Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

hakkitarikÜstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir bekâr hayatı sürmekte bir zat... Bâb-ı âlinin o vakitler en çarpıcı ve düşündürücü renklerinden biri... Şinasi, Agâh Efendi ve Namık Kemalden beri, umumiyetle Ermeniler, köksüzler, suyun öte tara-fındakiler elindeki Bâb-ı âliye ilk defa Anadolu çocuğunu getiren şahsiyettir.!1)

1889 da Gördes'te doğmuş, İstanbul Hukukundan mezun olduktan sonra, dört dönem Giresun'dan milletvekili seçilmişti.

1954 yılında, İstanbul Gazetecilik Okulunda, Matbuat Hukuku ve Matbuat Tarihi derslerimize gelen ve iyi bir gazeteci, olgun bir hukukçu, cesur bir milletvekili, en zengin hususi kütüphaneye sahip, mütavazi ve müsamahalı bir mücadeleci olan Hakkı Tarık'ın Türk matbuatına sarf ettiği emek ve mevkii, yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır.

CHP'nin en sert ve hoyrat bir devrinde, B.M.M.'ne getirilen ve hükümete, gazeteleri sorusuz sualsiz kapatmak yetkisi veren bir kanun tasarısını, içlerinde birçok hürriyet mücahidi (!) hukukçu ve gazetecinin bulunduğu milletvekillerinin hepsi alkışlamış, muhalif oy vermeye cesaret edememişti.

Fakat hem de Atatürk’ün sağ olduğu o devirde, yalnız bir kişi medeni cesaret göstermiş ve muhalif oy kullanmıştı ki, işte o yiğit şahsiyet, Hakkı Tarık Us'tu.

Bizzat kurduğu Basın İstihlâk Kooperatifinden başka, Türk Basın Birliği İstanbul Bölgesinin başında, bıkmak usanmak bilmeyen, şuurlu ve iradeli faaliyeti ile, hep manalı ve güzel tezahürlere önderlik etmiştir.

Kurucusu olduğu "Vakit" yurdundaki, sessiz fakat verimli hizmetleriyle dahi, bütün basın mensuplarının minnet ve şükranını, yerden göğe kadar hak etmiştir.

O, basın hayatında 50 yılını dolduranlar için düzenlediği ve büyük ilgi toplayan jübilelerden başka, İstanbul Lisesi ve Gazetecilik Okulunda verdiği derslerle, memleket kültürüne, son nefesine kadar hizmette bulunmuştur.

Yine O'nun en büyük ve kalıcı hizmetlerinden birisi de: Millî Kütüphane'de bile bulunmayan ve paha biçilmez bir hazine değerindeki 20 bin ci arında eski eser, el yazması ve süreli yayın kolleksiyonunu, hazırladığı bir vasiyetname ile, aziz milletimize hediye etmiş olmasıdır. İstanbul Beyazıt Külliyesi bünyesindeki eski "Mekteb-i sübyan" binasında kurulan "Hakkı Tarık Us Kütüphanesi” bütün dünyadaki âlim ve araştırmacılarla, basın mensuplarının her an müracaat edebileceği bir zenginliktedir.

Öyle ki, Türkiye'nin ilk günlük gazetesi olarak bilinen ve 1831'de yayınlanmaya başlanan (Takvim-i Vakayi), 1840’da yayınlanmaya başlanan (Ceride-i Havadis) ve 1860'ta yayınlanan (Tercüman-ı Ahval)'in bütün sayıları, yalnız bu kütüphanede bulunmaktadır...

Gerek gazetede çıkan yazılarında, gerekse mektuplarında, hattâ imzasını atarken bile asla majüskül kullanmamıştı. Üstad

Peyami Safa'nın vaktiyle bir yazısında belirttiği gibi Hakkı Tarık bunda o kadar ısrar ediyordu ki; "Bütün lojik delilleri reddettikten başka majüskülsüz yazıya alışamadığı için okuduğunu anlamakta güçlük çeken okuyucularının şikayetlerine de ehemmiyet vermez görünüyordu."

O kadar ki, öldükten sonra da dâvasını yürütmeye karar vermiş, vasiyetnamesine bir madde koydurarak majüskülün lüzumsuzluğunu isbat için en iyi eseri yazacak olana, 1 yüzlük al-tun ödülü vâdetmişti.

Hakkı Tarık Bey'in kendine has başka özellikleri de vardı... son derece temiz ve her zaman takma yakalı gömleğiyle, zarif giyinen tam bir İstanbul Efendisi idi. Ders salonuna girdiğinde kürsüye oturur, çıkana kadar hiç ayağa kalkmadan konuşurdu. Derste biriyle konuşan veya münasebetsizlik yapanlara, hiç bir-şey söylemez, yalnız üç katlı gözlüğünün, iki camını itina ile kaldırarak, sert sert şöyle bir baktı mı koca salonda çıt çıkmaz olurdu.. Bize, zulme ve haksızlığa karşı isyan etmeyi bugünkü kalem sahiplerinin hemen birçoğuna mektep görevi yapmış olan "Vakit" gazetesinin kurucusu Hakkı Tarık öğretmişti...

Hecenin Beş Şairinden biri olan Halit Fahri Ozansoy, onunla ilgili hatıralarını anlatırken şöyle diyordu:

"Düşünce ve prensiplerini, hazan iki saat süren istilahlı, tumturaklı kelime ve cümlelerle ağır ağır, bir kartal kanadı sürükler gibi çırpar dururdu... Onun hitabet merakına, yorulmadan cümleleri inci dizer gibi dizmesine, bilhassa unutulmuş eski kelimeleri seçerek, sihirli bir beyin mekanizması ile yerli yerine oturtmasına hayret ederdim." (2>

jv/^ Değerli gazeteci Tekin Ererin: "Kendisine zulmetmekten başka kurusu pek görülmez" dediği Hakkı Tarık Us, gerçekten; "Halil Lütfi Dördüncü gibi uzun adımlarla yürüyüp, ayakkabılarını eskimekten sakınacak yerde, hiç sokağa çıkmıyarak daha çok tasarruf eden biri idi...

O, belki bu garip tasarruf hesaplan yüzünden hiç evlenmemişti...

Atatürk'e bağlılıklarıyla tanınan Hakkı Tarık ve ağabeyi Asım Us, çıkardıkları "Vakit" gazetesiyle, Milli Mücadelenin kazanılması yolunda ülkeye büyük hizmette bulunmuşlardı...

"Bir gün Vakit'te Gazi Hazretlerinin Yalova'ya gelmesi do-layısıyle çıkan haberde, mürettip, başlığa G yerine T harfini koymuş. Bu yanlışlık musahhihin de gözünden kaçmış. Haber "Tazi Hazretleri Yalova'da" olarak çıkmıştı. İkisi de mebus olan kardeşler kendilerini af ettirmek için ilk vapurla Yalova'ya koşmuşlar, Atatürk gazeteyi görmeden özür dilemenin yolunu aramışlardı. Bekleme salonunda Gazinin uyanmasını heyecan ve korku içinde beklemekte iken, nihayet huzura kabul edilmişlerdi. Binbir özür dileyerek yapılan yanlışlığı anlatmışlar, müretti-bi işten çıkardıklarını, tekrar böyle bir yanlışlığın olmayacağını teminat üstüne teminat vermişlerdi.

Atatürk bunları dinledikten sonra:

-Üzülmeyin, işinizin başına dönün. Bir gazete ki, onu musahhihi bile okumaz, bu yanlışlığın ne ehemmiyeti var, demişti."O)

Kanun şerhlerine ait bazı eserlerinden başka, Ahmet Mithat'ın "Henüz 17 Yaşında", Namık Kemal'in "Kanije Müdafaası" ve Nâbizâde Nâzım'ın "Kara Bibik" adlı kitaplarının Türkçe baskılarını yapmıştır.

Basın hukuku ve hürriyeti alanındaki, azametli başarısı ile, büyük hayranlık toplayan ve 21 Ekim 1956'da ebediyete göçen Hakkı Tarık Us, işte böylesine renkli bir şahsiyetti...

Fakat ne yazık ki, Türk basın âlemi, geçirdiği sosyal sarsıntılar yüzünden, onun hakkı olan değerlendirmeyi ölümünden sonra bile ondan esirgemiştir.... Lâkin, iyiyi, doğruyu ve güzeli seven ve bu umdelerin başına vatanı tac eden Hakkı Tarık Bey, bıraktığı eser ve hâtıralarıyle "Basın Tarihindeki haşmetli yerini hep koruyacaktır...

1.    N.F.K. “Bâb-ı âli”, İstanbul 1976.

2.    Tercüman Gzt. Sanat ve Hatırat Köşesi, 1965.

3.    Türk Edebiyatı, Ekim 1986.

* Çağrı Dergisi; Kasım 1994.

Abdullah SATOĞLU

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile