Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  



sadettin yildiz2"İmaj oluşturma tarzı"ndan kastımız -mecaz, istiare, sembol, mit vb. kavramların hepsini içine alabilecek genişlikte ve genellikte olmak üzere- "hayal sistemi"dir.

Bu çalışmanın temel amacı, "Yûnus nasıl bir sistematik içinde hayâl ediyor?" sorusuna cevap aramaktır. Yûnus gibi dümdüz söylediği kabul edilen bir şairin hayalle ne işi var? diyenler de çıkabilir. Onlara, kısaca, şu örneği verebilirim: "Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim; / İnan ki: her ne demişsem görüp de söylemişim."1diyen Âkif bile, Çanakkale'de şehit düşen Mehmetçik'in yarasını "tüllenen mağrip" ile sarmayı hayâl eder; mezartaşı yerine de Kâbe'yi dikmek ister.

Yûnus -gerçekten- sözü fazla dolaştırmadan söyleyen bir şairdir. Fakat o, sözün "bişirilip söylenmesi" gerektiğini de düşünür; çünkü pişirilmiş söz, söyleyenin "işini sağ ede"cektir.2

Yûnus sözü nasıl pişiriyor? Öyle anlaşılıyor ki, Yûnus'un sözü pişirmesi -daha çok- anlamla ilgilidir.

XIII. Yüzyılda Türk yazı dilinin çok kuvvetli bir şiir dili mahiyeti gösteremediğini söyleyebiliriz. Fakat, Eski Anadolu Türkçesi'nin kuvvetli bir yazı dili hâline gelişinde Yûnus'un payı büyüktür. Yûnus'un şiir söylediği devir, Anadolu'da siyasî ve kültürel çalkantıların hayli fazla olduğu bir "geçiş dönemi"ydi. Böyle çok yönlü istikrarsızlıkların yaşandığı bir devirde, edebiyat sanatının estetik boyutu genellikle zayıf kalır. Halbuki, Şiir dili, çok fazla emek isteyen, fazlalıkları hemen belli eden hususî bir istifle oluşan bir dildir. Osmanlı'nın, Bâkî ve Fuzûlî estetiğine ancak kuruluşundan üç yüz yıl sonra, XVI. Yüzyılda ulaşabildiğini unutmamak gerekir. Ancak, Yûnus'un dili, Bâkî ve Fuzûlî'de aslî seviyesine çıkan şiir dilinin hazırlanmasında, Selçuklu'nun Farsça'yı öne çıkaran tercihlerine rağmen Türkçe'nin Anadolu'da çok canlı bir konuşma dili olarak kalmasında ve yazı dilinin de bütün menfî gelişmelere rağmen "Türkçe" olabilmesinde önemli bir tesire sahiptir.

  1. Yûnus'ta İmaj Oluşturma Tarzı

    "Lâfz"ın yetmediği, veya az sözün yeterli olamayacağı durumlarda ruh devreye girer ve lâfza yeni bir gömlek giydirir; böylece söz, biraz önce anlatamadığı bir şeyi parlak, çarpıcı, sarıcı ve sarsıcı bir şekilde ortaya koyma gücü kazanır. Bu gücün en önemli kaynağı sanatçının baş vurduğu imajlardır. İmaj, "karşılaştırma / değiştirerek anlatma / başka bir cepheden bakarak anlatma çabası" sayesinde ortaya çıkan ve bizi objenin, olayın veya durumun muayyen bir vasfına, farklı bir yönüne götüren özel bir ifade vasıtasıdır. "Yazınsal bir eserde canlılık yaratan ve soyut dilin okurda uyandıramadığı duyguları yaratmaya çalışan duygusal detaylar"3şeklinde




    • Yard. Doç.Dr., Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğr. Üyesi

    1Fâtih K ürs üs ünd e (Safahât Dördüncü Kitap), İnkılap Kitabevi, Yedinci basım, İstanbul,1966, s.24

    2Keleci bilen kişinin yüzini ağ ide bir söz Sözi bişirüp diyenin işini sağ ide bir söz

    Mc Donnel'in England in Literature (1982) adlı eserinden aktaran Y.Doç.Dr.Ayfer Altay, H.Ü. Edebiyat Fakültesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü Çeviribilim ve Uygulamaları dergisi, Aralık,1994

    YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 2 -




    de tarif edilebilir. "Soyut dil"in okurda uyandıramadığı duyguları uyandırmak, sanatkârın şahsiyetinin, ruh dünyasının devreye girmesiyle mümkün olabilir. Bir sanatkârın başvurduğu / oluşturduğu imajlar, onun dünya görüşüyle, inancıyla (veya inançsızlığıyla), içinde yetiştiği kültürle, kültür coğrafyasıyla, sosyal statüsüyle, kabul ve redleriyle.. yakından ilgilidir. Yûnus, kesretten vahdete doğru koşan bir mutasavvıf olarak, kendi duyuş ve düşünüş tarzının istediği hususları ifade eden imajları tercih etmiştir. Fakat o, aynı zamanda, bir köy ortamı, bozkır iklîmi adamıdır. Bu bakımdan, Yûnus'un sofiyâne bir bakıştan dolayı tecritçi olduğunu peşince söylemek yerine, sofiyâne bakışın arkasında bir "köylü"nün öne çıktığını düşünmek daha doğru olur. İmajlaştırma faaliyetinde bu ortam ve iklîmin "somutlaştırmaları" beklenilenden daha çoktur. Bu durum, tabiî olarak, "görüntüye dayalı (visuel) imaj"ların yoğunlaşmasına yol açmıştır.




  2. Yûnus'ta imaj çeşitleri

Yûnus'un şiirlerindeki imajları -ayrıntılara girmeksizin- şu şekilde tasnif etmek mümkündür:

  1. Yapı bakımından:

    1. Benzetmeli belirtisiz isim tamlamaları ile oluşturulan imajlar, 1.2.Çok katmanlı (çok elemanlı), kompleks imajlar,

      1.3.Çeşitli söz sanatlarıyla oluşturulan alışılagelmiş imajlar.




  2. Muhteva bakımından :




    1. Tasavvufî duyuş-düşünüş, inanç ve kültür coğrafyasından kaynaklanan imajlar, 2.1.1.Tenbih-nasihat-tenkid amaçlı imajlar

      2.1.2.Dünya-ahret hayatı ile ilgili imajlar 2.1.3.Nefs etrafında geliştirilen imajlar 2.1.4.Aşk etrafında geliştirilen imajlar




    2. Tabiî çevre ile ilgili imajlar 2.2.1.Su ile ilgili imajlar 2.2.2.Bitkilerle ilgili imajlar 2.2.3.Hayvanlarla ilgili imajlar




    3. Tarih ve efsanelerle ilgili imajlar

      1. Anadolu-Serlçuklu tarihi ile ilgili imajlar 2.3.2.İslâm tarihi ve menkıbeleri ile ilgili imajlar 2.3.3.Kısas-ı Enbiyâ ile ilgili imajlar 2.3.4.Efsane kahramanları ile ilgili imajlar




  3. Yûnus'un varlığı algılama tarzı bakımından : 3.1.Somutlaştırıcı bir bakış tarzını ifade eden imajlar 3.2.Mukayese amaçlı imajlar

3.3.Aynileşme çabasını ifade eden imajlar

Her sanatkârın -ortak kültür ve zevkten kaynaklanan kullanımlara da bağlı kalmakla beraber- kendine mahsus bir imajlaştırma tarzı vardır. Gerçi, imajların birer miras olduğu, sanatçının asıl işinin ancak imajları düzenlemekten ibaret bulunduğunu düşünenler de yok değildir4ve bu görüşü reddetmek, sanıldığından daha zordur; fakat genel çerçevesiyle geçmişten

4Viktor Şkolovski'den aktaran Boris Eyhenbaum, "Biçimsel Yötem'in Kuramı", Yazın Ku ra mı (Derl., Fransızca'ya çeviren ve sunan T. Todorov; Türkçeye çev. M.Rifat-S.Rifat), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995, s.41.

YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 3 -

de gelse, imajların kullanılışı ve bu kullanışla ortaya çıkan anlam dokusu sanatkârın psikolojisiyle, estetik tercihiyle ve kültür birikimiyle yakından ilgilidir. Bu itibarla, her şairin şiirlerini, farklı dünya ile karşı karşıya olduğumuzu unutmadan incelememiz gerekir. O zaman, her şairin kendi dünyası içinde, muhtelif imajlar geliştirdiğini daha rahat fark ederiz.

    1. Yapı bakımından imajlar




      1. Benzetmeli belirtisiz isim tamlamaları ile oluşturulan imajlar

        Benzetmeli belirtisiz isim tamlaması, Türkçenin son derece orijinal ve sade ifade imkânlarından biridir. Yûnus can çerâğı diyor. Can çırası, can kandili anlamına gelen bu tamlama, şairin insanın canını "çıra, kandil" olarak kabul ettiğini gösteriyor. Başka bir benzetme unsuruna baş vurmadan yapılan bu benzetme, sade bir istif sonucu ortaya çıkan bir intibâı ifade etmektedir. Yûnus bu tür imajlara sıkça baş vurur. Aşağıdaki tablo, benzetmeli belirtisiz isim tamlamaları vasıtasıyla oluşturulmuş değişik imajlardan bazılarını göstermektedir:




        1 /1 ışk ile




        ışk bağı




        ışk kitabı

        1/2 nefs ile




        nefs atı

        1 /3 g ö nül ile




        gönül evi

        1/4 can ile




        can çerağı

        1 /5 v a rlık ile




        varlık evi

        1/6 ecel ile




        ecel tuzağı

        ışk bazarı

        ışk kuşağı

        nefs çerisi

        gönül evi iklîmi

        can durağı

        varlık leşkeri

        ecel serhengi

        ışk bezirgânı

        ışk külüngü

        nefs tuzağı

        gönül göğü

        can kânı

        varlık sarayı

        ecel şerbeti

        ışk burcu

        ışk metâı

        nefs düşmanı

        gönül kal'ası

        can şarı

        ışk cefası

        ışk odu

        nefs ejderhası

        gönül şarı

        ışk çengi

        ışk oku

        nefs evi

        gönül şehri

        ışk temreni

        ışk şarabı

        nefs gölü

        ışk denizi

        ışk şem'i

        nefs ili

        ışk gölü

        ışk şerbeti

        nefs kal'ası

        ışk hânı

        ışk ummânı

        ışk kadehi

        ışk urganı

        ışk kılıcı

        ışk yağmuru




        Tablo :1-

        "Tamlayan" önde







        2/1 ev ile




        gönül evi hırs evi ışk evi kibir evi ma'nâ evi nefs evi varlık evi




        2 /2 şa r/şehr ile




        benlik senlik şarı can şarı

        endişe şarı endişe şehri gönül şarı gönül şehri vücut şehri




        2/3 tuzak ile




        ecel tuzağı ışk tuzağı nefs tuzağı

        tutsaklık tuzağı




        Tablo : 2-

        "Tamlanan" önde




        2/4 bahr/deniz/derya ilehakikat deryası ışk denizi kudret denizi ma'rifet bahri




        2/5 kal'a ile




        gönül kal'ası kibir kal'ası nefs kal'ası




        Burada, yalnızca belli kelimelerle kurulmuş olan tamlamalar esas alınmıştır. Dikkat edilirse, ışk, şar/şehir, ev, tuzak,deniz/derya/umman/bahr, kal'a, nefs, varlık, gönül, can, ecel kelimeleriyle kurulan bu tamlamalar, Yûnus'un kısa yoldan giderek imajinatif etki elde etmeğe çalıştığını gösteriyor.




        Tabiî, bu tür kullanımlar imaj odaklanmalarına da yol açmaktadır. İmaj odaklanmaları, şairin ruh dünyası, kültür birikimi, fikrî ve ideolojik tercihleri hakkında ip uçları verebilir. Bunu

        YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 4 -




        önemli bir avantaj olarak kabul edebiliriz. Ne var ki, bu odaklanmalar, bazı hallerde imajların - "hâyide mecaz kabîlinden- kalıplaşmasına ve canlılığını yitirmesine de sebep olabilmektedir. İmajın kalıplaşması ayrı, sembolleşmesi ayrı bir durumdur. Kalıplaşma, mecazın sıradan bir göstergeye dönüşmesi, kuru bir iskelet hâline gelmesidir. Sembolde ise hiçbir zaman iskelet derekesine düşmez.




        Tablo:1'de görüldüğü gibi, "nefs" kavramı etrafında geliştirilen imajlar şunlardır:




        Asıl v a rlı k

        Nefs "

        "

        "

        "

        "

        "

        "

        "

        İntibâ (benzediğ i şey )

        At Çeri

        Düşman Ejderha Ev

        Göl İli Kale

        Tuzak

        Benzetmeli Tamlama

        Nefs atı Nefs çerisi

        Nefs düşmanı Nefs ejderhası Nefs evi

        Nefs gölü Nefs ili Nefs kal'ası Nefs duzağı







        Bu imajlar, Yûnus'un "nefs" karşısındaki tavrını ve duygularını ifade eden imajlardır. İnsanın nefsi at gibidir; gemi azıya almaya hazır durur. Nefs atı azdığı zaman, insan başını, çevgân topu gibi oraya buraya çarpar:

        Niçe bir ışk meydanında nefs atın seğirtdürem Yâ niçe bir başumı tûp eyleyüp çevgân olam




        Kırdum bu nefsün çerisün bir itdüm burc ü barusın Pâk eyledüm içerüsin mülketini yuyan benem

        beytindeki "nefs çerisi" ifadesine göre, insanın nefsi, onu bütünüyle ele geçirmek için üzerine çullanan düşman askeri gibidir. Yûnus, nefsine tam hâkim bir insan olarak, düşman askeri gibi gördüğü nefsini alt etmiştir. Fakat şair, "nefsimi yendim" yerine "nefs denilen düşman askerini kırdım,yok ettim" diyor. Yukarıdaki tabloda yer almayan, fakat Yûnus'un imaj tekniğini ifadede tipik örnekler olarak kullanabileceğimiz şu benzetmeli tamlamalara da bakalım:




        beden bendi Cihan cehennemi Endişe şarı Kanâat dârı Sabır sermayesi Varlık leşkeri Kibr evi




        Nefs ejderhası

        Beden, dünyevî zevklere düşkün olduğundan insanı olgunlaşmaktan alıkoyar. Dünya, insanı her gün günaha bulayan bir cehennemdir.

        Bu dünya, maddî çevre; değişik endişelerle dolu dünya. Kanâat,nefsi asıp yok etmek için kurulacak darağacıdır. Sabır en büyük sermayedir.

        Maddî varlık (benlik), insana sürekli hücum tazeleyen düşman askeridir.5

        Bir dem gelür İsî gibi ölmişleri diri kılur

        Bir dem girer kibr evine Fir'avn ıla Hâmân olur6

        İnsanın nefsi, onun inanmışlığını yiyip bitirmeye çalışan ejderhadır.7







        5Dostıla bilüşen can oldur kendüye kıyan Varlık leşkerin sıyan dahı çâpükter gerek

        6Bu beyitte, Fir'avun'un, kendinden daha büyük bir ilahın olamayacağı iddiasıyla böbürlenmesine işaret ediliyor. Hâmân, Hz. Musa zamanındaki Fir'avun'un veziridir. "Kızıldeniz'den geçiş sırasında, Fir'avun'un öncülerine kumanda eden Hâmân idi. Denize yürümeğe hiç kimse cesaret edemeyince, bir kısrağa binmiş olan Cabra'il öne atıldı, mısırlıların aygırları, kısrak kokusunun cazibesi ile, zapt edilemez hâle geldiler ve böylece bütün ordu suya girdi ve boğuldu.." (İslâm Ans iklo p ed isi , "Fir'avun" maddesi, s. 642)

        7Nefsümün ejdehası döndi bana haml(e) etdi Kanâat hay dimezse yir ü göğü yir indi

        YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 5 -




      2. Çok katmanlı (çok elemanlı), kompleks imajlar




        Yûnus, sade söylemekten hoşlanan bir sanatçı olmakla beraber, şiir dilinin tabiî bir sonucu olarak, bir beyt içinde birden fazla hayal unsuru kullanmak suretiyle, bir imaj yoğunluğu da yakalamıştır:




        İsmâil'e çaldum bıçak bıçak bana kâr itmedi Hak beni azâd eyledi koçıla kurbandayıdım

        beytinde, Yûnus kendisini merkeze koymuş ve üçlü bir benzetme yapmıştır:

        a)Yûnus, oğlu İsmail'i kurban etmek üzere olan Hz. İbrahim'dir. b)Yûnus, kurban edilecek olan Hz. İsmail'dir

        c)Yûnus, İsmail'in yerine kurban edilecek olan koçtur.




        Deniz yüzünden su alup sunıvirürem göklere Bulutlayın seyran idüp arşa yakın varan benem

        beyti de çok elemanlı imajlarla yüklüdür:

        1. Tasavvuf, denizdir;

        2. Yûnus'un edindiği ilim, bu denizden aldığı sudur;

        3. Yûnus bir yağmur bulutu, (Yûnus, bu ilim denizinden aldığı suyu bulutun yağmur taşıdığı gibi taşıyacaktır.)

        4. Yûnus'un sözleri ise yağmur(rahmet)'dur.




        Karlu dağlarun başında salkım salkım olan bulut Saçun çözüp benüm içün yaşın yaşın ağlar mısın

        beyti, Yûnus'un kademe kademe ilerleyen imajlar oluşturma tutumunun güzel örneklerinden biridir:




        Burada, bulutun şairde hem şekil, hem de renk yönünden sümbül intibâını uyandırdığı görülüyor. Sümbül yapı itibarıyla dağınık, bulut da renk itibarıyla sümbülîdir. İşte bu renk ve şekil Yûnus'u sümbül ve saç kademelerinden , beytin ana imajlarından biri olan "kadın"a götürüyor. Bu kadın, saçını çözüp Yûnus için yaş döke döke ağlayacaktır. (Bulutların yağmur dökmesi ağlamak olarak değerlendirildiğine göre, buluta bu bakış tarzı da bizi kadın imajına götürmektedir.) Bu, o kadının şefkat duygularıyla yaklaşacağını düşündürüyor. Yûnus için "yaşın yaşın" ağlayacak olan bu kadın, anne veya sevgili olmalıdır. Dikkat edilirse, bu beyitte lâfız olarak söylenmemekle beraber, bizde, sümbül, kadın, anne/sevgili kavramlarının yansımaları uyanmaktadır.

        Bu şekilde üç dört kademeden geçerek gelen bu tip imajlar, sanatçının sıradan söyleyişlerle yetinmediğini göstermek açısından da mühimdir.

        Böyle bir tutum, şairin aynı malzemeyi değişik varyasyonlarda kullanmak suretiyle muhtelif kombinezonlar yakalayabildiğini gösterir. Şair,




      3. Çeşitli söz sanatlarıyla oluşturulan alışılagelmiş imajlar

Yûnus'un şiirlerinde, köklü bir halk kültürü ve hayli güçlü bir İslâmî kültür -birer kurucu unsur olarak- mevcuttur. Bu iki yönlü kültür, onda bir imaj çeşitliliğine imkân verdiği gibi, bazı imaj kalıplaşmalarına da yol açmıştır. İmaj kalıplaşmaları, eğer başka canlandırıcı, renklendirici unsurlarla desteklenmezse, şiirde donukluğa, durgunluğa, tek renkliliğe zemin hazırlar. İslâmiyet dairesinde gelişen Türk şiirinin henüz kuruluş safhasında bulunduğu bir devirde yetişen bir şair olarak, Yûnus'ta da alışılagelmiş imajlar az değildir:

YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 6 -

Ahşamdurur üç farıza tağca günahun eride

Eyü amellerün sana şem' ü çırağ olsa gerek8

Bini toğar bini gider buyruk böyle geldi meğer Kim ola dünyaya doyar peymânesi toldı gider

Dünyeye gelen göçer bir bir şerbetin içer

Bu bir köpridür geçer câhiller anı bilmez

Sakıngıl yârun gönlin sırçadur sınmayasın

Sırça sındukdan sonra bütün olası değül

Su getüreler yumağa kefen saralar komağa

Ağaç ata bindüreler teneşire düşdi gönül

Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Burada geçen dağ gibi günah, iyi amelin gönülde ışık (kandil, mum) olması, peymanesi dolmak (ölmek), göçmek (ölmek), göç şerbetini içmek (ölmek), sırça (çabuk kırılan gönül), ağaç at (tabut) gibi imajlar, günlük dilde de sık sık baş vurulan, kalıplaşmış, artık orijinalliği kalmamış, sıradan imajlardır. Esasen, dolaylı anlatım yerine doğrudan söylemeye daha yatkın duran Yûnus'ta bu tür kalıplaşmaların olması gayet tabiî9ve kaçınılmaz bir sonuçtur.

    1. Muhteva bakımından




      Yûnus'un şiiri, her şeyden önce bir "muhteva şiiri"dir. Onun şiirini incelerken -nasıl söylediği meselesini elbette ihmal edemeyiz ama- daha çok ne söylediği üzerinde durmak doğru olur. Bizim çalışmamız "nasıl söylüyor?" ağırlıklı olmakla beraber, Yûnus araştırmacılarının büyük çoğunluğu -haklı olarak- Yûnus'un ne söylediği, ne için söylediği üzerinde daha fazla çalışmışlardır.




      1. Dinî-Tasavvufî duyuş-düşünüşten ve kültür coğrafyasından kaynaklanan imajlar




        Yûnus, tasavvufî duyuş ve düşünüşün en önemli temsilcilerinden birisidir. Anadolu'da Türk-İslâm kültürünün yayılıp yerleşmesindeki etkisi de küçümsenemez. Böyle bir hayatın içinde ve böyle bir misyonla yaşayan Yûnus, dünyaya bakış tarzına uygun olarak, din-tasavvuf- kültür ekseninde kuvvetli imajlar geliştirmiştir.

        Tağlar yirinden ırıla10gökler heybetden yarıla11Ilduzlar bağı kırıla düşe yire galtân ola12

        Beyti, bir yandan Yûnus'un dinî bilgisini gösterirken, bir yandan da imaj oluşturmadaki ustalığını ortaya koymaktadır: Yıldızların bağı kırılıp yerde yuvarlanacağı ifadesinin arkasında tesbih imajı vardır. Gökyüzündeki yıldızlar birer tesbih tanesi gibi duruyor. Kıyamet günü bu tesbihin ipi kopacak ve yıldızlar birer tesbih tanesi gibi yerde yuvarlanacaktır.

        Yûnus, dünya hayatına hiç önem vermez. Tasavvufî düşüncenin ana ilkelerinden biri olan bu dünyanın gurbet, Allah katının ise vatan / sıla kabul edilmesi onda da çok nettir. Hattâ Yûnus




        8Yûnus bu şiirinde vakşit namazlarınınher birinin faziletlerini saymakta ve namaz kılınmasını ısrarla öğütlemektedir.

        9Bu tür kalıplaşmış imajlar, her edebî eserde ister istemez bulunur, hattâ çoğunda, orijinal imajlardan çok daha fazla da olur. Çünkü sıradan bir ifadede bile kullanageldiğimiz birçok kalıp ifade vardır. Bunlar edebî esere herhangi bir sanat kaygısı olmaksızın da girer.

        10"Dağlar da bir yürüyüş yürür." (Tûr, 10. Âyet)

        11"O günün şiddetinden gök yarılmıştır." (Müzemmil, 18. Âyet)

        12"Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman," (Tekvir, 1. Âyet)

        YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 7 -




        biraz daha ileri giderek, bu dünyayı, insanları yoldan çıkaran bir aşüfteye benzetir ayrıca "ağyar" olarak niteler:




        Dünyâ bir avratdur karı yoldan iltür niceleri Sürün gitsün ol ağyârı anı sevmek ardur bize




        Yûnus, Anadolu'da büyük çalkantıların yaşandığı bir devrin insanıdır. Onun gibi dervişler, bir taraftan insanların iç dünyalarını güçlendirmeye çalışırken, bir yandan da Anadolu'yu yurt edinme ve bu yeni topraklarda güçlü bir devlet kurma çabalarına birer savaşçı olarak da katkı sağlamışlardır. Tarih boyunca büyük savaşlara girip çıkmış olan Türk milletinin kültüründe savaşla, savaş aletleri ve savaş taktikleri ile ilgili çok sayıda tabir vardır. Millî kültürümüzün bu önemli unsurları çeşitli imajlaştırmalarda kullanılmıştır.13İnsan ömrünün gelip geçici ve bir anlık bir şey olduğu fikrine dayanan şu beyit, şairin imaj oluşturma tarzında kültür coğrafyasının ve bu kültür coğrafyası içinde harp psikolojisinin ne kadar etkili olduğunu göstermektedir:




        Ömrün senün ok bigi yay içinde toptolu Tolmış oka ne turmak ha sen onu atdun tut

        Ömür, yayına takılmış ve tam gerili durumda; böylesine gerilmiş oku tutup durmanın anlamı yok; hattâ tutma imkânı da yok. O ok yaydan kurtularak uçup gitti say...




        Yûnus, dindar bir insandır; fakat mutasavvıfların hepsinde olduğu gibi, o da yalnızca şerîatle yetinmek istemez. Din adamlarının "fakılık tuzağı"na yakalandıklarını düşünür:

        İkilikden geçemedün hâli halden seçemedün Dostdan yana uçamadın fakılık oldu sana fak




        Burada, dervişin "Allah'a doğru uçan bir kuş" olarak tahayyül edildiğini görüyoruz. Kuru dindarlık, insanı Allah yolunda engellediği için tuzaktır. Eğer tarîkat yoluna girip ikilikten (kesretten) tam anlamıyla sıyrılmazsan, ökseye yakalanmış bir kuştan farkın kalmaz. Fakat Yûnus, şeriat ile tarikatin yağ ile bal karıştırılır gibi birbirine eklenmesi gerektiğini de kabul eder; çünkü ona göre hakîkat bir deniz, şerîat ise o denizde yüzen bir gemidir; deniz olmadan gemi, gemi olmadan da deniz tamamlanmaz; böyle bir senteze ihtiyaç vardır:14

        Mumsuz baldur şerîat tortsuz yağdur tarîkat Dost içün balı yağa pes niçün katmayalar




        Yûnus'un şiirlerinde en çok rastlanan tema ilâhî aşktır. O, aşkı insan gönlünün başlıca süsü, zenginliği sayar. Aşktan nasibini almamış gönüller, sert kapkara bir taştan farksızdır:




        Işkı var gönül yanar yumuşar muma döner Taş gönüller kararmış sarp katı kışa benzer




        Gönül .............................. kandil

        Aşk .................................. kandilin yağı (yakıtı) ; aşk gönül ışığıdır. Aşkla dolu gönül ............. yumuşamış mum

        Aşksız gönül .................... sert (granit) taş




        13Çukal cevşen bu ışk odına döymez Okı cana batar katı yalıdur

        14Hakîkat bir denizdür şerîat anun gemisi Çoklar gemiden çıkup denize talmadılar

        YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 8 -




        Allah aşkı, en katı gönülleri bile yumuşatır. O aşka kendini veren insan canını da başını da feda edecek hâle gelir; çünkü aşkın oku, en sert taşları bile delip geçecek kadar kavîdir:




        Dost senün ışkun okı key katı taşdan geçer Işkuna düşen kişi canıla başdan geçer




        Allah ............................ dost

        Allah aşkı ..................... ok

        Aşksız gönül ................ çok katı taş




        Aşkın en büyük düşmanı, insanın nefsidir; nefs, gönlü karartır; nefsin aldatmaları sonucu gönül putlaşır. Bu putu kırmak gerekir. Onu kıramayanların bütün ibâdeti "fâsid" olur; putperestlikten dolayı ma'zur görülme ihtimali de olmadığından ibâdeti geçersizdir:




        Sınmayınca gönül bütin fâsiddür cümle tâatün Geçmeyince ibâdetün Hak'dan sana ma'zur nedür




        Gönül (nefs) ..................... put

        Gönlü temizlemek ............. benlik putunu kırmak Benlik düşkünlüğü ............ putperestlik




        Esasta bir ilâhî aşk şairi olmasına rağmen, Yûnus'un zaman zaman maddî (beşerî) aşka yer verdiği de görülür:




        Gören pervâneleyin nice oda düşmesün Gözlerinün bakışı can alur iki çırak




        Boyun yuvuk boynundan hiç fark eyleyemedüm Gümâna viren beni küpeli iki kulak




      2. Tabiî çevre ile ilgili imajlar




        Mevlânâ kapalı mekânın, şehrin, derûnîliğin ve derinliğin şairi ise, Yûnus açık havanın, köyün veya kasabanın, serbestliğin, âfâkîliğin ve genişliğin şairidir. O, tasavvufî duyuş ve düşünüşü tabiat unsurlarını kullanarak anlatmayı bir "tarz" olarak benimsemiştir. Bu sebeple Yûnus'un şiirinde tabiî çevre ile ilgili birçok unsur, imaj oluşumunda görev almıştır.




        1. Su

          Yûnus'un şiirlerinde "su" ile ilgili çok sayıda imaj vardır. Orta Anadolu'da yaşamış olan ve Porsuk'un kıraç topraklarda ne işe yaradığını çok iyi bilen şairin deniz (60), su (37) , umman (17), derya (16), katre/damla (16), göl (11), ırmak, pınar, bahr, yağmur, çeşme, sel vb. kelimeleri sıkça kullandığı, bunlarla muhtelif dil istiflerine gittiği ve bunlar etrafında çok sayıda imaj geliştirdiği görülüyor. Şairin suyla doğrudan ilgili kelimeleri kullanarak kurduğu benzetmeli belirtisiz isim tamlamaları bile, onda su motifinin ne kadar önemli bir yer tuttuğunu ifadeye kâfidir: Hakikat deryası, ışk denizi, ışk deryası, ışk gölü,katran denizi, kudret denizi, ma'rifet bahri, nefs gölü, rahmet gölü vb.

          Aşağıdaki beyitte, şair, su ile ilgili unsurları kullanarak zengin bir imaj örgüsü meydana getirmiştir. Beytin merkez imajı, denizden mücevher çıkaran dalgıç, gavvastır :




          Bahr ummâna talmışam anda sadef bulmuşam Cevher alup gelmişem umman kayusı değül

          YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 9 -







          Bahr/ umman .................. tasavvuf yolu (hakikat) Sadef ............................... dervişlik

          Cevher ............................ ilâhî aşk

          Yûnus (âşık) ................... gavvas




          Şu örneklerde de su ile ilgili imajlar kullanılmıştır:




          Işk şarabından içdüm on sekiz ırmak geçdüm

          Denizler bendin deşdüm ummandan taşup geldüm




          Işkunun cefâsından dünin günin ağlaram Akan bunar ne misal gözden inen yaşlara




          Erenler bir denizdür âşık gerek talası

          Bahri gerek denizden girüp gevher alası




          Çünkim girdüm bir denize ne kenarı var ne cezire

          Çün dört yanumdan mevc ura turam kavi hiç batmayam




          Tasavvuf ............................... kıyısı, adası olmayan bir deniz / bahr-ı bî-kerân; okyanus

          Dalgalar .......................... ......nefsin istekleri

          Yûnus ....................................deniz üstünde sağlam duran bir gemi / nefsine yenilmeyen bir adam.




        2. Ağaç

          Şairin imaj malzemesi olarak kullandığı çevre unsurlarından biri de ağaçtır. Tabiî, onun amacı, etrafında gördüğü ağaçları anlatmak, çevre tasvirleri yapmak değildir. Fakat Yûnus ibret levhası olarak kabul edilecek birçok olay, durum veya tutumu daha iyi yorumlayabilmek için için, yakın çevredeki çeşitli varlıklardan yararlanır :

          Kur(ı) ağacı niderler kesüp oda yakarlar Her kim âşık olmadı benzer kurı ağaca

          Gönlünde aşka yer ayırmayan, günlük hayatın dağdağasına kapılan insanlar, içlerinin kurumasına da razı oluyorlar.

          Ağaç deri dirildi kiriş ile bir oldı

          Işk denizine taldı bahâne yok bu işde15




        3. Kuş

Yûnus'un imaj malzemesi olarak kullandığı tabiî çevre unsurlarından biri de "kuş"tur.16Bunda muhtelif ruh hallerini, arzuları, yaşama biçimlerini kuş imajını kullanarak anlatmak asıl amaçtır:

Benüm canım bir kuşdur kim gevdem anun kafesidür Dostdan haber geliceğiz bir gün uçar kuşum benüm

Yûnus'un canı ..................... kuş

Vücudu ............................... can kuşunun içinde barındığı kafes

Allah ................................... dost

Ölmek ................................. uçmak / can kuşunun bedenden uçması

Haber .................................. vadenin yetmesi

15Şair bu beyitte kopuzdan bahsetmektedir: Kopuzda ağaç ve deri dirilmiş, kirişle iş birliği yaparak, yani aşkın nağmelerini tegannî ederek aşk denizine dalmıştır.

16Kuş imajını çok kullanmakla beraber, Yûnus'un şiirlerinde bülbül, ördek, kaz, turaç, balık, köstebek (gözsüz sebek), baykuş, çaylak (devlengeç), karga, kartal, sinek, karınca, şîr (aslan), sudak (Sir-Derya'da çıkan bir balık), pervane (kelebek), at, katır, mâr (yılan), koduk (sıpa), koyun, koç vb. hayvanların da adı geçmekte ve bunların bir kısmıyla hayli ilgi çekici imajlar oluşturulmaktadır.

YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 10 -

Âşık olayın ol güle düşsün âleme gulgule Hezâr destan olubanı dost bağını yaylayayın

Allah ...................... gül

Yûnus ..................... bülbül

Yûnus'un şiiri ......... bülbül şakıması / gulgule Allah katı ................ dost bağı

      1. Tarih ve efsanelerle ilgili imajlar

        Yûnus'un şiirinde -gayet tabiî olarak- İslâm tarihi, peygamber kıssaları, şark efsane ve menkıbeleri ile ilgili imajlar vardır. Yetmiş iki millete bir göz ile bakmak gerektiğini düşünmekle beraber, içinde yaşadığı toplumun tarih içindeki macerasına da yer vermiştir. Moğol istilasının yıkıcı tesirlerinin yakından hissedildiği bir devirde yaşayan Yûnus, savaşla ilgili, düşmanla, yıkımla ilgili birçok teşbihe başvurmuştur.




        1. Efsane:

Yine görün gök tonanıp tonı kat kat renge batup Bülbül güle karşu turup can budağa asdı yine17

beytinin ilk mısraında, bir insan imajı -hattâ büyük bir ihtimalle kadın imajı- vardır. Gök yine kat kat renkli giysilerini giyerek süslenmiş (donanmış) bulunuyor. Bu bir bahar manzarasıdır. Fakat şair, bu şiirin son beytinde Sözüm yaz ü kışçün değül vallah bu düş içün değül / Âşıklarun cür'asından Yûnus kadeh susdı yine diyerek, asıl hedefinin Allah yolunda can vermek olduğunu ifade ediyor. Bahar manzarası yalnızca vasıtadır.

Bu beytin ikinci mısraında ise meşhur "gül-bülbül efsanesi"ne telmih vardır. Yûnus, kendisini, gülün dikenine göğsünü dayayıp kanını akıtan, onun yolunda can veren bülbüle benzetiyor. Canını gülün budağına (dikenine) asmak, aşk yolunda can vermeye hazır ve razı olmak anlamına gelir. Tabiî, tasavvufî anlayış açısından yaklaşıldığında gül, yolunda can vermeye teşne olduğu Allah'ı, bülbül ise onun âşığı olan Yûnus'u ifade etmektedir.

Bu Yûnus'un gördüğünü eger Zühre18göreyidi Çengini elden bırağup unudayıdı sâzını

Bir nicemüz Leylî oldı bir nicemüz Mecnun oldı Bir nicemüz Ferhad oldı ışkdan haber duyanımuz

Bir nicemüz Hakk'ı aldı bir nicemüz Hak'dan toldı Bir nice Süleyman oldı ışk tahtına binenimüz

17Gül ve bülbül üzerine Doğu'da ve Batı'da zengin bir efsane malzemesi vardır. "Gül eskiden bu kadar kırmızı değilmiş. Belki gül-i nesrîn (yaban gülü) kadar pembe ve sade imiş. Bülbül onu bu hali ile de çok severmiş. Ancak gül bülbüle iltifat etmezmiş. Ayrılığa dayanamayan bülbül bir gün gülün dikenli gövdesine konuvermiş. Dikenler bağrına batınca akan kanlar toprağa dökülmüş -bazı değişik anlatımlarda gülün yaprakları üzerine dökülmüş-. Dökülen kan topraktan gülün damarlarına süzülünce, gül o günden sonra kan kırmızı açmaya başlamış." ( "Gül",

T ürk Dili ve Ed eb i yatı An si k lo p ed isi, Dergâh Yayınları, Cilt : 3, İstanbul, 1979, s.382 v.d.). Bülbülün güle olan aşkından dolayı ölümü Batı'da da önemli bir tema olarak işlenmiştir.

18Zühre: " Nâhid, Çobanyıldızı, Venüs. (...) Feleğin sâzendesi olarak bilinir. Efsaneye göre Zühre İranlı, çok şûh ve güzel bir kadın imiş. Hârût ve mârût adlı meleklerden göğe yükselmenin yolunu öğrenip oraya çıkmıştır. Yunan mitolojisine göre aşk ve müzik tanrıçası Afrodit veya Venüs işte budur. Gök ile gündüzün kızıdır. Zühâl (Satürn) babasını öldürdüğü zaman birkaç damla kan, denizde bir köpüğe düşmüş. Afrodit bu kan ve ile köpükten doğmuş. Bu yıldıza bakmak gönlü ferahlatır ve rûha neşe doldururmuş. Divân şiirinde çok zaman şarkı, aşk, güzellik ve çalgı ile birlikte anılır." (İskender Pala, An si klo p ed ik Dîvâ n Şiiri Sözlü ğü, Cilt: I-II, Akçağ Yayınları, Ankara, tarihsiz, s.538.

YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 11 -

2.2.3.2. Kıssa

Kesret âlemi olan bu dünyada birimiz Yûsuf, birimiz Ya'kub olabiliriz; fakat vahdet âlemi olan öte dünyada Yûsuf-ı Ken'an bile yok; orada sadece Yûsuf olacak; birlik olacak, sen- ben olmayacak:

Bu âlem-i kesretde sen Yûsuf ü ben Ya'kub Ol âlem-i vahdetde ne Yûsuf u ne Ken'an

Eydür ben oddan nurdan ol bir avuç çamurdan Bilmedi kim Âdem'in için gevher eyledi19

2.2.3.3. İslâm tarihi

Mûsî olup Tûr'a vardum koç olup kurbana geldüm Ali olup kılıç saldum meydana güreşe geldüm

İsmâîl'e çaldum bıçak bıçak bana kâr itmedi Hak beni azâd eyledi koçıla kurbandayıdım

        1. Menkıbe

          Cercis olup basıldum Mansur olup asıldum

          Hallâc panbuğu gibi bunda atılup geldim




        2. Harp unsurları

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Anadolu'nun Moğol istilâsı ve iç çatışmalarla sarsıldığı bir devirde yetişen Yûnus Emre, tarihî arka plâna ve kendi devrinin sosyal ve siyasal hayatına dair müşahadelerini şiirine taşımıştır. Çeri salmak, iklîm: ülke, esîr eyle-, yağı, Tatar; mancınık, taş, atıl-, yıkıl- , kal'a vb. ifadeleri, devrin savaş atmosferini ele veren, seçilmiş ifadelerdir. Değişik amaçlarla bu çalışmada kullandığımız örnek beyitler gözden geçirilse bile, Yûnus'un şiir dilinde ok, kalkan, yay, kılıç vb. harp araç-gereçlerinin yaygın olarak kullanıldığını görürürz.

Işkun çeri saldı benüm gönlüm evi iklîmine Cânumı esîr eyledün n'ider bana yağı Tatar

Toğrulık mancınığı istiğfar taşıyıla Toğru vardı atıldı yıkıldı nefs kal'ası

    1. Yûnus'un varlığı algılayış tarzı bakımından




      Yûnus, varlığı idrakte tasavvufî pencereyi esas alır; o, tam bir müslüman duyuş- düşünüşüne sahiptir. Bu sebeple varlığı anlamlandırmada, yani, yaratılış , yaşayış ve insan hayatının sonu konusunda hiç tereddüdü yoktur.

      Her sanatkâr etrafa belli bir pencereden bakar ve gördüklerini kendi zaviyesinden değerlendirir. Yûnus, Anadolu'da yaşamış bir insan olarak, soyut bazı kavram ve varlıkları somutlaştırmayı tercih eder. Biz somut varlıkları ifade ederken onlarla ilgili hayallere baş vururuz; fakat onların doğrudan ifadesi de daima mümkündür. Soyut varlıklar ise muayyen sıfatlar izafe edilmediği takdirde çok zor ifade edilirler. Bu bakımdan, soyut varlıkları -anlatış tarz ve maksadımıza uygun olarak- muhtelif somut varlıklara benzetmek zorunda kalırız. Bu, onları, bilinen bir varlıkla karşılaştırma, denkleştirme, ayırma, başkalaştırma işlemidir. Bu




      19"Ben Âdem'den hayırlıyım; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." (El-A'raf, 12. Âyet)

      YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 12 -




      suretle, sözün muhatabında kuvvetli intibalar uyandırma imkânı doğmuş olur. Niteklim, imajın önemli bir özelliği de "izlenimi güçlendirme aracı"20oluşudur.

      Yûnus'un şiir diline de uygun olarak, "nefs" kavramı etrafında düşünelim: Nefs kötüdür, haindir, düşmandır, azgındır. Kötü nefs, hain nefs, düşman nefs, azgın nefs tamlamaları nefsin vasıflarını ifade edebilir. Fakat bunlarda nefs kısrağı, nefs aygırı, nefs atı, nefs canavarı,nefs küheylânı,nefs kaplanı... tabirlerinin ifade gücü mevcut olmadığı gibi, nefs kavramının at, aygır, kısrak, küheylân, canavar, kaplan kelimeleriyle birlikte kullanıldığında kazandığı somutluk da yoktur. Nefs dağı, nefs kayası, nefs çukuru, nefs kuyusu, nefs gayyâsı ifadelerinde hem nefs kavramı hem maddî bir yapı niteliği kazanıyor, hem de mânevî boyutuna işaret var.




      Şairin kurduğu birçok benzetmeli belirtili isim tamlamasında bu durumu görebiliriz:

      Gönül evi, gönül evi iklîmi, gönül göğü, gönül kal'ası, gönül şarı, gönül şehri; varlık evi, varlık leşkeri, varlık sarayı; ecel serhengi (bekçisi), ecel şerbeti, ecel tuzağı; ömür hırmanı, ömür ipi vb.

      Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Yûnus varlığı algılama tarzı bakımından somutlaştırıcı, mukayeseye dayalı ve aynileşmeye yönelik imajlar kurmuştur. Bunları birkaç örnekle belirtelim:




      1. Somutlaştırma

        Şerîat haberüni şerh ile eydem işit

        Şerîat bir gemidür hakîkat deryâsıdur




        Hakikat bir denizdür şeriat anun gemisi Çoklar gemiden çıkup denize talmadılar




      2. Mukayese

        Bu şârun evvel dadı şehd ü şekkerden şirin Âhir acısını gör şol zehr-i mâra benzer




        (Dünya -dünya dedikleri şehir- önce bal ve şeker gibi olduğu halde, sonra yılan zehirine dönüyor)




        Eydürsin kim gözüm görür da'viyi ma'niye irür Gündüzin gün şu'le virür gice yanan çırak nedür




      3. Aynileşme :

Yûnus'un ifade tarzının önemli bir görünüşü de "aynîleşme"dir. Kendisini kahramanlardan birinin yerine koymak suretiyle, tahkiye tekniklerinden "ben anlatım"a benzer bir ifade tutturan şair, böyle bir teknik kullanmakla, kendisini yaradanına götürecek olan vasıta ile aynileşmektedir.

Canum ışkun külüngine Ferhad olup dutdum başum Daim dağları keserem Şîrin'üm hiç sormaz benüm

Mûsî olup Tûr'a vardum koç olup kurbana geldüm Ali olup kılıç saldum meydana güreşe geldüm

1.Yûnus ................................ Hz. Musa

2.Yûnus ................................ kurbanlık koç

3.Yûnus ................................. Hz. Ali

4.Yûnus ................................. Güreşçi / pehlivan ( Beyitte asıl imaj, Hz. Hamza'dır)

20Viktor Şkolovsi, "Teknik Olarak Sanat", Yazın K ura mı, s. 67

YUNUS'TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI / - 13 -

Ay oldum âleme toğdum bulut oldum göğe ağdum Yağmur olup yire yağdum nûr oldum güneşe geldüm

beytinde de yukarıdakine benzer bir tutum içindedir : Yûnus (1)"ay"dır, (2)"bulut"tur, (3)"yağmur"dur, (4)"nur/ışık"tır. Burada, ay ve nur soyut, bulut ve yağmur somut kozmik unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

İsâ oldum kudretden behânem bir avretden İnâyet oldı Hak'dan ölü dirgürüp geldüm

Hiç ayrukdan ben korkmazam ya bir zerre kayurmazam Ben şimdi kimden korkayın korkduğumıla yâr oldum

Sonuç

Yûnus'un şiiri, Türk şiirinin genel vasıflarına göre değerlendirildiği zaman, sade sayılabilecek bir şiirdir. Fakat Yûnus'un tam bir halk şairi olmadığı, şiirlerinde halkın günlük kültürünü çok aşan bir muhteva yapısının bulunduğu da bilinen bir husustur. Herhalde, Yûnus Emre'yi Türk halk şiiri- Divan şiiri ve Tekke/Tasavvuf şiirinin kesiştiği bir ortak bölgeye yerleştirmek gerekir. Çünkü onda,Tasavvufî değerlere ilâveten,Türk halkının asırlardan beri yaşayageldiği millî kültürün de, aydın kesime ait değerlerin belirgin işaretleri de vardır. Kullandığı imajların çoğu, bu ortak bölgeye uygun olarak, hem Divan şiirinin, hem de Halk şiirinin imaj dokusuna uygundur. Meselâ,

Sıfatun arılığı bulgur u nohud gibi

İki kaşun ay alnun genc aya virür sabak beytinin birinci mısraında Halk şiirinin, ikinci mısranda ise -kelime seçimi ve istifi bir yana- Divan şiirinin imaj özellikleri çok belirgindir.

Böyle olunca, Yûnus'un şiirinin imajlar açısından da bir çeşitlilik göstermesi beklenir. Sade söyleyen bir şair oluşunun tayin edici tesirini hatırdan çıkarmamak kaydıyla, onda imajların zengin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Fakat Yûnus, sözün estetiğinden daha fazla muhtevasını öne çıkaran bir sanatçıdır. O, sözün etkili, yol gösterici, doğru, uyarıcı.. olmasını daha çok mühimser. Bu bakımdan, Yûnus'un imajlaştırma macerası incelenirken, Necâtî, Bâkî, Fuzûlî, Şeyh Gaalib, Karacaoğlan gibi sanatçılarla değil, estetik kaygıyı arka plâna atan ve halkı bulunduğu yerden daha yukarılara taşımaya çalışan bir mürşid ile karşı karşıya bulunulduğu unutulmamalıdır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

  Meclis kürsüsünün siyah örtüsü TBMM’in deki her konuşmasında Mustafa Kemâl Paşanın gözüne ilişmekteydi. Yeşil Bursa’nın işgal edildiği günden beri o örtü duruyordu....

ÖMER SEYFETTİN VE TOS

(28.2.1884 - 6.3.1920) Doğ.: Gönen - Ölm.: İstanbul Cumhuriyetten önceki edebiyatımızın hikâye alanındaki en büyük ünü ve değeri, şüphesiz, Ömer...

Yazmanın Hazzı

Eğer şevk, zevk, sevgi, eğlence olmadan yazıyorsan yarım bir yazarsındır. Yani bir gözün piyasada, bir kulağın avangart zümrelerdeyken kendin olamıyorsun...

FUZÛLÎ VE BÂKÎ DİVÂNI’NDA BELÂ

Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan şiirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan şairleri tarafından farklı anlam ve...

Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/ Okusan da olur okumasan da” diyor. Okunmayan, yaşanmayan,...
Taha Süren için- Henüz O’nsuz ya sokaklar, yetim bakışlı çocuklar toz-toprak içinde, O’nun nuruna gülümsemekte. Varaka’nın serin sofasında birkaç hurma ve...
Türk edebiyatının Batılılaşma etkisinden önce ortaya çıkan yazılı mizah ürünlerinin hemen hepsi İslam kültür dünyası içinde oluşmuş ürünlerdir. Çoğunlukla eğitici,...
Eskiler çok yazan, çok üreten verimli yazarlara doğurgan anlamına gelen ‘’velut’’ sözcüğünü sıfat olarak verirlerdi. Türk ve dünya edebiyatında kendini...
Ne yaparsan yap pişman öleceksin,Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından...DostoyevskiMüslüm Gürses’i ‘Son pişmanlık neye yarar / Her şeyin bedeli var olmadı...
Deniz Yüzlüler ve Nun- " Bizi sevenler denizde boğulmasın!" Hüdâî Kapısı'ndan saygı ile- "Kanadlar bite uçmağa Yedi deryayı geçmeye Eyü yavuzı seçmeğe Hidâyet eyleye Âllâh” Hz. Üftâde Yağmur...
Küfrî-i Bahâyî’nin hayatı hakkında kaynaklardaki bilgiler, oldukça sınırlı olup birbirinin tekrarından öteye geçmemektedir.Asıl ismi Hasan Çelebi olan şair, İstanbul’da doğmuştur.
Şâhitler, muhtevâ olarak www.kirmizilar.com’da yayınlanan yazılardan, şiirlerden, tanıtımlardan derlenen yazılarla aylık olarak internet ortamında yayınlanmak üzere hazırlanmıştır. Bu sayıdaki İçerik :...
Zekâ, hızlı anlama, zihin berraklığı, kolay öğrenme, güzel akletme, hafızada tutma, hatırlama … gibi lütuflarla bezenmişiz. Hepimiz, bir diğerinden daha...
Egemen Çağrı Mızrak Kimdir? 1978 yılında doğumdu. Orta ve Lise öğrenimini Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’nde (İstanbul/Üsküdar) tamamladı. 2001 yılında Yıldız...
Karanlığın içindeki ışık, insanın içindeki can neyse, kelimenin içindeki şiir de odur.Tek başına tam bir aydınlığa bürünemez kelime, içinde ne...
Her millet, bugününü kendi iradesi doğrultusunda yaşamak, geleceğini de aynı iradeyle kurmak ister. Eğer bir toplum bu iradeyi kullanma bilincine...
Kemal, yaşadıkları; eski bir Rum evi olan binanın ikinci katındaki salonun penceresinden uzanan yolu ve yoldaki durakta, şiddetli yağmur...
Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir karaktere sahip olduğuna inanıyor. Bir ahlâk nümunesi, bir fazilet...
Mehmed Niyazi’nin kaleminden Dâhiler ve Deliler[1] roman mı yoksa hatırat mı? Daha doğrusu, bu eser, hatıratla roman arasındaki muğlâk çizginin...