Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

behcetkemalcaglarEdebiyatımızın ve cemiyetimizin renkli ve hareketli simalarından biri olan Behçet Kemal Çağlar, 14 Ekim 1969 günü İstanbul’da vefat etti.

Ben, Behçet Kemal’i ilk olarak İstanbul’da, 1954 yılında Yüksek Tahsil Gençliğinin hazırladığı “Kayseri-Pastırma Gecesi ”nde görmüştüm. Ondan sonra da bir kere daha 27 Mayıs ihtilâlini müteakip Kayseri’ye gelişinde karşılaştık. Fakat, önceleri Kayseri’de sık sık düzenlediğimiz “Sanat Edebiyat Geceleri” ve ilk sayısını Haziran 1958’de çıkardığımız “Filiz” dergisi do-layısıyle mektuplaşıyorduk...

Mektuplarımızdan birisinde: Halide Nusret Zorlutuna, Arif Nihat Asya, Osman Attilâ, Mehmet Çakırtaş, Ahmet Tufan Şentürk ve Hüseyin Çolak gibi kıymetli şairlerimizin katıldığı bir “Müzikli Şiir Gecesi”ne davet etmiştik de, onun:

“...Kayseri’ye gelmek için ne vaktim, ne de naktim müsaittir” şeklinde verdiği cevabı mektubu halâ saklarım.

Ayrıca, 1962 yılında çıkardığım “Başlangıçtan Bugüne Kadar - KAYSERİ ŞAİRLERİ” adlı kitabımdan bir adet de kendisine göndermiş ve üzerine:

“Kıymetli hemşehrim, değerli şair Behçet Kemal Çağ-lar’a” diye yazmıştım. Kitabı aldıktan sonra, bana yazdığı mektupta:

“Hem hemşehrim demişsiniz, hem şair demişsiniz, ama kitaba bir şiirimi bile almamışsınız. Hemşehri mi saymadınız, şair mi?” diyordu. Ben de gerçekten bir yanda “Kayseri Şairle-ri”ne almamış olmanın mahcubiyeti bir yanda da onun kendisini bazan ErzincanlI bazan Konyalı sayan konuşmalarındaki “böbürlenmeleri” karşısında şöyle cevap yazmıştım:

“Siz yalnız Kayseri’nin değil, bütün Türkiye’nin şairisiniz. Sahanızı daraltmış olmamak için kitaba almadık:”

Fakat, yine de “Kayseri Şairleri”nin 1970 yılında ilaveli olarak hazırladığımız ikinci baskısında Behçet Kemâl’e de geniş yer ayırmış ve ondan şöyle bahsetmiştik:

“Behçet Kemal Çağlar, Selçuklular zamanında Kayseri’ye yerleşen, Bürüngüz oymağına mensup eski bir ailenin çocuğudur.

Babası Şaban Hami Bey (1877-1934) ilk ve orta tahsilini Kayseri’de yaptıktan sonra, Halkalı Ziraat Mekteb-i Alisini bitirmiştir. Askerlik görevini yapmak üzere Erzincan’a gittiğinde, Karesi çepnilerinden Ahmet Ağanın kızı Zeliha Naciye hanımla evlenmiş ve 1908’de oğulları Behçet Kemal dünyaya gelmiştir.

Behçet Kemal ilk ve orta tahsilini müteakip Kayseri Lisesinin son sınıfından Zonguldak Maden Mühendisliği Okulu’na girmiş ve burayı bitirdikten sonra, staj için Fransaya, sonra da İngiltere’ye gitmiştir. Dönüşünde uzun süre Halkevleri müfettişliği görevinde bulunmuş, 1943’te Erzincan’dan Milletvekili seçilmiş, 1948’de Milletvekilliğinden ve partisinden istifa etmiştir.

1950-1959 yılları arasında İstanbul Radyosunda “Şiir Dünyamız” saatini hazırlayan ve edebî müşavir olarak çalışan Behçet Kemal, İhtilâlden sonra Kurucu Meclis Üyeliğinde de bulunmuştur.

Vaktiyle yazdığı “Görmeye Geldim” isimli şiiriyle Atatürk’ün dikkatini çeken ve aynı zamanda iyi bir hatip olan Behçet Kemal, şiirlerini çeşitli dergilerde yayınlamış ve bir ara İstanbul’da haftalık “Şadırvan” adındaki sanat-edebiyat dergisini çıkarmıştır.

Erciyes’ten Kopan Çığ, Burada Bir Kalp Çarpıyor, Benden İçeri, Battal Gazi Destanı, Çoban, Atilla, Deniz Abdal, Timur ve Yıldırım gibi şiir kitapları ve manzum piyesler yazan şair, bir kısım şiirlerinde “Ankaralı Aşık Ömer” mahlasını kullanmış ve halk tarzı şiirlerinde sadelik ve samimiyeti esas tutmuştur.

Kur’ân-ı Kerim’in manzum tercümesini yazma gayreti içindeyken, ayrıca “Atatürk için:

“Ol Zübeyde Mustafa ’nın ânesi Ol sedeften doğdu ol dürdânesi Gün gelip oldu Rıza ’dan hâmile Vakt erişti hafta ü eyyam ile... ” W

gibi mısraları ihtiva eden “Bizim Mevlût” isimli eserinden dolayı bazı çevrelerin tarîzine maruz kalmıştır.

Hayatında hiç evlenmemişti. Niçin evlenmediği sorulduğu zaman, bu konudaki müşkilpesentliğini de ifade eden cevabı hep aynı olurdu:

- İyi kız alsak kıza yazık, kötü kız alsak bize yazık!

Behçet Kemal’in, Ürgüp’te “Bağbozumu Destanı” isimli şiirinden bazı bölümler:

ÜRGÜP’TE BAĞBOZUMU DESTANI’NDAN

Çek git dedim sana gel git mi dedim

Sesimi mi içti kulağın sarhoş.

Ne bu dolanışın kapımda benim

Üzüm mü çiğnedi ayağın sarhoş.

Var ise aklını bağda yitirdin Yerine bir salkım dirmit getirdin Su yerine şaraba mı batırdın Saçın darmadağın tarağın sarhoş.

Kafan duman seçemezsin yüzümü Aman gözüm sanıp sevme üzümü Geldi gönlümdeki bağın bozumu Onu tadamazsın damağın sarhoş.

Üzümün üstünde kızlar tepinir Karlı baş içinde yazlar tepinir Gönlümde göğsümde sızlar tepinir Meyvan sarhoş olmuş tabağın sarhoş.

Kızılırmak kızıl şarapla dolmuş Akşam şarap olmuş ova küp olmuş Cemşit Türk kesilmiş taht Ürgüp olmuş Yakının sarhoştur ırağın sarhoş.

Gerçi gönlüm kafesinden yekindi Islaktır uçamaz şarap dökündü Aman alnı sabah gözü ikindi Serinliğin sarhoş sıcağın sarhoş.

Emzirsin süt diye şarap analar Şarap göllerine insin turnalar İçsin de sahipsiz çalsın zurnalar Davulun sarhoştur tokmağın sarhoş.

1. Volkan Dergisi, 10 Haziran 1951, sayı: 6, * Filiz Dergisi: Ağustos 1970.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile