Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Bunu okudun 0%

balım sultan türbesi

balım sultan türbesi
Bektaşîliğe bir kurum, tarikat niteliği kazandıran Bahm Sultan, Hacı Bektaş Veli’nin torunu olan Mürsel Balî’nin büyük oğludur. Asıl adı Hızır Balî olan Balım Sultan, gerek kitaplarda, gerek nefeslerde Hacı Bektaş Veli’den sonra en çok sözü edilen kişidir. Balım Sultan hakkında sayısız denecek kadar asılsız söylentiler çıkarılmıştır. Hiç bir dayanağı olmayan söylentiler Osmanh - Safevi çekişmesinin doruk aşamada olduğu yıllarda politik amaçlarla desteklenmiş ve körüklenmiştir. Bahm Sultan çocukluğunda hep süt yerine bal verildiği için mahlasını bu olgudan almıştır.

Balım Sultan, Hacı Bektaş Veli’nin ilkelerine göre Bektaşi yolunun temel kurallarını düzenlemiş ve bu yolakta bazı reformlar gerçekleştirmiştir. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda hizmet eden dervişlerin evlenmemesi kuralını Balım Sultan’ın koyduğu söylenmekte ise de ilk mücerred derviş Sersem Ali Baha’nın Balım Sultan’ın ölümünden 36 yıl sonra, 1552 yılında Hacıbektaş’a gelmesi, bu söylentinin doğruluğu hususunda kuşku yaratmaktadır. Yalnız şu yadsınamaz; Balım Sultan hem Bektaşîliğin hemde Anadolu Aleviliğinin şekil­lenmesini, yani ibadet kurallarını iskelet olarak belirleyip Hacı Bektaşi Veli felsefesinin temeli üzerine sağlam bir kurgu ile oturtmuştur.

Bilgin ve olgun bir kişiliğe sahip olan Balım Sultan 1516 da ölmüş ve Hacibektaş’da, Hazret avlusunda bulunan özel türbesinde toprağa verilmiştir (C. Ulusoy, Pir Dergahın­dan Nefesler, sh: 9). Erkannamesi; yolu, erkanı, usulu belirleyip, disipline eder.

Bektaşilik tarihinde önem sırasına göre Hacı Bektaş Veli’den sonra, Balım Sultan yer alır. Bektaşîliğin ikinci kurucusu olarak bilinir. Bu nedenle Pir - i Sani adıyla anılır. Öu günkü bektaşiliği düzenleyen odur. Yol ve yönteme ilişkin, Erkânname veya Kanun - ı Evliya adlı tüzük içeriğinde bir ilmihal kitabı vardır. Bu tüzük, Bektaşîliğin eskimesini önlemiş ve yeni kuşaklara aktarılmasını sağlamıştır. Bektaşîlikte bir dervişe icazet veril­diği zaman, eline de bir Erkânname verilirdi. Böylece kutsal törenlerdeki farklı- laşmanm önüne geçilmiş, yanlış uygulama önlenmiş olurdu.

Bir başka görüşe göre, Bahm Sultan; Bektaşi azizelerinden, Kadıncık Ana’mn torun­larından, Mürsel Gazi veya Mürsel Baha’nın oğludur. Annesi Makedonya dukalarından Dimo adlı Tekfur’un kızı Prenses Mariya’dır. Bu kutsal kadın, Bektaşi olduktan sonra, "Kız Ana" adıyla tanınmıştır. Ona sarışın olduğu için "San Kız" da derler. Balım Sultan’ın asıl adı "Hızır" dır. 1428 yılında Dimetoka'da doğmuştur. Doğumdan hemen sonra annesi


ölmüştür. Ve kendisine süt yerine bal verilmiştir. Balla büyüdüğü içindir ki, "Balım Sul­tan" adıyla anılır.

Balım Sultan, Dimetoka’daki Seyyid Ali veya Kızıl Deli Sultan dergahında bulundu. Yabalı veya Yağbali Baba adındaki azizden inabe aldı. Aynı dergahın postnişini Yâren Baha’nın ölümünden sonra, Postnişin oldu. II. Bayezıd’m çağrısı üzerine (905 H. - 1499 M.) yılında İstanbul’a geldi. Çinili köşk'te İkinci Bayezıd’a nasib verdi. Ondan sonra Di- metoka’ya dönmedi. İkinci Bayezıd’m buyruğu üzere Hacı Bektaş Veli dergahı’na gitti, Pir Evi’ni ikinci defa şenlendirdi. Kırklar meydanı’nın dışındaki yapıların çoğu, Bahm Sultan döneminde yaptırıldı. (927 H. - 1520 M.) yılında Pir Evi’nde göçtü. Göçümünden iki yıl önce, Hacı Bektaş Veli tekkesinde, Şehsuvaroğlu Ali Bey tarafından yaptırılan özel türbe­sine gömülmüştür. Balım Sultan’ın babası Mürsel Gazi, Harmancıktaki Mürsel Baba der- gahı’nda, annesi Kız Ana, Bulgaristan’ın Eski Cuma kentinde Kız Ana tekkesinde yatar.

"Bazı dergilerde Bahm Sultan mahlash şiirler görülmektedir. Bu nefeslerin Balım Sultan’a ait olmadığı kesindir. Bulgaristan’da yatan Ballı Baha’ya aid olması ihtimali var­dır". (Turgut Koca, a. g. e. sh: 125).

Araştırmacı A. Haydar Avcı'ya göre, Balım Sultan 1499 yılına kadar Dimotka’da Kı­zıl Deli dergahında postnişin olarak bulunmuş, 1500’lü yıllarda 2. Beyazıt’m çağrısı üze­rine Hacı Bektaş dergahına gelip posta oturmuştur. 1428-1516 yılları arasında yaşamıştır. Mürsel Bali’nin oğludur. Yusuf Bali ve Balım Sultan ya kardeştir, ya da Balım Sultan, Yusuf Bali’nin oğludur. (Kalender Çelebi Ayaklanması, AAA yayınları, 1998 s. 42-44)

Bektaşilik’tarikatına bir kurum niteliği kazandıran, onu düzenli bir ocağa dönüştüren bir kişi olarak bilinen Bahm Sultan (kimi yerde Balum Balı Sultan) şiirle uğraşmış mı, yoksa başkası yazıp onun adına yazıya geçirmiş mi, bu kesinlikle bilinemiyor. Kimi eski şiir dergilerinde bir kaç şiiri görülüyor. Şiirlerinin, yaratış yönünden, başarılı olup olma­dığı değil de, Bektaşi anlayışının yayılmasında katkısı bakımından üzerinde durulmalıdır. Bahm Sultan adını taşıyan bu şiirlerde egemen konu Ali ile soyuna duyulan sevgi, onlara gösterilen saygıdır.

Balım çoklar ile sohbet edübdür Bu yola erkâne emek venibdür Gidin görün pirim nerde durubdur Pir olduğu yerden haber ver imdi.

Bu şiirin dili, söylenişi eski, salt bir Alevi - Bektaşi duygusu içerdiği açık. Ayrıca "bu yola erkâna emek verübdür" dizesiyle, Bahm Sultan’m Bektaşilik’e verdiği emek, onu kurumlaştırmaya çalışması da gündeme getiriliyor. Bu dörtlüğün bulunduğu koşukta:

Şâh - i merdân gibi ere tapanın Kim idi bekçisi o dört kapunun

Ev içinden bize haber vir imdi. dizeleri ozanın Ali’ye bağlılığını açıklıyor. Balım Sultan’ın başka bir şiirinde geçen:

Benim sevdiceğim Ali'dir Ali Ali'yi sevenler olmaz mı veli Pirimin elinden içmişim dolu Ali'yi seversen değme yarama dizeleri Bektaşiler arasında sık sık okunur, yinelenir. (İ. Z. Eyüboğhı, a. g. e. sh: 122)

GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCE YAPISI

Balım Sultan, Hacı Bektaş Veli’nin düşüncelerini görüşlerini bir inanç yolağı haline getirmiştir. Bunun için Bektaşilik üzerine bilgi vermek, okuru bu konuda aydınlatmak is­tiyoruz.

Bektaşilik, Hacı Bektaş Veli’nin düşünceleri çevresinde oluşan dinsel akım ve Balım Sultan’ın (ö. 1516) kurduğu tarikat. 13. yüzyılın ilk yarısında Anadolu’ya geldiği sanılan Hacı Bektaş, Babai Ayaklanması’ndan sonra geriye kalan Babailerle, Kalenderi, Haydari, Camî, Ethemi gibi bir çok Şii - Batıni kesimi bir araya getirerek Bektaşîliğin temellerini attığı sabittir.

Bektaşilik Anadolu’nun Moğol istilasına uğradığı, merkezi otoritenin zayıfladığı, halkın kendi örgütlerini kurmaya giriştiği bir ortamda Ahi örgütüyle dayanışma içinde gelişmeye başladı. Önceleri bir tarikat yapısı taşımayan Bektaşilik, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla birlikte hem örgütlü bir biçim almaya, hem de sivil bir kurum olmaktan çık­maya başladı. Nedenleri tam bilinmeyen bir süreç içerisinde yeniçerilerle özdeşleşti ve onlarla birlikte giden dervişler aracılığıyla Rumeli’de de yayıldı. Yeniçeri Ocağı'na "Hacı Bektaş Ocağı" denmeye başlandı. 15. yüzyıl sonlarında Balım Sultan, Bektaşîliği belirli bir düzeni, kuralları ve öğütlenme biçimi olan bir tarikat durumuna getirdi. Kuruluş dö­neminde I. Osman, Orhan ve I. Murad’ın desteğini gören Bektaşilik, Osmanlı Devleti’nin ideolojik yönden Sünni bir çizgiye iyice oturması üzerine devlet desteğini önemli ölçüde yitirdi. Ama yeniçeriler arasında tutulduğundan etkisini sürdürdü. Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş döneminde Yeniçerilerin giriştikleri ayaklanmalar ve zorbalıklar Bek­taşîliğin gücünü ve saygınlığını sarstı. II. Mahmud, 1826’da Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırırken Bektaşi tarikatını da yasakladı. Bektaşiler üzerinde yoğun bir baskı uygulandı Binlerce Yeniçeri ve Bektaşi öldürüldü. Bir çok Nakşibendi, Bektaşi tarikatına girerek, kendi tarikatlarına uydurmaya çalıştılar, ama başarılı olamadılar. Abdülmecid döneminde yeniden kendi tekkelerini oluşturan Bektaşiler, kendisi de Bektaşi olan Abdülaziz döne­minde giderek güçlendiler ve II. Abdülhamid döneminde eski güçlerini kazandılar. Cum­huriyetin kurulmasından sonra 30 Kasım 1925’te çıkarılan tekke, zaviye ve türbelerin ka­patılmasına ve tarikatların dağıtılmasına ilişkin yasayla, Bektaşilik de resmen son buldu.

Düşünsel olarak Budacılık, Manicilik, Mazdecilik, Eski Yunan ve Roma düşüncele­rinin etkilerini ve izlerini taşıyan Bektaşilik’te Şamancılık ve Anadolu'nun yerleşik inanç- lannın izleri de açık biçimde görülür. Bektaşilik Ahmed Yesevi, Bayezid Bistami ve Muhyiddin Arabi gibi İslam mutasavvıflarına da yönelmiş ve çeşitli sistemlerden aldığı öğeleri kendi düşünce yapısı içinde eritmiş» kendi kimliğini oluşturmuştur.

Balım Sultan‘dan sonra Batindik, hulûl ve tenasüh inancı Bektaşilik içinde iyice yer etmiş, bir takım ayin ve törenler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Bektaşiliği "mezhep bakı­mından Caferi, irfan ve felsefe bakımından Hurufi" olarak tanımlayanlar olmuştur. Bekta­şîliğe sonradan katılan inanç ve adetlerden en göze çarpanlar şerbet yerine şarap içmek, evlenmemek (mücerredlik), bir çok yasaklan günah saymamak (ibahilik), hurufilik ve üçlemeleridir.

Hacı Bektaş Veli’nin yolu dört kapı kırk makam temeli üzerine kurulmuştur. Bu dört kapı Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapılandır. Bektaşiler şeriat kapısına "bel oğlu", tarikat kapısına "yol oğlu", marifet kapısına "il oğlu", hakikat kapısına da "Atam gök, anam yer" derler.

Şeriat kapısı, islamın ve ehl - i beyt yolunun gereklerine uymaktır. Bu nedenle Bek­taşi, dinin yasaklarına uymak ve saygı göstermekle yükümlüdür. Şeriat kapısına girenler bel oğludurlar.

Tarikat kapısı, şeyhe bağlanmaktır. Mürşit, tarikata giren yol oğluna tarikatın temel­lerini, törelerini öğretir. Tarikat kapısına girenler elinden, belinden, dilinden dolayı bir ha­taya düşmemelidir.

Marifet kapısına giren Bektaşi evrenin sırlarını öğrenecektir. Bu kapıya giren il oğlu, hakikat âlemine dalacak, mutlak güzelliği görecek, evrenin yaratıcısı Tann’yı tanı­yacaktır. Bu aşamadaki Bektaşi bireysellikten kurtulacak, bütün insanları sevecek ve elini insanlığa uzatacaktır.

Hakikat kapısına ulaşan kişi olgunlaşmış ilim evrenine ayak basmıştır. Bu kapıda, üç aşamadan geçerek ayne'l - yakin (kesin gerçeklik), ilme’l - yakin (kesin bilgi) ve hak- ke’l - yakin (Tann’da yok olma) sırlarını öğrenecektir, Böylece evreni tanıyacak ve nefsini arındırarak Tanrı’ya kavuşacaktır.

Bektaşîlikte dört kapı inancına bağlı olarak dört inanç geliştirilmiştir. İbadet, niyaz, adak ve vuslat. İbadet Tanrı birliğine inanmayı dile getirir. Niyaz yalvarmaktır ve nama­zın yerini almıştır. Bektaşiler başta Hz. Ali olmak üzere pirlere sürekli yalvarırlar. Adak, dergaha gönderilen koyun ve para gibi armağanlardır. Vuslat ise mutlak güzellik olan Tanrı’ya inançla ulaşmaktır.

Bektaşîliğin en önemli temellerinden birisi de"tevella" ve "teberra”dır. Tevella Hz. Muhammed’in soyunu sevmek ve Oniki imam’ı veli, önder kabul etmektir. Teberra ise başta Yezid ve yandaşlan olmak üzere bütün ehl - i beyt düşmanlanna düşman olmak, on­lardan uzak durmaktır. Tevella önceleri Tann’yı sevmek, O'nda yok olmak, Teberra, Tan- rı’dan başka varlıklardan, masivadan yüz çevirmek anlamını ifade etmekteydi.

Bektaşilerin kendilerine özgü, ayırıcı kimi gelenekleri de vardır. Bunlardan birisi, bı­yıklarını dudaklarının üstüne doğru uzatmalarıdır. Buna "mühür” derler. Birbirleriyle karşılaştıkları zaman sağ ellerini kalpleri üzerine koyar ve başparmaklarını kaldırarak bo­yun keserler. Tokalaştıkları zaman başparmaklarını birbirine değdirirler, aynı anda eğile­rek birbirlerinin ellerini öperler. Birisi "vakitler aşk olsun” derken, öbürü "aşkın cemal ol­sun gülüm” karşılığını verir.

Bektaşi babaları başlarına on iki dilimli taç giyerler, göğüslerine de "teslim taşı" adını verdikleri 12 köşeli küçük bir taş takarlardı. Üstlerine hırka giyer, bellerine kemer kuşanırlardı. Teber ve keşkül taşıyan Bektaşilerin kendilerine özgü sancakları da vardı. En önemli Bektaşi geleneklerinden birisi de musahiblik, yani eş tutmadır. Hayatlarının sonuna değin birbirlerine yardımcı olan bu eşler "yol kardeşi" olarak da adlandırılırdı.

Bektaşîliğe girmek isteyen kişi önce bir süre denenir. Deneme süresini başarı ile dolduran kişi, "ikrar ayini" denen törenle tarikata girer, başka bir deyişle inabe alır, ikrar verecek kişi için törenden önce bir rehber, bir de musahib seçilir. Rehber, adaya tarikat abdesti aldırır. Bu, simgesel olarak adayın önceki günahlarından arınmasını ifade eder, İki rekât namaz kıldırdıktan sonra ölü gibi kefene sarılan adaya telkin verilir; daha sonra boynuna "tiğ - i bend" denilen bir mendil bağlanarak meydana getirilir. Burada On iki imam’ı simgeleyen 12 post vardır ve her birisinin üzerine bir baba oturmuştur. İçeriye gi­ren aday, rehberinin öncülüğünde dört kapıya (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) selam vere­rek ilerler; böylece dört kapıdan geçmiş olan aday mürşidin önüne getirilir. Mürşid sağ elini ikrar verecek adayın iki omuzu arasına koyarak "kuşkusuz bana baş eğerek ellerini verenler Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar" (48 / 10) ayetini okuyarak bu elin "pençe - i âl - i aba" olduğunu söyler. Boynundaki mendil çözülür, kulağına "girme girme, dönme dönme, eline, beline, diline sağ ol, mürşidin Muhammed, rehberin Ali" denir. Kefeni çı­karılır, böylece sembolik olarak yeni yaşamına doğduğu anlatılmış olur.

Bu tören sırasında içeride yalnız bir tek kandil yanar. Tören biter bitmez bütün kan­diller yakılarak ortalık aydınlatılır. Aday mürşitten başlayarak postlar üzerinde oturan bü­tün babaların önüne gelir, saygı ile önce postu, arkasından babanın elini öper. Giriş töreni Bektaşîliğin özellikle Alevilikle iç içe girdiği Anadolu’da değişik biçimler kazanmıştır.

Bektaşîlikte beş derece vardır. Birinci dereceyi tarikata girmek isteyen talihler oluş­turur; bunlara "aşık" denir, ikinci derecede tarikata yeni giren ve kendilerine "muhib" de­nilen kişiler yer ahr. Muhibler arasından dervişlik ikrarı vererek derviş olanlar da üçüncü dereceyi oluştururlar. Dördünçü derecede babalar yer ahr. Belirli bir hizmetten sonra ge­rekli yeterliğe ulaşan dervişe halife tarafından babalık verilir. Beşince ve en yüksek dere­cede ise halifeler bulunur. Halifeler taçları üzerine siyah sarık sararlar. Babalar, eğer Hz. Muhammed’in soyundan iseler yeşil, değillerse beyaz sarık sararlar. Dervişler ise sarık sarmazlar.

Bektaşilik belli başlı iki kola ayrılmıştır. Hacı Bektaş Veli’nin evli ya da bekâr ol­duğu konusunda ortaya çıkan bu iki koldan birincisi Hacı Bektaş’ın bekâr (mücerred) ya­


şadığını öne süren Babagân kolu; İkincisi ise Pir'in evli olduğunu kabul eden Çelebiyan kolududur. İki kol bu basit ayrım yüzünden adeta birbirine düşman olmuştur. "Belden gelenler" denen Çelebiyan kolu Alevilikle karışarak daha çok Anadolu’da "yoldan gelen­ler" denen Babagân kolu ise özellikle Rumeli’de yaygınlık kazanmıştır.

Balım Sultanın "Erkannamesinin" içeriği aşağı yukarı biliniyor, ancak aslının nerde olduğuna dair elde herhangi bir bilgi yoktur.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

— 1 —

El ele tutuşup gidelim kardeş                    X

Muhammed Ali’nin yoludur bu yol

Cümlemiz bir vücud olalım kardeş

Muhammed Ali’nin yoludur bu yol

Dertliler derdinin pazarıdır bu

Merdane mertlerin asarıdır bu

Gerçek erenlerin esrarıdır bu

Muhammed Ali’nin yoludur bu yol

Erenler yoluna gitmek böyledir,

Balum’da mihrabı kuldur, köledir,

Derdiğini cem et, erenlere ver,

Muhammed Ali’nin yoludur bu yol,

(Haşan Giilşah, a. g, e. sh: 116)

Pend: Söz — Guşetmek: Dinlemek — Hıfz: Sakla, tut— Asar: Eserler.

— 2 —

i Mü’min müslim bir araya gelince

Pirlerin elinden dolu ahuca

Günah sevab hep anda sorulunca

Şâh’ı sever isen değme yarama

Benim yaralarım bağlıdır bağlı

Aşık -1 sâdıkm ciğeri dağlı Balım Sultan Mürsel Bah’nın oğlu Ali’yi seversen değme yarama

— 3 —

Evvel baştan Muhammed'e salavat X Arif isen bu manayı ver imdi Şeriattır tarikattır, marifet Hakikatten bize haber ver imdi

Yahşilerle konuş yaramazdan kaç

Ma'rifetin varsa gel gevherin saç

Al bu dört kilidi dört kapuyu aç

Ev içinden bize haber ver imdi

Balım çoklar ile sohbet edübdür ‘

Bu yola erkâna emek verübdür

Gidin görün pirim nerde durubdur

Pir olduğu yerden haber ver imdi

Yahşi: İyi — Yaman: Kötü — Yol, Erkân: Eğitim, düzen — Gevher: Öz — Mari­fet: Ustaık, yetenek— İmdi: Şimdi.

Menim sevdüceğüm Ali'dir Ali >L

Ali’yi sevenler olupdur veli

Pirimin destünden nûşettim dolu

Ali'yi seversen urma zahmıma

Hakk'ı tınmaz ile itme pazar

Ol minafuk ehl - i imanı bozar

Niyaz kılmayısar yaralar azar

Ali'yi seversen urma zahmıma

Not: Bu şiirin daha değişik bir varyantı yukarıya alınmıştır.

Kimi kitaplarda nakarat dizesi: "Ali'yi seversen değme yarama" şeklindedir.

Zahm: Yara — Dest: El — Nûş etmek: İçmek. — Urma: ’â™

>L Dâim kılarız biz zân Harceyleriz elde vârı Dost yoluna verdik seri Münkirimiz hârdır bizim

Aşk bülbülüyüz öteriz                                             İstivayı gözler gözüm,

Râh -1 Hakka yüz tutarız                                        Seb’el mesânidir yüzüm,

Mânâ gevherin satarız                                             Enel - Hakk’ı söyler sözüm,

Müşterimiz vardır bizim                                         Mirâcımız dârdır bizim

Haber aldık Muhammet’ten

Geçmeyiz zât u sıfattan

Balım nihân söyler

Zattan İrşâdımız sırdır bizim

Dân Görgüde talibin aldığı durum — Maksud: Erek, İstek — Kaba: Giysi — Gen­cine: Hazine — Zar: İnilti, Ağıt — Har: Diken— Zât: Tanrı'nın özü — Sıfat: Tanrı niteliği. Tanrı görünümü. — İstiva: Hak ile Halkın ara kesiti — Nihan: Gizli — Seb-el mesaili: Yedi ayet. Fatiha suresi. Kuran -1 Kerimin ilk suresi. Kuran -1 Ke­rim yorumcularının büyük çoğunluğu bu sureyi Kuranln özeti bilir. Besmeleyle baş­lar,:

Bismillahirrahmanirrahim

"Elhamdü liliâhi rabbil alemine. Errahmanirrahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’büdü ve iyyâke nestâ’in. İhdinassıratal müstekıym. Sıratellezine en, amte aleyhim gayril mağdûbi aleyhim veleddâllîyn" (Amin).

Anlamı: « (1 - 4) Hamd, alemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve din gününün sahibi olan Allah’a mahsustur. (5 - 7) (Allah’ım) Ancak sana kulluk eder ve yal­nız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdiğin kimselerin, gazaba uğramayan­ların, sapmayanların yoluna eriştir.» (Amin).

— Neciyyullah. Nûh Peygamber’in lâkabıdır ve "Tanrı tarafından kurtarılmış" anla­mına gelir.

— Nevruz. "Yeni gün" demektir. Güneşin koyun burcuna girdiği ve ilkbaharın baş­ladığı bu gün, Zerdüşt dinince en büyük bayramdır. Alevî-bektâşîler Nevruz’u, Hz. Ali’nin doğum günü sayarlar.

Comments powered by CComment

Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Filizlenmeye başlarken bir ‘toplumsal durum’, vücut kazandıktan sonra da bir ‘insanlık durumu’ olan uygarlık, tesadüfi bir yapılanma değildir ve bağlantısız unsurların bir araya...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Ahlak ve hukuk, insan-insan ilişkisinden doğar. Sağlıklı her ilişki biçimi bir değeri gerçekleştirmeye yöneliktir. İnsanın, bütün anlamlı eylemleri de değerlerden kaynaklanır.
Kâinatın yaratılışında, âdeta sonsuz, sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler vardır Bu amaçların başında, hiç şüphesiz...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
“Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun,...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech