Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)
Bunu okudun 0%

agahi1874’te Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Kılıççı köyünde doğmuştur. Birçok kaynaklar bu tarihte birleşmektedir. Oğlu Vahdi Gerçek’in kaydettiği 1916’da 42 yaşında vefat ettiğini belirten notu da bu tarihte doğduğunu doğrulamaktadır.

Babası köyün varlıklı ailelerinden ve aslen Malatya’nın Arapkir ilçesinin Mestmur köyünden olan Hamza Kâhya’dır. Hamza’nın Himmet ve Mustafa adında iki kardeşi daha vardır. Üç kardeş bilinmeyen bir sebepten dolayı Orta Anadolu’ya göçmüş, Şarkışla’nın Hardal köyüne gelmişlerdir.

Söylendiğine göre; Karakalpak Türklerinden olan ve 1293 (1877 / 1878)’te Gürcistan’ın Darvaz eyaletinden Sivas’a göç eden Mihrali Bey, Hamza Kâhya’ya pek dirlik vermemiş, çiftliğine el koymuştur. Bunun üzerine Hamza Kâhya, buralarda fazla duramamış, bir müddet Alaçayır, Kaymak ve Fakılı köylerinde kalmıştır. Hamza Kâhya, bir ara Yozgat’ın köylerine gitmeyi düşünmüş, ancak Hardal köyünden Akkaşoğlu, Sağır köyünden bir Mülâzım ve Çatalyol köyünden bir Yüzbaşı onu, bu isteğinden vazgeçirmiştir. Bunun üzerine Hamza Kâhya da Kılıççı’ya yerleşmeye karar vermiştir. Civarda “Arapkirlioğuları” olarak bilinen bu sülâle, soyadı kanunundan sonra (1934) “Gerçek” soyadını almıştır.

Âgâhî’nin Fakılı köyünde doğduğu ve daha kundaktayken ailesinin Kılıççı’ya göç ettiği söylenir. Bu bilgileri bize oğlu Vahdi Gerçek vermektedir. Kaynaklarda ise Âgâhî’nin Kılıççı’da doğduğu kaydedilmiştir. Hamza Kâhya, kısa zamanda köyün zenginleri arasına girmiş, hatırı sayılır bir servet edinmiştir. Altı kız, üç erkek olmak üzere dokuz çocuğu olmuştur. En küçük çocuk Veliyüddin’dir.

Kılıççı, bugün Şarkışla’nın kuzeyindedir ve Şarkışla’ya bağlı bir köydür. Kılıççı, o vakit 25 haneli, üç cephesi tepelerle çevrili bir köydür. Köyün önünde susuz bir dere bulunmaktadır ve ilerisi mezarlıktır. Ötesinde keskin uçurum, etrafında çıplak, dik yamaçlar ve sarp kayalıklar bulunmaktadır.

Hamza Kâhya kaza eşrafları arasında içtimai yardımda hayır işlerinde başta bulunmayı severdi. Gemerek belinde, Kızancık Boğazı’nda yaptırdığı çeşmeler hâlen, Hamza Kâhya Pınarı adıyla bilinmektedir.

Hamza Kâhya’nın Ali, Hasan Hüseyin ve Veliyyüddin adında üç oğlu olmuştur. Âgâhî, en küçük oğlu olan Veliyyüddin’dir. Ancak köyde Veli olarak tanınmıştır. Ortancıl oğlu Hasan Hüseyin Kayseri’de yedi yıl medrese tahsili yapmıştır.

Çocukluğu köyde geçmiş, tarla işlerinde ailesine yardım etmiş, hayvan otlatmıştır. Veli, birkaç sene civar köylerdeki okullara giderek orada okuma yazmayı öğrenmiştir. Onun tahsil görüp görmediği, tartışma konusu olmuştur. Gerek dinî kültüre vakıf olması, noktasız harflerle şiir yazabilecek durumda olması, şiirlerinde pek çok tasavvufî terkip ve terimi kullanması  , gerekse yıllarca tahsildarlık yapması onun tahsilli olduğunun en önemli delilidir.

Çocukluğunda ve gençliğinde bol bol kitap okuyan Veli, akranlarına nazaran yaşından beklenmeyen bir olgunluğa sahiptir ve daha o çağlarda köy odalarında yaşlıların meclisine iştirak etmiştir. Sık sık düşüncelere dalar, her lafa karışmaz, sorulmadıkça söylemez.

Ne zaman ve kiminle evlendiği hususunda bir bilgimiz yoktur. 4 oğlu, 3 kızı vardır. Bunlar sırasıyla Zehra, Vahdi, Kâzım, Gürcü, Ali Rıza, Hayriye ve Abülaziz’dir. Torunlarından Ali Rıza’nın oğlu Ahmet Gerçek, Sivas Barosunda avukat yapmıştır. Bu kitabın vücut bulmasında büyük emekleri geçen Meryem Gerçek de Abdülaziz’in kızıdır.

Babasının ölümünden ve kardeşleri ile araziyi paylaşmasından sonra kendi yağı ile kavrulmaya başlamış, ailesinin geçimini sağlamak için yanına aldığı aylıkçı ile tarlalardan alacağı ürün ile yetinmek durumunda kalmıştır. İaşesini birkaç yıl böyle devam ettirirken dostları bir mektup yazıp onu Beyrut Valisi Vezir Halil Paşa’nın yanına gönderirler. Halil Paşa, bir söylentiye göre, Hardal köyü yakınındaki tekkenin mürididir. Sivas’ta 1894-1899 yılları arasında valilik yapmıştır.* Bu tekkede o sırada Kerem Ali Baba postnişin bulunmaktadır ve büyük ihtimalle mektubu eline bu zat vermiştir. Âgâhî, Beyrut’a gitmiş ve bir müddet Paşa’nın misafiri olmuştur. Bu seyahatini 17 dörtlükle dile getirmiştir. Halil Paşa, Sivas Valisi Reşit Akif Paşa’ya bir tavsiye mektubu göndererek ondan Âgâhî,’ye sahip çıkmasını rica etmiştir. Bunun üzerine Reşit Akif Paşa, Âgâhî’yi Ağcakışla bucağına tahsildar olarak atamıştır. Burada aşağı yukarı altı yıl çalıştıktan sonra Âgâhî, Pınarbaşı tahsildarlığına geçmiş, üç yıl çalıştıktan sonra köyüne dönmüştür. Aynı yıl yani 1914’te Birinci Dünya Savaşının başlaması üzerine askere alınmış, Sivas’taki Askerlik Şubesinde yazıcılığa başlamıştır. 1916 yılında kolera hastalığına yakalanan Âgâhî, gösterilen ihtimama rağmen bu amansız hastalığın pençesinden kurtulamamış ve aynı yıl vefat etmiştir. Ölüm tarihi üzerinde Müjgân Cumbur 1914, Ali İhsan Tuncalı 1921 veya 1922 rakamını telaffuz etmişlerse de oğlu Vahdi Gerçek’in tespitine göre Âgâhî’nin ölüm tarihi 1916’dır. Bizim görüşümüze göre de bu tarih doğrudur. Mezarı Şarkışla’dadır.

Dünyanın Taksimi

Gel gönül senin ile dünyayı bölüşelim

Bir yâr yetişir bana cümle âlem sana

Tenhaca yer bulup da bir iki söyleşelim

Açalım derdimizi yara bana em sana

İçelim meyimizi bakalım keyfimize

Tatlı meze olursa esrar bana dem sana

Bir öküz beslemeli esrar mezesi için

İkimiz ortasından saman bana yem sana

Başımızda esen yel ne yeldir ey Âgâhî

Taksimde böyle düştü poyraz bana sam sana

Noktasız Kelam

Gel gönül er olam dersen âlemde

Erlik kâmildedir kâmilde ara

Âdem vardır amma ki her kelamda

Eğer âdem olsam ademde k’ara

Allah Musa ile Tûr âdemdedir

La’l ü gevher ara dur âdemdedir

Gel gönül âdem ol kâr âdemdedir

Ehl-i hâl olur âdem vara vara

Hâsılı anlarsam âdemde Allah

O sırra âgâhtır kâmiller vallah

Kâmil Muhammed’dir hem esedullah

Anlatamam kör âmâ ile köre

Velî o esrara âgâh olursan

Râh-ı âl-evlâdı ele alırsan

Gel ahde daim ol eğer olursan

Ölmemek olur mu gelirse sıra

Hele Hele

Gezerken Allah’ı gördüm dedi gezme hele hele

Yanıldım yanına vardım varmayaydım n’ola n’ola

Yatma gel dedi ahmak seni ortakçı edeyim

Bana bir çift öküz verdi ikisi de ala bula

Ekin ektik ekin biçtik çeç oldu meydana geldi

Kendi aldı başlı başlı bana verdi sile sile

Ben buna razı olmadım gürültü çok kavga ettik

Peygamberler bunu duydu bayıldılar güle güle

Bana birisiyle aşk etti ben kaçarak eve geldim

Avrata halim söyledim hey Âgâhî kele kele

Kerem Eyle

Gel otur yanıma benim maşukam

Söyleyim derdimi yaz kerem eyle

Âlem bilir ben de sana âşıkam

Eyleme bu denli naz kerem eyle

Beri gel beri de yüzün göreyim

Ol âhû bakışla gözün göreyim

Dokun tellerine sazın göreyim

Açma bir kimseye raz kerem eyle

Sen de dertli dertli ötme be hey saz

Değdikçe göğsüne yârdan hub avaz

Yâr beni de kulluk defterine yaz

Bari çok yazmazsan az kerem eyle

Bükme kulağını tanbur-ı aşkın

İnler gönlümüzce santur-ı aşkın

Olmuşam hüsnüne Mansur-ı aşkın

Tek zülfün teline as kerem eyle

Efendim kapında darban olayım

Bakayım hüsnüne hayran olayım

Ayağın tozuna kurban olayım

Geçmezsem yâr senden vaz kerem eyle

Gel ey canan gayrı gitme yanımdan

Bu hasretlik gitmez oldu canımdan

Âgâhî can kuşu uçar tenimden

Elinle mezarım yaz kerem eyle

Kaynak : Dr. D o ğ a n   K A Y A   / S a r k ı ş l a l ı   Â g a h î

 

 

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Şiir söylemek yahut yazmak gibi, şiir okumak (inşat) da bir sanattır. Özel bir yaratılış ister. Nasıl her insan güzel şiir yazamazsa, yine her insan güzel şiir okuyamaz. Merak...
Nâzım Hikmet'in 15 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından Atatürk'e gönderdiği mektup Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde bulundu. Şair Ata'dan tek bir şey istiyor Usta şair Nâzım...
Tokat’ta doğan Suzan Çataloluk ilk ve orta Okulu İstanbul’da, liseyi Erzurum’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal...
Aşık Pervani (İsmail ÇELİK) Mehmet Ali Kalkan'ın Gönlünden... Aşık Pervani (İsmail Çelik) ve Mehmet Ali Kalkan Aşık Pervani Ağabey yaşayan, geleneğin içinden gelen, en güçlü halk...
1932 yılında Hasankale’nin Alvar köyünde doğan Reyhanî’nin asıl adı Yaşar Yılmaz'dır. İran'dan göçen babası önce Kars’a, daha sonra Erzurum'a yerleşir. Okuma yazmayı okula...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul), Türk şair, öğretmen, çevirmen. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir. Herhangi bir edebi akıma katılmamış;...
(1 2 Temmuz 1891, İstanbul - 23 Şubat 1971, İstanbul ),Şair, gazeteci, oyun yazarıdır. Aynı zamanda 40 yıl edebiyat öğretmenliği yapan Halit Fahri hece ölçüsünün beş şairi...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Füsun Menşure, Hamburg'ta doğdu. İnşaat mühendisliği eğitiminin ardından yurt dışında iç mimarlık mekan ve çevre tasarımı bölümünü bitirdi. Daha sonra işletme fakültesindeki...
1976 yılında Tarsus’ta doğdu. 2002 yılında Niğde Üniversitesi’nden mezûn oldu. Töre, Kurgan Edebiyat, Siyah-Beyaz Kültür, İnziva, Herfene, Yeni Düşünce, Başarı Edebiyat,...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...
Nigar Rafibeyli (Azerice: Nigar Rəfibəyli, d. 23 Haziran 1913, Gence - ö. 10 Temmuz 1981, Bakü), Türk yazar ve şair. Roman ve kısa öykü yazarı olan Anar Rızayev'in annesi ve ünlü...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...