Pazartesi 1 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Bunu okudun 0%

mevlanaGiriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna Celâleddin Rûmî, pek çok önemli vasfı kendi şahsında bir araya getirmiş olması nedeniyle vefatından yüzyıllar sonra bile yol göstermeyi, insanlığın yoluna ışık tutmayı sürdürmektedir. İnsan haklarının, eşitliğin, düşünce ve ifade özgürlüklerinin ve insan haysiyetinin vazgeçilmez kabuller olarak öne çıktığı günümüz dünyasına Mevlâna’nın yol gösteriyor olması, ancak onun beslendiği kültür dünyasının evrenselliğinin ifadesi olarak değerlendirilebilir. Günümüzde bu insanî değerlerin öne çıkarılmasıyla çelişen ciddî sıkıntıların yaşandığı da herkesçe bilinmektedir. Tırmanan savaşlar, toplumlara özgürlük ve demokrasi getirme adına işlenen cinayetler, bitmek bilmeyen kıyımlar ve yaşanan yıkımlar, bizi yeniden durup düşünmeye sevk etmekte ve Mevlâna’lar yetiştirmiş kültür ve medeniyeti yeniden okumaya yöneltmektedir. Bunalımlı atmosferden çıkış yolu arayan aydınlar ve düşünürler, Mevlâna’yı fark etmekte, onun sözlerine kulak kesilmektedir. Mevlâna’nın dünyada bu kadar çok tanınıp okunmasının en önemli nedeni belki de budur.

Mevlâna’ya olan bu ilgi, onun farklı kültür kesimlerince yorumlanması ve değerlendirilmesi sonucunu da beraberinde getirmektedir. Mevlâna, Mesnevi’nin başında adeta bunu öngörüp şöyle demektedir:

“Herkes kendi zannına göre dost oldu bana” (Mesnevi/I, beyit: 6)

Her kültür kesimi, Mevlâna’ya kendi penceresinden bakmakta ve kendi birikimine göre sonuçlar çıkarmaktadır.

Bu büyük ilgi pek az yazar ve şaire nasip olmuştur. Onun eserlerinin çok okunması, aslında onun görüşlerinin büyük ölçüde anlaşılıp benimsendiğini göstermektedir. Bununla birlikte Mevlâna’ya yönelenler genellikle onun kimi yönlerini öne çıkarırken kimi yönlerini göz ardı etmektedirler. Aşk ve muhabbeti dünya görüşünün odağına yerleştiren Mevlâna, bu aşk ve muhabbete bilgiyi eş kılmıştır. Mevlâna’nın sevgiye yaklaşımından söz ederken bu hususu gözden ırak tutmamak gerekir. Öte yandan Mevlâna’nın dile getirdiği aşk ve sevgi, mecazi değil hakikidir. Mecazi aşk ise hakiki aşka götürdüğü oranda değerlidir Mevlâna’nın gözünde:

“Aşk hesapsız sevgidir. Bu bakımdan denilmiştir ki aslında âşıklık Hakk’ın sıfatıdır ve onun kula nispet edilişi mecazdır.” (Mesnevi/II, mukaddime)

Sevgiyi ön plana çıkaran Mevlâna’nın birey ve topluma yaklaşımı nasıldır, diye bir soru sorulmalı ve bu sorunun cevabı aranmalıdır. Sevgiyi ön plana çıkaran Mevlâna’nın insanlara yaklaşımı nasıldır, onun insanlara yönelik eleştirileri var mıdır? Varsa ne tür bir eleştiridir bu? Başka şekilde söyleyecek olursak, Mevlâna, aşk ve sevgiye bu denli vurgu yapmışken, bireyleri ve toplumu nasıl ve neden eleştirmektedir?

Mevlâna’nın Topluma Dönük Yüzü

Mevlâna, uzleti değil, toplumla kaynaşmayı seçmiş sûfilerdendir. O, bir eğitmendir, kılavuzdur, yol göstericidir.

Onun Mesnevi’si toplum dershanesinde okutulan ders kitabıdır. Mevlâna, Mesnevi’de toplumu Kur’an’ın buyruklarını derinlemesine kavrayıp bu buyruklar doğrultusunda ahlâklı ve erdemli yaşamayı özümseme yolunda eğitir. Mevlânâ, Mesnevi’de anlattıklarıyla dini ve tasavvufu hayatın içine taşır. İlahi vahyi, gözle görülür, elle dokunulur ve tadılır hale getirir. Mevlâna, topluma ders anlatırken olumsuzluklara da dikkat çeker, kötü örneklerin niçin kötü olduklarını, çözümleyici bir yaklaşımla ortaya koyar. İnsanların kestirmeci, kolaycı ve benmerkezci tavırlarını yererek anlatır ve insanları bencilliklerden, kolaya kaçmaktan, hileci yaklaşımlardan koparmaya çalışır.

Mevlâna, toplumdan uzak yaşamamış, çevresinin sorunlarıyla yakından ilgilenmiş, sorunlara çözüm üretmede önemli roller üstlenmiştir. Mevlâna’nın mektupları (Mektûbât) bunun göstergesidir.

Mesnevi’de Toplumsal Kesimler

Mevlâna, toplumdan soyutlanmış bir âlim ve ârif olmayıp halkın içinde, halkın yaşadığı gibi yaşayan biridir. Sade bir hayat sürmüştür Mevlâna. O dönemin devlet adamlarıyla irtibatı olmasına rağmen, onun asıl irtibatı halk iledir. Devlet adamlarıyla olan yakınlığını kendi çıkarları için kullanmamış, bu irtibatı halkı gözetmek için değerlendirmiştir. Bu durumun en açık delillerini çeşitli vesilelerle yazdığı mektuplarında görmek mümkündür1. Dolayısıyla Mevlâna, halkı önemseyen, onların dertleriyle dertlenen, onları hem maddî, hem manevi olarak geliştirmek için çabalayan bir aydın rolü üstlenmiştir. O, bu rolle paralel olarak ve yukarıda zikrettiğimiz sevgiyle bilgiyi yan yana getirmesinin doğal uzantısı olarak, insanların taşıdıkları sevgiyi, muhabbeti ve aşkı çoğaltmak, nitelikli hale getirmek ve gerçek sevgi derecesine yükseltmek için bilgiyi artırmaya, yaygınlaştırmaya ve insanları cehaletten kurtarmaya önem vermiştir. Bu nedenle de halkın gönüllü öğretmeni ve mürşidi olmuştur. Bir öğretmen ve mürşit olarak, onun insanların yanlışlarını tespit etmemesi, bu yanlışları gidermek, eğrilikleri düzeltmek ve doğru düşünüş ve davranışları geliştirmek için çaba göstermemesi düşünülebilir mi? Elbette düşünülemez. Bu nedenle de onun bazı düşünce tarzlarına, algılamalara ve hasletlere kimi eleştiriler getirmesi kaçınılmazdır.

Mevlâna, eleştirirken kişileri ve kesimleri doğrudan hedef almaz, bunun yerine davranış ve algılama biçimlerini, genellik kazanmış kötü özellikleri gözler önüne serer. Bunu yaparken bazen son derece sert ve vurucu konuşmaktan kaçınmaz.

Onun Mesnevi’de yaptığı toplumsal ve bireysel eleştirileri sınıflandırarak konuyu daha somut hale getirebiliriz. Bunu yapmadan önce Mesnevi’de çeşitli vesilelerle değinilen toplum kesimlerinin tespitini yapmak yerinde olacaktır.

a. Devlet erkânı ve saray mensupları: Padişah,vezir, komutan, şehzade, nedim vs.

b. Adliye ve emniyet mensupları: kadı, kadı naibi, kadı vekili, muhtesip, ases

c. Sufiler: Şeyh, mürit

d. Din adamları, âlimler, fakihler ve vaizler

e. Askerler

f. Şehirliler

g. Köylüler

h. Zenginler ve tüccarlar

i. Köleler, cariyeler ve hizmetçiler

j. Sıradan insanlar

Görüldüğü üzere, Mesnevi’de toplumun hemen hemen her kesiminden insana rastlamak mümkündür. Daha fazla ayrıntıya inildiğinde, daha uzun bir liste elde edilebilir. Mesnevi’de yer alan kişiler, sıradan hikâye kişileri olarak değil, okuyucuya veya dinleyiciye bir mesaj vermek üzere konumlandırılmışlardır. Bu kişiler olumlu ve olumsuz karakterleri temsil etmenin yanısıra insandaki

1 Bkz. Mevlâna Celâleddin, Mektuplar, çev. Abdulbaki Gölpınarlı, İnkılâp Yayınları, İstanbul 1963. olumlu ve olumsuz nitelikleri ve ahlâkî durumları da, aslında en çok da bu hususu, temsiletmekle görevlidirler.

Mevlâna’nın Eleştirdikleri

Mevlâna, eleştirileriyle de bireye ve topluma yol göstermeye, kötülüklere engellemeye ve iyilikleri yaygınlaştırmaya çaba göstermiştir.

Onun kimlere ve veya hangi şahsî ve insanî özelliklere nasıl eleştiriler yönelttiğini kendi söylediklerinden tespit edelim.

İnsan “eşref-i mahlûkat”tır. Yeryüzünde Allah’ın halifesidir. İnsana yeryüzünde Yaratıcı’nın halifesi olma görevi verilmiştir. Ama insan zaman zaman bundan gâfil kalmaktadır. İnsanın kendinin farkında olmamasını ve yaratılmışlar arasındaki üstün konumunu bilmemesini Mevlâna şöyle betimler:

“Yılan avcısı, halkı hayrete düşürmek için yılan yakalar. Ne tuhaftır şu halkın cehaleti! İnsan bir dağdır, dağ [böyle şeye] nasıl kapılır? Nasıl olur da dağ yılana hayran kalır? Sefil insan kendini bilemedi. Artıdan gelip eksiye indi. İnsanoğlu kendini ucuza sattı. Bir atlastı, kendini bir hırkaya yama yaptı. Yüz binlerce yılan ve dağ hayrandır ona. Peki, niçin hayrandır o; niçin yılan severdir?” (Mesnevi, III/ 997-1002)

Devletin başındaki kişi nasıl olmalı? Mevlâna şöyle diyor:

“Padişah dediğin Rabbi’nin tabiatını taşımalı. Çünkü [Allah’ın] rahmeti gazabının önündedir. Şeytan gibi gazap üstün gelmemeli ona. Gereksiz yere hile için kan dökmemeli.” (Mesnevi, IV/ 2435- 2536)

Devlet başkanının/padişahın şehveti doğrultusunda, İslam toplumunu olumsuz etkileyecek işlere (asker sevki, savaş vs.) girişmesi:

“Bir casusun Mısır halifesine kâğıda çizilmiş bir cariye resmini göstererek övmesi, Mısır halifesinin ona âşık olması, halifenin bir beyi ağır bir orduyla Musul kapısına göndermesi, bu amaç için çok insan öldürmesi ve yakıp yıkması” başlığı altında anlatılan hikâye (Mesnevi, V/3831 vd.) Liyakatsizlik, bir başka deyişle insanların lâyık olmadıkları makamları elde etmeleri Mevlâna’ya göre adaletsizliğin başıdır. Üstelik hükümdarlık, yani ülke yöneticiliği kötü hasletlilerin eline geçerse bu, toplum için felaket olacaktır. Bu konuda şöyle der:

“Hüküm çapulcuların elinde olunca Zünnun’un hapse düşmesi kaçınılmazdır.” (Mesnevi/II, beyit: 1385)

“Kalem bir gaddarın elinde olunca, kuşkusuz, Hallac-ı Mansur asılır.” (Mesnevi, II/1390) Adaletsizlik ve zulüm de Mevlâna’nın şiddetle yerdiği özelliklerin başında gelir.

“Sen ki bulunduğun makam yoluyla zulmediyorsun, bil ki kendi kuyunu kazıyorsun” (Mesnevi, I/1312) Mevlâna’ya göre insanlar, kendi zalimliklerini değil de başkalarınınkini görürler. Oysa başkalarında gördükleri zulümle ilgili özellikler kendilerinde de vardır, ama farkında değildirler: “Başkalarında gördüğün nice zulüm, senin onlara yansımış tabiatındır. Senin varlığın, riyakârlığın, zulmün ve körkütük sarhoşluğun onlara yansımıştır.” (Mesnevi/I, 1320-1321) Dolayısıyla insanın öncelikle kendine bakması, kendi eksikliklerini, yanlışlarını görüp düzeltmeye çalışması gerekir. Bu başarmak için de kendini olduğu gibi görmeye engel olan şeylerin bertaraf edilmesi gerekir:

“Gözünün önüne mor bir cam tutmuştun, o yüzden dünya sana mor görünüyordu. Kör değilsen bu morluğu kendinden bil. Kendine kötü de, ama kimseye [kendinde olandan] fazlasını deme.” (Mesnevi, I/1330)

Başkalarının kusurunu görüp söylemek, insanların çokça yaptığı hatalardandır. Mevlâna’ya göre insanlar kendilerini unuttukları için başkalarının kusurlarını söylerler: “Efendim, insanlar kendilerinden gafildirler. Bu yüzden de birbirlerinin kusurlarını söylerler.” (Mesnevi, II/878) İnsanın büyüklenmesi, kendini başkalarından üstün görmesi ve kendi başına olumsuz bir şey gelmeyeceğini düşünmesi, hem bireye, hem de topluma zarar veren kötü bir özellik olup İslam’ın ve ahlâkın yerdiği bir husustur. Mevlâna da bu doğrultuda insanları küçümseyenleri, sadece kendini düşünenleri, bir gün gelip hesap vereceğini unutanları eleştirir:

“İpekböceği gibi kendi etrafını örme. Kendine kuyu kazıyorsan, bari ölçülü kaz. Sen güçsüzler düşmanlık edemez sanma. Kur’an’dan ‘Allah’ın yardımı geldiğinde…’ ayetini oku. (Mesnevi, I/1313- 1314)

“Ey halka eşek deyip duran! İşte şimdi eşek gibi buz üstünde kalakaldın. İstersen dünyada zamanın allâmesi ol. Şimdi bu dünyanın da, bu zamanın da yok oluşunu gör.” (Mesnevi, I/ 2843- 2844)

Dış görünüşe takılıp kalanlar için de Mevlâna’nın şu veciz sözü dikkat çekicidir: “Ruh bilgi ve akılla dosttur. Ruhun Arapçayla Türkçeyle ne işi var?” (Mesnevi, II/56)

Mevlâna’nın insanların tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerinin tümünü bu kısıtlı zamanda dile getirmek mümkün değil. Bunun yerine burada Mevlâna’nın yerdiği diğer özelliklerin bazılarını, bir fikir vermesi bakımından, başlıklar halinde zikrederek Mesnevi’de bu özellikler ile ilgili söylenenlerden birer örnek aktaracağım.

Dar görüşlülük:

“Bu sözün anlatımı [daha çok] açıklama ister, ama eski anlayışlardan korkuyorum. Dar görüşlü eski anlayışlar, akla yüzlerce kötü hayal getirir.” (Mesnevi, I/2760-2761)

Aptallık: “Bu bela aptallığından geliyor sana. Çünkü incelikleri ve şifreleri anlamadın.” (Mesnevi, III/2462)

Anlayış kıtlığı:

“Oğlum, vakit dar, halkın anlayışıysa vakitten yüz kat daha dar. Aptallara cevap susmaksa, sözü niçin bu denli uzatıyorsun? Ne ki rahmet ve kereminin kemali sayesinde Allah, çorak yerlere de yağmur verir.” (Mesnevi, IV/1486-1488)

Âhiret azığı hazırlamamak:

“Hele söyleyin, diriliş günü armağanı olarak ne getirdiniz? Yoksa geri dönmeyi ummuyor muydunuz? Bu günün vâdesi size bâtıl mı göründü?” (Mesnevi, I/3173-3174) “İnkâr etmiyorsan, o dostun kapısına böyle eli boş nasıl adım atacaksın? Uykudan, yemkten biraz kıs da onunla buluşup görüşmek için bir armağan götür.” (Mesnevi, I/3176-3177)

Zekat vermemek:

“Zekat vermeyince bulut ortaya çıkmaz.” (Mesnevi, I/88)

Haddi bilmemek:

“Peygamberlerle boy ölçüşmeye kalktılar, velileri kendileri gibi sandılar.” (Mesnevi, I/265)

İlim sahibiymiş gibi görünmek:

“Aşağılık adam, doğru kişinin üzerine efsun okumak için dervişlerin sözlerini çalar.” (Mesnevi, I/319)

“Kendisini adam sansınlar diye dervişlerin nice sözlerini çalmıştır. Sözde, Bayezid’e kusur bulur. [Oysa] Yezid onun içyüzünden utanır. (Mesnevi, I/2274-2275)

Niyet bozukluğu:

“Kadı, içinden rüşvet almaya niyet edince, zâlimi zavallı mazlumdan nasıl ayırt edebilir?” (I/335)

Kıskançlık:

“Sen kıskanç olmayana düzen kurup kıskançlık edersen, o kıskançlıktan gönlüne karanlıklar çöker.” (Mesnevi, I/436)

Alçaklık ve haddi bilmezlik:

“Himmet atını yıldıza doğru koşturdun da secde edilen Âdem’i tanımadın. Ey hayırsız evlat! Önünde sonunda Âdemoğlusun. Ne zamana dek alçaklığı şeref sayacaksın?” (Mesnevi, I/541-542)

Yanlış algılama, yanılsama ve tevil:

“Yanlış tevil sahibi sineğe benzer. Onun vehmi eşek idrarı, tasavvuru ise saman çöpüdür. Eğer sinek kendi görüşüne dayanarak tevil etmeyi bıraksa, tâlih onu Hüma kuşu yapar.” (Mesnevi, I/1089- 1090)

Sahtekârların peşinden gitmek, onları önder edinmek:

Sen, alçaklığın yüzünden sende olanı bile senden alan birinin müridi ve konuğusun. Kendisi üstün değilken seni nasıl üstün kılacak? Sana ışık vermek şöyle dursun, seni iyice karartacak.” (Mesnevi, I/2265-2266)

Pire için yorgan yakmak:

“Sen bir pire için yorganı yakma. Her sineğin baş ağrıtmasıyla gününü zayi etme.” (Mesnevi, I/2891)

Öndere, şeyhe tâbi olmamak:

“Pirin gölgesi sen ahmağın üzerinde olmazsa, gulyabani sesi senin başını döndürür.” (Mesnevi, I/2948)

Kendini beğenmişlik:

“Kendisinin olgun olduğunu zanneden, ululuk sahibi Allah’a doğru uçamaz.” (Mesnevi, I/3212) “Bu kendini beğenmişlik senden çıkıp gidinceye dek gönlünden, gözünden çok kanlar akar.” (Mesnevi, I/3214)

Cahillerle dost olmak:

“Uyku, bilgiyle birlikte olursa uyanıklık demektir. Cahille birlikte oturan uyanığın vay haline!” (Mesnevi, II/39)

Arzulara uymak:

“Ey süvari, duyu yolu eşeklerin yoludur. Eşeklere eziyet ettiğin için utan.” (Mesnevi, II/48)

Kötülük:

Dünyada diken tohumu eken kimseyi gül bahçesinde arama sakın.” (Mesnevi, II/152)

Kötülük sahipleri, hilekârlar:

“İnsanların çoğu, insan yiyicidir. Onların selamlarına pek güvenme.” Hepsinin kalbi şeytan yuvasıdır. Şeytan insanlarla pek bir araya gelme.” (Mesnevi, II/249-250) “Lâhavle çeken yüz bin iblisi gör. Canım, cicim diyerek seni şişirir ve böylece dostunun derisini bir kasap gibi yüzer.” (Mesnevi, II/255-256)

Bilinçsiz dindarlar:

“Babandan bedava miras bulduğun için dine şükretmekten yüz çevirdin. Mirasyedi adam, malın kıymetini ne bilir?” (Mesnevi, II/369-370) Para ve makam hırsı:

İnsanın aklında para ve makam hayalinin olması, göze kirpik kaçması gibidir.” (Mesnevi, II/577) Allah’ı zikretmeyi ihmal etmek: “İnsan O’nun ‘lebbeyk’ dediğini duyduğu halde nasıl olur da ‘Ey Rabbim’ demeyi ihmal eder.” (Mesnevi, II/1186)

Toplumsal kokuşmuşluk:

Mesnevi’de geçen “köse ve tüysüz” hikâyesi (Mesnevi, VI/3841 vd.) o dönemde toplumda ahlâkî çöküntünün bariz hale geldiğini düşündürmektedir.

Sonuç

Mevlâna, birey ve toplumun niteliklerinin geliştirilmesinde kendini sorumlu gören bir şahsiyettir. O, sûfilik ile ilmi ve ruh ile aklı kaynaştırabilen ender şahsiyetlerdendir. Sevgiyi öğütlerken hataları da yapıcı bir üslupla eleştirmeyi ihmal etmez. Son söz olarak diyebiliriz ki Mevlâna insanın öncelikle kalbini, hemen peşisıra da aklını muhatap alır. Bu nedenle de her kesimden insanın Mevlâna’nın eserlerinden alacağı öğütler vardır.

KAYNAKLAR Mevlâna Celâleddin-i Rûmî, Mesnevi-i Ma‘nevi (Farsça Metin), Hazırlayanlar: Adnan Karaismailoğlu-Derya Örs, Akçağ Yayınları, Ankara 2007 Mevlâna Celâleddin Rûmî, Mesnevi, Çevirenler: Derya Örs-Hicabi Kırlangıç, Konya Büyükşehir Belediyesi, 3. bs. 2013. Mevlâna Celâleddin, Mektuplar, Çeviren: Abdulbaki Gölpınarlı, İnkılâp Yayınları, İstanbul 1963.

Prof. Dr. Hicabi KIRLANGIÇ

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile