Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

s200 mehmet sait. alkaÖğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım türlerinden biridir. Bu türde şiir yazan Divan edebiyatı şairleri, fikirleriyle kendi dönemlerinin insanlarını aydınlatmayı ve bilgilendirmeyi amaçlamışlardır. Divan edebiyatına ait bu öğütlerin, akademisyenlerimiz tarafından iyi incelenip sadeleştirilmesi durumunda günümüz insanın yaşamına da ışık tutabileceği kanaatindeyiz.

Bu çalışmada, 17. yy’m sonları ile 18. yy’m ilk yarısında yaşamış olan şairlerimizden Safî Mustafa Efendi’nin Gülşen-i Pend adlı mesnevisinde imam, müezzin, hatip ve vaizlere sunduğu edebi nasihatleri değerlendirilecektir. Böylelikle Safî Mustafa Efendi’nin kendi dönemindeki din görevlilerinde aradığı özellikleri hangi edebi ifadelerle aktardığı hakkında bir fikir elde edilecek ve bu öğütlerin günümüz şartlarına da ne kadar uyduğu anlaşılmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: 18. yy, Nasihatnâme,, Mustafa Efendi, öğüt, din görevlileri

SUGGESTION VERSES OF MUSTAFA EFENDİ'S İN THE “MESNEVİ OF GÜLŞEN-İ

PEND” TO RELİGİON SERVANTS

ABSTARCT

Suggestions that meant to make reader more conscious about an issue in which we see samples on many Divan Poets of Nasihat-nâme (Pend-nâme), is one of the most important verse species of Classical Turkish Literatüre. Poets that wrote poems on this subject intended to clarify and inform people of their era. If these suggestions are investigated and simplified by our valuable academicians, they will show ways to the present-day people.

In our work, we are going to represent Safi Mustafa Efendi's (lived at the end of 17th Century and middle of 18th Century) Gülşen-i Pend Mesnevi which contains literatüre suggestions to the imam, müezzin, preachers and orators. Therefore we will be able to have ideas about the Mustafa Efendi's era, characteristics that he look on religion servants and quotes that he used to makes use of for expression. We will also be able to see how they can fit in present-day conditions.

Keywords: 18th Century, Nasihatname, Mustafa Efendi, Advice, Religion servants.

îslâm dinini kabul etmeleriyle Türklerin girdikleri yeni medeniyet dairesinde ortaya koydukları uzun soluklu edebiyat hareketi olan Divan Edebiyatı’nda başlangıçtan itibaren önemli bir yer tutan nasihat-nâme (pend-nâme, ögüt-nâme) türü, daha çok medrese eğitimi almış bulunan şairler tarafından, İslâmiyet’in emir ve yasaklarını telkin etmek; insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmek; her bakımdan iyi ahlâklı bireyler yetiştirmek; öldükten sonra da okunduğunda hayırla anılmalarını sağlayacak şekilde bir eser bırakmak için ortaya koydukları bir türdür.2

Nasihat-nâmelerde İslâm’ın din eğitiminde işlenen ahlâk felsefesinden çok, pratiği üzerinde durulmuş, yapılması veya yapılmaması gerekenler doğrudan açıklanmıştır. Edebî eserlerde okuyucuya nasihat edilirken doğrudan Kur’an ve Hadis’in yanı sıra, mahallî ve ulusal gelenek, davranış, deyim ve atasözlerinden yararlı olanları da kabul görmüştür. Nasihat-nâmelerde, iyi, güzel ve yararlı olan hususlar doğrudan teşvik ve tavsiye edilerek, birer beyitle somutlaştırılır. Beğenilmeyen davranış ve huylar, toplum için zararlı sayılan hususlar da yine birer öğüt cümlesi veya beyti biçiminde ifade edilir. Öğütler verilirken âyetlere, hadîslere, büyüklerin sözlerine veya atasözlerine dayandırılır; hacimli eserlerde ise çeşitli hikâyeler anlatılıp kıssadan hisse çıkarılmaya çalışılır.

1    Bilim Uzmanı, Arhavi Hüseyin Gürkan Lisesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni, Arhavi /Artvin. [email protected] 1 .com

2    Geniş bilgi için bkz: Mahmut Kaplan, “Türk Edebiyatında Manzum Nasihat-nâmeler”, Türlder, C.ll, s. 794 -798, Yeni Türkiye, Ankara, 2002.

Nasihat-nâmelerin bir tür olarak edebiyatımızda ortaya çıkmasında İran şairi Feridüddin Attâr’ın Pend-nâme adlı ünlü eserinin büyük payı vardır. Birçok Türk şairi, bu eseri manzum veya mensur tercüme veya şerh etmiştir. XV. Asır şairlerinden Abdî, bu eseri (H.865/M.1447)’de genişleterek Terceme-i Pend-i Attâr adıyla Türkçe’ye çevirmiştir. Emir UnsuruT-Maâlî Keykâvus bin İskender’in oğlu Gilân Şah için yazdığı Kâbus-nâme3, Sa’dî’nin Bostan ve Gülistan adlı eserleri de divan Edebiyatı’nda nasihat-nâmelere örneklik ve kaynaklık etmiştir.

Eski Türk edebiyatında kullanılan hemen bütün nazım şekilleriyle nasihat-nâme yazıldığı görülmektedir. Bu eserler ya müstakil olarak mesnevi4 biçiminde ya da kaside, gazel, terci-i bend biçiminde divanların içinde yer almıştır. İncelediğimiz Gülşen-i Pend adlı eser, uzunluk ve işleniş metodu olarak mesnevi, kafiye örgüsü bakımından ise kaside nazım şekline uygunluk göstermektedir.

Türk edebiyatının ilk Türkçe mesnevisi olarak bilinen Yusuf Has Hâcib’in (Ö.1077) Kutatgu bilig (yazılışı: 1069-70) adlı eseri, Türk edebiyatmda bilinen ilk nasihatnâme olarak da kabul edilmektedir. Bu eserden sonra Türk edebiyatmda 19. yy.’a kadar birçok nasihatname yazılmıştır. Nasihatnâme ile ilgili muhtasar bilgi verdikten sonra konumuz olan Safî Mustafa Efendi’nin “Gülşen-i Pend” mesnevisinde din görevlilerine yapmış olduğu nasihatlerine geçebiliriz:

Adına Bursalı Mehmed Tahir Bin Rıfat’ın Ahlak Kitaplarımız* adlı eserinde rastladığımız Safî Mustafa Efendi, 17. yy’m ikinci yarısıyla 18. yy’m ilk yarısı arasında yaşamış Divan edebiyatı şairlerindendir. Yaptığımız tüm literatür ve katalog araştırmaları sonucunda, Safî Mustafa Efendi ve Gülşen-i Pend mesnevisi ile ilgili tek ve kesin bilgiye yalnızca Bursalı Mehmed Tahir Bin Rıfat’m Ahlak Kitaplarımız adlı eserinde rastlamakla birlikte, bu eserde de maalesef müellif ile ilgili herhangi bir bilgiye yer verilmediği görülmüştür. Dönemin şuarâ tezkirelerinde ismi geçmeyen şairin kesin doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, bu çalışmada söz konusu edilen Gülşen-i Pend mesnevisinin yazılış tarihinin H.l 120/M.1708 olmasından hareketle şairin daha önce zikredilen zaman aralığında yaşadığı kanaatindeyiz.6

Gülşen-i Pendi’in7 Konya Yusufağa Bölge Yazmalar Kitaplığı’nda tespit ettiğimiz 8471 katalog numaralı, sırtı meşin kağıt kaplı nüshasının haricinde, kayıtlara göre Manisa Akhisar Kütüphanesinde de bir nüshası bulunmaktadır. Ancak kütüphanede yaptığımız tüm araştırmalara rağmen bu nüshaya rastlayamadık. Elimizde bulunan ve müellif nüshası olmayan Konya Yusufağa Bölge Yazmalar Kütüphanesi nüshasmı Tekirdağlı Muhasebeci Halil Efendi’nin oğlu Rüşdiye mektebi öğrencilerinden Hüseyin Hâdî Reşâdî H.1288/M.1871 tarihinde istinsah etmiştir. Tek nüshadan çalışmak zorunda kaldığımız bu eser, 93 varak, 2934 beyit, 11 rubâî ve 52 bölümden oluşmakla birlikte birçok meslek erbâbma yapılan nasihatleri içermektedir. Mefâîlün Mefâîlün Feûlün kalıbına göre yazılan eser, başta padişahlara, vezirlere ve kadılara olmak üzere, öğrencilere, sahhaflara, katiplere, hattatlara, şairlere, hanendelere, aşıklara, vaizlere, şeyhlere, sûfilere, hekimlere, sürmecilere, cerrahlara, müneccimlere, cifircilere, kimyâgerlere, sarraflara, tüccarlara, yetim vasilerine, vakıf mütevellilerine, hatiplere, imamlara, müezzinlere vb. meslek erbabma yönelik yapılan nasihatlerden oluşmaktadır.

Bu çalışmamızda eserde dikkatimizi çeken ve günümüz ilgili kişilerine de yararlı olacağını düşündüğümüz Safî Mustafa Efendi’nin din görevlilerine, yani imam, müezzin, hatip ve vaizlere yaptığı nasihatlerini açıklayarak eserin yazılış tarihinden itibaren geçen o kadar yıla rağmen bu nasihatlerin geçerliliğinin devam ettiğini ortaya koymaya çalışacağız.

Din görevlilerine öğütlerine “Bu Pend Vâizlere Hak Güfte-hâdur” başlığıyla başlayan Safî Mustafa Efendi, toplumun İslâm düşüncesi etrafında bilinçlenmesinde önemli bir role sahip olan vâizlere son derece dikkate değer ve günümüzde dahi geçerliliğini koruyan öğütlerde bulunmuştur. Bu bölümde müellif, vâizlerin öncelikle tüm vaazlarını Hadis-i şeriflerle desteklemesi gerektiğini söyleyerek söze başlamıştır:

3    Bu eserin “II. Murad adına 1427’de yapılmış manzum tercümesi için bakınız: Adem Ceyhan, Bedr-i Dilşâd’ın Murat-nâmesi, İstanbul 1997

4    Geniş bilgi için bkz. ATEŞ, Ahmet, “Mesnevi” mad., İslam Ansiklopedisi,.CE, İstanbul, 1988.

5    Bursalı Mehmed Tahir Bin Rif’at, Ahlak Kitaplarımız, Haz: Mahmut Kaplan, Malatya, 2002. s.47-48.

6    Geniş bilgi için bkz. Mehmet Sait Çalka, Mustafa Safi Efendî ve Gülşen-i Pend Mesnevisi, Yüksek Lisans Tezi, Celal Bayar Ünv. S.B.E., Manisa 2007.

7    Mustafa Safî Efendi, Gülşen-i Pend Mesnevisi, Konya Yusufağa Bölge Yazmalar Kitaplığı, no: 8471

Eğer vâ*iz isen nakl-i Hadîs it ‘Uyüb-ı nâsı dablitme hatâdur (32b/1001)

Vaizden, insanları asla sözleriyle aldatmamasını, cemaate nasihat ederken onları sıkmamasını ve sözlerini de seçerken zarif sözcükler kullanmasını isteyen Safî Mustafa Efendi, vâizin üç şeye sahip olması gerektiğini ifade etmektedir. Bunlar, insanların karşısına çıkmaktan utanmayan bir yüz, tükenmez bir söz hâzinesi ve göz yaşıdır. Hiç şüphesiz ki vâiz, cemaate anlattığı kıssalardan olsun, bahsettiği uhrevî ve itikâdî hükümlerden olsun dökeceği göz yaşı, cemaati etkilemenin yanında konunun ehemmiyetini göstermesi açısından da önemlidir:

Bu veçhile naşîhat kıl zarîf ol Ta'azzüb eyleme nâsa ezâdur (32b/1006)

Gerekdür vâ'ize sermâye üç şey’

Utanmaz yüz tükenmez söz bükâdur (32b/1008)

Bölümün devamında vaizlere, cehennem tasvirleri yapmaması gerektiğini öğütleyen müellif, cemaate ikide bir sırâtı hatırlatıp korkutmanın hiçbir fayda vermeyeceğini ifade temektedir. Ona göre, cehennem azabını hatırlatıp cemaati korkutmak yerine, cennet tasvirleri yapıp cemaati müjdelemek daha faydalı bir metottur:

Şakın düz abla virme halka haşyet

Gehî vir müjde-yi cennet şafâdur (32b/1012)

Şırâtı yâd idüp korkutma halkı

Ki yokdur korkuluk bî-ittikâdur (33a/1013)

Safî Mustafa Efendi’nin vaizlerden beklediği bir diğer davranış ise cemaatte gördüğü yanlış bir hareketi hakarete varan bir ifadeyle tenkit etmemesidir. Tövbe kapısı kıyamete kadar açık olduğuna göre, onları tahkîr etmek veya ayıplamak onları kazanmak adına yanlış bir davranıştır:

Görüp bir ffl-i münker itme tahkir Ki bâb-ı tevbe meftüh u güşâdur (33a/1017)

Vaizlerin kürsüde kullandıkları dil üzerine de değinen müellif, vaizlerin vâ’zlar sırasında ettikleri nasihatlerde sâde, anlaşılır ve sanatsız bir dil kullanmaları, kullandıkları sözcüklerin ıstılâhî mânâlarma göre değil de günlük konuşma dilindeki şekilleriyle olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Müellife göre vaizi dinleyen cemaatin çoğunluğu tahsil görmemiş halk kesiminden oluşmaktadır ve dolayısıyla vâizin sanatlı veya ıstılâhî manalarına göre sözcükleri seçerek konuşmasının cemaate yararı olmayacaktır:

Hemân sen va'zını râst eyle takrir Seni güş iden ekser cühelâdur (33a/1023)

Ola cümle kelâmım sâde rüşen Musanna* güfte va*za nâ-sezâdur (33a/1024)

Sözün ger ıştılâh üzre olursa

Biri fehmeylemez va'zun hevâdur (33a/1025)

Bölümün sonunda ise müellif, her şeyden önemlisi vâizin ettiği nasihatlere kendisinin uyması gerektiği üzerinde durmaktadır. Yani başka bir deyişle vâizin söyledikleriyle yaptıkları birbiriyle çelişmem elidir. Çünkü vâizin yaptığı veya yapmadığı davranışlar cemaat için önemli bir örnek teşkil etmektedir:

* Amel kıl ibtidâ pendün ile sen Ki sonra nâs ola abzına kâdir (33a/1026)

‘Amel ile mü’eşşirdür naşîhat

Ki va‘z-1 bî-*amel cümle hebâdur (33a/1027)

Din görevlilerine öğütlerine “Hakîk Üzre Pend-i Hutabâdıır” başlığıyla hatiplerle devam eden Safî Mustafa Efendi, hutbeye çıkan hatibin minbere çıkmasıyla câmide bulunan cemaatin tümünden yüksek bir makama sahip olduğunu hatırlatmakla konuya giriş yapmaktadır. Müellife göre hatibin durduğu yer Hz. Peygamber’in durduğu yerdir. Dolayısıyla o makamın kıymetinin bilinmesi gerekmektedir:

fjatîb isen ne 'âlîdür makâmun

Ki her ân yine minber saha câdur (44b/1387)

Peygamber merkezidür rütbeni bil Ki şâhib-butbe Mahbüb-ı fjudâ’dur (44b/1388)

Hatibin hutbeye çıkarken hutbenin şartlarma uyması gerektiğini dile getiren Safî Mustafa Efendi, hatibin kırâatte yanlışlığının olmaması için dikkat etmesi gerektiğini ve âyetleri tegannî ile yani şarkı söyler gibi okumaması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi bir durumun ise Kur’ân ayetlerine hürmetsizlik olduğunu belirtmektedir:

Edeb üzre okı itme tegannî Kırâ’atde hatâ olmaya sâdır (44b/1389)

Şurüt-ı hutbeye eyle ri'âyet

Hitabet mesnedi ğâyet 'ulâdur (44b/1390)

Hatiplere nasihat bölümün sonunda hatiplerden beklediği diğer hususiyetleri sıralayarak bölümü tamamlayan müellife göre hatibin âyet ve hadis ezberinin kuvvetli olması gerekmektedir. Okunan en iyi hutbe, insanlara yararlı ve kısa olandır. Hutbede makamlar uzun uzun okunmamalıdır. Hutbenin çok uzun tutulması, cemaatin çoğunluğunu oluşturan beli bükük ihtiyarlara eziyet çektirmekten başka bir şey olmayacaktır:

Müfîd ü mubtaşardur şart-ı hutbe Ve sünnet üzre makbül u revâdur (45a/1392)

Olur kesret cem â'at rüz-ı cum'a

Ki ekser cem' olan pîr-ı dü-tâdur (45a/ 1394)

Tegannî ile tatvîl olsa hutbe

'Alîl ü pîr olan nâsa ezâdur (45a/1395)

Hatiplerden sonra “Eimme Zümresine Pend-hâdur” başlığıyla imamlara nasihatlerini sıralayan Safî Mustafa Efendi, hatiplere tavsiye ettiği gibi imamlarm da kırâatte tegannî etmemeleri gerektiği hususunu hatırlatmakla bahsine başlamıştır. Müellife göre imam, namaz esnasmda dünya işleriyle ilgili her şeyi akimdan çıkarmalı, tekbirleri yüksek sesle amali, sabırlı ve yavaşça rükû ve sücûda gitmelidir; başka bir ifâde ile tâdîl-i erkâna uymalı; farz, vâcib ve sünnetlere riâyet etmelidir:

İmâm isen ri'âyet kıl şurüta Teğann’itme kirâ’atte hatâdur (45a/1397)

İmâm itmez ise nefy-i hâvâtır Kerâhiyyeti lâ-büd muktezâdur (45a/1399)

Teennî kıl sücüd ile rukü'da Ve erkân-ı şalâtda ol bahâdır (45a/1401)

Allah katında imamlık rütbesinin yüksek bir makam olduğunu ifade eden müellife göre imam, kendisini haram şeylerden uzak tutmalı, kimsenin arkasından konuşmamalı, kimseyi çekiştirmemek, birinin sözünü başkasına götürüp iki kişinin arasını bozmamalı, doğruluk yolundan ayrılmamalıdır:

Ne müşkildür imâm olmak enâma İmâmet rütbesi ammâ 'ulâdur (45b/1404)

Haram eşyadan eyler cümle perhîz

Ve zemm ü nemm lisânımdan cüdâdur (45a/1406)

İmâm olursa bu â'mâle kadir

Hakikat üzre şafda muktedâdur (45a/1407)

Bölümün sonunda ise imamın namazda uyması gereken kuralları sıralamaya devam eden Safî Mustafa Efendi, imamın, namazı ne çok yavaş ne de çok hızlı bir şekilde kıldırması gerektiğini, yani orta yolu bulmasını gerektiğini vurgulamaktadır. Bu öğüdü ise Hz. Peygamber’ in: “İşlerin en hayırlısı orta ve itidal üzere olanıdır”8 hadîsiyle desteklemektedir.

Şalâtı pencgehde hep vasat kıl

Ki hep Ijayrü’l-umür evşatııhâdm (45b/1410)

Ne sür'at [ü] ne ğâyetde batî kıl Ki ma'külı vasat üzre edâdur (45b/1411)

İmamlardan sonra müezzinlere de “Müezzinler Bu Pend ile Ulâdur” başlığı altında hitap eden müellif, müezzinlerin önderinin Bilâl-i Habeşî olduğunu ifade etmektedir. Müezzinlerin öncelikle yüksek ve etkileyici ses olan Davudî sese sahip olmalarını, tegannîye girişmemelerini, kâmet ve salavâtm uzun tutulmaması gerektiğini belirtmektedir. Bunun yanında müezzinlerin temizliğe dikkat etmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Son olarak müellif, minareye abdestsiz ayak basmamanm önemine dikkat çekerek din görevlilerine olan nasihatlerini sıralamıştır.

Mü’ezzin isen 'âlî eyle şîtun

Ki Dâvüdî nefes ahsen şadâdur (45b/1417)

Emîrünüz Bilâl-i Habeşî’dür Müezzin zümresine pîşvâdur (45b/1418)

Uzatma kâmeti câmi'de ammâ Şadânun ahsen ancak i'tidâdur (45b/1424)

Kadem basma menâra bî-tahâret Tahâretsüz şu'üd itmek batâdur (46a/1421)

Çalışmamızı özetleyecek olursak, 18.yy’m başlarmda kaleme alman bu nasihatlerin günümüzde de geçerliliği halen devam ettiği bir gerçektir. Müllifin bu konudaki hassasiyetlerini, söz konusu din görevlilerine sunması, o dönemde görülen aksaklıklara yapılmış bir tür eleştiri olarak da algılanabilir. Bu tür nasihatlerin sadece o dönemle sınırlı kalmayarak günümüz insanına da etki yapıp katkı sağlaması nasihatnâme türünün zaman ötesi özelliğinden kaynaklanmakta olduğu kanaatindeyiz.

Metin

32b

Bu Pend VS* işlere Hak Güfte-Hâdur

Eğer vâ'iz isen nakl-i Hadîs it 'Uyüb-ı nâsı dahi itme hatâdur

Çıkup kürsîye her ezîne va'za Ki evvel fjâlık’a hamd ü şenâdur

Müheyyâ meclis-i va'zun muharrer Ki ol va'ziyelerkim 'âdetâdur

8 İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Ankara, 2001, C.2,s.368.

Birin takrir idersen sâmfîne Hitâmında kalıblı bir du'âdur

İdüp rahmetle şâhib-hayrı da yâd Du'âyı hayra vâkıf da sezâdur

Bu veçhile nasihat kıl zarif ol Ta'azzüb eyleme nâsa ezâdur 9

Eğer dehhâl isen kim eyle ışfa Ki senden halk-ı ‘âlem bî-recâdur

Gerekdür vâ'ize sermâye üç şey’ Utanmaz yüz tükenmez söz bükâdur

Gözi ağlar dili söyler ne söyler Ki bilmezse o vâ‘iz bî-hayâdur

İder mi güş anı halk-ı zamâne Geh ol vâ'iz ki dahle mübtelâdur10

Dehal câ’ iz degildür nâsa aşlâ Ki âdâbıyla va'zitmek revâdur

Şakın düzahla virme halka haşyet Gehî vir müjde-yi cennet şafâdur

33 a

Şırâtı yâd idüp korkutma halkı Ki yokdur korkuluk bî-ittikâdur

Çeküp mîzânide tartılma nâsa Ağır düş düş ol terâzü Huda’dur

Muvahhiddür Uudâsın cümle ‘abdi Olur mîzân-ı Hakda vezne kâdir

Güneh bir keffe pür bir keffe tevhîd Ki tevhîd keffesi ağmaz ‘ulâdur

Görüp bir fi‘l-i münker itme tahkir Ki bâb-ı tevbe meftüh u güşâdur

Muhammed ümmetine virme teşviş Şefî'i ol Muhammed Muştafâdur

O Mahbübun recâsı redd olur mı Niyâzı cümle makbül u revâdur

Bu ümmet ümmet-i merhümedür kim Zünübm ‘afvider Hak zu’l-'atâdur

Uudâ’nun mağfiret deryâsı bî-hadd Ki rahmet bahri hod bî-intihâdur

‘İbâdına o Ğaffâru’z-zünübun Ki fazl u lutfı bî-ğâye itâdur

Hemân sen va'zını râst eyle takrir Seni güş iden ekser cühelâdur

9 Yazmada “TaCazzüb” sözcüğünde bulunan “ü” harfi müstensihin hatasıyla    olarak yazılmıştır.

10    Yazmada “mübtelâ” kelimesini vve^ seslerinin noktaları konmamıştır.

Ola cümle kelâmun sâde rüşen Musanna' güfte va'za nâ-sezâdur

Sözün ger ıstılah üzre olursa Biri fehmeylemez va'zun hevâdur

'Amel kıl ibtidâ pendüh ile sen Ki sonra nâs ola arzına kadir

'Amel ile mü’eşşirdür nasihat Ki va'z-ı bî-'amel cümle hebâdur

'Amel ile olur makbül du'âlar Enâmüh matlabı senden du'âdur

Senün halk destini takbîl iderler Ki ancak bir du'ân içün recâdur

33 b

Olursan vâ'izâ pendümle 'âmil Du'ân dergâh-ı Mevlâ’da revâdur

Hakîk Üzre Pend-i yutabâdur

iJatîb isen ne 'âlîdür makâmun Ki her ân yine minber saha câdur

Peygamber merkezidür rütbeni bil Ki şâhib-ftutbe Mahbüb-ı ffudâ’ dur

Edeb üzre okı itme teğannî Kırâ’atde ftatâ olmaya sâdır

Şurüt-ı Rütbeye eyle ri'âyet Hitabet mesnedi ğâyet 'ulâdur

45 a

Dürüst hıfz eyle âyât ü hadîsi Ki i'râbmda habt itmek ftatâdur

Müfîd ü mub.taşardur şart-ı hutbe Ve sünnet üzre makbül u revâdur

Makâmâtun tavîl itme kaşır it Ki hutbe şaytı şartı iğtilâdur

Olur kesret cemâ'at rüz-ı cum'a Ki ekser cem' olan pîr-i dü-tâdur

Teğannî ile tatvîl olsa hutbe ' Alîl ü pîr olan nâsa ezâdur

İder nakz-ı wzü pîr ü za'îfi Idatîbün alduğı her bir du'âdur

E’imme Zümresine Pend-hâdur

İmâm isen ri'âyet kıl şurüta Teğann’ itme kırâ’ atte hatâdur

Nezâfetdür şurütun11 ibtidâsı Sivâdan kalbi de pâk u tekâdur

11 Yazmada “şurut” sözcüğündeki “i>” sesi    olarak yazılmıştır.

İmâm itmez ise nefy-i havatır Kerâhiyyeti lâ-büd muktezâdur

İmâmun ola tekbîrâtı cehrî Cemâ'at güş-zed itmek sezâdur

Teennî kıl sücöd ile rukü'da Ve erkân-ı şalâtda ol bahadır

Furüz u vâcibât ve’s-sünende Ki ta'dîl üzre ol icraya kadir

Huşü' ile büzü' eyle namazda Ki dîvân-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dur

Ne müşkildür imâm olmak enâma İmâmet rütbesi ammâ 'ulâdur

Olur tecvîd ile Kur’ânı hâfız Salâh u zühd ile kârî takâdur

45 b

Harâm eşyâdan eyler cümle perhîz Ve zemm ü nemm lisânımdan cüdâdur

İmâm olursa bu a'mâle kâdir Hakikat üzre şafda muktedâdur

üudâ’nun lutfuna mazhar olursa Ki ol deryâ-yı rahmetde şenâdur

İmâm olsan da efâlüıı hasen it Mukallid olma encâmun hebâdur

Şalâtı pencgehde hep vasat kıl Ki hep fayre’l-umür evşatuhâdur

Ne sür'at [ü] ne ğâyet de batî kıl Ki ma'külı vasat üzre edâdur

Pesünde iktidâ iden ricâlün Kimi 'illetli pür zu'afahâdur12

Kılar isen tavîl beş vakt namâzı Saha tâbi' olan nâsa cefâdur

Cemâ'at kat' olurlar câmi'ünden İmâmun şöhreti ise melâdur

Nice sen muktedâ-yı nâs olursm Ki senden nefret eyler halk cüdâdur

Şakîl olup enâma olma sen bâr Ki haml-i muktedî saha du'âdur

Mü'ezzinler Bu Pend île ‘Ulâdur

Mü’ezzin isen 'âlî eyle şîtun Ki Dâvüdî nefes ahsen şadâdur

12 Müellif eserinin birçok yerinde bazı kelimeleri vezne uydurmak için Arapça kökenli kelimelere Farsça çoğul eki katmıştır. Beyitte geçen “zuCafahâ” ifadesi de buna örnektir.

Emîriniz Bilâl-i Habeşî’dür Müezzin zümresine pîşvâdur

Olup Sultân-ı Kevneyn’e müezzin Ezanı viren ewel ol fetâdur

Nezâfet üzre ol dâ’im müheyya Ki fi'İtin Vahdet-i Hakkı nidâdur

46 a

Kadem basma menâra bî-tahâret13 Tahâretsüz şu'üd itmek batâdur

Virüp her pencgehde pak ezanı Ki her vakt kıldığım hamd-i Huda’dur

Leyâlîde idüp tehlîl ü temcîd Ki nîm-şebde münâcâtun revâdur

Uzatma kameti cami'de amma Şadânun ahsen ancak ftidâdur

Makam ile idüp tekbîre âğâz Ki tekbirât-ı Hak ekber edâdur

İ derken taşliye kılma teğannî Şalât u taşliyede nâ-sezâdur

Çeküp tesbîhün ümmînün tavîl it Du'âlar müstecâb iden Uudâ’dur

Edeb üzre mecîd ol ipdmetünde Müezzin bidmeti şît u şadâdur

Doç.Dr. MEHMET SAİT ÇALKA
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literatüre and History of Turkish or Turkic Volüme 3/1 Winter 2008

KAYNAKÇA

ATEŞ, Ahmet, “Mesnevi” mad., İslam Ansiklopedisi,.C.8, M.E.B. Yay., İstanbul, 1988.

Bursalı Mehmed Tahir, Ahlak Kitaplarımız, Haz: Mahmut Kaplan, Malatya, 2002.

Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri /-//-///, Yay. Haz: Cemal Kurnaz- Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yay., Ankara, 2000.

CANAN, İbrahim, Kütüb-iSitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay., Ankara, 2001.

CEYHAN, Adem, Bedr-iDılşâdin Murat-nâmesi, MEB. Yay. İstanbul, 1997.

ÇALKA., Mehmet Sait, Mustafa Safi Efendi ve Gülşen-i Pend Mesnevisi, (Y aymlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Celal Bayar Ünv. S.B.E.), Manisa 2007.

KAPLAN, Mahmut, “Türk Edebiyatında Manzum Nasihat-nâmeler”, Türkler, C.ll, Yeni Türkiye, Ankara, 2002.

KUTLAR, Fatma S., “Mesnevi Nazım Şekline Genel Bir Bakış ve Türk Edebiyatında Mesnevi Araştırmalarıyla İlgili Bir Kaynakça Denemesi”. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü TürkBiligDergisi, S.l,, Ankara, 2000, s. 102-157.

Mustafa Safî Efendi, Gülşen-i Pend Mesnevisi, Konya Yusufağa Bölge Yazmalar Kitaplığı, no: 8471

PALA, İskender, Ansiklopedik Divan Şiiri sözlüğü, Ötüken Yay., İstanbul, 2000.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile