Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

(Okuma süresi: 10 - 20 dakika)

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-5_copy.jpgİnsanoğlunun gaybı bilme, geleceğe ve kadere yön verme istek ve merakı onu farklı arayış ve uygulamalara sevketmiştir. Tûrkler tarafından da aynı gaye ile bu yönde uygulamaların ortaya koyulduğu görülmektedir. Fal, İslamlık öncesi çeşitli Türk kavimlerinde “bakı, ırk, tölge, vs.” gibi kelimelerle ifade edilmiş, İslamlık sonrası Türkler arasında ise kimi uygulamalarla İslâmî çerçevede varlığım sürdürmüştür. Toplum hayatında falın yaygın bir şekilde tatbiki, Arapça, Farsça ve Türkçe mensur ve manzum, resimli ve resimsiz pek çok eser kaleme alınmasına sebep olmuştur. Osmanlı fal kültürü içinde de fâl-nâmeler, “tefe’ül-nâme, kıyâfet-nâme, ihtilâc-nâme vs.” gibi pek çok farklı isimle kaleme alınmış ve edebi bir tür olarak gelenek içerisinde kendine yer bulmuştur. Bu çalışmada ele aldığımız metin, hayvanların dilinden söylenmiş, müellifi bilinmeyen manzum ve resimli bir fâl-nâmedir. Çalışmada, fal kelimesi ve falcılık geleneğinin eski Türklerden Osmanlıya kadar geçen süreç içerisindeki seyrinden söz edilecek, daha sonra metin hakkında ortaya konulan bazı tespitler üzerinde durulacak ve fâl-nâme metni neşredilecektir.

Fal, türlü araç ve yöntemler kullanılarak, niyet okuma ve tahminde bulunmak suretiyle kişinin baht ve talihi hakkında iyi veya kötü yönde yorum yapmak yoluyla kullanılan bir tekniktir. İnsanoğlu, meçhule karşı duyduğu merak duygusunun da tesiriyle, tarih boyunca kendisi ve çevresiyle ilgili bilinmeyenleri keşfedip öğrenme çabası içinde olmuştur. Menşei muhtemelen Mezopotamya bölgesi olan ve milattan önce 4000 yıllarına kadar uzanan bir geçmişi olan fal ve falcılık geleneğine dair ortaya çıkan bazı belgeler Mısır, Çin, Babil ve Kaide’de falcılık yapıldığını ortaya koymaktadır. Geleceği bilmeye yönelik uygulamalara dair en çok teknik Akkadlar döneminde geliştirilmiş, oradan da Asya ve Akdeniz bölgelerine yayılmıştır (Hançerlioğlu, 1977: 141; Aydın, 1995: 135). Evrensel inanç ve düşüncelerin temelini oluşturan falcılık, eski çağ insanı için oldukça önemliydi. Bu bağlamda fal eski Türk inanışları içinde kendine yer bulan bir olgu olmuş, pek çok muhatap bulmuştur. İslamlıktan önceki Türklerde de fal ve falcılık sosyal hayat içinde önemli bir yere sahipti. Değişik Türk boyları ve dillerinde “bakı, yora, ırk, tölge, keret, baguçi, balgır, balıç, cavruncu, çabışçı” (Hançerlioğlu, 1977: 141; Duvarcı, 1993: 6; Aydın, 1995: 136) şeklinde ifade edilmiştir. Mitolojik ve halk kültürüyle ilgili bazı metinler ilk şamanlann daha çok falcı olduklarını gösterir. Eski Çağatay edebiyatlarında “Elmi Yay” ifadesi “fala bakmak” ve “yağmur yağdırmak” anlamında kullanılmıştı. Tuva şamanlan hastayı iyileştirmek için tokmaklarını atmak suretiyle fala bakarak hastanın talihini belirlemeye çalışırlardı. Eski Uygur Türkçesinde “uyku, rüya, fal” anlamındaki “Körüm” kökünden gelen “Körmükçü” sözü “falcı, müneccim, yıldızlara bakan, kâhin” anlamında kullanılırdı (Caferoğlu, 1968: 117; Beydili, 2004: 211-212). Eski Türklerde sihir yapmak manasında kullanılan “arbamak” sözcüğü Anadolu’da “arpa” şeklini almıştır. 15. yüzyıl Anadolu sahasında yazılmış Türkçe kitaplarda geçen “arpacı” sözü bu metinlerde falcı karşılığında kullanılmıştır (Ögel, 1985: 158). Tarama sözlüğünde de “arpacı” ve “arpa salmak” karşılığı olarak “falcı, arpa atarak fala bakma” anlamlan verilmiştir (Tarama Sözlüğü, 1988: 227-228). Eski Türk harfleriyle yazılmış olan ve “ırk” sözcüğünün fal karşılığı olarak kullanıldığı “Irk Bitig”in bir fal kitabı olması da yine falın eski Türklerin sosyal hayatı içindeki yerini göstermesi bakımından önemlidir. Türkçenin söz varlığı açısından en önemli eserlerden olan Divânü Lugati’t-Türk’te de “ırk” kelimesine karşılık olarak, “falcılık, kâhinlik, bir kimsenin gönlündekini bilmek” anlamları verilmiştir. Besim Atalay tarafından çevirisi yapılan eserdeki “ırk” maddesine düşülen dipnotta bu kelimenin Türkiye’nin pek çok yerinde “kader, tali‘, fal” anlamlarında kullanıldığı ifade edilmiştir. (Kaşgarlı Mahmud, 1941: 42). Kutadgu Bilig’te de “iyi talih, baht, uğur” kavramlarını ifade için fal kelimesi kullanılmıştır (Duvarcı, 1993: l)156.

Dede Korkud Hikayeleri’nden, Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu’nda, Dirse Han, kırk namerd yiğidine inanarak, bir av sırasında oğlunu okla vurur. Bu olayın ardından hanın eşinin, avdan yalnız dönen Dirse Han’a, oğlunun hayatından kaygı duyduğunu belirttiği soylaması esnasında kullanılan “gözü seğirmek” ifadesi fal inancının eskiliğini göstermesi bakımından önemlidir. Metinde ifade edilen “göz seğirmesi”157, Boğaç Han’ın annesini, oğlunun başına kötü bir şey gelmiş olabileceği kanaatine götürmekle, ileriye dönük bir işaret niteliği kazanmaktadır (Sümbüllü, 2010: 63). İslamiyet’in Türkler arasında yayılmaya başlamasından sonra bu yeni dinin kuralları çerçevesinde bazı fal uygulamaları ortadan kalkmış; ancak bazı uygulamalar İslarni renge bürünmüş, böylece Hz. Ali’ye ve onun ahfadından olan Cafer-i Sâdık’a, Şeyh Muhyiddîn-i Arabi’ye izafe edilen fâl-nâmeler ortaya çıkmıştır (Duvarcı, 1993: 13). Eski Türklerde olduğu gibi, metot ve tatbikte değişiklikler olmasına rağmen, OsmanlIlarda da hem halk hem devlet ricali, bilgin, şair vs. gibi her sosyal seviyeden insan falla ilgilenmiş, pek çok olayın fallarla ilişkisi kayıt altına alınmıştır. Bu dönemde yazılan Mevzûatü'l-Ulûm, îbni Haldun Mukaddemesi, Dairetü'l-Ma'ârif ve Keşfü'z-Zünûn gibi eserlerde ilimlerden söz açılırken ilmü't-tefe’ül ve'l-kur'a, ilmü'l-fâl ve'l-kur'a, matlab-ı ilm-i fâl, ilmü'l-fâl diye anılan fal İslarni ilimler arasında gösterilmiştir (Ersoylu, 1997: 196). Osmanlı sarayında müneccim adıyla görevliler bulunmaktaydı. Ayrıca Evliya Çelebi, XVII. yüzyılın ikinci yarısındaki bir esnaf ordu alayının dökümünü yaparken, imparatorlukta “esnaf “ kimliği taşıyan falcıları “müneccimler, remilciler, resimli falcılar” şeklinde sınıflandırır (Sezer, 1998: 10).

Divan edebiyatında da kendine yer bulan bir tür olarak fâl-nâme, “ihtilâç -nâme, kıyâfet-nâme, kehânet-nâme, tefeTil-nâme, yıldız-nâme ve hurşıd-nâme” gibi adlarla anılan eserlerin genel adı olmuştur. Bir kısmı şiir, bir kısmı da nesir halinde Türkçe, Arapça ve Farsça olarak kaleme alınmıştır (Ersoylu, 1997: 204). Divan edebiyatında da çeşitli şekillerde ele alınan fal, pek çok beyitte mazmun, remiz ve teşbih unsuru olarak kullanılmış (Şenödeyici ve Koşik, 2017: 19), Ömer Ruşeni Dede’nin Miskin-nâme’si, Zaifî’nin Fâl-ı Mürgân’ı, Cem Sultan’m Fâl-nâme’si, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyâfet-nâme’si klasik edebiyatımızda bu konudaki önemli eserler olarak kabul edilmiştir (Gülhan, 2015: 206). Mustafa Uzun, TDV İslam Ansiklopedisi “Fâl-nâme” maddesinde, falların bakılmasında kullanılan metinlere göre fâl-nâmeleri “1. Kur’an Fâl-nâmeleri (harflerin yorumuna dayalı fâl-nâmeler/Kur’an ayetlerine dayalı fâl-nâmeler), 2. Kur’a Fâl-nâmeleri, 3. Peygamber Adlarına Göre Düzenlenen Fâl-nâmeler” olmak üzere üç gruba ayırmıştır. Bunların tatbik yöntemleri hakkında bilgi veren Uzun, bu fâl-nâme türlerine uymayan bazı fâl-nâmelerin varlığından da söz eder. Yazar, bunlara örnek olarak kuşlara ve diğer hayvanlara dayanılarak çıkarılan falların müstehzi bir dille tenkit edildiği İranlı şair Ubeyd-i Zakanî’nin külliyatı içinde

Çıksun benüm görür gözüm a Dirse Han yaman segrir.” Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı Metin-Sözlük, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1964, Ankara, s.9.

bulunan Tali -nâme isimli eserini örnek olarak gösterir (Uzun, 1995: 142144).

Burada neşredeceğimiz metin, yukarıdaki bu sınıflandırma dışında yer alan manzum bir fâl-nâme olarak daha çok bir sanat gösterme veya hoşça vakit geçirmek amacıyla hayvanların dilinden söylenmiş, minyatürlerle süslenmiş, talihe yönelik ifadelerden oluşan bir fâl-nâme örneğidir.

FÂL-NÂMENİN ÖZELLİKLERİ

Söz konusu fâl-nâme, Milli Kütüphane’de 06 Mil Yz A 5179 no ile “Fâl-nâme” adıyla kayıtlıdır. Harekeli nesih ile yazılmış, her yaprağın cetvelleri yaldız tezhipli olup, toplam 89 adet minyatür bulunan eser ciltsiz; baş, orta ve sondan noksandır. Eser bu haliyle 25 varaktan müteşekkildir.

Yazılış tarihiyle ilgili herhangi bir kayıt bulunmayan eserde, gelecek zaman eki -ısar / -işer ekine yer verilmiş, bildirme eki -durur / -dürür şeklinde imla edilmiş; “eyit-, irgür-, gökçek, düriş-, yavu kıl-, ayruk, kılgıl, koygıl, dükeli, kulaguz” gibi arkaik sözcüklere yer verilmiş olması onun dil itibariyle eski Anadolu Türkçesi özelliklerini taşıdığını göstermektedir. Minyatürlerle süslenen fâl-nâmenin müellifi/müstensihi ve telif/istinsah tarihi belli değildir. Üç bölümden oluşan eser içerisinde kuşlar ve vahşi hayvanlar dışında Kur'an harfleri, bazı yıldızlar (metin içerisindeki yıldız falları Kur’an harflerine dayanan fal metni arasındadır) ve peygamber isimleriyle yazılan fâl-nâmeler bulunmaktadır. Çalışmamıza kaynaklık eden hayvanlarla ilgili bölüm, eserin la-1 la varaklan arasındadır ve 63 beyitten oluşmaktadır. Eserin baş kısmının eksik olması sebebiyle başlık tespit edilememiştir. Aruzun “fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün” kalıbıyla yazılan eser, vezin açısından oldukça kusurlu görünmektedir. Veznin son tefilesi olan “fe’ûlün” kimi yerde “falün” olarak kullanılmaktadır. Açık ve kapalı hecelerin vezne tatbikinde de göze çarpan hatalar görülmektedir. Bu husus müellifin vezin kullanımında çok da titiz davranmadığını veya vezin kullanımında çok başarılı olamadığını göstermektedir.

Fâl-nâme nüshası esasen iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda fal söyleyen hayvanlar, fal sahibini başka hayvanlara yönlendirirken (la-5b), ikinci kısımda zikredilen hayvanlar, fal sahibini dinî ve tarihî şahıslara havale etmektedir (5b-İla). Her sayfada üç hayvan minyatürü bulunan eserde 63 hayvanın dilinden fal söylenmiştir. Her hayvanın isminin altına yazılan birer beyit ve beyitlerin altında o hayvanın minyatürü bulunmaktadır. Metin neşrinde müellifin bu tasarrufuna sadık kalınmıştır.

Fal söyleyen hayvanlar sırasıyla “ukâb (kartal), hümâ, kerkes (akbaba; kerkenez), bâz (doğan), şâhin, çakır (iri ve keskin pençeli bir tür doğan), atmaca, rîş, deve kuşu, ördek, kaz, küleng (turna), karga, kumru, kelâğ-ı siyâh (kuzgun), dürrâc (turaç kuşu; bir nevi büyük çil yahut bu isimle bilinen kekliğe benzer bir kuş), keklik, devlingeç (çaylak kuşu), saksağan, semâne (bıldırcın), sığırcık, bülbül, hüdhüd (çavuş kuşu; ibibik), torum (bir tür av kuşu), çekâvek (torağay, toygar, serçegillerden bir tür tarla kuşu), perestû (kırlangıç), güncişk (serçe), fil, pars, peleng (kaplan), seg (köpek), hûk (domuz), üştür (deve), gâv (sığır), gûsfend (koyun), kulan (yaban eşeği), geyik, keçi, semmûr (samur; sansargiller familyasından bir tür memeli), kâkum (hermin, as; sansara ve gelinciğe müşabih boz ve siyah kuyruklu bir hayvan), sincâb, sansâr, kedi, sıçan, gergedan, feres (at, beygir), zürafa, ester (katır), hımâr (eşek merkep), kurt, sırtlan, hırs (ayı), tilki, çakal, tavşan, âhû, gâv-ı kûhî (dağ sığırı)158, şîr (aslan), bebr (kaplan benzeri benekli bir yırtıcı), karakulak, gerzen (gelincik), maymun ve ejderhadır.

Bu fâl-nâmede her bir hayvanın işaret ettiği durum ve fal niyeti ise sırasıyla şöyle özetlenebilir:

Fâl-nâme, ukâbın (kartal) fal sahibine tavsiyesi ile başlar. Beyitte, fal sahibine atın sözlerine kulak vermesi ve söylediklerini tutması gerektiği tembihlenir.

İkinci niyet hümânın diliyle söylenmiştir. Hümâ, feleğin halini merak eden fal sahibine cevabı katırdan (ester) öğrenebileceğini söyler.

Kerkes (akbaba; kerkenez), fal sahibine, falının sırrını kimsenin bilmemesi gerektiğini, işinin ehli olmayan her kişinin bir şey söyleyebileceğini ifade eder.

Bâz (doğan), fal sahibinin derdinin devasının devede olduğunu söylemektedir.

Şahin, fal sahibine, kâkumun pek çok hüneri olduğunu söyler.

Çakır (iri ve keskin pençeli bir tür doğan), kulanın (yaban eşeği) yabanda kalan kişinin kılavuzu olduğunu ve onun kılavuzluğunda yolunu bulduğunu söyler.

Atmaca, fal sahibini geyiğe havale eder ve halini ondan sormasını tembihler.

Rîş, fal sahibini, falını öğrenmesi için keçiye yönlendirir ve kimseye küskün olmamasını söyler.

Deve Kuşu, fal ıssını file (şa‘r) yönlendirir.

Ördek, aslanın (şîr) bütün canavarların padişahı olduğunu söyler.

Kaz, fal sahibine, kaplana soracağı her sorunun cevabını ondan alabileceğini ve söyleyeceklerine katlanması gerektiğini söyler. Burada fal ıssının karşılaşabileceği olumsuzluklara karşı metin olması tembihlenir.

Küleng (turna), halini karakulağa arz etmesini istediği fal sahibinin, neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini karakulağın kendisine bildireceğini söyler.

Karga, halini kurttan sormasmı tembihlediği fal sahibine, neler olacağını kurdun kendisine bir bir anlatacağını söyler.

Kumru, fal sahibinin halini sırtlanın bildiğini ve dileğini ona anlatıp ondan dinlemesini tembihler.

Kelâğ-ı siyâh (kuzgun), fal sahibinin, falını ayıdan sormasını ve o kime gitmesini isterse ona varmasını söyler.

Dürrâc (turaç, bir nevi büyük çil yahut bu isimle bilinen kekliğe benzer bir kuş), fal sahibine, bilinmeyenleri tilkiden sormasını tembihler.

Keklik, falını öğrenmek isteyen kişinin tavşana müracaat etmesini ve başına gelecekleri ondan öğrenmesini söyler.

Devlingeç (çaylak), fal sahibini çakala yönlendirerek, ona her istediğini sorabileceğini söyledikten sonra duyacaklarına karşılık ondan helallik almasını ister.

Saksağan, samura fal baktıran kişinin keder, gam ve tasadan azat olup talihinin açılacağını, muradına erip mutlu olacağını ifade eder.

Semâne (bıldırcın), fal sahibini, tüm sırları bilen kâkuma (sansar ve gelinciğe benzer hayvan) havale eder.

Sığırcık, fal sahibini ona dost olan sincaba yönlendirir.

Bülbül, fal sahibine halini sansara arz etmesini, evinden barkından uzak kalmamasını tembihler.

Hüdhüd (çavuş kuşu, ibibik), tüm sırların dün ü gün ayyârı (düzenbaz, hilekar) olan kediden sorulmasını ister.

Tu(o)rum (bir çeşit av kuşu), fal sahibinden, falını bu yolda canbazlık eden, yani işini maharet ve kurnazlıkla yapan sıçandan sormasını ister.

Çekâvek (toygar, torağay, serçegillerden bir tür tarla kuşu), fal sahibine, sırrını bilen gelinciği (râsû) bir yere bırakmaması gerektiğini, zira kaybettiklerini onun bileceğini söyler.

Perestû (kırlangıç), fal sahibine, falı kutlu olduğundan dolayı yüzü uğurlu maymuna gitmesini söyler.

Güncişk (serçe), fal ıssının, halini ejderhadan sorması durumunda derhal cevabını alacağını söyler.

Buraya kadar fal söyleyen hayvanlar, çeşitli vesilelerle fal sahibinin hâli ve talihi ile ilgili hususlarda kendilerinden başka hayvanlara başvurmasını tembih etmektedir. Filden itibaren ise fal sahibi aşağıda zikredileceği üzere dinî ve tarihî şahsiyetler ile peygamberlere havale edilmektedir. Ayrıca söz konusu dinî şahsiyetlerin hayatlarına dair belirgin özelliklerinden yararlanıldığı görülmektedir.

Fil, fal sahibine, Hz. Âdem’in, kendisine yol gösterici olduğunu söyler.

Pars, fal sahibinin benekli parsa halini arz etmesi durumunda başına neler geleceğini öğrenebileceğini dile getirir.

Peleng (kaplan), fal sahibinin Hâbil ve Kâbil’e başvurması durumunda falın gerçekleşebileceğini söyler.

Seg (köpek), fal sahibine, falını Hz. İdrîs’e arz etmesi halinde, onun gece gündüz fal ıssınm falını talim edeceğini söyler. Ayrıca Hz. İdrîs’in çok kitap okuyup çalışmasına işaret edilir.

Hûk (domuz), Hz. Nûh’un, falını söylemesi durumunda fal ıssınm türlü zaferler ve ikramlar ile gönül rahatlığına ulaşacağını söyler.

Üştür (deve), fal sahibinden Hz. Nûh’un sözlerine kulak vermesini ve onun istediğini yapmasını söyleyerek, Lûtîler’in işlerinden uzak durmasını tembihler.

Gâv (sığır), fal ıssına, falını Hz. İlyâs’a sorması halinde gönül pasından kurtulacağını söyler.

Gûsfend (koyun), fal sahibine, falını zamanın remilcisi olan Hz. Danyal’a sorması gerektiğini söyler.

Kulân (yaban eşeği), fal sahibini, her kişinin falını bildiğini söylediği Hz. Hûd’a havale edip ona gidenlerin talihinin açıldığını, mutluluğa erdiğini dile getirir.

Geyik, Hz. Yûnus ile yakınlık kuramayanların kaybettiklerini bulamayacağını söyler.

Keçi, fal ıssının, Hz. Üzeyir’in yanma gitmesi durumunda, kendisine falını söyleyeceğini ifade eder.

Semmûr (Samur; sansargiller familyasından bir tür memeli), fal sahibini, huyu ve yüzü güzel olan Hz. Eyyûb’dan, sabrı sorması yönünde telkin eder.

Kâkum (hermin, as; sansara ve gelinciğe müşabih boz ve siyah kuyruklu bir hayvan), Hz. İbrahim’in, fal sahibine falın sırlarını söyleyeceğini ve kendisine bunu öğreteceğini dile getirir.

Sincâb, falına delil görmek isteyenlere Hz. İsmail’in yeteceğini söyler.

Sansâr, Hz. İshâk’m yüzünü görenin Allah’ın (c.c.) rızasını bulacağını söyler.

Kedi, fal ıssının, Hz. Yakûb’un katma varması durumunda muhîb ve mahbûblarmm (seven sevilen) ortaya çıkacağını söyler.

Sıçan, fal sahibinin, Hz. Yûsufu görmesi durumunda, onun, başına gelecekler hakkında kendisine bilgi vereceğini söyler.

Gergedan, Hz. Cersîs’in nasihatini işitip tutması halinde, iblisin, fal ıssının yanma bile yanaşamayacağım söyler.

Feres (at, beygir), “ey mütekellim! Falını Mûsâ’dan işit, zira fal bakmada âlim olan odur” sözleriyle, fal ıssmı Hz. Mûsâ’ya yönledirir.

Zürafa, akıl sahiplerinin Hz. Şu'ayb’a müracaat etmelerini ve o ne derse yapmalarını söyler.

Ester (katır), Hz. Harun’un nasihatim tutanın azizlik ve ululuğa kavuşacağını söyler.

Hımâr (eşek), fal ıssmm, falını Hz. Dâvûd’a arz etmesi durumunda maksadına ulaşacağını dile getirir.

Kurt, fal sahibinden, falını Hz. Süleyman’a sormasını tembihler.

Sırtlan, fal sahibini, Hz. Zekeriya’ya sevkedip onun sözünü tutmasını tembihler.

Hırs (Ayı), Hz. Yahyâ’nın, kişinin falına baktığında neler olacağını kendisine açıklayacağını söyler.

Tilki, fal sahibine Hz. îsâ’dan başka bir kılavuz bulamayacağını söyler.

Çakal, fal sahibine, her daim hazır olan Hz. Hızır’a varmasını tembihler.

Tavşan, fal sahibine, öğüt verici olan Hz. Salih’in dediklerini dinlemesini söyler.

Âhû, fal sahibine, halini en iyi bilenin Hz. Muhammed Mustafa olduğunu söyler.

Gâv-ı Kûhî (dağ sığırı), yaşanmakta olan an ile ilgili malumatın, bilgelik fermanına sahip olan Hz. Lokman’da olduğunu söyler.

Şîr (aslan), falını Hz. Ebû Bekir’e sorması gerektiğini söylediği fal ıssına asla hile ve düzenbazlık yoluna girmemesini tembihler.

Bebr (kaplan benzeri benekli bir yırtıcı), fal sahibine, her türlü hünerin sahibi olan Hz. Ömer’in eteğine tutunmasını tembihler.

Karakulak, fal sahibinin başına gelebilecek sıkıntı sebebiyle doğabilecek zararı, Hz. Osman’ın kendisine bildirebileceğini söyler.

Gerzen (Gelincik), fal sahibinin falını, nebi ve velilerin kendisinden hoşnut olduğu Hz. Ali’nin söyleyebileceğini dile getirir.

Maymûn, fal ıssınm esenlik ve sağlık dilemesi durumunda, falını Hz. Haşan 'dan dinlemesini ister.

Ejderhâ, fal sahibini, falını öğrenmesi için Hz. Hüseyin’e havale eder.

SONUÇ

İslamiyet’ten önce Türkler arasında itibar görmüş ve muhatap bulmuş olan fal, farklı boylar arasında değişik isimlerle anılmıştır. Osmanlı dönemi falları ise çeşitliliği ve edebiyata yansıması bakımından ilginçtir. Bu konuda yazılmış yüzlerce manzum ve mensur metin ortaya koyulmuştur. Makalemize konu ettiğimiz fâl-nâme metni ise insanların hâl ve keyfiyetine dair hususları hayvanların diliyle söylemesi bakımından diğer fâl-nâme türlerinden farklılık göstermektedir. Fal söyleyen her hayvanın minyatürü beyitlerin altında gösterilmiştir. Minyatürler arasında yer alan “gergedan” ve “deve kuşu” çizimlerinden, müellifin bu hayvanları bizzat görmediğini, duyumlara dayalı bir çizim gerçekleştirdiğini anlayabiliriz. Çizimde gergedan, boynuzlu bir at; deve kuşu ise ayakları kısa şekilde resmedilmiştir. Bunlar dışında resmedilen diğer hayvanların genel olarak gerçek görünümlerine uygun şekilde tasvir edildiği görülmektedir. Bu çizimler, müellifin, resmedilen hayvanlar hakkında bilgi sahibi olduğuna işaret etmektedir.

Dil hususiyetleri bakımından eserin eski Anadolu Türkçesi döneminde kaleme alındığı söylenebilir. Mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Eser, manzum bir fâl-nâme olmakla beraber edebi açıdan kusurludur. Eserde bulunan vezin kusurlarının çokluğu, müellifin sanatlı bir söyleyiş arayışında olmadığını göstermektedir. Genel olarak fal söyleyen hayvanlar, fal sahibinin falı hakkında olumlu ya da olumsuz yorum yapmak yerine, fal ıssını başka hayvanlara ve dinî şahıslara yönlendirerek onların özelliklerine göre fal karşılığını öğrenebileceğini söylemektedir. Kimi yerde de fal sahibine çeşitli öğüt ve tavsiyelerde bulunulur.

Sonuç olarak bu metin, manzum bir fâl-nâme olması hasebiyle, bir niyet okuma maksadının yanında hoşça vakit geçirmek gayesiyle yazılmış, hayvanlar ve dinî şahısların isimleri üzerinden oluşturulmuş, diğer fâl-nâmelerden farklı bir fâl-nâme örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yavuz ÖZKUL-ESTAD Türk Edebiyatı Dergisi cilt 2

KAYNAKÇA

AYDIN, Mehmet (1995). “Fal”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. XII, ss. 134-138, İstanbul.

BEYDİLİ, Celal (2004). Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Ankara: Yurt-Kitap Yayınları.

CAFEROĞLU, Ahmet (1968). Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul: TDK Yayınları.

DUVARCI, Ayşe (1993). Türkiye’de Falcılık Geleneği ile Bu Konuda îki Eser: Risâle-i Falname lî Ca’fer-i Sâdık ve Tefe’ülnâme, Ankara: Esra Matbaası. ERGİN, Muharrem (1964). Dede Korkut Kitabı (Metin-Sözlük), Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.

ERSOYLU, Halil (1997). “Fal, Falname ve Bir Çiçek Falı: “Der Aksâm-ı Ezhâr”. Türkiyat Mecmuası, 20, ss. 195-254.

GÜLHAN, Abdülkerim (2015). “Türk Kültüründe Fal ve İsimlerle İlgili Bir Manzum Falname Örneği”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 15, ss. 195222.

HANÇERLİOGLU, Orhan (1977). Felsefe Ansiklopedisi, İstanbul: Remzi Yayınevi.

Kaşgarlı Mahmut (1941). Divânü Lugati’t-Türk I (Hz: Besim Atalay), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

ÖGEL, Bahaeddin (1985). Türk Kültür Tarihine Giriş II, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınlan.

REDHOUSE, James W. (1890). A Turkish and English Lexicon, Constantinopole.

SCHWARTZ, Martin (1985).“The Old Eastern İranian World Vieıv According to the Avesta”, The Cambridge History of İran, Vol. 2, s. 640-664.

SÜMBÜLLÜ, Y. Ziya (2010). “Fal ve Falcılık Kavramı Ekseninde Türk Kültür Tarihinde Fal ve Kehanet”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 17, ss. 55-72.

ŞENODEYİCİ, Özer; KOŞİK, H. Sercan (2017). Osmanlının Gizemli İlimleri I, İstanbul: Kesit Yayınları.

Türk Dil Kurumu (1995). Tarama Sözlüğü I, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

UZUN, Mustafa (1995). “Fal-nâmd’, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. XII, ss. 141-145.

Yusuf Has Hacip (1947). Kutadgu Bilig I-Metin (Hz: R. Rahmeti Arat), Ankara: TDK Yayınları.

METİN

fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün

[la]

Ukâb

At ne kim dir ise anı kılğıl

Ne buyurursa kulağına koyğıl

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-5_copy.jpg

Hümâ

Felegün hâlini eya mihter Şorar isen diyüvire ester

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-6.jpg

Çerkeş

Fâlunun râzını kişi bilme sün

Meğer işün diyüvire sanasun

[lb]

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-7.jpg

Bâz

Eğer ister isen bu derde deva

Sana bir çâre idivire deve

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-8.jpg

Şahin

 

Kakumun çokdurur begüm hüneri

Kabül itdi vire sana selâmı

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-9.jpg

Çakır

Kulağuzun sana yabanda kulan

Yol bulur her kişi yabanda kalan

[2a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-10_copy.jpg

Atmaca

Geyiğe var su âl eyle iy yâr Sana eydivire nedür ahvâl

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-11.jpg

Riş

Eyleme kimseye küsi vü yecı Sana eydivire fâluriı keçi

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-12.jpg

Deve Kuşı

Fâlunı ol kişiye şor şufüna159

Eydivirse şa‘r beni 1

[2b]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-13.jpg

Ördek

Şîrdür cümle canavar hanı

Şıyunur ana virenün cânı

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-14.jpg

Kâz

Şorar isen sana diye kaplan Ne ki dirse sen ana var katlan

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-15.jpg

Küleng

Karakulağa eyle hâlüni c arz

Ol sana diyüvire vâcib u farz

[3a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-16.jpg

Karga

Kurda var şor hâlüni iy emir

N’olacağın sana diye bir bir

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-17.jpg

Kumrı

Şırtlandur senün halüni bilen

Dilegüni aha di vü dinlen

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-18.jpg

Kelâğ-ı siy âh

Ayuya şor fâlunı sen iy yâr 01 kime kim buyursa sen ana var

[3b]

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-19.jpg

Dürrâc

Dilküden şorğıl sen esrârı

Zira oldur bularda ayyârı

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-20.jpg

Keklik

Tavşana şor ki fâlunı bilesin

Başuna geleceğini göresin

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-21.jpg

Devlingeç

Çakala var dahi su âl eyle Ne ki dirse sana helâl eyle

[4a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-22.jpg

Şakşağân

Kişi kim fal ura semmüra vara

Kayğudan kurtula sürura vara

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-23.jpg

Semâne

Kakuma var ki ol bilür razı

Hublarun çün eyü gelür nazı

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-24.jpg

Sığırcık

Fâlunı eydivir çün sincâb

Zira oldur senünle hem-dem-i h'âb

[4b]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-25.jpg

Bülbül

Arz eyle hâlüni sansâra

Olmağıl hânumândan âvâre

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-26.jpg

Hüdhüd

Kediden sor raz u esrarı

Zîrâ oldur dün ü gün ayyârı

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-27.jpg

Torum

Şıçana sormak istesen râzı

Eylemişdür bu yolda can-bazî

[5a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-28.jpg

Çekâvek

Râsuyı koma razını o bilür Ne ki yavu kılursan o bilür

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-29.jpg

Perestû (Kırlağûç)

Maymüna var ki yüzi meymündur

Zîrâ falun senün hümâyundur

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-30.jpg

Güncişk

Ej dehâdan sorar isen hâli

Hâlüh eyide senün o fil-hâli


ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-31.jpg

[5b]

Fil



Sana yol gösterici c Ademdür Zira enbiyâ da aşl-ı âlemdür

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-32.jpg

Pars

Şiyete var hâlüni bulayırsm

Sana n’ola bileyirsin

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-33.jpg

Peleng

Hâbil’e var ki fal kâbildür

Zira Kabil ziyâde kâbildür

[6a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-34.jpg

Seg (İt)

Fâlunı arz eyle İdrîs’e

Dürişür dün ü gün ol derse

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-35.jpg

Hûk (Donuz)

Fâlunı eydivire sana Nuh

Andan olur sana iy dost fütüh

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-36.jpg

Üştür (Deve)

Lüt ne dirse sen anı tutğıl Lütiler işlerini unutğıl

[6b]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-37.jpg

Ğâv (Sığır)

Fâlunı şor koma İlyas’ı

Ana varsan gider gönül pasıESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-38.jpg

Gûsfend (Koyun)

Dânıyâl’a su âl kıl falı

Zira oldur zamane remmâlı

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-39.jpg

Kulan

Her kişinün ki falını bile Hüd

Tâli i olısar anuii mes üd

[7a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-40.jpg

Geyik

Yünus’a munis olmayan bilmez

Yavu kılduğmı henüz bulmaz

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-41.jpg

Keçi

Fâlunı eydivire sana Üzeyr Ki anun yanına idersen seyr

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-42.jpg

Semmûr

Var su al eyle şabrı Eyyûb’a Sîreti gökçek şüreti hüba

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-43.jpg

[7b]

Kâkum

Râzunı eydivire İbrahim

Fâlunı eyleye sana ta lîm

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-44.jpg

Sincâb

Fâlına her kim ister ise delil

Ana delil yiter İsma il

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-45.jpg

Sansar

Ger göresin yüzini İshâk’un

Bulasın sen rızasını Hakk’uh

[8a]

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-46.jpg

Kedi

Ger varasın katma Ya küb’un

Haşıl ola muhibb u mahbübun

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-47.jpg

Sıçan

Ger göresin Yûsuf-ı şıddık

İde sana n’olacağm tahkik

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-48.jpg

Gergedan

Çün işitdün naşîhat-ı Cercîs

Katuna gelmeye senün iblis

[8b]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-49.jpg

Feres

Fâlunı Musa’dan işit iy kelim

Zira oldur bu fal içinde alîm

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-50.jpg

Zürrâfa

Var Şu aybün katma iy âkil 01 sana ne dir ise anı kıl

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-51.jpg

Ester

Çün dutasm naşîhat-ı Hârün İzz ü devlet sana ola makrün

[9a]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-52.jpg

Hımâr

Fâlunı arz eyle Davud’a

İrgüre seni tiz maksûda

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-53.jpg

Kurt

Fâlunı sorasın Süleymân’a

Ol seni diyüvire sultâna

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-54.jpg

Sırtlan

Zekeriyyâ’ya var su alün şor Ne cevâb eyidür ise anı gör

[9b]ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-55.jpg

Hırs

Çünki Yahyâ sana nazar eyler

Saha n’olacağm ayan eyler

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-56.jpg

Dilki

Isı peygamber durur kulağuz

Andan ayruk saha kimi bularuz

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-57.jpg

Çakal

Hızr’a var kim çün oldurur hâzır

Dükeli yirde hâzır u nâzır

[10a]

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-58.jpg

T avşân

Sana ne dirse işit ol Salih

Zira kim halka oldurur nâşih

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-59.jpg

Âhü

Mustafâ’dan sorar isen falı

Dükelinden pek biliyor hâli

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-60.jpg

Gâv-ı Kûhi

Fal halin bilici Lokmandur

Hikmet ana hemışe fermândur

[10b]

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-61.jpg

Şir

Şor fâlunı sen Ebü-Bekr’e

Düşme zinhar hile vü mekre

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-62.jpg

Bebr

Tut eteğin koma sen Ömer’ün

Zira üstadı oldurur hünerün


ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-63.jpg

Karakulak

 

Ne ki gelür sana iy yar ziyan



Sana eydivire anı Osmân

[Ha]

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-64.jpg

Gerzen (Gelincik)

Fâlunı eydivire sana Ali

Ana hoşnuddur nebi vü velî

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-65.jpg

Maymûn

Ger dilersen olasın sâğ u esen

Fâlunı sor eydivire Haşan

ESTAD_CILT_2_SAYI_2_ESKI_TURK_EDEBIYATI-66.jpg

Ejderhâ

Çün Hüseyin’den su âl kıl fâlı

Dükelinden ...160

Add a comment
(Okuma süresi: 8 - 15 dakika)

NAMIKKEMALSıdk ile terk edelim her emeli her hevesi

Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi

İnledikçe eleminden vatanın her nefesi

Gelin imdâda diyor bak budur Allah sesi

Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır

Hükm-i âti ne fakirin ne şehinşâhındır

Dinle feryâdım kim terceme-yi âhındır.

İnledikçe ne diyor bak vatamn her nefesi

Add a comment

(Okuma süresi: 5 - 9 dakika)
sinasiMUSTAFA REŞİD PAŞA İÇİN KASİDE

1. Gelelim zât-ı Reşid'in şerefi mebhasine
Söz mü var devleti ihyâya olan meb'asine

2. Şensin ol fahr-ı cihân-ı medeniyet ki hemân
Ahdini vakt-i saâdet bilir ebnâ-yı zaman

3. Ne aceb nâtık-ı icâz-ı hikemdir dehenin
Âyet-i beyyinedir âleme her bir sühanın

4. Sadr-ı millette vücûdun ulu bir mucizedir
Bunu fehmeylemeyen müdrike-i âcizedir

5. Adi ü ihsanını ölçüp biçemez Nevvton'lar
Akl u irfâmnı derk eyleyemez Eflâtun'lar Add a comment

(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)

q kırmızısiirBaki’den

Kadrini sengi musallada bilüp ey

Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf

 

Fuzuli’den

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb

Kılma dermân kim helâkim zehri dermandadır

 

Bende Mecnûn'dan füzûn âşıklık istidâdı var.

Aşık-ı sadık benem, mecnunun ancak adı var.

 

Ger derse Fuzûlî ki “güzellerde vefâ var”

Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır

 

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge,

Ne açar kimse kapım, bâd-ı sab'âdan gayrı.

 

Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl aşina beni.

Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüda beni.

 

Ya rab bana cism-u can gerekmez,

Cânân yok ise cihan gerekmez.

Add a comment

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
seyhgalipTerci-i Bend

Tâ be key arşa çıka âh-ı dil-î nâ şadım
Gökleri ağlata hasretle giden feryadım
Nice bir canı yaka nâle-i âteş-zâdım

Müstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdım
Sana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdım

Mûr isem şem´ine pervane kılup eyle kabul
Âb isem gevher-i yek-dâne kılup eyle kabul
Seng isem Kâ´be vü kâşane kılup eyle kabul

Müstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdım
Sana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdım

Kâbiliyyet ver eğer vaslına nâ-kâbil isem
Yeniden ver bana sermâyeyi bî-hâsıl isem
Hâlimi kaale bedel eyle eğer nâkil isem

Müstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdım
Sana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdım

Müslüman eyle eğer kâfir isem kudretini
Şâkir et lûtfına ger münkir isem ni´metini
Dahi efzûn et eğer kemter isem rahmetini

Müstaid kıl yoğısa lûtfuna isti´dâdım
Sana güçlük mü var ey şâh-ı kerem-mu´tâdım
Add a comment

(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)

nesimiGAZEL 1

Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh

Kim sevdi hûbı kim didi hûbun cefâsı yoh

 

Aşkun belâsı yoh diyüben aşka düşme kim

Kim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh

 

Anun ki hacc-ı ekberi ey cân sen olmadun

Beytü’l-Harâma varmamış anun Safâsı yoh

 

Şeytândur ol ki sûretine kılmadı sücûd

Bir renc ü derde düşdi ki hergiz devâsı yoh

 

Ol cân ki senden özge taleb itmedi murâd

Hecründe yahmağun anı her dem revâsı yoh

Add a comment

(Okuma süresi: 9 - 17 dakika)

NAMIKKEMALHÜRRİYET KASİDESİ
1. Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten
Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten

2. Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez iânetten

3. Hakîr olduysa millet, şânına noksan gelir sanma
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetten

4. Vücûdun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gâm râh-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten.

5. Muini zâlimin dünyada erbâb-ı denaettir
Köpektir zevk alan, sayyâd-ı bi-insâfa hizmetten

6. Hemen bir feyz-i bâkî terk eder bir zevk-i fânîye
Hayatın kadrini âli bilenler, hüsn-i şöhretten.

7. Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten.

8. Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

Add a comment

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
NEDİMŞARKI
Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât aktığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Geh varıp havz kenarında hırâmân olalım
Geh gelip kasr-ı cinan seyrine hayran olalım
Gâh şarkı okuyup gâh gazel-hân olalım
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

İzn alıp cum’a namazına deyü mâderden
Bir gün uğrılıyalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a Add a comment

(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)
gazelBelâ Râhında Ben

Ne yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bende
Belâ râhında şimdi bir mu'ayyen menzil oldum ben

(Nereden gam, üzüntü kervanı geçecek olsa bende konaklar. 
Ben şimdi belâ yolunda bilinen bir menzil, konak oldum)

Esîr-i dest-i hicrânım garîb-i külbe-i ahzân
Ne derdi hicre cân verdim ne yâre vâsıl oldum ben

(Ayrılık elinin esiri, hüzün kulubesinin kimsesiziyim. 
Ne ayrılık derdiyle can verdim ne de sevgiliye kavuştum)

Lebin devrinde feryâd eylesem ney gibi hoş ammâ
Ne bir dem nâlesiz kaldım ne vasla nâil oldum ben

(Senin dudağının kıvrımında ney gibi feryat etsem iyi, hoş; ama ben ne bir an inlemeden kesildim, ne de kavuşma şerefine nail oldum)

Siyeh bahtım eğilmiş kâmetim hâl-i perîşanım
Gören ârif bilir kim mübtelâ-yı kâkül oldum ben
Add a comment

(Okuma süresi: 1 dakika)

(XIV. YÜZYIL)

kul nesimiNîgârım dilberim yârim nedîmim mûnisim cânım

Refîkim hem-demim ömrüm revânım derde dermânım

Sevgilim, dilberim, yârim, alışığım, canım;

Yoldaşım, ayrılmazım, ömrüm, ruhum, derde dermanım

Add a comment

(Okuma süresi: 1 dakika)

Hoca DehhaniBir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eyledi
Şâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi

Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revân
Doğrulukta kulluk ettiğiyçün âzâd eyledi

Husrev-i hûbân eden sen dilber-i şîrîn-leb
Bîsütûn-ı aşk içinde beni Ferhâd eyledi

Add a comment

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
Eskişehir’de doğdu. Eskişehir Ziya Gökalp ilkokulunu(1980), Eskişehir İmam-Hatip Orta ve lise kısmını (1987) bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler...
YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY) Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik Ozan takma adı ile meşhur olmuştur. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Yetik Ozan’ın...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...