Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

SUNUCU DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE SİTEMİZDE YER YER AKSAMALAR YAŞANMIŞTIR.. Şu anitibari ile sitemizi kararlı çalışmaktadır.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

SEFERİKaç bucaktır kahbe dünyâ çeşm-i yârdan düş de gör
Dostla düşman nerdedir sen îtibardan düş de gör

seferci
Maddenin ardında âlem sanma sohbet dostçadır
Kim kalır çevrende bir an fazla kârdan düş de gör

Korkusundan titreyen kuş diş biler can almağa
Kalmasın dizlerde derman sen şikârdan düş de gör

Geçtiğin yollarda alkışlar tutan dost çehreler
Kapmak isterler paçandan iktidardan düş de gör

Can da neymiş can fedâ olsun diyenler uğruna
El uzatmaz bir sefer sen şöyle yardan düş de gör

(İstanbul, Aralık 1986)

-Öldü diye bakılan Divan şiirinin ölürken geride bıraktıklarına bakılırsa, hükmün çok da doğru olmadığı anlaşılıyor. Gelenek, her fırsatta yeniden boy veren fidanlar gibi, aruzuyla, gazeliyle, mazmunlarıyla dönüp geliyor ve bize eski tadlardan haber veriyor.-

“Düş de Gör”, insanı ve toplumu  eleştiren bir şiir. Şairin zamandan ve insandan şikâyeti var ve insanın aşındığını, toplumun bozulduğunu düşünüyor. ”Düşenin dostu olmaz” atasözünün doğruluğunu isbata çalışıyor âdeta. Ona göre, “itibâr”, “fazla kâr”, “şikâr”, “iktidâr”, kavramları, günümüz insanının gözünü alıp önünü görmesine engel parlatılmış kavramlar. Bunları elde etmek uğruna neler yapmaz insan!…



Direktör Âli Bey, Lehçetü’l-Hakaayık adlı eserinde, “dostluk” için, “Fırtınalı havalarda içi dışına dönen şemsiye” demişti. “Îtibardan düşmek”, “çeşm-i yârdan düşmek”, “fazla kârdan düşmek”, “iktidardan düşmek” … vaktiyle bu imkânlara sahip olanlar için “fırtına” olsa gerek. O zaman, insanoğlu, hava bulanır bulanmaz kendine yeni bir kapı, yeni bir efendi, yeni bir dayanak.. bulmak peşine düşüyor; yani şemsiye tersine dönüyor.

Şiirin hemen başındaki, Veysel’in “Kahpe felek sana n’ettim n’eyledim?” sorusunu hatırlatan “kahpe dünya” ifadesi, şairin dünyaya hiç de iyi gözle bakmadığını haber veriyor. Arkasından gelen “Gözden düşünce dünyanın kaç bucak olduğunu da, dost dediğin kimselerin düşman kesildiğini de görürsün.” hükmü dfeleğin  “dönek” olarak kabulünden kaynaklanıyor ve şairdeki hoşnutsuzluğun köklerini de net bir şekilde ortaya koyuyor..

Bu temel düşünceden yola çıkan şair, düşüncesini değişik yönleriyle kademe kademe geliştiriyor:

*Kazancın bol, elin genişken bir sohbet halkası ile çevrili olarak yaşıyorsun. Gün gelip kâr musluklarının kapandığını görürlerse hepsi dağılacaktır. İnsanoğlu maddenin peşinde…

*Güçlü olduğun zaman karşında kuş gibi titreyenler, dizlerinin dermanının kesildiğini fark ettikleri zaman, can almaya koşarlar; daha önce serçeyken kartallaşırlar; gagaları da, pençeleri de kuvvetlenir!

Bu şiir, insanı eleştirmekle kalmıyor, onunla alay da ediyor:

*Güçlüysen, yol boyunca boy gösteren  “dost çehreler!” seni alkışlarlar; fakat iktidardan düştüğünde, paçalarına saldırırlar; “şak şak”ların yerini “hav hav” sesleri alır. Anlarsın ki insan değil, başka şeymişler!

*Senin uğruna canını hiçe sayar görünenler, elindekileri yitirip yokluk uçurumuna düşersen, bir kez olsun el uzatmaz; seni düştüğün yerden kaldırmak için de hiçbir çaba harcamazlar.

Bu hükümler, Seferî’nin  dünyaya da, insana da güvenmediğini gösteriyor. Bu karamsar bakış –ara sıra neşeli mısralar söylemiş olsa da- kalıcıdır şairde: “Düş de Gör”le aynı tarihi taşıyan “Nefret” şiirinde “Nesi var bilmiyorum ben bu cihan devletinin / Hayrı yok kimseye aslâ şu yalan servetinin” demişti; bunlardan on yıl sonra yayımladığı  (1996) “Nesi Kaldı” şiirinde de bakış tarzı değişmemiştir.

 

Seni sevdim diyecek bu cihânın nesi kaldı

Sustu bülbülleri bâğın şu kırık nağmesi kaldı

Hani Ferhâd ile Şîrîn hani Vâmık ile Azrâ

Nerde Mecnûn ile Leylâ bize efsânesi kaldı



Sadece bu üç örnek bile, -ki bu örnekler onun insana ve zamana yönelttiği ince fakat çok sert eleştirilerdir- şair Seferî’nin zaman, toplum, insan ve onun geleceği konusunda endişeli olduğunu göstermeye yeter. Kaldı ki, en son şiirlerinden biri olan “Keşke Câhil Olsaydım” (2016) şiirindeki “Cehalet hep neşeymiş, yalakalık hoş şeymiş / İlim irfan da neymiş; işkembeden atardım” mısraları, bu bakış tarzının –en azından- son otuz yılın “merkez duygusu” olduğunu da düşündürüyor.



2017’de yayımlanan şiir kitabı  Sana Geldi Bu Gönül’e yazdığı “Sözbaşı”ndaki “bu şiirler biraz hasret, biraz gurbet, biraz sevinç, biraz hüzün, biraz sitem, biraz ümit, biraz ümitsizlik, biraz kırgınlık, biraz kızgınlık kokar” cümlesi de açık şekilde gösteriyor ki Seferî, “diken üstünde “ bir adamdır. Huzursuz, aceleci, zor beğenen; taze bir mazmunun güzelliğini, dolgun bir kafiyedeki ses zenginliğini kaçırmamak için tetikte bekleyen; her geçen gün biraz daha küçülen insanı uyarmak/uyandırmak için didinen bir ıztırap adamı…



Hâşim için “Ömrüm Benim Bir Ateşti”yi yazan Beşir Ayvazoğlu onun da biyografisini yazarsa, herhalde, “İğneli Fıçıdaki Şair” diyecektir kitabına!…

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

http://saadettinyildiz.com

Comments powered by CComment

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech