Pazartesi 1 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 18 - 35 dakika)
Bunu okudun 0%

usuli 3Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin olduğu gibi Usûlî’nin de kendine has bir dili bulunmaktadır. Usûlî dilini ahenk unsurlarıyla yoğurarak etkili bir şekilde duygularını, hayallerini, fikirlerini dile getirmiştir.
Bu çalışmada Usûlî’nin dört kaside, yüz kırk yedi gazel ve diğer nazım şekillerini içeren divanı esas alınmıştır. Divandaki ahenk unsurları incelenerek Usûlî’nin kendine has dilinin oluşumundaki etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Vezin, söz tekrarları, ikilemeler, cinas, iştikak, kalb, ses tekrarları, parelelizm, armoni, kafiye ve redif divan şiirinde ahengi sağlayan unsurlardır. Divan şairleri şiirdeki kendi becerilerini ortaya koymak için bu ahenk unsurlarını sıkça kullanırlar.
Bu çalışmayla Usûlî’nin tek bilinen eseri olan Divânı hakkında genel bilgi verilmiştir. Bu divÀnda kaside, terci-i bend, muhammes, müseddes, murabbâ tahmîs gibi musammatlar gazeller ve kıtaların bulunduğu belirtilip divanı vezin,

söz tekrarları, ikilemeler, cinas, iştikak, kalb, ses tekrarları, parelelizm, armoni, kafiye ve redif yönünden incelenmiştir. Bu inceleme hem Usûlî’nin dilindeki ahengin nasıl oluştuğunu ortaya koyma bakımından hem de bir divÀnda aheng unsurlarının nasıl işleneceği konusunda yol gösterici olması yönüyle dikkate değerdir.

Usûlî’nin hayatı hakkında şuara tezkirelerinde ve kaynaklarda çok geniş bilgi bulunmamaktadır. Kınalızâde Hasan Çelebi tezkiresinde Vardar Yeniceli olduğundan bahsetmiştir. (Kınalı-zâde Hasan Çelebi, 1989: 165)

Usûlî’nin yaşadığı Vardar Yenicesi’nde XVI. yüzyılda Molla Îlâhî ile başlayan çok güçlü bir tasavufî cereyan söz konusudur (İsen, 1990: 19). Usûlî Anadolu’daki bu tasavvuf ortamı içinde belli bir süre sonra tahsilini tamamlayıp tamamen tasavvufa yönelir. Kendisinin de takip etmiş olduğu Molla Îlâhî o dönem Anadolu’da tasavvuf cereyanının başlamasını sağlayan kişidir. Vahdet-i vücûd düşüncenin geniş kitlelere yayılmasını sağlamıştır. Usûlî’nin bu ortamdan etkilenerek tasavvufî düşünceleri olgunlaşmıştır. Daha sonra Mısır’a giderek Şeyh İbrahim-i Gülşenî’ye intisab ettiği belirtilmiştir. Şeyh İbrahim’in ölümü üzerine memleketi olan Vardar Yenicesi’ne geri döndüğü ve H. 945 tarihinde vefat ettiği söylenir.

Usûlî’nin bilinen tek eseri Divânıdır. Fakat bu kitap içinde klasik divan tertibinin dışında kalan başka edebi türlerde bulunmaktadır. Mevcut nüshalaların bir kısmında yer alan hadis tercümeleri, bunların örneklerinden biridir. Osmanlı şairlerinin külliyat ve divanlarında bazen kırk hadis ihtiva edenlerine de tesadüf edilmektedir. Usûlî’nin Divânı dört kaside, yüz kırk yedi gazel ve diğer nazım şekillerini içermektedir. Usûlî divanında da yer alan hadis tercümeleri böyle bir geleneğin sonucudur. Fakat ondaki hadislerin sayısı kırk değil seksendir. (İsen, 1990: 19).


Divânının başında 109 beyitlik bir bölüm miraç olayını anlatır. Bunun dışında Yenice’yi anlatan bir şehr-engiz bulunmaktadır. Mesnevi tarzında yazılmıştır. Bunlardan sonra divanı gelmektedir. Farsça bir şiirin dışında diğer bütün şiirleri Türkçedir. Şair divân içinde klasik bir biçimde yazılmış örnekler yanında hece vezniyle yazılmış şiirlere de yer verir. Bu divân müretteb bir divândır. Başta kasideler sonra terci-i bend, muhammes, müseddes, murabbâ tahmîs gibi musammatlar daha sonra gazeller ve kıtalar gelir (İsen, 1990: 20).

Bütün bu şiir şekilleri Usûlî’yi yansıtan unsurlarla örülüdür. Usûlî’yi diğer şairlerden farklı kılan onun dilini oluşturan ahenk unsurlarının kullanılış biçimidir. Ahenk kelimesi kullanıldığı edebiyata göre anlam kazanmaktadır.

Divan edebiyatında “ahenk” kelimesi, daha çok musiki terimi olarak kullanılmasının yanı sıra sözlük anlamıyla da kullanımı geçmektedir. Ahengle ilgili olarak Tahrirü’l-Mevlevî Edebiyat Lugati’nde manzum, mensur bir sözün kulağa güzel ve pürüzsüz gelmesi, adeta hafif tertip bir musikî tesiri yapmasıdır. Şeklinde bir açıklama yapar. (Tâhirü’l-Mevlevî, 1973: 17)

Estetik ölçüler içinde bir bütünü teşkil eden parçaların veya unsurların birbiriyle uyuşması ahengi oluşturur. Bu terim çeşitli ilim ve sanat dallarında kullanılır. Edebiyat terminolojisinde ahenk, üslubu oluşturan parçalardan biri olarak görülür. Şiir ve düzyazıda kelime ve cümleler arasında musikiyi andıran bir uyumdur. Talim-i Edebiyat’la beraber Türk Edebiyatı yenileşme devrine girmiştir. Bu döneminle beraber edebiyat kitaplarında armoni karşılığında, üsluba ait bir özellik olarak kullanılan aheng-i selÀset terimi yer alır. Recaizade Mahmut Ekrem armoni kavramıyla metin içindeki kelimelerin kulağa hoş gelecek şekilde düzenlenmesini kasteder ve aheng-i selÀseti ikiye ayırır.

ahenk.

  1. Urnumi ahenk: Kelime ve ibarelerin ses bakımından uyumundan doğan


    ahenk.

  2. Taklidi ahenk: Söz ile işaret ettiği anlam arasındaki uyumun yarattığı

    Recaizade Ekrem, ahengi selÀset kavramıyla birlikte tanımlamaya çalışır. Bu kavramın vezin, kafiye ve redif gibi ritmi sağlayan unsurlarla ilişkisinden söz etmeden, doğrudan söz ve ses tekrarlarının yoğun bir şekilde kullanımından oluşan musikiyle alakası üzerinde durmaktadır. Şiir ve musiki arasındaki ilişki birçok zaman edebiyat incelemelerinde gündeme gelmiştir. Sesin fonksiyonun şiir üzerindeki etkisine ilişkin farklı düşünceler belirmiştir (Macit, 2005: 8)

    Divan edebiyatında şiir, musiki iç içe geçmiştir. Öyle ki divan şiirinde bazı türler bestelenmek üzere yazılmışlardır. Murabbalar, gazellerin bir kısmı bu gruba girmektedir.

    Şiirde doğal söyleyiş de ahengi oluşturan bir etkendir. Ayrıca atasözü ve deyimlerin de divan şiirinde yaygın olarak kullanıldığı hatta bunlara irsal-i mesel denildiği bilinmektedir. Bunların dışında kalan söz tekrarları, ikilemeler, cinas, iştikak, kalb, ses tekrarları, parelelizm, armoni, kafiye ve redif ahengi oluşturan etkenlerdir.

    Bir metnin dil yapısı ve fonksiyonu üslup incelemelerinin alanına girer. Divan şairleri şiirlerinde duygu ve düşüncelerini en etkili bir biçimde ifade ederek musikîyi ve ahengi sağlamaya çalışmışlardır. Bu çalışmayla Usûlî’nin Divânı’na bakılarak onun şiir sanatındaki başarısı ortaya koymaya çalışılacaktır.


    VEZİN


    Usûlî yazdığı şiirlerde büyük oranda aruz veznini kullanmıştır. Dokuz şiirinde hece veznine yer vermiştir. Aruzla yazılan şiirlerde toplam on iki kalıp kullanmış bunların %54’ü remel bahrinin Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün kalıplarıyla yazılmışlardır.




    Usûlî’nin yaşadığı dönem aruz ölçüsünün çok yaygın kullanıldığı bir dönem olmasına karşın hece ölçüsünü de kullanmıştır. Kullandığı vezinlerde daha çok imale hataları görülmektedir (İsen, 1990: 20)


    1. SÖZ TEKRARLARI


      Söz tekrarları kelime ve kelime gruplarının tekrarına dayalı bir anlatım tekniğidir. Divan edebiyatında sıkça görülmektedir. Ahenk de söz ve söz gruplarının belirli aralıklarla tekrarından doğmaktadır. Anlamla bütünleştiği zaman poetik bir fonksiyon oluşturur. İsteğin etkili bir biçimde ortaya konulmasını sağlar. Sadece şiir değil, bir bakıma mensur şiir sayabileceğimiz bahr-ı tavillerde, secili anlatımı esas alan mensur metinlerde söz ve ses gruplarının belirli aralıklarla tekrar edilmesi metne doğal bir akışkanlık kazandırmaktadır.

      Sözcük ve sözcük öbeklerinin, bütün bir dizenin tekrarlanması, ses açısından bir armoni sağlamakta, bir uyum, bir ritim oluşturmaktadır. Bunu müzik yapıtlarındaki zaman zaman melodinin tekrarlanmasına benzetebiliriz.

      Divan şiirinde aynı seslerden oluşan tekrarların yanı sıra benzer seslerin tekrarları da şiirlerde ahenk unsuru olarak kullanılmaktadır. Cinas, iştikak, kalb, aks, iade ve tarsí gibi söz sanatları benzer seslerin tekrarından doğan bir ahenk oluşturur ( Macit, 2005: 13)

      Usûlî’nin şiirlerinde belirlenen özelliklerden biri de söz tekrarlarının önemli bir yeri olduğudur. Dikkat edildiğinde şiirlerinde redifli söyleyişi tercih etmesi de bunun bir göstergesidir. Usûlî’nin bu söz tekrarlarıyla hem anlamı pekiştirdiği hem de musikiyi sağladığı görülmektedir. Şiirlerinde daha çok mısra içi söz tekrarlarına başvurmuştur. Büyük oranda tasavvuf terimlerini özellikle derd kelimesini tekrarladığı görülmektedir. Bu tekrarlanan kelimeler onun tasavvufî yönünü ortaya koymaktadır.


      YÀ Rab hÀlimiz nola rūz-ı şümÀrda

      Çün bí-şümÀr cürm ü hatÀmız şümÀr ola




      YÀrÀn beni koyup gidicek gūr-ı gÀrda Lutf-ı keremlerin yetişe yÀr-ı gÀr ola




      Ne gam bÀd-ı hevÀyile yele varsa ten-i hakim BihamdillÀh hele gitmez başımdan bu hevÀ bÀrí




      MakÀm-ı aşkda bir dem karÀr etmez dil-i zÀhid MekÀn ehl-i belí tutmaz mekÀnı lÀmekÀn içre
    1. Bu hüsn ü bu cemÀl ile güzeller şÀhısın şÀhım Yolunda cÀn u baş terkini urmayan
    2. Benim zíbÀ cemÀlie gönülden Àşıkım Àşık Gerek öldür gerek dirgir severem ihtiyÀrım yok

      Yüz urup Síne-çÀke sínemin çÀkını şerh eyle Hem Ahmed BÀlí’ye billÀh dervíşÀne aşk eyle

      DūzÀh-ı sūzÀn-ı hicrÀn içre yan bir nice bir Ey özüne cennetü’l me’vÀda me’vÀ isteyen

      Ruh-ı zerdini ehl-i derd olanın ehl-i derd anlar Anı bí-derd olan bilmez ne bilsin har za’ferÀnı

      Ah kim ol bí-vefÀ gitdi bana yÀr olmadı

      Derd ü gamdan özge bir kimse bana yÀr olmadı

      Ne zíbÀ kasr olur kasr-ı vücūdun híç kusūrı yok Eger seyl-i havÀdisten harÀb olmazsa bünyÀnı

      Yıkdı virÀn eyledi göz göre gölüm şehrini Göreyin tíz güde olsun böyle virÀn ayrılık



      Derd-i dilberle bihamdillÀh başım hoşdur benim Derd-i ser verir tabíb ikdÀm eder dermÀnıma


      Nice şerh eylesin diller bu gözler görmedik hüsnü İlÀhí sakla sen anı yavuz dilden yavuz gözden

      Bu rÀh-ı belÀ sÀlikine yÀr olamazsın Derd ehline sen yÀr-ı vefÀdÀr olamazsın

      CÀn ile şöyle belÀ dedin belÀ-yı aşka kim Her taraftan bin belÀ gelse belÀ gelmez sana


      Ehl-i derd ol ehl-i derd ol ehl-i derd ol ehl-i derd Ey Usūlíden su’Àl edip tesellÀ isteyen



      Ne bir kimseyle karım var ne elde ihtiyÀrım var

      Ne bir sÀ’at karÀrım var meded gamdan helÀk oldum




      Kalmadı sabrı dilin ÀrÀmı gitdi cÀnımın Ey dirígÀ dahi ol ÀrÀm-ı cÀnım gelmedi

      Hiç düşer mi ben esír-i derd bí dermÀn olam Gayriler rif’atde benden hÀk ile yeksÀn olam

      DiyÀr-ı gurbete düşdüm bu yÀd illerde yÀrım yok Beni gam hÀksÀr etdi meded bir gam-güsÀrım

      Ademíden har mükerremdür bu Àhurda gönül Ademísen taşra at kendini bu hÀr-hÀnedÀn

      Dostum düşmenler ile yÀr sanmışsın beni Ey dirígÀ yÀr iken agyÀr sanmışsın beni

      Ben ol şem’i-i cihÀn-sūzum çerÀg-ı Àlem efrūzum Sözüm sūzundan olmuşdur dehÀnımdan zebÀn Àteş

      Ey gözüm nūru vü gönlümün sürūrı şükr kim Geh gözümde cÀ vü geh gönlünde me’vÀ eyledin

      Esb-i devletden düşersin hak-i gūra ser-nigūn Ey şeh-i devrÀn gerek DÀrÀ gerekse Behmen ol

      Benim gam çünki yÀrimdir ko yÀr agyÀra yÀr olsun Beni cevriyle yog etse kayırmaz kedi var olsun

      Bunluğu ko benliği terk eyleyüben ol şehin İtlerin olmağa sa’y et Usūlí sen sen ol

      Ey ki hüsnün hūb çeşmin hūb cismin cümle hūb NÀm- pÀkin ehl-i diller içre mahbūbu’l-kulūb

      Ey melÀmet hÀnkÀhında murÀdın gözleyen

      NÀ-murÀd olmayan olmaz mürşid-i aşka mürid



      Ehl-i diller zümresinden olamaz ehl-i hevÀ Ey Usūlí her Yezíd olmaz Cüneyd ü BÀyezid




      Ey hÀce böyle devlet ü cÀha dayanma kim Bu devletin sonu let ü bu cÀh çÀh olur

      Ey Usūlí aynını gayb eyledin a’yÀnda Anın içiün sana gaybiyyÀt ayniyyat olur

      Gel getirme kisenin Àlemde bÀr-ı mihnetin Çekmegil har-vÀr Usūlí kimsenin har-vÀrını

      SelÀmet ol benim rūhum ki ben hÀke selÀm etdin Yine bu sicn-i dünyÀyı bana dÀrü’s-selÀm etdin

      Ayrıldım yÀrdan Usūli meded deli oldum deli

      Ah pírim Muhammed Ali himmet eylen himmet eylen

      Jeng-i kesretden kimin k’Àyínesi bí-gerd olur Zerre-i nÀçíz iken hurşíd-i Àlem gerd olur

      Ey Usūlí yie Hakka Hak durur Rūşen delíl K’ÀfitÀba ÀfitÀbın nūru hem büryÀn olur

      SÀf kıldınsa gönül Àyinesin Àb gibi Görünür nūr-ı ezel Àbda mehtÀb gibi






      Delerse delsin ey Àşık dili tiğiyle ol dilber Delerse bağrını delsin sana ne dil senin nendir




      Ser-i kūyuna bir yana çeker cÀn bir yana gönül Beni gel ey ecel billÀh lutf et bir yana eyle

      Ne yaraşmış güzel benler yüzünde ol hasen şÀhın HemÀnÀ ol güzel gözlüm güzeller içre bir begdir

      Ey soran sırr-ı hakíkat kandadır cÀnındadır Belki şol cÀnındaki deryÀ-yı irfÀnındadır

      Deme hışm eyleyip halka fülÀn kişi fülÀn etmiş Cehennem oduna yanam fülÀn ibni fülÀn içün






      Gamın ey cÀn dil-i gam-hÀruma gam-hÀr yeter Şeb-i mihnetde bana derd ü elem yeter




      ZÀhir eder sıfÀtını cilvede hüsn-i zÀtımız ZÀtımızı kemÀl ile zínet eder sıfÀtımız




      BelÀ cündü durur mülk-i dili gÀret kılan dÀyim Kara bagrımdaki yaşlar durur lÀkin belÀ başı




      Çünki segin dilde ímÀnımdır ölürsem dahı Umaram kim gitmeye sínemden ímÀnım benim
      Akl u sabr u cÀn u dil kapında kaldı dostum

      Gam değil derd ü gamındır çünki yÀrÀnım benim




      Muttasıl sanma bizi cevr ü cefÀnın kuluyuz Dostum gÀh cefÀ gÀhí vefÀnın kuluyuz

      Aldanmadık bu memleketin tÀc u tahtına Bu taht içinde bizde aceb padişalarız

      Terk-i meydense safÀsı sūfinin Rind-i mey-hÀrız safÀdan eyleyen

      KÀse-i ser hicr ile peymÀne-i hÀk oldı gel Hey bizimle adh ü peymÀnın ferÀmūş




      Derd imiş dermÀn-ı Àşık derde derman et hemÀn Derd-i derd dermÀn demiş bu derde bu derdÀ-yı Àşk




      Var durur Àlemde her sūretde bir ma’ní-i hÀs Lík sūret Àlemine sığmadı mÀ’nÀ-yı aşk

      CihÀndan geçmek istersen hūriler kuçmak istersen Göklerde uçmak istersen evvel cÀnını cÀn eyle

      Kapından hor u zÀr idim itim diyü ululardın

      Be ben bed-nÀmı halk içre bu nÀm ile benÀm etdin

      Hor bakma her nemed-pūşa sakın ey muhteşem Her gedÀyı Hızr gör her şahsa dervíşÀne bak

    3. İKİLEMELER




      İkileme, anlamları birbirine yakın, karşıt olan veya sesleri birbirine benzeyen kelimelerin yan yana kullanılmasıdır. İkilemeler, şiirde ahengi sağlayan önemli bir unsurdur. Sözcüklerin tekrar edilmesi anlamı pekiştirerek çok etkili bir hale getirir. Divan edebiyatında ikilemelerin çokça kullanıldığı görülmektedir.




      Divan edebiyatında da ikilemelerle dolu beyitlerle, redifleri ikilemelerden oluşmuş gazellerle ve tamamen ikilemelerle yazılmış şiirlerle karşılaşmaktayız. Bu konu ile ilgili olarak Vecihe Hatiboğlu’nun yapmış olduğu tasnif çalışması bulunmaktadır. Şairler bazen bir mısrada, bazen de beytin her iki mısrasında ikilemeleri kullanırlar. Beyitlerde ikilemelerle beraber söz ve ses tekrarları ve bu tekrarlara dayanan söz sanatları da bulunabilir. Bu anlatım şekli divan şiirine has bir özelliktir.




      Beyitlerde tek ikileme bulunabilir. Bu çeşit ikilemeler günlük konuşma dilinde de kalıplaşmış dil birlikleri olarak kullanılmaktadır. Şiirde örnekleri oldukça fazladır. Bu beyitlerde ikilemelerin düzenlediği seslerin yanı sıra diğer ses benzerlikleri de ahenk unsuru olarak dikkati çekmektedir. İkilemelerin anlam açısından da beytin kelime kadrosunu belirlediği söylenebilir. Azeri sahası şairleri




      eserlerinde ikilemeyi de aşarak üçlemelerle yazılmış gazeller kullanmışlardır. Seyyid Nesimi’nin bu tarzda yazılmış başarılı şiirleri vardır.2

      Usûlî ahengi artırma, anlamı pekiştirme ve vurguyu ortaya çıkarmak amacıyla ikilemeleri de sıkça kullanmıştır. Usûlî Divânı’ndan seçilen ikilemeler aynı kelimenin tekrarı biçimindedir. İkilemeler Türkçe kelimelerden ziyade Arapça ve Farsça kelimelerden oluşturulmuştur.




      Şevk ile şerh etmege ÀyÀt-ı aşkı bÀb bÀb Fasl-ı gülde bülbüle evrÀk-ı gül besdir kitÀb




      Puhte olup ehl-i dil bezminde bulmaz çÀşní Döne döne olmayan mihnet ocağında kebÀb




      Girmek istersen meydÀna iç kanını kana kana Aşk oduna yana yana cigerini biryÀn eyle




      Gönül rÀh-ı meşakkatde ayakda kaldı sultÀnım Ede geh gÀh göz ucuyla ırakdan merhabÀ bÀrí




      Çün hayÀlinden erer cÀn u dile nev nev nüvíd Ben garíbe her gece derd oldı vü her rūz ıyd




      Bildim bugün cÀn acısın cÀnÀndan ayrıldım meded KÀfir müselmÀn acısın sultandan ayrıldım meded




      Bir melek sevdim ki görse ins ü cÀn hayrÀn olur Allah Allah ol perí-peyker ne hūb insÀn olur




      Düşdü aşkın baharının girdÀbına fülk-i felek Döne döne kendözin kurtaramaz girdÀbdan




      Bağlar yolunu gitmege azm etme sevdiğim Kanlı yaşım ki katresi bin bin katar olur




      Bize bu aşk ile eglenmege bir yÀr olsa YÀr bin bin bulunur yÀr-ı vefÀdÀr olsa


      2Muhsin Macit, Divan Şiirinde Ahenk Unsurları, s.36-37




      Derd ile nice yarılmasın yüregim sínesi PÀre pÀre olmayınca yÀre yarar olmadı




      CihÀnda ni’met-i aşkın ne bilsin kıymetin şol kim BelÀ bÀzÀrgÀhında döne döne mezÀd olmaz




      Kūy-ı dilberde Usūlí öldü vü buldu hayÀt HamdülillÀh ölmedin yerini uçmağ eyledi




      Ezber okurdu gönül aşkın kitÀbın harf harf İnmemişdi Hazret-i Peygambere Kur’Àn henūz




      Ser-riştei murÀd ele girmez direz direz Ten cÀmesini gam makasıyla paralarız




      Aşk oduna yandı ser-tÀ-pÀ gönül pervÀne-vÀr Hàlim ey pervÀne var ol şem’a yana yana




      CÀm-ı la’lindir demÀdem cÀnı medhūş eyleyen Kana kana kanını bí-dillerin nūş eyleyen




      Bulunmaz gün gibi misli cihÀnda Ararsan zerre zerre kÀyinÀtı




      Yer gönül tír-i belÀ peykÀnını hurmÀ gibi Tatlı tatlı nūş eder níş-i gamı helvÀ gibi




      Yanıp yakıl huzūrunda gönül göynüklerin söyle Bu ben pervÀneden ol şem’a yana yana aşk eyle




      Dahi bir gün geçip Tanrı selÀmın gerçi vermedin Usūlíden sana her demde bin bin merhabÀ olsun




      İki cihÀn terkin urduk fenÀlarız fenÀlarız AbÀya nemede girdik fenÀlarız fenÀlarız




      Gel gel ey rūhum ki uş sensiz helÀk oldu gönül Ayrılık biçÀrein çok cÀnına kÀr eylemiş




      Yaka yaka aşk odu külli kül etdi cÀnımı Ateş urdu hırmen-i MūsÀya Àhır bu kabes




      Çün kıyam etdi ezelde kÀmet-i bÀlÀ-yı aşk Yer yerin kopdu sadÀ-yı rabbiye’l-a’lÀ-yı aşk




      Mümkin olmaz kim ayagı tozuna yüzüm sürem BÀri şol seyr etdigi yolları görsem gÀh gÀh




      Bana kıya kıya bakan kor muyum seni kor muyum Bakışı yüregim yakan kor muyum seni kor muyum




      HÀk-i cismim zerre zerre raksa girdi şevkden Çün tecelli eyledi mihr-i cihÀn-ÀrÀ-yı aşk




      Ey Usūlí hÀdisÀt etfÀli yer yer yügrüşür Var ise girdi melÀmet şehrine rüsvÀ-yı aşk




      PÀre pare eyledi ten cÀmesini tíg-i aşk

      HÀr-ı gamdan şimden geri dest uramaz dÀmÀnıma




      Tal’atı hūb u kamu şekl ü şemÀyil mahbūb Lík hayrÀn eder ol tavr-ı garibÀne beni




      Aşkdan zevk eyleyip bir lezzet almak isteyen Döne döne gam tenūrunda kebÀb olmak gerek




      Apardın gönlünü halkın kopardın fitneler yer yer KıyÀmet kÀmetinle çün benim rūhum kıyÀm etdin




      HÀk cismim lerzeden virÀn olur bÀri ana Dildeki kūh-ı belÀdan yer yer evtÀd eylesem




      Kayırmaz lÀle gibi kanlı sinem çÀk çÀk olmak Sana bir Àğ-ı pinhÀnım ko bÀrí ÀşikÀr olsun




      Ko olsun ey yanagı gül letÀfetden ruhun gül gül Usūlí gibi tÀ bülbül o gülşende hezÀr olsun




      Gevher-i nÀyÀb kılmışsın dür-i yek-dÀneyi Katre katre gözlerim yaşını ummÀn eyleyen




      Se güzeller şahısın saf saf durur dívÀneler Hazretinde kurulan dívÀne aşk olsun derin




      Aşka uyalda beri gitdi levend oldu gönül Bulduğumca gÀh gÀh divÀne aşk olsun derin




    4. CİNAS




      Yazılışları aynı ama anlamları farklı olan sözcüklerin oluşturduğu bir sanat türüdür. Cinas farklı çeşitlere ayrılmaktadır. Kelimeler arasındaki ses benzerliklerinin tam veya eksik olmasına göre cinas-ı tam ve cinas-ı gayr-i tam olarak isimlendirilir. Cinaslı söz söylemeye tecnis denilir. Tezkireciler tarafından şiir sanatları içinde gösterilmektedir. Usûlî Divânı’nda cinas sanatının kullanıldığı görülmektedir. Aşağıdaki beyitler bu sanatın kullanıldığı seçilmiş örneklerdir.




      Ne yaraşmış güzel benler yüzünde ol hasen şÀhın HemÀnÀ ol güzel gözlüm güzeller içre bir begdir




      Müsellem tuttular şi’rin Usūlí Usūl-i nazmda SelmÀn olanlar




      Sünbülleri ki gül yüzüne tÀrumÀr ola CÀn u gönül helÀkine her tÀr mÀr ola




      Ser-i kūyuna bir yana çeker cÀn bir yana gönül Beni gel ey ecel billÀh lutf et bir yana eyle




      Bana kıya kıya bakan kor muyum seni kor muyum Bakışı yüregim yakan kor muyum seni kor muyum




      Boyun servine ermez el sana el sunmasın engel Olur olmaz pelíde gel hevÀdÀr olma sultÀnım




      Dün kodu gitdi biz kulu ol yÀr- cÀnımız HakkÀ ki gelmemişdi gece yarı cÀnımız




      Olımazmış bu cÀn cÀnÀnsız Hiç beden olabile mi cÀnsız




      Bir an idi vuslat günü kim geçdi ol anı Bir dahi Usūlí acabÀ anı görem mi




      Hastayım derdinle ancak bir nefes varır gelür Gel yetiş rūhum ki görem seni bÀri bir nefes




      DÀğ-ı derdi bu derūnun kūhu kÀha saymadı Hoş döyer ey dil külüng ü mihnete dÀğın senin




      CÀn u dilden yar kim ey yÀr senden dönmezem Tíg-i mihnetle yüregim yar senden dönmezem




    5. İŞTİKAK




      İştikak, bir kök ile o kökten türeyen ve veya asıl anlamları aynı köke bağlı bulunan kelimelerin bir arada bulunması sanatına denir. Usûlî Divânı’nda asıl anlamı aynı köke bağlı olarak türetilmiş birçok kelime bulunmaktadır. Aşağıdaki beyitler bu kullanıma örnek oluşturacak türdendir.




      Ey ki hüsnün hūb çeşmin hūb cismin cümle hūb NÀm- pÀkin ehl-i diller içre mahbūbu’l-kulūb




      Ögünüp akl-ı ma’aş ile fuzūl olma fakíh Ya’ni insÀna fazílet mi verirmiş fuzalÀt




      İttihÀd edip gam-ı aşk ile bulursa huzūr

      ŞÀdi vü gam Àşıkın yanında hep yeksÀn olur




      Da’víden geçmek durur ehl-i şuhūd ey müdde’í ŞÀhid-i zor ile bu da’vÀ kaçan isbÀt olur




      Cū be-cū bildik muhassal Àlemi HÀsılı bÀd-ı hevÀdan geçmişiz




      Seyr-i mÀha yog imiş ÀvÀz-ı segden çün zarÀr Arif olan híçe sayar münkirin inkÀrını




      Bir fakíriz kim gınÀmız var inÀdan çün bizi Etdi müstagní iki Àlemden istignÀ-yı aşk




      Kasd edicek ka’be-i maksūda kūy-ı vahdete Bir kademde erişir pÀy-ı cihÀn-peymÀ-yı aşk




      BekÀ meyini gözet bakma cÀm-ı gerdūna Bu humm hamrının ey dil humÀrı var ancak




      Sūretin Àyine-i nūr-ı HudÀdır sevdiğim Tal’atın envÀr-ı zÀt- MustafÀdır sevdiğim




      Tal’atı hūb u kamu şekl ü şemÀyil mahbūb Lík hayrÀn eder ol tavr-ı garibÀne beni




      HÀsılı mahbūblardan gün gibi mümtÀz olup Encüm olsa hūblar ol mÀh-tÀb olmak gerek




      BelÀlar ejdehÀsından yüzün döndürme ey tÀlib CihÀnda genc-i maksūda talebkÀr olmak istersen




      Erişmez çünki ol mÀha nedir bunca figÀn ey dil Elin alıp seni göğe çıkarmaz hod bu efgÀnın




      Ay u gün cümle melekler hüsnüne tahsín okur BÀrekallah zí-cemÀl-i ahsen ü hüsn-i cemíl




      Ka’be-i maksūdu pinhÀn eyleyip gösterdi dest Herkese bir maksad u her şahsa bir dürlü delil




      Nicesi inkÀr edersin aşka ey Àşık senin Aşkına hod şÀhid-i Àdil yeter renc u sakam




      Gönülde tÀb u cÀnda teb dururdum muntazır her şeb O şÀha kim diye yÀ Rab benim bí-intizÀrımdan




      Etmesin hergiz mübÀrek hÀtırına gam hutūr Hak te’ÀlÀ cÀn -ı pÀkini hatardan saklasın




      Aşık ma’şūka alınır ma’şūk aşk ile bilinir

      Derd olsa dermÀn bulunur hemÀn derde dermÀn eyle




      AyÀt-ı hakkı safha-i ÀfÀkda okunur Nefs-i nefísin enfüsün olursa enfüsü




    6. KALB




      Bir kelimedeki harflerin yerlerini değiştirmek ya da bir kelimedeki harfleri kullanarak değişik kelimeler yapmak sanatıdır. Aynı kelimede seslerin yerlerinin değişmesi ciddi bir ahenk oluşturur. Bu sanat cinas sanatı içinde yer almaktadır. Usûlî Divânı’nda ahengi sağlamak için bu sanatın yer yer kullanıldığı görülmektedir. Kelimelerdeki seslerin yerleri değiştirilerek şiirinde kulağa hoş gelen bir ahenk oluşturmuştur.




      Fakr güncinde bulan genc-i kanÀ a’tdan nasíb MÀlik-i mülk oldu oldur mün’im-i kÀmil nisÀb




      Dil su’Àl eyler lebin dÀrü’ş-şifÀsından şifÀ Oldu derde dürd ile erişdi şÀfí cevÀb




      Ey Usūlí Àrif-i i’rÀf-ı irfÀnız bugün

      Ne cahíminde ne hod Firdevs-i a’lasındayız




      Bu cihÀn beglerinin ehl-i kemÀle dÀyim Kuru tahsínine vü ettiği ihsÀnına yuf




      Sen harím-i valsını arz edesin nÀ-mahreme

      GÀm beyÀbÀnında ben mahrūm u sergerdÀn olam




    7. SES TEKRARLARI




      Ses tekrarları şiirde ahengi sağlayan unsurların başında yer almaktadır. Seslerin belirli aralıklarla tekrarı şiiri musikiye yakınlaştırarak ahengin oluşmasını sağlar.




      Usûlî’nin sıkça ses tekrarlarını kullanıp ahengi sağladığı görülmüştür. Aynı sesin tek bir beyitte bile defalarca sıkıcılığa yer vermeden anlamı bozmadan güzel bir ahenk oluşturarak tekrarlandığı görülmektedir.




      CÀn ile şöyle belÀ dedin belÀ-yı aşka kim Her taraftan bin belÀ gelse belÀ gelmez sana




      Eller ile tatlı dilleşir ol dil-rübÀ

      Eucuyla bize ırakdan demez bir merhabÀ




      Dil su’Àl eyler lebin dÀrü’ş-şifÀsından şifÀ Oldderddürile erişdi şÀfí cevÀb




      Diler isen ki sana göstere yüz şÀhid-i zÀt SūfiyÀ síneni sÀf eyle nitekim mir’at




      Ol mehlikÀ sarÀydadır dívÀne dil efgÀndadır

      Ten burada cÀnım andadır ben cÀndan ayrıldım meded




      Jeng-i kesretden kimin k’Àyínesi bí-gerd olur Zerre-i nÀçíz iken hurşíd-i Àlem gerd olur




      Bin zínet ederse özünü pírezen-i dehr Baş egmeziol kahbeye merdÀneleribiz




      DiyÀr-ı gurbete düşdüm bu yÀillerde yÀrım yok Beni gam hÀksÀr etdi medebir gam-güsÀrım yok




      Coşdu deli gönül coşdu deryÀlara dolup taş

      Gam denizi başdan aşdı himmet eyle himmet eylen




      Hey yediler kırklar birler hÀzır gÀyib olan pírler Çağırdığım gerçek erler himmet eyle himmet eylen




      Gam dopdolu cÀnda tende huzur kalmadı vatanda Gönlümüz eglenmez bunda gel gurbete gidelim gel




      DÀr-ı ukbÀda beni berbÀd ederlerse eğer Devlet-i dídÀrsız bÀğ-ı cihÀne bakmayam




      Beni aldı gam-ı hicrÀn bu derde yok mudur dermÀn Nice döysün buna ihsÀn medegamdan helÀk oldum




      İl Àlem demde Àlemde hemÀn ben bende matemde Gönül gamda gözün nemde meded gamdan helÀk oldum




      Bir oldu aglamagülmeyalan oldu hemÀn ölmeNiceydineyleyebilmem meded gamdan helÀk oldum




      Çünki murdÀr durur mÀ ü meni kendimizi Cümleden arıdalıbí-men ü bí-mÀ kılalım




    8. PARALELİZM




Paralelizm, şiir dilinde mısralar arasındaki benzer dil birliklerinin ve kelimelerin anlamla bütünleşen sesin eşliğinde paralel sıralanışını ifade eder. Dörtlü, beşli söz tekrarlarında görülen aynı kelimelerin beytin her iki mısrasında belli bir düzenle tekrarlanmasına karşılık paralelizmde sadece aynı kelimelerin değil, ses, anlam ve vezin yönüyle benzer kelimelerin tekrarı ifade edilmektedir.




  1. Beyitte veya gazelde paralelizm: Bu kullanımda beyti oluşturan iki mısra arasında ya da gazeldeki bütün beyitler arasında paralelizm söz konusudur.




  2. Tam veya yarım paralelizm: Paralelizmin esasını oluşturan şu üç unsur;




    1. uzuvların sayısının aynılığı,




    2. münasebet-nisbet aynılığı,




    3. kuruluş-yapı aynılığı,




      bir beyitte bulunursa tam, ikisi yahut biri bulunursa yarım paralelizm oluşturulur.




  3. Ortak sözsüz ve ortak sözlü paralelizm: Ortak sözlü paralelizm, divan şiirinde çok karşılaştığımız paralelizm türlerindendir. Ortak söz, paralel unsurların önünde, ortasında ya da sonunda gelebilir. Ortak sözler genel olarak yardımcı fiillerden ya da bildirme ekinden oluşur.




  4. Düz ve aksi paralelizm: Aynı mısra veya sentaktik bütünlük içinde unsurların belirli sıra ile kullanılması düz paralelizmdir ( Macit, 2005, 53-62). Parelelizm de Usûlî’nin Divânında kullanmış olduğu ciddi bir ahenk unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Parelelizmin tüm çeşitlerinin kullanıldığı görülmektedir.




YÀ Rab hÀlimiz nola rūz-ı şümÀrda

Çün bí-şümÀr cürm ü hatÀmız şümÀr ola




YÀ ilÀhibu dil-i bíçÀreme bir díde ver

Kim rızanı gizleyem artık yabana bakmayam




Gamından gönlüm eglenmez dem olmaz kim yürek yanmaz Bu derde kimse katlanmaz gidelim bÀri şehrinden




SafÀda gayrilerle sen cefÀlar içre kalam ben Ölem yegdir bu dirlikten gidelim bÀri şehrinden




Dil alır sÀhir imişsin dün ü gün Àhmış VefÀsız kÀfir imişsin gidelim bÀri şehrinden




Çeşmini kuhl-ı basíretle mücellÀ eyle kim Kendi noksanım görem ayb-ı fülÀna bakmayam




Çıkmışdır bağrımda başlar sel oldu gözdeki yaşlar Engine saldım yoldaşlar himmet eylen himmet eylen




HÀlimi tÀ Àşık-ı zÀr olmayınca bilmedin Derdimi derde giriftÀr olmayınca bilmedin




Bir selÀm ile beni anmadın ammÀ ben kulun Her nefes cÀn ile sen sultÀna aşk olsun derin




HÀr-ı gamdan ben belÀlı bülbülün çekdiklerin Sende bir serve hevÀdar olmayınca bilmedin




Sayd olur ser-pençe-i şÀhin-i aşka neylesin

KÀf-ı kudretden tutalım kim gönül anka imiş




Aşıka zehr-i belÀ sunuldu halka ayş u nūş Ellere zevk u safÀ verildi bize cefÀ




Ey dirígÀ yıktı vü yaktı vücūdum Àlemi Tende tÀb u dídede Àb u gönülde ıztırab




Batdı girdÀb-ı havÀdiste vücūdun gemisi Hızr-ı vakte erişip bulmaz isen rÀh-ı necÀt




Gülşen-i hüsn içre bitmiş bir nihÀl-i tÀzesin Ey boyu servim salınmasın yanınca her pelíd




Bildim bugün cÀn acısın cÀnÀndan ayrıldım meded KÀfir müselmÀn acısın sultandan ayrıldım meded




TÀk oldu gamdan tÀkatım kalmadı gitdi rÀhatım Ayrıldı benden devletim ol cÀndan ayrıldım meded




Ehl-i ikrÀrın sücūdu vü niyÀzı Hakkadır Münkirin ma’būdu vü mescūdu dÀyim LÀt olur




Zulm-ı gam dil mülkünü yıktı Usūlí yÀrsız Bir ilin kim pÀdişÀhı vírÀn olur




Bu meleklerdir ki secde eylediler Ademe Arasında buların İblise istisna nedir




Çın seherden yine enfÀs-ı sabÀ-bū gelir Yine sahrÀ-yı Hoten’den bir güzel Àhū gelir




Şehídin nūr iner kabrine derler lík ben hasta Ölürsem bu harÀretle çıkar odlar mezÀrımdan




Ağzın ile kÀmetin zülfün benim çok sevdiğim Ayağın toprağı hakkı bana dünyÀ malıdır




Söylenen dillerde şimdi Leyli vü Mecnūn değil Zülfün ile bu dil ü dívÀnenin ahvÀlidir




Bugün FerhÀd-ı aşkım ben gönülde kūh-ı gam senden Bana ey Husrev ü Şírín dehen dağlarca mihnettir




YÀ Rab edir bu Àteş-i cÀnsūz dilde kim Ah eyledikçe göklere agar duhÀnımız




ZÀhir eder sıfÀtını cilvede hüsn-i zÀtımız ZÀtımızı kemÀl ile zínet eder sıfÀtımız




Hüsn-i cemÀli Àyetin levh-i vücūda yazmaga Nūr-ı ezel midÀdımız nūn-ı kalem devÀtımız




FirkÀtin níşini çÀk ok gibi urdun cÀnıma Çıkmadı kaldı kara bağrımda o peykÀn henūz




Cümle Àlem kÀmrÀn şenlik kamu il memleket HÀne-i dil zulm-i cevrinle yatar vírÀn yatar




Erdi merhem herkese dÀrü’ş-şifÀ-yı gaybdan Bu onulmaz derdime bulunmadı dermÀn henüz




Murg-ı dil aşk Àyetin okurdu bülbüller gibi Hüsnü bağında gül-i gülzÀr idi eğlencemiz




CÀn u dil MūsÀsı gark etdi tecelli nūrına Tūr idi seyrÀnımız dídÀr idi eğlencemiz




Mümkin olmaz kim ayagı tozuna yüzüm sürem BÀri şol seyr etdigi yolları görsem gÀg gÀh




Terk-i meydense safÀsı sūfinin Rind-i mey-hÀrız safÀdan geçmişiz




Dest ura dÀmÀnına ey gül senin her hÀr u ben Gonca-veş kanlar yudam bülbül gibi nÀlÀn olam




BÀğ-ı cennet Àşıka dídÀrsız duzÀh olur

Bülbül, şūrideye gülsüz çi gülşen çi kafes olur




Şah-ı mihnet her tarafdan saldı gam leşkerlerin CÀn u dil mülkü harÀba vardı sultanım yetiş




Ateş-i aşka düşelden beri bildim bunu kim VÀ’izin nÀr-ı cehennem dediği firkÀt imiş




ŞerÀr-ı nÀr-ı aşkından doluptur cism-i cÀn Àteş HÀs u hÀşÀke erişse yakar vermez amÀn Àteş




Ger Àhım olmasa yaşım harÀb eylerdi dünyÀyı Yaşım olmasa Àhımda dolardı hep cihÀn ateş




Tenimde zerre kadar kalmadı hayÀt eseri HemÀn bu haste dilin Àh u zÀrı var ancak




HÀtırım cem’iyyetin etdi períşÀ ayrılık Ayrılık kıldı bana dünyÀyı zindÀn ayrılık




Nitekim Àşıklara cennet cemÀl-i yÀr olur Ayrılıkdır ehl-i derde nÀr-ı sūzÀn ayrılık




Gönül kūyuna varmazsa gözüm yüzünü görmezse Bana bir merhem ermezse meded gamdan helÀk oldum




Ne bir kimseyle karım var ne elde ihtiyÀrım var

Ne bir sÀ’at karÀrım var meded gamdan helÀk oldum




Ey nice dürü sedefden ayırıp kıldı yetim

Ey nice göz yaşın etdi bahr-ı ummÀn ayrılık




Bağ-ı ayşımı hazÀn etdi semūm-ı kahr ile Ey yüzü gül kÀmeti serv-i hırÀmÀn ayrılık




Her kimin bir sencileyin Yūsuf-ı Ken’anı yok Gönlü bir mısr-ı fenÀdır kim anın sultanı yok




Ateş-i aş ile pervÀne sıfat tutuşalım YÀr dídÀrına arşı yanalım yakılalım




Ni’met-i dünyÀya bakmadım Usūlí olalı

Günc-i mihnet meskenim derd ü belÀ aşım benim




Hemíşe sÀye gibi pÀyına düşmek diler gönlüm Niceydim sensiz ey serv-i revÀnım híç karÀrım yok




Bugün nūr-ı ilÀhisin Usūlínin penÀhısın Güzeller padişÀhısın cefÀkÀr olma sultanım




Gözüm yaşı taşdı yine himmet eylen himmet eylen Düşdüm belÀ denizine himmet eylen himmet eylen




Derd ile ölmiş yatardım geldin ey cÀ hÀlime Lutf edip bir ölmüşün ruhun yine şÀd eyledin




Kaşların tÀkın eger yÀd etse mescide imÀm Kıble hakkı ey sanem yüz döndüre mihrÀbdan




Ben özge derde uğradım bana bu pendi ko ey şeyh Eger bir himmetin var ise lutf et bir dua eyle




Çıkmışdır bağrımda başlar sel oldu gözdeki yaşlar Engine saldım yoldaşlar himmet elen himmet eylen




Kurtulup hÀkí kafesden erişirsen kūyuna

Ol durur ey murg-ı dil Àlemde uçmağın senin




İl Àlem demde Àlemde hemÀn ben bende matemde

Gönül gamda gözün nemde meded gamdan helÀk oldum




Ben Usūlíyem eger bin kerre kessen başımı Yine dilimde budur güftÀr senden dönmezem




YÀrenler ecel gelmeden gözümüz toprak dolmadan Felek bizden öç almadan hele bir demdir sürelim




Yaşımı seyl-i revÀn etme benim begcegizim İşimi Àh u figÀn etme benim begcegizim




Ok gibi togru olan kullarının kÀmetini

Dest-i cevr ile kemÀn etme benim begcegizim




Ateş-i aşk ile pervÀne sıfat tutuşalım YÀr dídÀrına karşı yanalım yakılalım




Yaraşmaz sana agyar ile gel yÀr olma sultÀnım Gül-i bÀğ-ı cinÀnsın hemdem-i hÀr olma sultanım




Sūretin Àyine-i nūr-ı HudÀdır sevdiğim Tal’atın envÀr-ı zÀt- MustafÀdır sevdiğim




CihÀndan geçmek istersen hūriler kuçmak istersen Göklerde uçmak istersen evvel cÀnını Àn eyle




Şol kara bahtım gibi uykuya varsa gözlerim Tal’at-ı yÀri düşümde bÀri görsem gÀh gÀh




Kūşe-i mihnetde dahi hasta yatarmış garib HÀlini sorsam dil-i bímÀrı görsem gÀh gÀh




Bize bu aşk ile eglenmege bir yÀr olsa YÀr bin bin bulunur yÀr-ı vefÀdÀr olsa




Ölürem yarın bugü sabr etdiyu ben hastaya Ah ey bed-mihr öldürdün beni ferdÀ ile




Terk edip cÀn u cihÀnı yıkdın virÀn etdin beni

Böyle garip kodun beni kor muyum seni kor muyum




Beni akş oduna salan derd ile sergerdan kılan Eliyle gönlümü alan kor muyum seni kor muyum




Yanıma gel şfkat ile koma beni firkat ile

Korkaram bu hasret ile sen de ölürsün ben de ölürün




Bilmezem yÀ Rab ki peyk-i Yūsufun kandan gele Seyle verdi díde-i Ya’kūb Ken’an yolların




Usūlí díní dünyÀya sakın satma ki híç Àkil Verir mi rÀyegÀh cÀnını genc-i şÀyegÀn içün




Kodu akl u sabr u cÀn firkÀt diyÀrında beni Kimse ben bí-dil gibi Àlemde nÀçÀr olmasın




Kıl Usūlíye siyÀset aşk bÀzÀrında kim Her gedÀ valsın metÀ’ına harídÀr olmasın




Gamından gönlüm açılmaz ki nÀgÀh seyr-i bÀg etsem Gözüme hÀr u hançerdir cemÀlinsiz gül ü sūsen




Gönlüme rÀhında gam yemek gıdÀ-yı rūhdur Ka’be-yi kūyunda cÀn vermek sefÀdır sevdiğim




Ger tecelli etmek istersen gönül envÀrını Gel götür bir dem aradan perde-i pindÀrını




Aşk deryÀsında başımdan neler geçtiğini Söylemek mümkin değil çok mÀcerÀdır sevdiğim




Sen büt-i ters-yı koyup gayri yÀre dil veren KÀfir-i aşk oldu öldürsen gazÀdır sevdiğim




Ey libÀs-ı fakr ile fahr eyleyen uryÀn dede TÀc u taht-ı Àleme baş egmeyen sultÀn dede




Gitdim ammÀ kaldı kapında dil ü cÀnım benim CÀn u dilden ulunam devletli sultÀnım benim




Açar gönlünü bir tatlı dil ile yÀr Usūlínin Gerek endişe bÀbında yüz bin kilit olsun




Vüs’at-i küllí bilip inkÀrını her bir hasın Kulagına koymayıp deryÀ olan ummÀn dede




Ölmiş idik cehl ile Àb-ı hÀyat-ı nutkdan

Bir nefesde feyz-i rūh etdin bie ey cÀn dede




Söz güherdir açma nÀdÀnÀ dehÀın hokkasın Kıymetin bilmez yere harc eyleme güftÀrını




Yürü ey nÀme bizden şol şeh-i hūbÀna aşk eyle Ki ya’ni Mustafa’ya ol güzel sultÀna aşk eyle




Eger zencír-i mihnetde nedir hÀli diyü bir gün Sorarsa ben kulun Seyd’ Ahmed-i DívÀne aşk eyle




Evvel başdan seni ögerin cümle işi gören Allah Sıdk ile çagıran kulun maksudunu veren Allah




Senin kulundur cism u cÀn sana tesbih eder cihÀn Gözlerden olıben nihÀn gönüllere giren Allah




Her kişi bu hÀli bilir kimi doğar kimi ölür

CihÀn halkı gider gelir híç gitmeyip duran Allah




Kimisine devlet verip kimisine rahmet verip Bir kuluna la’net verip dergehinden süren Allah




DükkÀn içre görüp sen zÀt-i pÀki dehr-sarrÀfı Dedi bunun gibi gevher bulunmaya dükÀn içre




  1. ARMONİ




    Armoni bir veya birkaç mısradaki seslerin birbirine uymasına, birbirleriyle veya bir anlama göre düzenlenmesine denir.




    Aliterasyon ve asonans şiirde armoniyi sağlayan unsurlardır. Bir mısra içinde veya devam eden mısralar arasında aynı ünsüzlerin tekrarlanması aliterasyon anlamına gelmektedir. Kullanılan ses tekrarlarının her zaman anlamla örtüşmediği görülmektedir.




    DÀr-ı dünyÀda seni mislin güzel gelmez banGerçi nakkÀş-ı ezel yazmış güzel timsÀller




    Olduk belÀ okunUsūlí níşÀne kÀş BÀrí cihÀndolmasnÀm u nişÀnımız




    Canın aldı gam dil-i bíçÀrenin feryÀd kim Arz-ı hÀl etmege ol şÀh-ı cihÀne cÀnı yok




    YÀ diyÀr-ı yÀrdan bÀd-ı sabÀ verdi haber

    YÀ İzÀm’dan nÀgehÀn berk-i dırahşÀn urdu dem




    Yıkılır gökler ger Àh u nÀle bünyÀd eylesem Tutuşur Àlem harÀret birle feryÀd eylesem




    Yüzün metn-i kelÀmullÀh sözün ÀyÀt-ı rabbÀní CemÀlinde ÀyÀn olmuş kemÀl-i sun’ı YezdÀ




  2. KAFİYE VE REDİF




Kafiye divan şiirinde ses tekrarlarına kafiye, söz tekrarlarına ise redif denir. Kafiye, mısraların yahut beyitlerin sonlarında veya son noktaları sayılan yerlerde, söz, anlam ve görev bakımından farklı ses ve söz tekrarı olarak tanımlanabilir ( Muallim Naci, 1982: 43). Bunlar mısra sonlarında simetrik olarak kullanılırlar. Divan şiirinde şairler kafiye ve redifi sık sık kullanırlar. Öyleki kafiyenin olmadığı durumlarda bile Türkçe kelimelere bazı eklerin getirilmesiyle, kafiyeli olması mümkün olmayan kelimelerle kafiye yapmışlardır. Usûlî Divânı’nda kafiye çeşitleri ve redif kullanılmıştır. Aşağıdaki veriler divanda yer alan kafiye ve redifleri göstermektedir. Redifler incelendiğinde genellikle eklerden ve Türkçe kelimelerden oluştuğu görülmektedir.




  1. er peydÀ / sÀhib-nazar peydÀ




  2. yÀdigÀr ola / bahÀr ola




  3. belÀ gelmez sana / fenÀ gelmez sana




  4. sana / vÀveylÀ




  5. cefÀ / pÀdişÀ




  6. etūb / mehhÀ’ü’z-zünūb




  7. türÀb / ÀsiyÀb




  8. Àb / feth-i bÀb




  9. fuzalÀt / mahví-sıfat




  10. ahriyÀn ile bahs / HassÀn ile bahs




  11. tÀc / ihtiyÀc




  12. kabíh / saríh




  13. belÀ-yı çarh / nevÀ-yı çarh




  14. nÀ-ümíd / BÀyezíd




  15. cÀndan ayrıldım meded / sultÀndan ayrıldım meded




  16. şerer lezíz / ciger lezíz




  17. çÀh olur / penÀh olur




  18. LÀt olur ayniyyÀt olur




  19. destÀn olur / virÀn olur




  20. Àb- averd olur / nÀmerd olur




  21. sultÀn olur / bürhÀn olur




  22. gendir / bendir




  23. mihmÀn olanlar / SelmÀn olanlar




  24. a’lÀsındadır / ednÀsındadır




  25. deryÀdadadır / deryÀdadır




  26. şÀnındadır / kanındadır




  27. binÀ nedir / esmÀ nedir




  28. seyyÀrı gör / esrÀrı gör




  29. handÀn senindir / meydÀn senindir




  30. su gelir / yazu gelir




  31. ahvÀlidir / abdÀlidir




  32. sebük-bÀr yeter / hūn-hÀr yeter




  33. mihnetdir / muhabbetdir




  34. mÀller / kattÀller




  35. katÀr olur / meyvedÀr olur




  36. mederden incinir / zarardan incinir




  37. beyÀnımız / nişÀnımız




  38. hayÀtımız / rüvÀtımız




  39. nÀdÀn henūz / sergerdÀn henūz




  40. didÀr idi eglencemiz/ bí-hÀr idi eglencemiz




  41. abÀnın kuluyuz / filÀnın kuluyuz




  42. paralarız / cüdÀlarız




  43. merdÀneleriz biz / neleriz biz




  44. mezÀd olmaz / ad olmaz




  45. sultÀnsız / cansız




  46. helvÀsındayız / a’lasındayız




  47. fenÀlarız fenÀlarız / fenÀlarız fenÀlarız




  48. safÀdan geçmişiz / serÀdan geçmişiz




  49. nefes / ceres




  50. perkÀr eylemiş / dür-bÀr eylemiş




  51. kalender var imiş / er var imiş




  52. gülistÀnım yetiş / hırÀmanım yetiş




  53. vahdet imiş / mihnet imiş




  54. bÀlÀ imiş / deryÀ imiş




  55. hevÀdÀr eylemiş / ísÀr eylemiş




  56. cÀn ateş / zebÀn Àteş




  57. ihsÀnına yuf / dermÀnına yuf




  58. cihÀn-peymÀ-yı aşk / rüsvÀ-yı aşk




  59. humÀrı var ancak / mÀrı var ancak




  60. virÀn ayrılık / yan ayrılık




  61. yag ancak / sag ancak




  62. hicrÀnı yok / pÀyÀnı yok




  63. inkísÀrım yok / kÀrım yok




  64. dervişÀne bak / meydÀne bak




  65. himmet eylen himmet eylen / himmet eylen himmet eylen




  66. benÀm etdir / gulÀm etdin




  67. temennÀ eyledin / deryÀ eyledin




  68. berbÀd eyledin / irşÀd eyledin




  69. türÀb olmak gerek / kitab olmak gerek




  70. uçmagın senin / ayagın senin




  71. AttÀr olmak istersen / haberdÀr olmak istersen




  72. bostÀnın / mugaylÀnın




  73. yÀr olmayınca bilmedin / şehvÀr olmaınca bilmedin




  74. yemíl / kíl




  75. gevden ol / sen sen ol




  76. gel gurbete gidelim gel / gel gurbete gidelim gel




  77. yeksÀn olam / kurbÀn olam




  78. hayrÀn olam / kurbÀn olam




  79. yalana bakmayam / gümÀne bakmayam




  80. sultÀnım meded gamdan helÀk oldum / AllÀhım meded gamdan helÀk oldum




  81. hele bir demdir sürelim / hele bir demdir sürelim




  82. muztarem / sakam




  83. siyÀvuş edelim / bí-hūş edelim




  84. ziyÀn etme benim begcegizim / yalan etme benim begcegizim




  85. yakılalım / kılalım




  86. atÀdır sevdiğim / du’Àdır sevdiğim




  87. habÀbım var benim / bÀbım var benim




  88. ímÀnım benim / dermÀnım benim




  89. başım benim / aşım benim




  90. mu’tÀd eylesem / ícÀd eylesem




  91. dil-ÀzÀr olma sultanım / cefÀkar olma sultanım




  92. tekrÀr senden dönmezem / güftÀr senden dönmezem




  93. lÀneden / dívÀneden




  94. ummÀn yolların / KarÀmÀn yolların




  95. mezÀrımdan / bınÀrımdan




  96. karÀr olsun / hezÀr olsun




  97. mihmÀn eyleyen / kurbÀn eyleyen




  98. divÀne aşk olsun derin / arslana aşk olsun derin




  99. BÀyezid olsun / kilíd olsun




  100. tūtiyÀ olsun / merhabÀ olsun




  101. güherden saklasın / şerden saklasın




  102. tÀsdan / iflÀsdan




  103. nişÀn içün / şÀyegÀn içün




  104. ÀzÀr olmasın / harídÀr olmasın




  105. gözden / sen




  106. yalan kanda gidersin / rūh-ı revÀn kanda gidersin




  107. kıblegÀhımdan / dūd-ı Àhımdan




  108. tecellÀ isteyen / tesellÀ isteyen




  109. gül-i sirÀbdan / şarÀb-ı nÀbdan




  110. mi’mÀr olamazsın / esrÀr olamazsın




  111. gidelim bÀri şehrinden / gidelim bÀri şehrinden




  112. kor muyum seni kor muyun / kor muyun seni kor muyun




  113. cÀnım sen de ölürsün ben de ölürün / gözüm sen de ölürsün ben de ölürün




  114. rū-pūş eyleyen / hem-Àgūş eyleyen




  115. edenden niçün ürkersin / Hasandan niçün ürkersin




  116. oglana aşk eyle / sorana aşk eyle




  117. dermÀn eyle / kurbÀn eyle




  118. ÀşinÀ eyle / sadÀ eyle




  119. bímÀrı görsem gÀh gÀh / bÀzÀrı geçersem gÀh gÀh




  120. hevÀdÀr olsa / agyÀr olsa




  121. hÀy ile / dünyÀyile




  122. furkÀn dede / bürhÀn dede




  123. süren AllÀh / Kur’Àn AllÀh




  124. dermÀnıma / sultÀnıma




  125. pervÀnede / dívÀnede




  126. dükÀn içre / cihÀn içre




  127. pÀy-mÀçÀnı / bürhÀnı




  128. mÀrını / kÀrını




  129. dermÀnı / gülistÀnı




  130. handÀna verme gönlünü / bí-cÀna verme gönlünü




  131. merhabÀ bÀrí / fedÀ bÀrí




  132. hūşyÀr sanmışsın beni / bíkÀr sanmışsın beni




  133. nÀlÀn eden sensin / yÀrÀn eden sensin




  134. dívÀne beni / SüleymÀna beni




  135. toprag eyledi / uçmag eyledi




  136. inkÀrını / har-vÀrını




  137. enfüsü / kimsesi




  138. sifÀli / menÀli




  139. za’frÀn oldu / sultÀn oldu




  140. yoldaşı / taşı




  141. berÀtı / hayÀtı




  142. dünyÀ gibi / ra’nÀ gibi




  143. mehtÀb gibi / míz-Àb gibi




  144. hırÀmÀnı görem mi / anı görem mi




  145. mÀcerÀcıgı / yaygaracıgı




  146. bí-zÀr olmadı / haberdÀr olmadı




  147. nev-cevÀnım emledi / kemÀnım gelmedi




Sonuç:




Bu çalışmayla XVI. Yüzyıl şairi olan Usûlî’nin şiir dilinde ahengi sağlayan unsurlar belirlenip gerekli izahlar yapılmıştır. Usûlî’nin bilinen tek eseri hakkında genel bilgi verilip Divanı vezin, söz tekrarları, ikilemeler, cinas, iştikak, kalb, ses tekrarları, parelelizm, armoni, kafiye ve redif yönünden incelenmiştir.




Usûlî aruzun çok kıymet gördüğü bir zamanda hece veznini de kullanmıştır. Eseri incelendiğinde özellikle Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbını kullandığı görülmektedir. Söz tekrarlarını sıkça kullandığı görülmektedir. Böylece şiirde akıcılık ve musiki oluşturmuştur. Ahenk unsurlarından biri olan ikilemeleri onun şiirinde sıkça görmekteyiz. Genellikle Arapça ve Farsçadan oluşan ikilemeler söz konusudur. Türkçe ikilemeler sık kullanılmamıştır. Söz sanatlarından özellikle cinas, iştikak ve kalbi çokça kullandığı görülmektedir. Ses tekrarlarını sıkça kullandığı bu şekilde bir ahenk oluşturduğu görülmektedir.




Şiirlerinde aynı beyitte bile sıkıcılığa yer vermeden ciddi bir ses tekrarı yapılarak aheng ve armoni oluşturulduğu görülmektedir. Parelezmin her çeşidini, armoniyi ustaca kullandığı görülmektedir. Yine aheng unsurlarının en önemlilerinden olan kafiye ve redifi sıkça kullandığı görülmektedir. Kullandığı redifler eklerden ve Türkçe kelimelerden oluşmaktadır.

Dr. Meltem GÜL (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.)




KAYNAKÇA




Aksan, Doğan. Şiir Dili. Ankara: Engin Yayınevi, 1995.




Dilçin, Cem. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi. Ankara: TDK Yay, 1983.







1996.

İpekten, Haluk. Eski Türk Edebiyatı, Nazım Şekilleri ve Aruz. İstanbul: Dergâh Yay,




İsen, Mustafa. Usûlî Divânı. Ankara: Akçağ Yayınları, 1990. Kaplan, Mehmet. Tevfik Fikret. İstanbul: Dergâh Yay, 1993.

Kınalı-zâde Hasan Çelebi (Haz. İbrahim Kutluk). Tezkiretü’ş-şu’arâ. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yay, 1989.




Macit, Muhsin. Divan Şiirinde Ahenk Unsurları. Ankara: Akçağ Yay, 2005. Muallim Naci. Istılahat-ı Edebiyye. Ankara: Akabe Yay, 1982.

Tâhirü’l-Mevlevî. Edebiyat Lügati. İstanbul: Enderun Kitabevi, 1973.

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile