sağlayan dağılmasını önleyen ibrişimden yapılmış bir şerittir. Kaşlar da yüzdeki güzellik cüzlerini bir arada tutar. Levha, üzerinde yazı veya resim bulunan düz bir malzemedir. Yüzün üzerindeki ayva tüyleri bu levhaya benzetilmiştir ve pas rengindedir. Çünkü yüz o kadar beyaz ve parlaktır ki mavi gözlerin aksi bu levhaya düşmektedir:

Eden şirâze-bend eczâ-yı hüsni ebruvândır hep

Hatı bir levha-i jengârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/3)

Mavi göze duyduğu sevda, Keçecizâde İzzet Molla’yı mecnuna çevirmiştir. “Bu sümbül bahçesine benzeyen âlem benin cünûn mekânımdır. Başımdaki bu sevdanın sebebi mavi gözdür.”:

Bu sünbül-zâr-ı âlem bir şebistân-ı cünûnumdur

Serümde öyle sevdâ vardur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/3)

Şairin aşkı delilik derecesinde olduğu için baktığı her yeri, renginden dolayı, sümbül bahçesi gibi görmektedir. Bu kadar kuvvetli bir sevdaya sebep olan mavi göz ne âşığa teveccüh etmiş ne de onun canına kıymıştır. Böylece şair bir serzenişte bulunmaktadır: “Bana zülf-i siyâhı yârdur çeşm-i kebûdmdan...”:

Virürdi kara sevdâ gerçi arnmâ câna kıymazdı

Bana zülf-i siyâhı yârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/8)

Bu bölümün son iki beyti birbirini tamamlar niteliktedir:

Kalem deryûze-i ma’nıye kılmış nîl-i engüştün

Meğer Gâlib medih-âsârdır çeşm-i kebûdmdan Şeyh Gâlib (G.293/9)

“Kalem, fakirliğin mana dilencisi olmaya (çalışırken) meğer övülen eserler, ey Gâlip sevgilinin mavi gözü sebebiyleymiş.”

Şeyh Gâlip “çeşm-i kebûdundan” redifli gazelin son beytinde eserlerinin takdir görme sebebini de mavi göze bağlamaktadır. Fakat Keçecizâde İzzet Molla, onun nazmından feyz aldığını ifade etmektedir. Kendi şiirinin rengin (latif) olması Şeyh Gâlip sebebiyledir. Buna rağmen Gâlip’e nazire yazmak, onun şiiriyle boy ölçüşmek çok zordur ve bunun sebebi de yine mavi gözdür:

Nigâh-ı feyz-i Gâlib kıldı ‘İzzet nazmumı rengin

Salâ kim söylemek düşvârdur çeşm-i kebûdmdan İzzet Molla (G.412/9)

  • 8. Göksu:

18. yüzyılla beraber sosyal hayatta görülmeye başlayan çözülmeler edebiyata da akseder. Artık şiirin gizemli siyah gözlü güzeli, tertib edilen “âb âlemleriyle daha fazla ortada görünmeye başlar. Böylece şairin hayal dünyasında, gerçek dünyada gördüğü mavi gözlü güzeller de yer tutmaya başlar:

Gül mevsimidir ey peri nûs-ı mey-i nâb et

Tarf-ı nigeh-i mestüni hem-reng-i şarâb et Bu sûret-i dil-cû ile terfî‘-i hicâb et Göksu’ya gel ey çesm-i kebûd âlem-i âb et

Kandîl-i nücûm île gören mâh-ı semâyı

Şevk ile hevâ giydi sanur pullu hevâyî

Derya döşedi pâyine sırmâ-yi sivâyi

Göksuya gel ey çeşm-i kebûd âlem-i âb et Enderunlu Vâsıf (Murabba/28)

***

Gitdi eyyâm-ı şitâ fasl-ı bahâr itdi vürûd

Eyledi bâd-ı nesim âlemi pür-şemme-i ûd

Cümle esbâb-ı tarab sahn-ı çemende mevcûd

Mevsimidir gidelim Göksu'ya ey çeşm-i kebûd

Zevk-i meh-tâb idelim subha kadar deryâda

Virelim mâ-hasal-ı derd ü gamı bir bâda

İşte üç çifte kayık iskelede âmâde

Mevsimidir gidelim Göksu'ya ey çeşm-i kebûd

Vaktidir şimdi Küçüksu'ya gidersen gidelim

Gâh Fıstıklı'ya geh Çamlıca'ya azm idelim

Sûy-ı gül-şende olan nağmeleri işidelim

Mevsimidir gidelim Göksu'ya ey çeşm-i kebûd

Çemenistâna nigâh itmez isen de bâri

Kıl temâşâ su kenârmda olan ezhân

Dinle bir kerre nolur sen de Fatîn-i zân

Mevsimidir gidelim Göksu'ya ey çeşm-i kebûd Fatin (Şarkı/6)

Ol kebûdî çeşmi oldukça tekellûm-bahş-ı nâz

Asumânî kevkebiyle eyledi çeşm-i niyâz

Göksu şimden sonra etse havf mıdır süz [u] güdâz

Geldi Göksu seyrine bir mâ-i câri nâzenîn Lâzikizâde (Musammat 32/3)

Hat-ı sebzi tarâvet-yâb ider Göksu çemenzânn

Kenâr-ı bahr sünbül-zârdır çeşm-i kebûdmdan Antepli Aynî (G.156/5)

Mavi gözün Göksu ile ilişkilendirilerek ifade edildiği beyitlerin Antepli Aynîye ait olan sonuncusunda da nehrin kenannın sümbül bahçesine benzeme sebebi yine mavi gözdür.

SONUÇ

Klasik Türk edebiyatında mavi göz, 16. yüzyıldan itibaren beyitlerde görülmeye başlamıştır. Teşbih unsurları bakımından sadece rengi mavi olan nesnelere benzetilebildiğinden dolayı çok verimli bir kullanım alanı bulunmamaktadır. Tespit edilebilen beyitlerden görüldüğü kadarıyla genellikle somut unsur teşbih için kullanılmış bu unsurun varsa soyut çağrışımları beyitlere eklenmiştir. Mavi gözü en fazla ve mümkün olan en güzel benzetmelerle kullanan Şeyh Gâlip’tir. Hem Gâlip’in hem de diğer şairlerin beyitlerinde mavi göz, en çok acımasızlığı ve merhametsizliği ile yer almaktadır. Elbette bu konudaki beyitler bu makale ile sınırlı değildir. Yeni tespitlerle mavi gözün klasik Türk edebiyatına getirdiği çeşitlilik artacaktır.

 

Reyhan ÇORAK İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Türk İslam Edebiyatı 

KAYNAKÇA

ARSLAN, Mehmet (2004). Antepli Ayni Divanı, İstanbul: Kitabevi.

ARSLAN, Mustafa (2012). “Şeyh Gâlib İle Keçeci-zâde İzzet Molla’nın Gazelleri Arasında Nazire İlişkisi”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literatüre and History of Turkish or Turkic, Volüme: 7/1, p. 251-282.

AYDEMİR, Yaşar (2000). Behiştî Dîvânı, Ankara: MEB Yayınlan.

AYPAY, İrfan (1998). Lale Devri Şairi İzzet Ali Paşa, Hayatı-Eserleri-Edebi Kişiliği, Divan-Tenkitli Metin, Nigâr-nâme-Tenkitli Metin, İstanbul.

AYVERDİ, İlhan (2005). Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul: Kubbealtı Yayınlan.

BEKTAŞ, Ekrem https: / /ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55973.pertev-divanipdf.pdf?0 (E.T.: 07.15. 2019).

BİLKAN, Ali Fuat (1997). Nâbî Dîvânı, İstanbul: MEB Yayınlan.

ÇAVUŞOĞLU, Mehmet; TANYERİ, M. Ali (1987). Zatî Divanı Edisyon Kritik ve Transkripsiyon, Gazeller Kısmı, III, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

ÇAVUŞOĞLU, Mehmet (2001). Necati Bey Divanı’nın Tahlili, İstanbul: Kitabevi.

ÇELEBİOGLU, Amil (1998). “Kültür ve Edebiyatımızda Ay”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara: MEB Yayınları, s. 677-689.

COŞKUN, Menderes (2010). Sözün Büyüsü Edebi Sanatlar, İstanbul: Dergah Yayınları.

ÇORAK, Reyhan (2002). Klasik Edebiyat’ta Sevgilide Göz, Kirpik ve Kaş Üzerine Benzetmeler, Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.

DEMİR, Hiclal https: / /ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/54126.539591azikizade-fevzullah-nafizdivanpdfpdf.pdf?O (E.T.: 07.15. 2019).

DOĞAN, Muhammet Nur (1997). Şeyhülislâm Es’ad Efendi ve Dîvânı, İstanbul: MEB Yayınları.

ERDOĞAN, Mehtap (2007). Fatin Divanı, İstanbul: Kitabevi.

ERDOĞAN, Mehtap (2013). Güzellik Unsurlarıyla Divan Şiirinde Sevgili, İstanbul: Kitabevi.

ERGİN, Muharrem (1980). Kadı Burhaneddin Divanı, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

GÖNEL, Hüseyin (2010). 15.-16. Yüzyıl Divanlarına Göre Divan Şiirinde Sevgili, Doktora Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.

GÜREL, Rahşan (1999). Enderunlu Vâsıf Divanı, İstanbul: Kitabevi.

İNCE, Adnan (1994/ Mîrzâ-zâde Mehmed Salim Dîvânı, Ankara: Kurulu Matbaası.

İPEKTEN, Haluk (1973). Na’il-i Kadim: Hayatı ve Edebi Kişiliği, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yayınları.

KOKSAL, M. Fatih (2002). “Eski Şiirimizin Nadide Güzelleri”, Türklük Bilimi Araştırmaları, Sayı: 11, ss.161- 168.

KURNAZ, Cemal (1996). Hayâlı Bey Divânı’nın Tahlili, İstanbul: MEB Yayınları.

KUTLAR OĞUZ, Fatma Sabiha

https: / /ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56084,arpaeminizade-mustafa-sami-

divanipdf.pdf?0 (E.T.: 07.15. 2019).

MACİT, Muhsin (1997). Nedîm Divanı, Ankara: Akçağ Yayınları.

MERMER, Ahmet (1997). Karamanlı Aynî ve Divanı, Ankara: Akçağ Yayınlan.

OKÇU, Naci (2011). Şeyh Gâlib Dîvânı Hayatı-Edebî Kişiliği-Eserleri-Şiirlerinin Umûmî Tahlili,Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlan.

OKÇU, Naci https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/10654.metinpdf.pdf?O (E.T.: 07.15. 2019)

OKUR, Mustafa (2006). Dîvân-ı Vâlî-i Amedî Hayatı-Eserleri-Edebi Kişiliği, Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar: Kocatepe Üniversitesi.

PALA, İskender (1990). Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara: Akçağ Yayınlan, s. 273.

SARAÇ, Mehmet A. Yekta, https:/ /ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/10607,emridivanipdf.pdf?0 (E.T.: 07.15. 2019).

SEFERCİOĞLU, Nejat (2001). Nev'î Divanı'nın Tahlili, Ankara: Akçağ Yayınları.

ŞAHİN, Ebubekir Sıddık (2004). Keçeci-zâde İzzet Molla’nın Divanları:Bahâr-ı efkâr ve Hazân-ı Âsâr, Doktora Tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi.

ŞENTÜRK, Atilla (1999). Osmanlı Şiiri Antolojisi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınlan.

TANÇ, Nilüfer (2006). Sâlim Dîvânı’nda (Gazellerde) Edebî Sanatların Kullanımı, Yüksek Lisans Tezi, Aydın: Adnan Menderes Üniversitesi.

TARLAN, Ali Nihat (1992). Ahmet Paşa Divanı, Ankara: Akçağ Yayınlan.

TAŞ, Ayşe Işıl (2013). Şeyh Gâlip Dîvâm’nda Güzellik Unsurları, Yüksek Lisans Tezi, Edirne: Trakya Üniversitesi.

TOLASA, Harun (2001). Ahmet Paşa’nm Şiir Dünyası, Ankara: Akçağ Yayınları.

TURAN, Lokman (1998). Yenişehirli Avni Bey Divanı’nın Tahlili (Tenkitli Metin), Encümen-i Şu’arâ ve Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatına Geçiş, Doktora Tezi, Erzurum: Atatürk Üniversitesi.

ULUDAĞ, Süleyman (1998). “Hırka”, İslam Ansiklopedisi, C.17, s.s. 373-374.

ÜSTÜNER, Kaplan (2007). Divan Şiirinde Tasavvuf (14.-15. Yüzyıllar), Doktora Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi.

YAZICI, Tahsin (1993). “Çeşm”, İslam Ansiklopedisi, C.8, s.s. 276.

YENİKALE, Ahmet https: / /ekitap. ktb.gov.tr/Eklenti/56212,sunbulzade-vehbi-divanipdf.pdf?O (E.T.: 07.15. 2019).

 

1

Bu bölümde bahsi geçen benzetme unsurları, ÇORAK, Reyhan (2002). Klasik Edebiyat’ta Sevgilide Göz, Kirpik ve Kaş Üzerine Benzetmeler, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, s. 8-9. isimli tezin yazımı sırasında kullanılan Divanların taranması sonucunda elde edilip listelenmiştir. Detaylı bilgi için ayrıca bk. ERDOĞAN, Mehtap (2013). Güzellik Unsurlanyla Divan Şiirinde Sevgili, İstanbul: Kitabevi, s. 37-65. TAŞ, Ayşe Işıl (2013). Şeyh Galip Dîvâm’nda Güzellik Unsurlan, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, s. 67-93. GÖNEL, Hüseyin (2010). 15.-16. Yüzyıl Divanlarına Göre Divan Şiirinde Sevgili, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, s. 253-268. SEFERCİOĞLU, Nejat (1990). Nev’i Divam’ran Tahlili, Ankara: Akçağ Yayınlan, s.167-172. ÇAVUŞOĞLU, Mehmet (2001). Necati Bey Divara’nın Tahlili, İstanbul: Kitabevi, s. 139-149. TOLASA, Harun (2001). Ahmet Paşa’nm Şiir Dünyası, Ankara: Akçağ Yayınları, s. 191-198. KURNAZ, Cemal (1996). Hayalî Bey Divânı’nın Tahlili, İstanbul: MEB Yayınları, s. 238-242. YAZICI, Tahsin (1993). “Çeşm”, İslam Ansiklopedisi, C.8, ss. 276.

12

Makalede geçen beyitlerin yalnızca gazel ve beyit numaraları gösterilmiştir. Divanların tam künyeleri kaynakçada bulunmaktadır.

13

Makalede kullanılan bazı kelimelerin anlamları için “AYVERDİ, İlhan (2005). Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul: Kubbealtı Yayınları.” kullanılmıştır.

4

Makalede yer alan beyitler mümkün olduğu kadar mavi göz ile olan ilişkisi nispetinde izah edilmeye çalışılmıştır. Çok kapsamlı veya detaylı açıklamalarda bulunulmamıştır.

5

Divanın transkripsiyonlu çalışmasında sehven “çesm-i fülk-i tamından” şeklinde yazılmıştır.

6

Makalede beyit tasnifleri teşbih unsurlarına göre düzenlenmiştir. Bu sebeple “çeşm-i kebûdmdan” redifli tespit edilebilmiş üç müstakil gazel, nazire geleneğinin bütünlüğü içerisinde görülebilmesi için burada bir arada verilmiştir:

Harîm-i sine sünbül-zârdır çeşm-i kebûdmdan

Belâ-yı âsumân bî-zârdır çeşm-i kebûdmdan

O rütbe nâz-perverd-i vatanken şimdi firûze

Beyâbân merg-i istihkârdır çeşm-i kebûdmdan

Eden şirâze-bend eczâ-yı hûsni ebruvândır hep

Hatı bir levha-i jengârdır çeşm-i kebûdmdan

Alır nâm-ı merâm-ı aşkı elbet çehre-i zerdim

Nigîn-i lâciverdi-kârdır çeşm-i kebûdmdan

Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech