Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 12 - 23 dakika)
Bunu okudun 0%

siirde bosna

siirde bosna
Osmanlı coğrafyasının Avrupa’ya yakın en uç noktası olarak hafızalara kazınmış ve bu bölge insanına “evlâd-ı fatihan” gibi mümtaz bir isim verilmiş olan Rumeli ve Bosna, Türk Edebiyatı ve Türk şiirinde hep tarihi eserleriyle, coğrafyasıyla, manevî iklimiyle, yetiştirdiği önemli sanat ve devlet adamları2 ve güzel insanlarıyla yer almıştır. Sadece modern Türk şiirinde değil halk türkülerinde, tekke şiirlerinde ve divan şiirinde geniş bir yer edinmiştir. Hatta Osmanlı padişahlarından II. Murad (Muradî)nin Fatih Sultan Mehmet’in (Avnî), II. Bayezid’in (Adlî) Rumeli’yi işleyen şiirler yazdıkları bilinmektedir.3 4 Türk edebiyatında da Rumeli kökenli çok sayıda önemli şair ve yazar yetişmiştir.

Bosnalı Sâbit, Gelibolulu Ali, Hayalî, Taşlıcalı Yahya, Hayretî, Üsküblü İshak Çelebi, Usûlî, Yenişehirli Avnî, Leskofçalı Gâlib, Osmanlı’nın XIX. asırda yetiştirdiği büyük devlet adamı Fatma Aliye Hanımın babası Ahmet Cevdet Paşa, özellikle şairliğinin yanında felsefe, tasavvuf ve siyasî konular da yazdığı eserlerle bilinen Hersekli Arif Hikmet, Muallim Nâci, Rıza Tevfik, Manastırlı Rıfat, Filibeli Ahmet Hilmi, Mehmet Akif, edebiyatımızın iki Kemal’i (Yahya ve Namık), Rıza Tevfik, Ali Canip gibi isimlerin tamamı Rumeli kökenlidir.

Osmanlı döneminde Balkanların önemli merkezlerinden çıkmış şairlerin listesi de bunu açıkça ortaya koymaktadır: Belgrat:11, Bosna: 26, Elbesan:2, Filibe: 16, İşkodra: 1, Kalkandelen: 4, Manastır: 17, Mostar: 3, Piriştine: 6, Prizren: 7 , Selanik: 16, Serez : 21, Sofya:16, Üsküp: 18, Vardar Yenice: 20 .4

Kaynakların aktardığına göre Osmanlı dönemindeki şairlerin üçte birine yakın bölümünü Balkan kökenli şairlerin oluşturmaktadır.5 Özellikle Prizren bu bölgenin en çok şair çıkaran yerlerinden birisidir. Aşık Çelebi’nin bahsettiğine göre “rivayet olunur ki Prizren’de oğlan doğsa adından akdem mahlas korlar. Yenice’de doğan oğlan, baba diyecek vakt Farisî söyler, Piriştine’de oğlan doğsa diviti belinde doğar derler. Binaen âlâ zâlik Prizren şair menbaı, Yenice Farisî ocağı, Priştine katip yatağıdır.”6 Bosna’ya baktığımız zaman Türkçe eserler veren şairlerin ve bu edebiyatın ürünlerinin zikri başlı başına çalışmalara konu olmuş ve olmaya devam edecektir.7

Bosna’yı sadece bir mekan olarak değil, Balkan ya da Rumeli coğrafyasıyla bir bütün olarak yani bu bütünün parçası olarak düşünmek gerekir. Bu coğrafyanın tarih boyunca geçirdiği evreler, yaşadığı mutlu ve mesut devreler, bir devrin sona erişinin en acıklı hikayelerini anlatan şiirlere, türkülere, manilere, ninnilere bakarak bu yeri tayşn etmek mümkün olabilir. Türk edebiyatında Balkanlar’dan bahseden şairlerin Üsküp, Prizren gibi Türk ve Müslüman kimliğiyle belirmiş şehirleri hep Bosna ile beraber düşündükleri, bir şekilde Bosna’ya yer verdikleri görülür. Biz bütün bu birikimin içerisinde modern Türk şiirini esas alan bir çalışma yaptık. Bu çalışma haliyle belirli sınırlandırmaları gerekli görmektedir. Yeni Türk Şiiri ya da Modern Türk şiiri ile kastedilen resmi olarak Avrupalılaşmanın kabul edildiği 1839 yılındaki Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra Batı tarzında gelişen genel anlamda yeni şiir anlayışı kastedilmektedir. Şüphesiz eski tarz şiir anlayışı XIX. yüzyılın sonlarına kadar kuvvetle kendisini hissettirmeye, devam edecektir.

  • 1. Mazi ile Hayal Arasında

Modern Türk Şiirini esas alarak konuya devam ettiğimiz zaman tarihin mutlu ve mesut devirlerinin geride kaldığı ve insanlık dramını, bütün bir neslin acı ve gözyaşlarını göreceğimiz bir devreyle karşı karşıya kalırız. Kendisi bu devrede yaşamasına rağmen Modern şiirle irtibatı olmayan XIX. yüzyıl Divan Şiirinin önemli isimlerinden Yenişehirli Avni (ö.1883) “Belgrad Şarkısı” şiirinde genel anlamda Balkan coğrafyası yerine Belgrad’ı merkez alan ve onun üzerinden bütün coğrafyaya seslenen bir dil kullanır. Artık bir hayal olarak hafızalarda kalan Belgrad’ın Sultan Murat tarafından gerçekleşen fethi ve Osmanlı padişahının şehit edildiği topraklar hasretle yâd edildiğine şahit oluruz. Şair şöyle seslenir:

“Belgrad’ın hâkidir maksûd-ı çeşm-i canımız

Onda medfûndur bizim ecdâd-ı âli-i şanımız

Hâkimin her zerresinden cûş ederek kanımız

Kendi mülk ü malimizdir Belgrad’ı isteriz.”

Şair Belgrad’ı istemesindeki temel sebebi de şu mısra ile açıklar:

Çünkü sensin altı yüzyıldan beri dâr’ül-cihad”8

Sultan II. Murat’ın Kosova’yı fethettiği tarih olan 1389 yılını esas aldığımızda yaklaşık altı yüz yıllık bir Osmanlı toprağı olan bu coğrafyandan kopuşu veya daha doğrusu kopamayışı da ifade eden dizelerle karşılaşırız. Yenişehirli Avni’den çok sonra yine Rumeli kökenli milli şairimiz Mehmet Akif’in “Hakkın Sesleri” şiirinde Balkan coğrafyasıyla beraber bütün bir Osmanlı topraklarının nasıl bir tehlike altında bulunduğu tarihî hakikatler hatırlatılarak tasvir edilir. “Dedemin sürdüğü, can ektiği toprak gitti...” mısralarıyla başlayan bölümde bu toprakların bir daha geri gelmeyecek şekilde gittiğine yanan Akif, sadece toprak üstünde değil, toprak altında medfûn bulunan şühedânın da durumuna değinir:

Yer yarılmış yere geçmiş şüheda türbeleri!”

Akif’te de bu coğrafyanın merkezinde Kosova vardır. Çünkü Balkanlarda büyük fütuhatlar gerçekleştirmiş Osmanlı Sultanlarından II. Murat burada şehit olmuştur. Onun şehit olması tarih boyunca Müslüman bilincinin diri kalmasına vesile olmuştur. Bu sebeple Osmanlı topraklarının buralarda her geçen gün azaldığı bir dönemde şairin karşısına hep Kosova ve burada şehit olan II. Murat çıkar:

“Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova..

Sen misin, yoksa hayalin mi? Vefasız Kosova”

Bundan sonra şairin seslendiği hep Sultan’ın şehit olduğu topraklaradır. Artık bu topraklar Müslümanların elinden çıkmış, “hariminde yatan şapkalı sarhoşlar”ın eline geçmiştir. Hele Osmanlı’nın asırlarca mücadele halinde olduğu başkalarına ait üç parçalı bir bayrağın dikilmiş olması onu tarifi mümkün olmayan ızdıraplara duçar etmiştir. Ancak tüm bu olanları kendi sen ben kavgasına tutuşmasına bağlayan Akif,

“Ey milleti merhume, sabah oldu uyan!

Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?”

mısralarıyla onları din ve iman konusunda birleşmeye çağırır.

Bosna ve Balkanlar’ı en derinden hisseden, bu topraklar üzerine Türk şiirinin en güzel mısralarını yazan şairimiz şüphesiz Yahya Kemal’dir.9

Yahya Kemal’in Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Açık Deniz’den, Akıncı, Mohaç Türküsü, Kaybolan Şehir gibi şiirleri bu hissiyatın en güzel örnekleridir. Bayram Sabahı Süleymaniye’ye bayram namazına giden şair “ulu mabede” akın akın gelen insanları görünce bu anı tarihle bütünleştirir. Gökte duyduğu top seslerinin nereden geliyor olabileceğini soran Yahya Kemal, bunların “Kosava’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan, Belgrad’tan, Budin’den, Eğri ve Uyvar’dan” gelebileceğini hatırlattıktan sonra bunları daha da ileri götürerek şöyle sorar:

“Son hudutlarda yükselmiş sıra dağlardan mı?”

“Açık Deniz” şiirinde şair gördüğü deniz karşısında birden çocukluğuna döner. Çünkü çocukluğu Balkan şehirlerinde geçmiştir. “Akıncı” ise ona tamamen Osmanlı’nın Balkanlardan başlayarak Avrupa içlerine doğru ilerleyişini hatırlatır. Tarihi hakikattir ki Osmanlı döneminde özellikle Balkanlarda ilk önde giden, şehit olmaya hazır bir orduyu temsil edenler akıncılardır.10 Akıncıların nasıl bir halet-i ruhiye içinde akından akına koştuğunu herhalde Yahya Kemal kadar güzel ifade eden bir şair yoktur.

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!”11

Şairin şiirin içerisinde kullandığı

“Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla” ve “Cennette bugün güller açmış görürüz de” mısraında olduğu gibi bu akıncı neslin temelinde manevi duyguların, şehit olma arzusunun yattığı ifade edilir.

“Kaybolan Şehir” de ise Yahya Kemal çocukluğunun geçtiği ve hayatı boyunca da unutamayacağı Üsküp ve çevresinin zamanla nasıl değiştiğini, izlerin nasıl silindiğini anlatır. Şiirine

“Üsküp ki Yıldırım Han diyarıdır

Evlâd-ı fâtihana onun yadigarıdır

Firuze kubbeler bizim şehrimizdi o;

Yalnız bizimdi, çehre ve ruhiyle biz’di o”

diyerek tarihle bütünleşmiş bir şehirden bahisle başlar. Sonra şairin hafızasında bir sonbahar mevsiminde annesini toprağa verişi canlanır. Ancak Üsküp Fatihi İsa Bey ve annesinin mezarının bulunduğu şehir artık başkalarının elindedir:

“Vaktiyle öz vatan da bizimken, bugün niçin

Üsküp bizim değil? Bunu duydum için için.”12

Balkan topraklarının elden çıkması sadece Mehmet Akif’te, Yahya Kemal’de yer almaz. Aka Gündüz’de de karşımıza çıkar. Akif ve Yahya Kemal’de mazi hasretiyle istikbal arzusunun harmanlandığı tarih bütünlüğünden uzak bir şekilde Aka Gündüz’de bu tam bir felakete dönüşür.13 “Bozgun” şiirinde nakarat beyiti olarak seçtiği dizelerde;

“Ağla gözüm ağla! Figan yaraşır

Bülbülsüz bağına hazan yaraşır.” der. Şairin hem şiirine seçtiği “bozgun” hem de tekrarlanan beyitler kullandığı “ağlamak”, figan”, “bülbül” ve “hazan” bir parçanın bütünleri gibidir. Hep acıyı ve hüznü ifade eden kelimelerdir. Çünkü vatan topraklarının teker teker elden çıkmaya başlaması Balkanlardan olmuştur. “Rumeli tutuştu, vatan dağıldı” bu düşünceyi dile getiren mısradır.

Aka Gündüz vatan topraklarının bu hale gelmesinden sorumlu olarak da “Utan ey Türkoğlu halinden utan” mısraıyla Türk ve Müslüman gençliği sorumlu tutar.

  • 2. Rumeli’ye Ağıt

Balkan Harbi ve I. Cihan Harbi neticesinde yüzyıllardır ait oldukları topraklardan kopup gelen insanlarımızın dramı, kaybettiğimiz topraklara yakılan ağıtlara karışmış ve geride acı ve gözyaşıyla yoğrulmuş bir literatür bırakmıştır. Bu harplerin neticesinde artık edebi eserlerimizde geniş manasıyla Rumeli mazide kalan bir unsur olarak ele alınmaya başlanmıştır Rumeli kökenli şairlerden Rıza Tevfik Balkan Harbi felaketini “Acıklı Ana” şiirinin aşağıya aldığımız mısralarında anlatmıştır:

“Yüce Balkanları duman bağlamış,

Gene mi gurbetten kara haber var?

Seher vakti burada kimler ağlamış?

Çemenzâr üstünde taze çiğler var.”

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Fuad Köprülü de Bu coğrafya üzerine “Akıncı Türküleri” şiirinde duygularını dile getirir. Onun da şiirinde Balkanlar üzerine acı ve gözyaşı vardır. Yahya Kemal’in “Akıncılar” şirinde Avrupa içlerine doğru yıldırım hızıyla koşan akıncıların fethettiği yerlerde “viranelikler” kalmıştır.

“Tuna boylarında sıra selviler

Tan yeri estikçe sessiz ağlarmış;

Gül bahçelerinde baykuşlar öter..

Şu viranelikler eski bağlarmış!”

Sadece viranelikler değil, kırk minareden okunan ezanlar da artık duyulmaz olmuştur. Ocaklar sönmüş, sesler duyulmaz olmuştur. İşin en hazin tarafı ise “Şahin yuvasını kargalar sarmış” olmasıdır. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen bir dirilme umudu hep olagelmiştir.

“Haydi, eski ozan, al sazı ele

Düşmanlar içine düşsün velvele

De ki: Hor bakmayın bu durgun sele

O yetmiş bir kavme akın çıkarmış!”14

Edip Aysel’in (ö.1957) “Mohaç “şiirinde ise Mohaç zaferinin büyüklüğü “Kof kibrini Garbın yere serdikti Mohaç’ta!” ifadeleriyle dile getirilir. Mohaç’la beraber zikredilen bir başka yer ise yine Budin’dir.

Yusuf Ziya Ortaç (ö.1967) “Tuna Boyunda” şiirinde Tuna nehri ile beraber tarihe bir yolculuk vardır. Tuna boyuyla beraber Dobruca zikredilen mekanlardandır.15 “Yabancı Ellerde” şiirinde ise trenle yapılan bir yolculukta Türk askerlerinin seyahat etmesi Balkan topraklarında yaşayan insanları tekrar heyecanlandırır. Sadece insanları değil, dağların ve kuşların da nasıl sevindiği dile getirilir.

“Eski yurdun hüzn içinde bakan dağları

Sevindiler Türk askeri geçiyor diye.

Rumeli’nin o sevimli güzel bağları

Çiçeklerin kokusundan verdi hediye

Bir ağızdan cenk türküsü çağırdı kuşlar;

Şen dalgalı çağlayanlar çoşup köpürdü.

Bir bahçeden bir bahçeye dolaşan rüzgar

Haber soran yavukluya selam götürdü.”

Yusuf Ziya burada bahçeden bahçeye dolaşan rüzgârla selam ulaştırması bu topraklarda baskı rejimlerinin hâkim olduğu dönemlerde bir haberleşmeye de işareti vardır. Özellikle ikinci dünya savaşından sonra komünist sistemin hâkim olduğu, inanç ve dini değerlerin yasak olduğu dönemlerde Müslüman kadınların dini inançlarına göre sokağa çıkmalarının yasak olduğu o devirde komşunun bahçesine açılan kapıları takip ederek gideceği yere gittiği nakledile gelen bir anıdır. Burada haber soran yavukluya haber götüren de bahçeden bahçeye dolaşıp giden rüzgârdır.

Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan Hasan Ali Yücel de “Tuna Türküsü” ile maziye yolculuk yapar. Artık başkalarının elinde olan Tuna ile beraber ağlamak ister.

“Gülüm gibi coş Tuna

Sensiz için boş Tuna,

Akma başka denize

Can evine koş Tuna.

Beraber çağlayalım,

Geçmişe ağlayalım.”16

Bayrak şairi Arif Nihat Asya da “Tuna” şiirinde Tuna nehrinin ve suyunun nasıl yaslı ve ağlar gibi aktığı dile getirilir.

“Ne suyun bizimdir, artık ne selin,

Kıyını el aldı, adalar elin...

Toprağa belenmiş kınalı gelin

Vay benim gelinlik kınam der ağlar, gider Mustafa Paşa’m, “Tuna”m der ağlar.17

Sait Faik Abasıyanık “Deli Çay”18 isimli şiiriyle

“Çınarların kargaların üşüştüğü memleket

Sütlü mısırların kebap edildiği

Kebap mısır kokusu küllü ateş

Yarı olmuş mısır koçanlarının mor püskülünde akşam”

mısralarıyla tasvirine başladığı Balkan topraklarında tasvir ettiği yerlerin minare boyunu geçmeyen tepelerinden, kargalarından, sütlü mısırlarını, karpuzlarını, “Olgun Vodina kavunlarını” hatırlar. En önemlisi

“Boşnakça konuşan

Büyük mum bacaklı.

Sakarya suyu yüzlü,

Elleri inek ve buzağı kokan sarışın kadınlar” vardır bu memlekette.

Nazım Hikmet’in şiirlerinde ise ağırlıklı olarak Rumeli ve özel olarak Sofya vardır. Nazım’a göre Rumeli’den Anadolu’ya gelirken insanların telaş ve çaresizlik içinde, her şeyini bırakarak doğup büyüdükleri, nefesleri toprakla bütünleşmiş vatanlarını terk ettiklerini görürüz:

“Her şahin peşine yüz aslan takıp gelmiş.

Köylü, bey ekinini, çırak çarşıyı yakıp,

Reaya zinciri bırakıp gelmiş,

Yani Rumeli’nde bizden ne varsa tekmil

Kol kol Ağaçdenizine akıp gelmiş

Bir kızılca kıyamet!

Karışmış birbirine

Et, insan, mızrak, demir, yaprak, deri, Gürgenlerin dalları, meşelerin kökleri.

Ne böyle bir alem görmüşlüğü vardır,

Ne böyle bir uğultulu duymuşluğu var

Deliorman19 deli olalı beri...”

Orhan Şaik Gökyay ise Osmanlı Devletinin Balkanlardaki eyalet merkezlerinden bugün Macaristan sınırları içerisinde yer alan ve üzerine çok sayıda şiirler yazılar “Budin Türküsü” ile bu topraklar hakkındaki düşüncelerini açıklar:

“İlham alır gönlüm Tuna boyundan,

Yanık bağrım kanmak ister suyundan,

Selam getir paşasından, beyinden, Bir türlü kurumaz yaşı Budin’in.”20

  • 3. Mekan ve İmge Olarak Rumeli

Tarihin şanlı ve kanlı günleri üzerinden Türk insanının Rumeli ve balkanlardaki macerasını ele alan ve bu hissiyatı dizelerine taşıyan şairler yanında gerek mekan olarak gerekse imge olarak balkanları ve Bosna’yı şiirlerinde işleyen Türk şairler vardır. Bu şairlerin şiirlerinde Tuna ve belli başlı Balkan şehirleri ön plandadır.21 Bu şairlerin başında Türk şiirinde hecenin beş şairinden birisi olan Enis Behiç Koryürek(ö.1949) gelir. “Tuna

Kıyısında1-2”22 şiirinde Tuna nehri kıyısında bir akşam güneşinin batışı ona sevgili yurdunu, yani Boğaziçini, İstanbul’u hatırlar. Dolayısıyla şair Boğaziçi’nde güneşi batışını seyretmekle Tuna nehri kıyısında güneşin batışını seyretmek arasında bir bağ kurar. Şair Tuna nehrine kıyısında kurulu tarihi mekan ve şehirleri anarak tarihe yolculuk apar. Bunlardan birisi Budin’dir, diğeri Peşte’nin ufuklarıdır.

Nazım Hikmet’in başka bir şiirinin başlığı “Sofya”dır. Şairin Sofya için çizdiği tablo, “Sofya’da ağaçla insan karışmış birbirine” şeklindedir. Yine “Münevver’den Mektup Aldım Diyor ki:” şiirinde de Münevver’in ağzından çocukluk yıllarını tahkiye ettirir. “Vapor”, Sofra”, Dikili Taşlar” gibi şiirlerinde de Varna, Sofya gibi yine Rumeli’nin önemli merkezleri güzel havası, yemyeşil tabiat manzarası, ağaçlar içinde yaşamıyla konu edilir.

Edip Aysel’in “Boğaz Türküsü” şiirinde de tıpkı Enis Behiç’te olduğu gibi Boğaziçi ile Tuna arasında benzerlik kurulur.

Aç göğsünü aç! Esmede yaz işte Boğaz’dan!

Gelmiş sanılır gök Tuna’nın”23

Ercüment Behzat Lav (ö.1984) ise “Gidişat” şiirinde Hareket Ordusunun Balkanlardan yola çıkışıyla beraber bu coğrafyanın nasıl birden alev topu haline geldiği, buradan sıçrayan ateşin Bingazi’ye daha sonra Birinci Dünya Savaşına doğru uzandığı anlatılır. Şair şiirin içerisinde Otuz Bir Mart Hareket Ordusunun “şeriat isterük” diyerek başlattığı ayaklanmanın büyük savaşlar ve beraberinde getirdiği toprak kayıpları, yeni bir devletin kurulması, ezanın Türkçe okunması gibi pek çok konuya değindikten sonra

“Şeriat gene pusuda

Gidişat netameli”

Çarşafı atamadık gitti

Millet gene sakallı cüppeli.” Şeklinde şiirini tamamlar.24

Behçet Kemal Çağlar da “Tuna” üzerine yazanlardandır. “Hey Tuna Tuna” şiirinde sırlarını paylaşacak ve kendisini anlayacak en iyi şeyin Tuna olduğunu düşünür.

“Kaybolmuş kardeşlerim ve sen, işte yan yana;

Gönül yangınlarını her su söndürmez, Tuna!

Derdim ne, sevincim ne; sen ey iyi bilirsin;

Tuna! İç ateşime serpilecek su sensin.”

Şiirin devamında Tuna nehri ile beraber aynı coğrafyanın kader birliği yapmış önemli olayları ve mekanları zikredilir. Plevne, Mohaç, Peşte bunlar arasındadır.

İlhan Berk ise “Dört Kent” şiirinde Sofya, Filibe, Tırnova Varna’yı anlatır.25 Feyzi Halıcı “Kalelerden Estergon Kalesi” ve “Ohri ve Sen” şiiriyle bu coğrafyayı işler.

Bosna’yı şiirine başlık olarak seçen Can Yücel, “Yeni Bosna Türküsü”nde

“Dar uzun karanlık loş

Mermer işlemeli bir duvar

Ağır demir kapısı

Tek ağızdan işlenen bir yanı yıpranmış merdiven” mısralarıyla başlayan şirinde bir rüya motifiyle tarihe yolculuğa çıkar. Karşılıklı konuşma ve araya başka isimlerin dahil olmasıyla devam eden şiirde fincan içinde sıska bir kadın görürler ve bu kadın Boşnakça şiirler okur:

“Taam o daleko

Taa mo ye buba moye

Taa mo ye selo moye

( Orada uzakta

Orada deniz kıyısında

Orada sevgilim benim

Taa orda memleketim”.

Kahve getiren sıska getiren kadın hep bir bayramı beklemektedir. Bosna’dan Boşnak bir kadın Drina köprüsünden yaralı ayağıyla geçiyordur. Buna sebep ise “Sırp bombardımanından sonra” olmasıdır. Tekrar şiirin başında şarkı söyleyen kadına dönülür:

“Kukurize mize beru

Ay stradış moy dilbero?

Şta radiş şta radiş?

Sto me ne voliş.”26

Attila İlhan’ın şiirlerinde de Rumeli’den Anadolu’ya yapılan göçlerin hazin öyküsü vardır. “5. göçmenler” de daha şiirin girişinde acı ve zulmü çağrıştıran kelimeler ve mevsim tasviriyle başlar.

“harmanlar devşirilip mevsim güze yetince

gayrı yağmur mevsimi başlamış demektir

şimşekler çatallanır çakar gömgök çelik rengi

ardınca gök gümbür gümbürlenir”

olumsuz bir atmosfer çizerek başladığı mısraların devamında Filibe’den, Sofya’dan Anadolu’ya sığınan insanların hikayesi vardır. Topraklarını terk etmek zorunda kalan bu insanların yaşadığı bölgede verimlilik bire yirmi verecek durumdadır. Balkan topraklarının maharetli ve çalışkan insanları,

“balkan dağlarında şafak sökerken

bir sabah usul usul yola çıkmışlar

anayurda doğru göçmen kafileleri”27

“1. karşılama” şiirinde ise, başka bir coğrafyadır Rumeli. Balkanlar hürriyet ışığının ilk ateşinin yandığı, yeni bir anayasaya giden yolun başlangıcı buralardır.

“Makedonya dağlarında kıvılcım beslenir

Dersaadet’te ateş yakmak için”28

Attila İlhan’ın Rumeli’nde yer verdiği mekanların başında Tırnova gelir. Barut kokularının etrafı sardığı günlerde annesinin saçlarını taraması unutamadığı günlerdendir.

“..mürdüm eriğinin dibine oturmuşum

tırnova’daki evimizde rahmetli annem saçlarımı tarıyor.”

Bunun dışında Tırnova şiirin devamında başka vesilelerle de geçer.

“tırnova’da akşam

uzak dağlara çekilmiş bütün çeteler

içimde yorgun bir saat çalıyor.”

“Mülazım İhsan Bey’in Son Günleri” şiirinde de yukardan beri şiirin içindeki bütünlüğü devam ettirir.

“böyle tırnova’dan ayrıldım ayrılalı

pancurlarım sımsıkı kapalı ocağım sönük

yalnız bulutlarımdan bir ışık süzülüyor

ufacık bir ışık narin boynu bükük

Müjgan’a tutkunluğum yoğun ve saygılı

Balkan bozgunu içinde tek ölümsüzlük” 29

Arif Damar ise “De Bre” şiiriyle Balkanlara ait bir halk kullanımı şiirine başlık seçer. Rumeli insanının en belirgin vasıflarından birisi de iç güzelliği kadar fizikî güzelliğidir.

“Nasıl bildim görür görmez dünyam güzeli

Rumelindeniz böyleyizdir..

At uçar kanımızda dolu dizgin

Sarı kumral

Esmerizdir.”30

Rumeli’de doğan şair ve yazarlardan olan Recep Kürkçü’nün şiirlerinde de Balkanlar geniş olarak işlenir. “Rodoplar” şiirinde Rodop insanının çalışkanlığı, ezilmişliği, “gençlik çağını yaşamadan” vakitsiz yere düşen bir neslin ıstırabı vardır.31

Yavuz Bülent Bakiler’de ise bir bölgeden ziyade bütün bir Balkanlar, Osmanlı’nın hakim olduğu bu coğrafyanın bütün izleri vardır. “Üsküp” şiirinde bu şehri merkeze alan, “Fatik Köprüsü”, Kazancılar” “Bakırcılar Çarşısı”, “Çifte Hamam” ve İstanbul’daki kubbelerin aynısı aradığı ruhun taptaze buralarda yaşadığını hatırlatır.32 Bakiler “Bizim Türkümüz” şiirinde ise daha geniş bir coğrafya çizer.

“Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna’ya

Bizim türkülerimizdir söylenen

Konuşulan dil bizim dilimizdir

Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir

Kilimlerimizdir...”33

Arif Bozacı ise “Saraybosna” şiirinde şehrin dinî kimliğiyle beraber, çarşısı ve ilkyazla gelen güvercinlerine vurgu yapar.

“Minarelerinden

Ezan sesleri gelir

Bir çiçek açar

Saksında

Bir evin penceresinden”34

  • 4. Bosna’ya Ağıt

XX. yüzyılda Avrupa’nın ortasında Bosna insanının yaşadığı acı, zülüm ve soykırımı kalbinde hisseden, tepelerin, dağların ardından yapabileceği ne varsa yapmanın gayretinde olan, yapamayacak durumda olanların da seccadesine kapanıp buradaki anneler, gençler, çocuklar için gözyaşı döken milyonlarca yürek olmuştur. Tarihin sayfalarına kara bir leke olarak kazınan doksanlı yıllardaki bu zülüm üzerine bilerce ağıt, şiir ve yanık türkü yakılmıştır. Bunlardan birisi de Hüseyin Yurttaş’ın “Saraybosna İçin Ağıt” şiiridir.

Türkiye’den Saraybosna’ya seslenen şair, Saraybosna’daki Türk ve İslam eserlerinin izlerinden kader birliğine uzanan bir tarihi seyre çıkar. Ancak son iki yüz yılda yaşananlar bu acı tablonun habercisi gibidir:

“göçtüğüm iki yüz yıldan beri-

Yıktım ala sayvan çadırlarımı, görklü obalarımı, göçtüm

Kılıcım kırıldı, atımın ayağı üst üste sürçtü

El yazması kitaplar bıraktım sana

Altın yazılı tezhipler, kara yazılı cönkler

Mermeri oydum usuldan

Taşı deldim, su!”

Şair “saraybosna ey yitik ve yavru şehir” hitabıyla devam ettiği şiirinde, dünyanın gözü önünde cereyan eden olaylara sağır ve dilsiz kalmasını da kayıt düştükten sonra, “saraybosna

Ellerim değil, bu şiir bile ulaşamaz sana

Bağışla beni

Ve karanlık çaresiz birer çığlık gibi

Boşluğa saldım dizeleri”35

“Bosnalı Çocuklara Ağıt”36 şiirinde ise savaşta en çok etkilenen ve zarar gören çocukların saf ve pak dünyalarında savaşın nasıl derin izler bıraktığı vurgulanır.

Netice olarak Modern Türk Şiirinde Rumeli ve Bosna tarihi macerası içinde Türk insanının his dünyasını aksettirecek şekilde yer alır.

3443


KAYNAKÇA

Abdullah Uçman, “Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum...” Yahya Kemal ve Rumeli Coğrafyası, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S.14, Bahar 2009, s.114-119.

Ahmet Emin Atasoy, XV. Yüzyıldan Bugüne Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi, Asa

Yay. Bursa 2001.

Ahmet İhsan, Avrupa’da Ne Gördüm Tuna’da Bir Hafta, Tarih Vakfı Yurt Yay.

İstanbul 2007.

Alija Ali İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, (trc. Salih Şaban) Nehir Yayınları,

İstanbul 1993.

Branislav Djurdjev, “Bosna-Hersek” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.VI,

İstanbul 1992, s. 297-305.

Doğan Pur, Enderun’dan sadarete Rumelili Osmanlı Devlet Adamları, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S.14, Bahar 2009, s.72-75.

Emin Gazi Erenay (Şemseddin Şeker), Edebiyatımızda Rumeli, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S. 14, BAHAR 2009, S.110-113.

Feridun Emecan, “Bosna Eyaleti”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. VI,

İstanbul 1992, s. 296-297.

Haluk Harun Duman, Balkanlara Veda, Duyap Yay. İstanbul 2005.

Hamit Pehlivan, Bosna Defteri, Bosna Hersek Dostları Vakfı Yay. Ankara 2005.

Hüseyin Yorulmaz, Osmanlı’nın Batı Yakası Bosna, 3 F Yay. İstanbul 2007.

İrfan Dağdelen, “Osmanlı Salnamelerinde Bosna Vilayeti, Kültür (Rumeli Özel Sayısı),

S.14, Bahar 2009, s.54-61.

İsa Akpınar, “Fethinde sürur kaybında melal / artık hafızalarda silik bir hayal: Belgrad”,

Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S. 14, Bahar 2009, s.62-65.

Mehmet Emin Yardımcı, 15 ve 16. Yüzyılda Bir Osmanlı Livası, Kitapyayınevi, İstanbul 2006.

Muhammet Nur Doğan, Divan Şiirinde Rumeli, Rumeli Kültürü, sayı: 9-10, 2004, s.23.

Mustafa isen, Varayım Gideyim Rumeli’ne Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu, Kapı

Yay. İstanbul 2009, s.56-69.

Münire Coşkun, Bosna’da Savaş Yüreğimde Kan Gülleri, 3 F Yay. İstanbul 2007.

Ray Gutman, Bosna’da Soykırım Günlüğü, Pınar Yay. İstanbul 1994.

Tanıl Bora, Bölgeler-Sorunlar Bosna Hersek Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası,

Birikim Yay. İstanbul 1994.

9th INTERNATIONAL CONFERENCE ON KNOWLEDGE, ECONOMY & MANAGEMENT PROCEEDINGS ULUSLAR ARASI 9. BİLGİ, EKONOMİ VE YÖNETİM KONGRESİ BİLDİRİLERİ

Jun 23-25, 2011 Sarajevo-Bosnia & Herzegovina / 23-25 Haziran 2011, Saraybosna-Bosna Hersek

Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Batı Trakya ve Kıbrıs Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yay. C. IX, Ankara 1997.

Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Makedonya Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yay. C. VII, Ankara 1997.

Yugoslavya’da Çağdaş Türk Edebiyatı Antolojisi (haz. Nimetullah Hafız), Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 1989.

3445

1

Kocaeli Üniversitesi Türk Dili Bölümü

2

Dağdelen, İrfan, “Osmanlı Salnamelerinde Bosna Vilayeti, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S.14, Bahar 2009, s.54-61 ; Doğan Pur, Enderun’dan sadarete Rumelili Osmanlı Devlet Adamları, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S.14, Bahar 2009, s.72-75.

3

Atasoy, Ahmet Emin, XV. Yüzyıldan Bugüne Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi, Asa Yay. Bursa 2001, s.139-144 ; Erenay, Emin Gazi (Şemseddin Şeker), Edebiyatımızda Rumeli, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S. 14, BAHAR 2009, S.110-113.

4

Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Makedonya Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 1997, C. VII, s. 14-17.

5

İsen, Mustafa, “Balkan Edebiyatlarını Ülkemize Tanıtan Aydın: Yaşar Nabi Nayır”, age, s. 157

6

İsen, “Çağdaş Prizren Şairleri”, age, 102.

7

Bu şairlerin yüzyıllara göre isimlerinin zikri için bkz. Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Makedonya Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 1997, C. VII, s. 18-9.

3434

8

Şiirin tamamı için bkz. Atasoy, age, s.163 ; Akpınar, İsa, “Fethinde sürur kaybında melal / artık hafızalarda silik bir hayal: Belgrad”, Kültür (Rumeli Özel Sayısı), S. 14, Bahar 2009, s.62-65.

9

geçerken çocukluğum...” Yahya Kemal ve Rumeli Coğrafyası, Kültür (Rumeli Özel Sayısı, S.14, Bahar 2009, s.114-119.)

10

Akıncılar hakkında bkz. Mustafa İsen, “Akıncılığın Türk Kültür ve Edebiyatına Katkıları”, Varayım Gideyim Rumeli’ne Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu, Kapı Yay. İstanbul 2009, s.56-69.

11

Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, s.16.

12

Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, s.71-72.

13

Bu bakış açısı nesirlerde de görülür. Mesela Ömer Seyfettin’in tarihe müstenid hikâyelerinde hem aktüel zaman, hem de mazinin ihtişamlı günleri kol koladır. Filipeli Ahmed Hilmi’nin Öksüz Turgut isimli eseri de akıncı Turgut’un hikâyesini anlatır.

14

Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, s.603.

15

Yusuf Ziya Ortaç, age, s.92-93.

16

Edebiyat Antolojisi, s.203

17

Asya, Arif Nihat, Kökler ve Dallar, s.105-107.

18

Abasıyanık, Sait Faik, Şimdi Sevişme Vakti, s.227-231.

3438

19

Deliorman, Bulgaristan sınırları içind eyer alan ve özellikle İstanbul başta olmak üzere Bursa, Balıkesir gibi şehir ve Marmara bölgesine buralardan çok sayıda göçler gerçekleşmiştir.

20

Atasoy, age, s. 215.

21

Bu dönemde Rumeli ve Balkanlar Türk aydınının gündemindedir. Mesela Servet-i Fünun dergisinin sahibi Ahmet İhsan’ın Avrupa’da Ne Gördüm başlığıyla kaleme aldığı bu seyahatnamesinin dışında 1911 yılında Almanya’ya yaptığı bir aylık seyahat dönüşünde Tuna’da geçen seyahatini de “Hatıra-i Seyahat Tuna Üzerinde Bir Hafta” başlığı altında kaleme almıştır. XIX. Yüzyıl Osmanlısının Avrupa kültür ve medeniyetini en yakından tanıyanlardan birisi olan Ahmet İhsan, seyahat hatıralarına başlarken “Tuna’nın ismi yâd edildiği zaman kalplerimizin titrememesi kabil değildir.” ifadelerini kullanır. Bunda amcası Kemal Bey’in 1877 Osmanlı Rus savaşına katılması ve yaralı olarak buradan dönmesi ve çocukluk yaşlarında hatıralarında hep acılarla hatırlanır. Tuna ve Rumeli. Elektriğin henüz hayata girmediği bir dönemde ocak başında yanan ateşin karanlığa karışan ışığının altında “Tuna, Silistre, Plevne” üzerine konuşmalar ve her akşam Tuna üzerine yakılan ağıtlara karışan göz yaşlarına şahit olur Ahmet İhsan çocuk yaşlarında. Ahmet İhsan babasının ihtiyar bir asker arkadaşından naklettiği şu cümleyi de aktarır: “Tuna’nın gitmesi Rumeli’nin gitmesi demektir.”

Ahmet İhsan Tuna nehri üzerinde yaptığı yolculuğu gözlemleri ve vapurun geçtiği yerler itibariyle tarihe yolculukla zenginleştirir. Almanya’dan seyahate Tuna’nın Bavyera dahilinde ve İsviçre dağları eteğinden çıktığına işaret eden Ahmet İhsan 2860 km uzunluğuyla Volga nehrinden sonra dünyanın en uzun nehirlerinden birisi olduğunu kaydeder. Almanya dışında Avusturya, Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya’dan sonra Karadeniz’e dökülür. Tuna’ya Belgrat’ta Bosna-Hersek ve Hırvatistan’dan bir kol dahil olur. Bkz. Ahmet İhsan, Avrupa’da Ne Gördüm Tuna’da Bir Hafta, Tarih Vakfı Yurt Yay. İstanbul 2007, s. 503-506.

3439

22

Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, V, s.148.

23

Yunus’tan Bugüne Türk Şiiri, s.394.

24

XX. Yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi, s.86-89.

25

Atasoy, age, s.254-256.

26

Can Yücel, Gezintiler, s.73.

27

Rumeli Motifli Türk Şiir Antolojisi, s.280-282. Attila İlhan, Duvar, s.31-32.

28

Age, s.282 (Attila İlhan, Yasak Sevişmek, s.80-81)

29

Age, s.282. (Attila İlhan, Yasak Sevişmek, s.85)

30

Age, s.292.

31

“Sen, baba kaygısından yoksun çocuklar büyüten / Canımın içi Rodoplar/Babaları gurbetten/Topladın mı bağrına artık?... /Elverir, /Elverir bunca üzüntüler, bunca ayrılıklar!...” Recep Kürkçü, “Rodoplar”, Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi, s.357.

32

Bakiler, Yavuz Bülent “Üsküp”, Balkanlarda Türk Kültürü, S. 21, s.11.

33

Bakiler, “Bizim Türkümüz”, Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi, s.377-378.

34

Makedonya Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı Antolojisi VII, s.392.

3442

35

Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi, s.453-454.

36

Age, s.455.

Comments powered by CComment

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Okumayı seven herkes dünya edebiyatının büyük klasiklerinin insanlığın ortak hafızasında önemli bir yer edindiğini bilir. Ancak bunun gerçekleşmesi yalnızca yazarın hayal gücüne,...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Bayburt'ta bir söz varmış, "Zihni'yi bile güldürür." diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir. Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun hiç gülmediği...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech