Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

SUNUCU DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE SİTEMİZDE YER YER AKSAMALAR YAŞANMIŞTIR.. Şu anitibari ile sitemizi kararlı çalışmaktadır.

(Okuma süresi: 8 - 15 dakika)
Bunu okudun 0%

 ishak celebiDivan şiiri, kuruluş bakımından gazellerin içinde kurulmuş olaylar zincirinden ibarettir. Belirli tipler, belirli kurgular etrafında şekillenmiş ve her divan şairi bu kurguyu esas alarak şiirler yazmıştır.

Divan şiiri denildiğinde akıllara gelen klasik mecazlar ve şiirlerin ana kahramanı olan âşık tipinin çaresizliği, Balkan coğrafyasında yetişmiş Üsküplü İshâk Çelebi’nin birçok gazelinde yerini laubali, sevgili ile mektuplaşan, görüşen ve kendine güvenen, çapkın bir âşık tipolojisine bırakmaktadır. Bu çizgi dışı prototip, divanın tamamına hâkim olmamakla birlikte üzerinde durulması gereken geniş bir yere sahiptir. Sevgiliyi görmeden âşık olan klasik âşık yerine sevgili ile bir arada olan, gece vakti onu evine davet eden hatta birlikte mey sohbetinde bulunan bir tip karşımıza çıkar.

Bu çalışmada 16. yüzyılda Üsküp’te yaşamış ve divan şiirinin klasik sınırlarının dışına çıkmış olan İshâk Çelebi’nin ortaya koyduğu, geleneğin çizmiş olduğu çizginin dışında bir görüntü sergileyen âşık tipi, şairin gazellerinden yola çıkılarak incelenmiştir.

Divan şiiri, gelenekten günümüze kadar çeşitli âşık modellerine hayat vermiştir. İshâk Çelebi’de de bu âşık tiplerinden birine -rind bir âşığa- sıkça rastlanmaktadır. Rind, divan şiirinde örnek tutulan, kâmil, olgun kişidir. Kendi değer yargıları ile yaşayarak başkalarının düşüncesine önem vermeyen rind, geniş görüşlü bir kimsedir. Birçoklarının ömürleri boyunca peşinden koştukları mal, şöhret, mevki gibi şeyleri umursamaz (Durmaz 2005: 58). Fakat şairimizin rindliğin sınırlarının da dışına çıkarak kendi üslubunu oluşturması ve divan şiirinin hatta toplumun alışık olmadığı söyleyişlere yer vermesi pek çok eleştiriye maruz kalmasına sebep olmuştur. Bir şairin şiiri, o şairin kişiliğinin bir aynası sayılamaz. Nasıl ki bir yazar, romanında hayat verdiği bir karakter ile özdeşleştirilmiyorsa bir şairin de anlatıcı olarak seçtiği tipoloji ile bir tutulmaması gerekmektedir.

Klasik şiirimizin ana karakterleri olan âşık ve sevgili genel olarak belirli kurallar üzerine kurulmuştur. Klasik âşık olarak nitelendirdiğimiz âşık; genellikle dert cefa çeken, adeta karşılıksız bir sevgiye hapsedilen âşık, sevgiliye kavuşmak için yanıp tutuşan, sevgilinin yüzünü görmek, kapısında yatmak için türlü türlü fedakârlıklar yapan çaresiz bir tip olarak karşımıza çıkar.

Çizgi dışı1 olarak ifade ettiğimiz âşık ise sevgili ile sohbet eden, onunla mektuplaşan, istiğna sahibi, kıskanç olmayan adeta gerçek hayattaki karşılıklı aşkı akıllara getiren bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

1 Prof. Dr. Cemal Kurnaz, divan şiirinin belirli kurallar çerçevesinde oluşturulduğunu ve bu çerçevenin içinde yer alan karakterlerinden ortak özelliklerinin olduğunu vurgular. Bu çerçevenin dışında kalan örneğin sevgiliyle buluşup sohbet eden ve gelenekte pek rastlanmayan bu tarz olayları yaşayan karakterleri çizgi dışı ifadesiyle dile getirmektedir.

Divan şiiri denildiğinde akıllara gelen birtakım mecazlar, âşıkların içinde bulundukları durum, çaresizlikleri İshâk Çelebi’nin pek çok gazelinde yerini laubali, sevgilinin naz u niyazından bıkmış, sevgili ile görüşen ve kendine güvenen bir âşık tipolojisine dönüşmektedir. Bu

durum divanın tamamına hâkim olmamakla birlikte üzerinde durulması gereken oldukça geniş bir yere sahiptir.

İshâk Çelebi Divanı’ndaki gazeller çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Tasavvuf konularının, meclis sohbetlerinin, çapkınlığın bazen de serzenişin yer aldığı birbirinden farklı konu ve tarza sahip gazeller, şairin çok yönlü bir kişiliğe sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

1. Âşık Tipolojileri

a. Ukala Âşık

Divan şiirinde genel olarak işlenen klasik âşık tipi, var olma sebebi olarak sevgiliye duyduğu aşkı kabul ederken çizgi dışı âşık, sevgiliye duyduğu aşkı sevgilinin tanınması için sağladığı katkı olarak kabul etmektedir. Âşık, sahip olduğu aşkın kutsallığının ve büyüklüğünün farkındadır ve bu aşk ile adeta övünmektedir. Sevgilinin en güzel olduğu ve herkesin sevgiliye âşık olduğu kurgusunun dışına çıkan çizgi dışı âşık, sevgilinin adının duyulmasını kendi aşkının büyüklüğüne bağlamakta ve ukala bir karakteri idealize etmektedir.

Dürilürdi defteri aşkun okınmazdı ebed

Vasf ı hâl-i pür-melâlüm virmese unvân ana (G. 6/2)

“Benim dert çekmiş hâlim ona unvan vermese defteri kapanır aşkın ebediyen okunmazdı.”

Âşık, sevgilinin unvan kazanmasına sebep olarak kendinin aşk yolunda çektiği sıkıntıları dile getirmektedir. Divan şiirinde sevgilinin adı yoktur, âşık olunan kişi maşûk olarak şiirlerde konu edilen sevgili, âşığın onu anlattığından ibaret olarak bilinir. Bu durumun farkında olan âşık, adeta bu duruma bir hatırlatmada bulunmuş ve sevgilinin isminin duyulmasını kendine bağlamıştır.

Âleme olmış durur aşkumla hüsnün dâstân

Her ne kim söylerler ise yâ banadur yâ sana (G. 7/4)

“Senin güzelliğin benim aşkımla dillere destan olmuştur, kim ne söylerse ya bana söyler ya da sana.”

Sevgilinin güzelliğini dillere destan eden âşık bu durumla övünmektedir. Gazel, türküdeki “güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmazsa” sözünü akıllara getirmektedir. Âşığın sahip olduğu aşk, sevgilinin güzelliğine güzellik katar ve ona ün kazandırır. Âşık Veysel’in de ozan olması ve aşkını elinde sazı ile cümle âleme anlatması sevgilinin tanınmasına bir sebeptir. Bu beyitten yola çıkarak âşığın da kışın

meclislerde yazın çemenlerde bu gazelleri dile getirmesi bir anlatıcı rolünü üstlendiğinin göstergesi olabilir. Ayrıca beyitte mühim olanın sevgilinin güzelliği olmadığını, âşığın aşkının sevgiliyi güzelleştirdiği düşüncesinden yola çıkılarak “Mecnûn Leylâ’yı merak edenlere onu gösterince çevredekiler seni bu hâllere düşüren Leylâ bu mudur diyerek çok güzel olmadığını beyan ettiklerinde Mecnûn’un siz ona bir de benim gözümle bakın” demesini akıllara getirmektedir.

b. Şikâyet Eden Âşık

Geleneğin dışında bir görüntü sergileyen âşık, bir yandan sevgiliyi yüceltirken bir yandan da sevgiliye sitem eder, başkaldırır. Kendi ile muhatap olmamasından dolayı sevgiliyi şımarıklıkla suçlamaktadır. Bu tarz söyleyiş divanın tamamına hâkim olmamakla birlikte birbirine paralel olan örnekler, şairin klasik âşık dışında, belirli özelliklere sahip başka bir âşık tipolojisini oluşturduğunu göstermektedir. Bu âşık, çizgi dışı bir görüntü sergileyerek okuyucunun beklediği âşığın tepkilerini vermez aksine bazı durumlarda okuyucunun alışkın olduğu bir tepkinin tam tersini verebilir. Bu durum da anlatımda tekdüzeliğin kırılması için bir yöntem olarak kullanılmış olabilir.

Gün gibi arz-ı cemâl itmez isen bize sabâh

Ey güneş yüzlü senünle ne selâm u ne sabâh (G. 20/1)

“Ey güneş yüzlü sevgili! Güneş gibi o yüzünün güzelliğini bize sunmaz isen bundan sonra selamı keserim.”

Divan şiirinde alışık olunmayan bu söyleyişe İshâk Çelebi’nin beyitlerinde sıkça rastlamak mümkündür. Beyitte âşık adeta sevgiliyi tehdit etmektedir. Âşığın sevgiliden beklentilerini dile getirmesi normal karşılanırken, sevgilinin kapısındaki köpeklerin bile selamını almanın kendi için onur olduğunu dile getiren klasik âşık ile bu beyitteki çizgi dışı âşık örtüşmemektedir. Bu farklılığın sahibi, sevgiliden yüzünü göstermesini ve bu isteği yerine getirmemesi durumunda selamını kesmek gibi tehditkâr bir tavır takınan kendine güvenen bir âşıktır.

c. Sevgiliden Vazgeçen Âşık

Âşığın görevi vefasız sevgiliyi sevmek, ondan sevgisine karşılık beklemektir. Genellikle sevgilinin bu aşkına karşılık vermeyeceğini bilen âşık, bu durumdan şikâyet etmez ve boyun eğer; ancak çizgi dışı âşık tipolojisinde âşık, sevgilinin cefasına daha fazla dayanamaz ve aşkından vazgeçer. Bu durum şiirlerde pek karşılaşılmayan bir durumdur. İshâk Çelebi’nin birden çok gazelinde bu duruma yer vermesi, sevgiliden

vazgeçmenin çizgi dışı âşık için genel bir özellik olarak ele alınmasını gerekli kılmıştır.

Her kimi ister isen var ana yâr ol diyesin

Seni mi var yüri ey serv-i gül-endâm olsun (G. 203/2)

“Yürü ey servi boylu sevgili, her kimi istersen git ona yâr ol.”

Bir başkaldırının hâkim olduğu beyitte âşık, divan şiirinde pek karşılaşılmayan bir tarz ile varlığını hissettirmektedir. Klasik kurguda rakip ile gezen, eğlenen sevgilinin karşısında çaresiz bir tavır sergileyen âşık, rakiplere her türlü hakareti eder ve ona düşmanlığını açıkça dile getirir. Oysa çizgi dışı âşık bilakis rakiplere kızıp kendini harap etmek yerine sevgiliye kimi istersen onunla git diyebilecek kadar umursamaz ve vurdumduymaz bir karaktere bürünmüştür.

d. Güzellere Düşkün (Çapkın) Âşık

Gelenekten gelen bir kural olarak karşımıza çıkan durumlardan biri de divan şiirinde sevgili tipolojisinin tek olması durumudur. Bu durumun tasavvufi anlamda vahdet-i vücut anlayışı ile paralellik göstermesi, şairler tarafından kabul edilmiş ve sevgili tek olması bakımından özel bir karakter olarak şiirlere konu edilmiştir. İshâk Çelebi’nin divanı incelendiğinde sevgilinin bir olması durumunun biraz dışında olan beyitler karşımıza çıkmıştır.

Dîvânını güzellerün İshâk seyr idüp

Bu cümleden seni beğenüp itdi müntehab (G. 10/5)

“İshâk, güzellerin meclisini seyredip, hepsinin içinden seni beğenip seçti.”

e. Sevgiliden Bûse Almak İsteyen Âşık

Divan şiir geleneğinde âşıklar, ahlak sınırları çerçevesinde sevgiliden birtakım isteklerde bulunmuşlardır. Sevgiliyi görme fırsatı bile olmayan âşığın ondan öpücük istemesi hayal olarak görülse de İshâk Çelebi, sevgiliden bûse alma muradına ermiştir.

N'ola mey sohbetinde germ olup bir bûsen aldumsa

Behey zâlim nedür uşbu bakışlar tut ki kan itdüm (G. 177/4)

“Ey sevgili! İçki sohbetinde seni sıcak bulup senden bir öpücük aldımsa ne olmuş? Ey zâlim! Bu bakışlar da ne oluyor, hata yaptım farzet.”

Divan şiirinde sevgili âşık ile muhatap olamamaktadır. Beyitte âşık, sınırların dışına çıkmış sevgili ile bir araya gelmiştir. Sevgili ile olmanın yanı sıra ondan bir bûse bile almıştır. Bu durumdan hoşnut olmayan sevgili, âşığa rahatsızlığını belli edercesine kötü bakarak kızgınlığını belli etmiştir. Âşık bu olay karşısında yine özgüveni tam bir karakter olarak hata yaptığını kabul ederken bile sevgili karşısındaki üstünlüğünü hissettirmektedir. Geleneğin dışında bir üslup ile istisnai bir durumu dile getiren âşık, sevgiliyi öpmesinin yanında “mey sohbeti”nde olduklarını da dile getirmiştir. Divan şiirindeki sevgilinin içki sohbetine katılması da çizgi dışı bir durumdur. Âşığın kendini öpmesi ve âşığa sıcak davranması da kesin olmamakla birlikte sevgilinin sarhoş olduğunu akıllara getirmektedir.

f. Sevgiliyi Kucaklamak İsteyen Âşık

Kucmağa neydi o dildârı öperken İshâk

Kosa nâzüklügi çıksa aradan pîreheni (G. 320/7)

“İshâk o güzeli öperken kucaklasaydı da nazikliği bir tarafa bırakıp gömleği aradan çıksa.”

Beyitte âşık divan şiirinde pek alışık olunmayan bir arzusunu dile getirmiştir. Gazel baştan sona kadar sevgilinin yeşil elbisesi üzerine kurulmuştur. Âşık sevgilinin yeşil elbisesini betimlemiş ve yukarıda bulunan makta beyitinde de sevgilinin o yeşil elbisesinin çıkmasını arzuladığını vurgulamıştır.

Umma İshâk kenâra çekesin ol servi

Geh miyânın kucasın geh idesin bûs u kinâr (G. 83/9)

“Ey İshâk, o sevgiliden umma ama o servi boylu sevgiliyi kenara çekip kâh tamamen kucaklayasın kâh bir kenarından öpesin.”

Âşık yine sevgiliyi tenhaya çekmekten bahsetmiştir. Sevgiliyi kucaklamak ve öpmek istediğini dile getiren âşık, ümit olmadığını da açık bir şekilde söylemiştir. Anlatıcının üslubundan önceki beyitte de olduğu gibi sevgili ile ilgili arzularını ulu orta gerçekleştirmek istemediği sonucu çıkarılabilir. Açık sözlü, cüretkâr bir yapıda olmasına rağmen toplumsal ve ahlaki kuralların da farkındadır.

g. Sevgiliye Kavuşan Âşık

Vuslat, kavuşma demektir. Divan şiirinde şairler şiirlerinde vuslat isteklerinden bahsetmektedirler; ancak istisnalar dışında birçok şair vuslata ermeyi konu etmemiştir. Divan şiirinde vuslat konusu sadece

yolculuk olarak geçmektedir. Toplum kuralları ve bu kurallar ışığında hayata geçen divan şiiri şairlerin vuslatı konu edinmesine izin vermemiştir. İshâk Çelebi’nin şiirlerinde bu durum biraz farklıdır. Şair geleneğin dışında bir üslupla sevgili ile vuslata ermiş ve bu vuslatı da şiirine konu etmiştir.

Yıllarla olan vasl çü bir fürkate değmez

Ey dil bu visâlün ya nesine güvenürsin (G. 195/7)

“Yıllarca süren vuslat arzusu ayrılığa değmez. Ey gönül o hâlde sen bu visâlin nesine güvenirsin?”

Doğrudan olmasa da dolaylı olarak âşık, sevgiliye kavuştuğundan bahsetmiştir. Divan şiirinde âşık, vuslatı yaşamadığı için o duygunun nasıl olduğunu bilmez. Beyitte farklı olarak şair, vuslata ermiş olan âşığın duygularından bahsetmiş olacak ki vuslatı bu kadar bekliyorsun ama o vuslat yıllardır süren ayrılığa değecek bir şey değildir diyerek vuslattan bahseder.

Cânum bu zevkden çıka yazdı sabâha dek

Dün gice varayın didi ol bî-vefâ seher (K. 8/32)

“O vefasız sevgili dün gece gelirim dedi. Sabaha kadar o zevkle canım çıkacaktı.”

Çizgi dışı sevgili âşığa, ona gideceğine dair söz vermiştir. Âşığın geleneğin dışında davranması gibi sevgili de geleneğin dışında bir izlenim sergilemektedir. Âşık, sevgilinin verdiği vuslat ümidi ile sabaha kadar mutluluktan öleceğini dile getirmiştir.

Sevgili ile vuslata ermiş olan âşık, sevgiliden bir söz de almıştır; ancak sevgilinin sözüne inanmamak gerektiğini de vurgulamıştır. Sevgilinin görünen sûretinin de gerçek olamayacağı üzerinde durmuştur. Vuslata ermenin konu edildiği beyitte vuslatın da gerçek olamayacağı düşünülebilir; ancak âşığın bu durumu dile getirmesi de çizgi dışı bir üsluba sahip olduğunun göstergesidir.

h. Sevgili İle Görüşen Âşık

Divan şiirinde âşık, sevgiliyi bir kere bile görmemiştir. Bu durumu birçok şair, şiirine konu etmiş ve sevgiliyi bir kere görse buna dayanamayıp öleceğini belki de hiç görmediği için tanımayacağını dile getirmiştir. Sevgiliyi bir kere görebilmek için sevgilinin kapısında yattığını dile getiren, sevgilinin kûyunun gökyüzünde olması dolayısıyla evine

ulaşamayacağını belirten âşıktan farklı olarak İshâk Çelebi divanındaki âşık, sevgili ile görüştüğünü birçok beyitte ifade etmiştir.

Ağlarsa gözlerüm n'ola hecründe subh u şâm

Sen mâhı görmeyelden iki haftadur tamâm (G. 164/1)

“Sen ay kadar güzel sevgiliyi görmeyeli iki hafta oldu, senin ayrılığında sabahtan akşama kadar ağlarsam ne olacak?”

Âşık, sevgili ile görüşmüş olacak ki en son görüşmesinden itibaren aradan iki hafta geçtiğini belirtmiş ve bu durumu garipsemiştir. Geleneğin dışında özelliklere sahip çizgi dışı âşık, belki de sevgili ile karşılıklı aşk yaşamaktadır yalnız bu durumda bir âşık sevgiliyi iki hafta görmemesinden yakınabilir.

Bu gün bir haftadur ol meh görinmez

Aceb n'oldı ki kanı geldi dirler (G. 61/3)

“Bu gün bir hafta oldu o ay gibi güzel olan sevgili görünmez oldu. Acaba ne oldu ki kanı geldi derler.”

Sevgili ile görüşen âşık bir haftadır sevgiliden haber alamamaktadır. Beyitte dikkat çeken “sevgilinin kanının gelmesidir”. Divan şiirinde alışılmışın dışında bir ifade kullanan âşığın, sevgilinin kanının gelmesi şeklinde belirttiği durum sevgilinin öldüğünü akıllara getirmektedir. Âşığın karşılıklı bir aşk yaşadığının anlaşıldığı sevgilinin ölüm haberini alması dikkat çekici olmasının yanında sıra dışı bir durumdur.

ı. Sevgili İle Mektuplaşan Âşık

Yâr bir nâmeyle gamgîn gönlümi yazdı benüm

Sehv ile yazdum diyü dahi peşîmândur henûz (G. 99/3)

“Sevgili bir mektupla benim dertli gönlümü yazdı. Yanılgı ile yazdım diye de hâlâ pişmandır.”

Âşığın söylediğine göre sevgili âşığa mektup yazmıştır. Bu mektuptan dolayı sonra yanılgı ile yazdım diyerek pişman olan sevgilinin yanlışlıkla bile âşığa mektup yazması divan şiirinde alışılmış bir durum değildir.

Muhabbet resm ü âyînin hat-ı dildârdan öğren

Ki iki günde bir eksük degül uşşâka mektûbı (G. 290/2)

Sevgilinin mektubunun iki günde bir kendisine geldiğini dile getiren âşık, kendine güvenen bir ifade ile sevgilinin kendisine meylettiğini belirtmiştir.

i. Çizgi Dışı Âşık-Rakip İlişkisi

Divan şiirinde âşık, gönül mülkünün sultanı olan sevgiliyi etrafındaki rakiplerden kıskanır ve onlara tahammül edemez. Bu nedenledir ki pek çok gazelde âşık, rakiplere ağza alınmayacak hakaretler eder. Çizgi dışı bir görüntü sergileyen âşık ise yukarıdaki beyitte de olduğu gibi rakipleri kıskanmaz ve onlarla dost olduğunu belirtir. Bu duruma beyitlerde sık yer verilmemektedir ancak birkaç beyitte bu anlayışın örneklerini görmek mümkündür.

Mahbûb odur ki hüsnine bulunmaya nazîr

Âşıkları cefâsı gibi bî-şümâr ola (G. 239/3)

“Sevgili o kadar güzeldir ki onu güzelliğine benzer bulunmasın ve âşıkları, çektirdiği cefası gibi sayısız olsun.”

Bu beyitte çizgi dışı âşık, sevgilinin etrafında tek bir rakibin bile bulunmasına tahammül edemeyen âşık ile çok farklıdır. Çizgi dışı âşık sevgilinin güzelliğini çok fazla âşığın onu beğenmesiyle vurgulamak istemiştir. Rakiplere düşman olmayan âşık, sevgilinin başka âşıklarının olması durumundan rahatsızlık duymamaktadır.

j. Laubali Âşık

Sûz-ı âhun dâyimâ alçak gönüller yiridür

Yâ İlâhî bu ne âteşdür ki meyli pestedür (G. 38/3)

“Ey âşık, senin âhının ateşi daima alçak gönüllere gider. Yâ İlâhî, bu nasıl ateştir ki meyli hep alçaklaradır.”

Divan şiir geleneğinde âşığın âhının dumanı ve ateşi gökyüzüne çıkar. Bunun sebebi sevgilinin kûyunun gökyüzünde olmasıdır. Beyitte gelenekten farklı olarak âşığın âhının ateşi aşağılara inmektedir. Âşık, bu durumu ateşin alçaklara meyilli olduğunu söyleyerek vurgulanmıştır. Beyit, sevgilinin kûyunun gökyüzünde olduğu ve âşığın âhının gidiş yönü konusunda farklı bir bakış sergilemektedir.

Ümîd-i vasl ile dilden gidüpdür sabr u akl u cân

Müşerref olmayalum mı beğüm gel oda tenhâdur (G. 67/3)

“Ey sevgili, sana kavuşmanın ümidi ile sabrım, aklım ve canım gitti. Oda tenhadır, müşerref olmayalım mı?”

Laubali bir üslupla sevgiliye vuslat teklifinde bulunan âşık, divan şiirinde alışık olunmayan bir talepte bulunmaktadır. Odada kimsenin olmadığını dile getiren âşık, sevgiliyi odaya çağırmış ve “müşerref olmayalım mı” diyerek de vuslata ermek istediğini belirtmiştir. Toplum kurallarının divan şiirine de hâkim olduğunu düşünülürse bu tarz bir isteğin dile getirilmesi hoş karşılanmayabilir; ancak İshâk Çelebi’nin meclislerin aranılan şairi olması ve şiirlerinin dilden dile dolaşması bu üslubun toplum tarafından da kabul edildiğini göstermektedir.

Sonuç

Divan şairleri, şiirlerini icra ederken geleneğin kendilerine çizdiği yolda hareket etmiş, diğer şairlerden farklı olmak için de kendi söyleyiş ve özgün mazmunlarıyla divan şiirinin gelişmesine katkı sağlamışlardır. Divan şiirinin aynı muhteva etrafında farklılık göstermesi ve altı asır ayakta kalması bundan kaynaklanmaktadır.

Üsküplü bir şair olan İshâk Çelebi de şiirine farklılık katan hatta geleneğin sınırlarını da aşarak divan şiirine farklı boyut kazandıran şairlerimizden biridir. Divanına bütün olarak bakıldığında her tarz anlatımı görmek mümkündür. Bir gazelinde elinde içki meyhane köşelerinde dolaşan âşığı anlatırken başka bir gazelinde tekkeden çıkmayan, Allah yolunda olan mutasavvıf bir âşığı anlatmıştır. Bir gazelinde sevgili uğruna her türlü cefayı çekmeye razı vefalı âşığa can veren şair, başka bir gazelinde sevgiliyi umursamayan, ona naz yapan, sevgilinin bûse talebine karşılık vermeyen istiğna sahibi bir âşığı idealize etmiştir. Divandaki tüm bu çeşitlilik şairin oluşturduğu kurmaca dünyada hareket alanını geniş tuttuğunun ve bu nedenle yaşadığı toplum tarafından kabullenildiğinin göstergesidir.

Yüzyıllardır aynı tipoloji etrafında şekillenen şiirimiz ve bu şiirlere hayat veren şairler, hem aynı çizgi üzerinde hareket etmiş hem de bu çizginin etrafında kendilerine özgü halkalar oluşturarak yeni motiflerin oluşmasını sağlamışlardır. İshâk Çelebi de bu yenilikçi ve sıra dışı şairlerden biridir. Onun farklı yaşamı, toplum tarafından kimi zaman eleştirilse de tezkirelerde şiirleri ile ilgili övgüler almıştır. Aynı konuda birbirinden farklı ve özgün şiirler yazmak, bir şairin başarısını âşık tipinden hareketle bir kez daha ortaya koymuştur.

Funda BUGAN*

* Hacettepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı-Ankara/TÜRKİYE

KAYNAKÇA

ÇELTİK, Halil (1999), “Rumeli Şairlerinde Reel Sevgili ve Âşık Tipi”, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi Dr. Himmet Biray Özel Sayısı, Ankara, s. 520-534.

DEVELLİOĞLU, Ferit (2004), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat,Ankara: Aydın Kitabevi.

DURMAZ, Gülay (2005), “Divan Şiirinde Rind”, Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, S. 8.

EYÜBOĞLU, İsmet Zeki (1968), Divan Şiirinde Sapık Sevgi, İstanbul: Okat Yayınevi.

KURNAZ, Cemal (2010), “Vuslat Yolculuğu”, Turkish Studies, Volume 5/3 Summer, Erzincan, s.447-461.

OKUYUCU, Cihan (2010), Divan Edebiyatı Estetiği, İstanbul: Kapı Yayınları.

Üsküplü İshâk Çelebi (1990), Dîvan Tenkitli Basım, (Haz. Mehmed Çavuşoğlu - M. Ali Tanyeri),İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi.

Comments powered by CComment

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech