Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

SUNUCU DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE SİTEMİZDE YER YER AKSAMALAR YAŞANMIŞTIR.. Şu anitibari ile sitemizi kararlı çalışmaktadır.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

anadolu turkcesiTürk kültür havzası, çok geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Bu coğrafya; Türkistan’dan Orta Avrupa’ya, Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya kadar Türk kültür ve medeniyetinin etkisi altındadır. Türk kültür havzasının oluşum alanları ise Maveraünnehir, Horasan ve Anadolu’dur. Elbette bu üç ana havza dışında da Türk kültür ve medeniyetinin meydana gelmesinde tali derecede önemli merkezler bulunmaktadır. Ancak bu merkezler, kaynak olarak yukarıda belirttiğimiz üç alandan yararlanmışlardır. 

      Uluğ Türkistan’dan başlayan göçler; Kıpçak iline, Anadolu’ya ve Hint ülkesine doğru hareket etti. Askeri ve kültürel yönden üstünlüğe sahip olan Türk güçleri kısa sayılabilecek bir zaman içinde bu ülkelerde egemenlik kurdular. Çekirge ve karınca sürüleri hâlinde gelişen bu fetih hareketleri; Türk Cihan Hâkimiyeti, Nizam-ı Âlem gibi yüksek ülkülere dayanıyordu. Fethedilen ülkelerin halkları, huzur ve güvenlik içinde yaşamaya başladı. Hakan sarayları, şehzade muhitleri, medrese ortamları ilim ve edebiyatın gelişip büyüdüğü mekânlardı. Tıp, astronomi, matematik, felsefe konularında pek çok sayıda telif eser verildi. Farklı memleketlerden bu yerlere bilginler ve şairler akın akın gelmeye başladı.

   Bu yazımızda, Türk kültür havzasının önemli merkezi Anadolu’da gelişen Türkçe ve bu kutlu dille verilen edebi metinler üzerinde duracağız.

  İlahi teveccühün neticesi olarak yeni vatan yapılan Anadolu; Haçlı Seferleri, Moğol istilası ve Timur vakalarına rağmen ilim, kültür ve medeniyet olma özelliğini korumasını bilmiştir. İlim erbabı, şair ve bilginler yöneticiler tarafından takdir, iltifat ve teşvik gördüklerini duydukları cazibe merkezi Anadolu’ya yönelmişlerdir. 

   Anadolu’nun ilk Türk beylikleri Saltuklar, Mengüçler ve Danişmentler’in ardından Anadolu Selçukluları ve daha sonra Beylikler döneminde bu yeni vatan, adım adım, karış karış Türkleştirilmiştir. Oğuz boylarının Uluğ Türkistan’dan  devraldıkları alplik ülküsü, fütuhat şuuru ve destan yaratma emanetleri Türk tarihinde ikinci kez Anadolu’da gerçekleştirilmiştir.

     Battalnâme, Danişmentnâme ve Saltuknâme destanları fütuhat şuurunun birer belgesidir. Battalnâme; İstanbul çevresindeki Rumlarla, Türk-Bizans, İslâm-Hristiyan mücadelelerini, Danişmentnâme; Kuzeybatı Anadolu ve Trabzon bölgesindeki Rum, Gürcü ve Ermenilerle yapılan çatışmaları, Saltuknâme ise daha çok Rumeli’deki fütuhat hareketlerini konu edinir.

  Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Türkçe, Farsça, Rumca, Ermenice ve Süryanice konuşulan dillerdi. Farsça aynı zamanda devlet memurlarının çoğunluğunun ana dili olduğu için devlet yazışmalarında da kullanılan dildi. 13. yüzyıldan başlayarak bu dillerin halk ve devlet katında egemenlik kurma mücadelesi yaşanmıştır. Bilim dili Arapça, resmî dil Farsça ve halk dili Türkçe olarak devam etmiştir. Halkın çoğunluğunun Türk olmasından ötürü devlet adamları Türkçe yazan bilgin ve şairleri korumuşlardır. Türkçe’yle dinî, ahlâkî özellikler taşıyan ve daha çok halka seslenen eserler yazılmıştır.

   Âşık Paşa (1272-1333) Garibnâme adlı eserinde;

‘’Türk diline kimseler bakmaz idi,

Türklere her giz gönül akmaz idi.

Türk dahi bilmez idi bu dilleri,

İnce yolu, ol ulu menzilleri.

Bu Garibnâme eğer geldi dile

Kim bu dil ehli dahi mana bile

Yol içinde birbirini yermeye

Dile bakıp manayı hor görmeye

Ta ki mahrum kalmaya Türkler dahi

Türk dilinden anlıyanlar ol Hakk’ı ‘’ diyerek Türkçe’nin önemini vurgulamıştır.

   Karamanoğlu Mehmet Bey’in  (1240-1277) “Şimden gerü dîvânda, dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır.”  Sözleriyle başlayan fermanıTürkçe’nin Anadolu’ya kök salmasında çok mühim bir olaydır.

    Yunus Emre, Anadolu Türkçesinin kuruluşunda yolbaşçı bir şahsiyettir.

  Germiyanoğulları ve Osmanoğullarının saraylarındaki şair ve yazarların Türkçe eser yazmaları teşvik edilmiştir. Bu dönemde Arapça veya Farsça eserler Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Hoca Dehhanî, Şeyhî, Ahmedî, Şeyhoğlu Mustafa, Ahmet Paşa gibi şairler yetişmiştir.

    Osmanlı Beyliğinin Türkçe’yi resmi belgelerinde kullanması da kayda değer bir aşamadır. Her kesimden insanın Türkçe konuşması ‘’diller savaşı’’nın galibi olarak Türkçe’nin benimsenmesine sebep olmuştur.

   Böylece, 13.yüzyılda başlayan Türkçe mücadelesi 15.yüzyılda zaferle sonuçlanmıştır. Bugün yazı dili olarak da kullandığımız Türkçe’nin temelleri zor şartlar altında oluşturulmuştur. 

  Yazımızı Mehmet Kaplan’ın milletin teşekkülünde dilin önemini belirten şu sözlerle bitirmek yerinde olacaktır: ‘’ “Aynı dili konuşan insanlar “millet” denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak, aralarında “duygu ve düşünce birliği” olan bir cemiyet, yani millet haline getirir.” *

*Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil, İstanbul: Dergah Yayınları, 1996.

Comments powered by CComment

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech